11 Ekim 2011 Salı

'Hepimiz Kürdüz hepimiz KCK'liyiz'

BDP'ye dönük siyasi operasyonlara karşı Taksim Meydanı'ndan barış sloganları yükseldi. Siyasi parti, demokratik kitle örgütleri, "Hepimiz Kürdüz, hepimiz KCK'liyiz" dedi, BDP'ye yönelik tutuklama ve operosyonların durdurulmasını istedi. 

ESP, EMEP, Halkevleri, ÖDP, SODAP, 78'liler Vakfı ve KESK üyeleri, BDP'ye yönelik gözaltı ve tutuklamalara karşı Taksim Meydanı'nda bir araya geldi.

ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Sema Solaklı, kurumlar adına yaptığı ortak açıklamada, son 6 ay içerisinde 4 bin 148 BDP'linin gözaltına alındığını, bin 548'nin tutuklandığını, 14 Nisan 2009'dan beri ise 7 bin 748 BDP'linin gözaltına alındığını bunlardan 3 bin 895'inin tutuklandığını hatırlattı.

“Artık yeter BDP'ye karşı siyasi linç tutumundan vazgeçin” diyen Solaklı, BDP'li siyasetçilerin kitleler halinde tutuklanmasının, "'90'lı yılları aşan yeni bir kontgerilla konseptinin belirtileri" olarak nitelendirdi.

BDP'ye yönelik operasyonların, savaştan başka bir yol bırakmadığını, halkların barışını ve kardeşliğini hedef aldığını aldığına dikkat çeken Solaklı şunları söyledi: “AKP hükümetini uyarıyoruz; Kürt sorunun terör yöntemleri ile çözmekten vazgeçin. Halkın demokrasi ve özgürlük taleplerine polisleriniz ile saldırmayın. Emeğin üzerindeki sömürü, baskı ve hak gasplarını sürdürmekten vazgeçin. Aksi halde sonunuz Mübarek ve Bin Ali gibi olur. Gözaltına almalara son verin, tutuklanan BDP'lileri serbest bırakın.”

Solaklı'nın ardından siyasi parti ve kitle örgütlerinin başkanları konuşmalar yaptı.

'KÜRT HALKININ MÜCADELESİNİ SİNDİREMEYECEKSİNİZ'

İlknur Birol (Halkevleri Genel Başkanı):

Yıllardır söylediğimiz bir kelimeyi bir kez daha ve daha yüksek bir sesle yükseltmek için bir araya geldik: 'Hemen ve derhal barış.' Kürt halkının onurlu bir halk olarak haysiyet davasını kelepçe ve gaz bombaları ile sindiremeyeceksiniz. Sinmeyecek ve tarihten kaybolmayacak bir halkı kabul edeceksiniz. Ama bu kabul boynuna kelepçe geçirerek olmayacak. Bugün AKP'nin ve Erdoğan'ın yaptığı bu topraklar üzerinde ölümlere yol açan bu kavgayı terbiye ederek uslandırarak kendi yanına çekerek bir çözümdür, bu çözüm değildir.

Bu topraklar onurlu halkların bütün zulmedenlere karşısında başını dimdik gezdiği topraklardır. Gelin tarihten bir ders alın vazgeçin, Kürt halkının en insani ve doğal talepleri karşısında direnmeyin, Kürt ve Türk halklarının arasında bu direncinizle nifak sokmayın. Gelin eşit yaşamın, özgür yaşamın birlikte kurulabileceğini gösteren bir müzakere masasını, siyasi irade ile ortaya koyun. Gelin kelepçe taktığınız BDP'li siyasilerin ellerindeki kelepçeyi çıkarın. Kürt halkı için anlamını bildiğiniz siyasi iradenin üzerindeki tecridi kaldırın. Bu topraklar özgür halkların eşit yaşadığı topraklar olsun diye faşizmin kırıntıları ile bizi ıslah etmeye çalışmayın.”

'AKP'NİN ÜRETMEDİĞİ ÇÖZÜMÜ ÜRETMEK İÇİN...'

Figen Yüksekdağ (ESP Genel Başkanı): Bu ülkede 30 yıldır Kürt halkına karşı haksız ve kirli bir savaş sürdürülüyor. Bugün geldiğimiz noktada bütün savaş hukuku ve ahlakının hiçe sayılarak tırmandırıldığını görüyoruz.

Tüm saldırılar Türkiye halklarının ortak talebi olan barış isteğini baltalamaya, barış çabasının önünü kesmeye dönüktür. Bir taraftan askeri operasyonlar sürdürülüryor, dağda Kürt, askerde Türk gençleri bu haksız savaşın kurbanı haline getiriliyor. 30 yıldan bu yana karanlığa gömülmüş bir siyasi tablodan bahsediyoruz. Askeri operasyonları BDP'li siyasetçilerin, belediye başkanlarının gözaltına alındığı siyasi operasyonlar takip ediyor. BDP'lilere dönük operasyon aslında ülkemizdeki tüm muhalefete, söz eylem ve örgütlenme hakkına dönük bir saldırıdır. O nedenle bir kere daha bütün açıklığı ile görmek istiyoruz ki, 30 yıldan beri olduğu gibi ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Bu ateş sadece Kürt halkını yakmıyor. Bu nedenle tüm Türk halkının barış ve çözüm iradesini gerçekleştirmesi ve geliştirmesi ekmek ve su kadar bu ülke bakımından bir ihtiyaçtır.

