27 Mayıs 2012 Pazar

Devlet 'Kürk'ü Kürt anlayınca

1 Mayıs'tan sonra yapılan 'anarşist avı'nda şiddet karşıtı, vegan/vejeteryan hayvan hakkı aktivistlerine de örgüt operasyonu yapıldı.


1 Mayıs’taki banka saldırılarıyla ilişkili Terörle Mücadele (TEM) ekiplerinin ‘anarşist avı’nda ‘Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin yedi üyesi ve üyelerden birinin 8 aylık hamile eşi de gözaltına alındı. Günlerce gözaltında sorguya çekilen hayvan hakkı aktivistleri, evlerinde barınaklardan ve sokaklardan topladıkları hayvanlarla yaşıyorlar. Dernek tüzüğünde ‘canlılara şiddet uygulayan, ırkçı, faşist, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik’ kimseler ile ‘silah taşıyanların’ üye olamayacakları yazılı. ‘Yaşamın şiddetten ve silahtan arındırılmasının savunulması’ derneğin ilkesi. 

‘Apolitik ve elitist hayvansever’lerden farklı olarak, insan hakkı ihlalleriyle de ilgileniyorlar: Kürt meselesi de, iş kazaları da, trans cinayetleri de gündemlerinde. “Emniyetin de savcının da anlamadığı nokta, bir hayvan hakları derneğinin bu gibi mevzulara neden burnunu soktuğu. Ama biz hayvan hakları ihlalleri ile insan hakları ihlallerini birbirinden ayırmıyoruz. Resmin bütününü görmeden hiçbir sorunu çözemezsiniz” diyor üyelerden Burak Özgüner.


Üyelere sorgu sırasında ‘Kürt müsün, Kürtçe biliyor musun’ gibi sorular sorulmuş. KCK operasyonlarını eleştirmek için yazdıkları bir basın bildirisi de dernek üyelerinden birinin evinde ‘bulunan’ 104 yıllık bir Ermeni dergisi de sorguya takılmış. Dernek toplantı notlarında geçen ‘Kürk fuarı protestosu’ da sorgu tutanağına ‘Kürt fuarı protestosu’ diye geçmiş. Derneğin felsefe öğrencisi olan bir aktivisti hâlâ tutuklu. 

Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Aydoğan, İstanbul Üniversitesi’nde son sınıf hukuk öğrencisi. Aydoğan anlatıyor: 

Sabah 5’te kapım çalındı, eve bir anda 12 polis girdi. Okul defterlerimin yanında politik gördükleri bütün dergileri de topladılar. Hepimizin evinde baktığı hayvanlar da mağdur oldu. Gözleri görmeyen kedimi tekmelemişler. Yalnız yaşayan bir arkadaşımızın balıklarını başkasına bırakmasına müsaade etmemişler, balıkları öldü. Bir arkadaşımızın kolu kırık kedisini sokağa atmışlar. Adli tıpta tanıdığım diğer hayvan hakkı aktivistlerini görünce ‘Evinde kedisi olanları mı topladınız’ dedim. Gözaltındaki ilk gün vegan ve vejeteryan olduğumuz için bayat ekmekten başka bir şey yiyemedik. Ertesi gün vejeteryan mönüsü getirdiler, bu sefer veganlar aç kaldı. Bir arkadaşımızın annesi yemek getirdi, ‘Vegan hastalığı mı var’ diye sormuşlar, yemeği vermemişler. Ben pasifistim, şiddet karşıtıyım ama banka camı kırmaya şiddet deniyorsa bizi dört gün boyunca tutsak etmek ne oluyor?” 

3. köprüyü bile sormuşlar 

Derneğin Başkan Yardımcısı Burcu Çelik anlatıyor: “Uzun süre barınaklarda çalıştım. Emniyette hücreye atılıp üzerime kapı kapatılınca, kendimi kafeslere kapatılan hayvanlar gibi hissettim. Bel ve boynumda problem olduğu için yoga yapıyorum. 12 kadın yoga yaptık. ‘Emniyette ilk defa böyle insanlar görüyoruz’ dediler. ‘HES’e de, nükleere de, 3. köprüye de karşı mısın?’ diye sordular. ‘Evet’ deyince, ‘Peki trafik ne olacak’ diye sordular. Polis ‘Sizin dernek suçlu değil, ama provoke edilebilir. Basın açıklaması yapacağınızda haber verin, hatta dışarıda da görüşelim’ dedi.” 

‘Gerçekleri gizleyemezler’ 

Dernek üyesi Umut Önder: “Anarşistlerin neredeyse hepsi şiddet karşıtıdır, özellikle de bu topraklardakiler. İlk vicdani retçiler ‘sıfır şiddet’ deyip üniformayı reddeden anarşistlerden çıktı. Ayrımcı politikalara karşı sokaktadırlar. Saatte 500 bin hayvanı katleden McDonald’s gibi firmalara karşı hayvan özgürlüğünü savunurlar. İnsanların isyan etmeleri için anarşistlere ihtiyacı yok. Bankalara ve küresel şirketlere yönelik öfkeyi sadece ‘birkaç marjinalle’ alakalı bir şeymiş gibi göstererek gerçeği gizleyemezler.

Elif İNCE
Kaynak: Radikal

Derneğimiz üyeleriyle yaptığı bu röportaj için Radikal'den Elif İnce'ye teşekkür ederiz.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

BASIN TOPLANTISI: 1 MAYIS KOMPLOSUNU KINIYORUZ!

Bugün, İnsan Hakları Derneği İHD İstanbul Şubesi'nde 1 Mayıs gözaltıları ile ilgili derneğimize ve üyelerimize karşı yürütülmek istenen komployu kınadık ve gözaltındaki hak ihlalleri ile ilgili bir basın toplantısı düzenledik. 


Basın toplantısına, derneğimizle dayanışmak için Bağımsız Hayvan Platformu, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul İl Örgütü, Devrimci Anarşist Faaliyet, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Beyoğlu Meclisi, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP), Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Senoz Vadisi Koruma Platformu, Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi, Yeşil ve Sol adlı oluşumlar da katılarak destek verdi. Katılım ve dayanışmadan ötürü kendilerine teşekkür ederiz.

Çıkan haberler:


Okunan basın açıklamasının tam halini aşağıda bulabilirsiniz: 


 BASINA ve KAMUOYUNA,

23.05.2012, Çarşamba

14 Mayıs 2012 sabahı, bu yılki 1 Mayıs'ta yaşanan bazı kapitalist kurumlara ve binalara karşı yapılan saldırılarla ilgili olarak 7'si derneğimiz Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin üyesi olmak üzere onlarca kişi, yapılan eşzamanlı operasyonla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekiplerince gözaltına alınmıştır. Bu 7 kişiden biri de 1 Mayıs yürüyüşünde olmadığı halde gözaltına alınan, 8 aylık hamile, üstelik bir de hasta olan bir üyemizdi. 

Derneğimiz, 1 Mayıs'ta Şişli güzergâhından, hayvanları andıran yüz makyajları ve hayvanlara yönelik zulüm ve tahakkümle ilgili dövizler tutan hayvan hakları savunucuları ile Taksim 1 Mayıs alanına yürümüş ve hayvanlara, insanlara ve doğaya karşı sömürüyü, tahakkümü her ortamda olduğu gibi 1 Mayıs'ta da teşhir etmek amacıyla sokağa çıkmıştır. Ancak, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında sorguları yapılan dernek üyelerimize, asılsız ve son derece çirkin ithamlarda bulunulmuş ve çeşitli suçlar isnat edilmiş; üyelerimiz 4 gün boyunca temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılarak gözaltında tutulmuştur.

Gözaltına alınan üyelerimizin tamamının vegan (menşei hayvan olan hiçbir şeyi tüketmeyen ve kullanmayan) ve vejetaryen olan yaşam tarzları sık sık sorgulanmış; bu tercihlerimize sürekli olarak art niyetli olarak yaklaşılmış, tercihlerimiz ve yaşam tarzlarımız başka yönlere doğru çekilmek istenmiştir. Gözaltına alınan vegan üyelerimiz, ilk gün, ekmek dışında hiçbir şey yiyememiş; diğer günlerde ise sabah 9.00'dan akşam 5.00 - 6.00'a kadar sadece iki adet küçük sandviç ekmeği ile gözaltı süresini geçirmiştir.