Kürt halkının bütün haklı taleplerinin sonuna kadar arkasındayız. Her şeyden öncede barış talebinin ve mücadelesinin yanında ve tam içinde olduğumuzu ifade etmek için buradayız. Bugünden itibaren devlet bütün askeri ve siyasi saldırganlık politikalarına son vermelidir. Başta İmralı olmak üzere tüm F tipi cezaevlerinde siyasi tutsaklara dönük tecrit politikalarına son verilmelidir. Kürt halkının siyasi iradesi, demokratik çözüm çaba ve isteği dikkate alınmalıdır. Laz, Çerkez, Türk, bütün Türkiye halkları olarak AKP hükümetinin üretmediği demokratik çözümü üretmek için beraber yürümeliyiz.”

'YURTTA SAVAŞ CİHANDA SAVAŞ'

Selma Gürkan (EMEP Genel Başkanı): Ne yazık ki en çok demokrasiden bahseden, demokrasi için en çok açılımları ortaya atan AKP hükümetinin döneminde, en çok demokrasi ve barış talep ettiğimiz eylemleri gerçekleştirdik.

Bu topraklarda bir söz dolanır, 'Yurtta sulh cihanda sulh' diye. Bu söz AKP hükümeti döneminde “Yurtta savaş cihanda savaş” şeklinde çevrilmiştir. AKP muhaliflere, emek güçlerine, gazetecilere karşı topyekün savaş açmış durumda. Bu yöntemler yıllardır denendi, savaş konsepti barış talebini engelledi mi, hayır. 17 bin kayıp nasıl ki Kürt halkının mücadelesini engelleyemediyse bu gözaltılar ve tutuklamalarda engel olamayacak. Tarihin önünde hesap vermek, tarihe Mübarekler gibi geçmek istemiyorsanız bu savaş politikasından vazgeçin. Biran önce müzakerelere başlayın.”

'HEPİMİZ KÜRTÜZ, BDP'LİYİZ, KCK'LİYİZ'

Alper Taş (ÖDP Genel Başkanı): Bu tutuklamaların adı tam anlamıyla terördür. Bu tutuklamalar tam da BDP'nin boykot kararını kaldırdığı, Meclis'e dönme kararı aldığı günlerde yaşanmıştır. Bu neyin işaretidir? Meclise dönmek istemesinden dolayı BDP pişman edilmek mi istenmektedir? Siyasal alanın, demokratik mücadele alanın önü kesilmek mi isteniyor? AKP hükümeti demokratik açılım adı altında bir politika başlattı. Başlangıçta bu ülkede yaşayan herkes bundan umutlandı ama görüldük bu açılım bir tasfiye operasyonudur. Hani demokratik açılımda dağdakiler ovaya indirilecekti. Bırakın dağdakini, düz ovadakilerine dahi siyaset hakkı tanımıyorsunuz. Hani siyasetle müzakere yapacaktınız? Kiminle yapacaksınız? Sizin müzakereniz cezaevine tıkmak, tutuklamak mıdır? Bu tehlikeli ve kötü bir yoldur, derhal vazgeçin.

AKP, savaş politikalarından derhal vazgeçmelidir, görüşme ve müzakerelerin yolu açılmalıdır. Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılmalıdır. Bu meydan tanıktır, Hrant kardeşimiz öldürüldüğünde hipimiz Ermeniyiz dedik. Alevi yurttaşlarımız ayrımcılığa uğradığında hepimiz Aleviyiz dedik. Malatya'da Hristiyan kardeşlerimiz öldürüldüğünde hepimiz Hristiyanız dedik. Şimdi ilan ediyoruz ki, Kürt kardeşlerimize yapılan baskılardan sonra diyoruz ki, hepimiz Kürt'üz, hepimiz BDP'liyiz, hepimiz KCK'liyiz.

'SÖZÜMÜZ, DÜŞÜNCEMİZ, ÇÖZÜMÜMÜZ ORTAK'

Levent Tüzel (Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku Milletvekili): Ülkemiz tam bir cezaevine dönüştürülüyor. Hergün yeni gözaltı ve tutuklama haberleri geliyor. Bu ülkede özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve barış isteyenler 'terörist' muamelesi görüyor. Bize 'gelin bu meseleyi Meclis'te tartışalım' diyenler, Meclis'teki temsilcilerin demokratik siyaset yapma hakkını engelliyorlar.

Görüyoruz ki AKP hükümetinin tek bildiği şey nefret, düşmanlaştırma ve baskıcı devlet terörü uygulamak. Bu yolun yol olmadığını hepimiz görüyoruz. O nedenle Meclis'te sadece bizlerin sesinin çıkması değil bugün olduğu gibi her yerde en çokta barışa, kardeşliğe eşit haklara, emeğin hakkını korunması ihtiyaç duyan bizler Kürt kardeşlerimize, saldırıya uğrayan, tutuklanan BDP'li siyasetçilere sahip çıkmak zorundayız.

AKP'nin açılım politikasının arkasında ceplerinde bir dönemin kötü ünlü Başbakan Tansu Çiller gibi liste taşıdıklarını görüyoruz.

Bunun çözüm olmadığını, 30 yıldır süren yaşanan acıları daha çok büyüteceğini biliyoruz. Herkesi hükümete karşı durmaya çağırıyoruz. Sözümüz, düşüncemiz, çözümümüz ortak. Savaşa, askeri-siyasi operasyonlara son verilsin. Meclis'te bütün halkımızın itirazına rağmen çıkarttığınız tezkereyi uygulamayın. Sınır ötesi harekatlardan, bölgedeki çatışmalardan, gözaltı ve tutuklamalardan çözüm çıkmaz. Gözaltına aldığınız, herkesi serbest bırakın, tutuklamalara son verin. Elbette çözüm ve barış için tek yol diyalog ve müzakeredir."

Kaynak: ETHA