1 Mayıs'ta yaşanan olaylarla ilgili olarak Emniyetçe yapılan soruşturma ve sorgulamalarda, gözaltına alınan kişiler, terör örgütü kurmak, üyesi olmak ve bölücülüğü ima eden faaliyetlerle suçlanmış, soruşturmada ısrarla yasadışı bir terör örgütünün varlığı aranmıştır. Gözaltına alınan ve çoğu birbirini tanımayan kişilerden oluşan toplamın sorgusunda; ortada bir örgütün varlığının olmadığını anlayan Emniyet, bu sefer daha da ileri giderek, derneğimizi yasadışı örgüt kapsamında değerlendirme çabası içine girmiştir. Gözaltının ilk günlerinde derneğimizin, insanları suç işlemeye teşvik ettiği, bunun için belli bir yere topladığı ve dernek üyelerinin önce alana yüzleri açık bir şekilde geldiği ve yürüyüşe başlandığı anda da üyelerimizin yüzlerini kapatarak çeşitli banka ve binalara saldırdığı Emniyetçe iddia edilmiştir. Olay günü yaşanan saldırı olayları ile derneğimizin ve üyelerimizin hiçbir ilgisi olmamasına, bunun görüntülerde sabit olmasına ve yüzü kapalı birçok kişinin hâlâ tespit edilememiş olmasına rağmen, Emniyet,  derneğimizle ilişikleri bulunmayan gözaltındaki kişilere derneğimiz hakkında yoğun olarak sorular sormuş, "mülâkat" adı altında sorgulanan insanlar, derneğimizle bağlantılandırılmaya çalışılmış ve varlığı tespit edilemeyen örgüt olarak da derneğimiz işaret edilmiştir.

Gerek ceza hukukuna gerekse herhangi bir mevzuata göre suç teşkil etmeyen pankart, flamaları, 1 Mayıs yürüyüşünde taşıyan, farklı ideolojileri benimsemiş üyelerimiz de değişik ithamlarda bulunularak sorgulanmıştır. Mülâkat ve sorgulamalarda, gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanı sıra gözaltına alınmamış üyelerimiz de töhmet altında bırakılmaya çalışılmıştır. Soruşturma kapsamında adı geçmeyen üyelerimizin de fotoğrafları ve isimleri, gözaltındaki kişilere sorularak haklarında bilgi toplanmak istenmiştir.

Bunların yanı sıra, 1 Mayıs'ta Şişli güzergâhı üzerinden bizimle yürümeyen feminist bir üyemiz de fotoğraflarda görülen yüzü kapalı bir kişi ile Emniyet tarafından eşleştirilmiş ve gözaltındaki kişilere teşhis ettirilmeye çalışılmıştır. Keza, 8 aylık hamile olan üyemiz de 1 Mayıs'ta orada bulunmadığı halde gözaltına alınarak sorgulanmıştır.

Dernek kurucularımızın birinin evinden çıkan, dernek toplantı notlarında yer alan "KCK" başlığı, bu adla bilinen siyasî operasyonları kınamak amacıyla yazdığımız ve yine kamuoyu ve basınla açıkça paylaştığımız basın bildirisi, gizli bir not muamelesi görmüş, "üst yönetime bildirilmek üzere" ibaresi ile değerlendirilmiş ve derneğimizin KCK ile bağlantısı sorgulanmıştır. Yine aynı üyemizin evinde ele geçirildiği iddia edilen ve üzerinde, üyemizin anlamını bilmediği, Kürtçe bir cümlenin yazılı olduğu, üyemizin ve üyemizle aynı evde ikâmet eden yakınlarının el yazıları ile hiçbir benzerlik göstermeyen, yırtılmış sarı bir kâğıt parçası da farklı şekillerde değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Yine toplantı notlarının yazılı olduğu aynı kâğıtta, dernek toplantısında konu olarak görüşülen "Kürk fuarı protestosu" ibaresine de sorgu tutanağında, üyemize yöneltilen sorularda "KÜRT fuarı protestosu" olarak yer verilerek üyemiz sorguya alınmıştır. Tüm bu çelişkili durumlar, derneğimize ve üyelerimize ne şekilde yaklaşıldığının ve Emniyet'in bize karşı olan tutumunun birer kanıtıdır.

Yaşadığımız gözaltı süreci sadece insanları değil, hayvanları da etkilemiştir. Gözaltı süresince, üyelerimizin birinin sorumluluğunda olan köpekler, fiziksel ve görme engelli ve hasta kediler, tek kanatlı, engelli martılara sunulan bakım da Emniyet’in operasyonu nedeniyle mecburen kısıtlı olarak sürdürülmüş, aksamıştır. Yine bir üyemizin evinde arkadaşımızla birlikte yaşayan bir kedi de polis ekiplerince tekmelenerek kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Ayrıca gözaltına alınan bir kişinin evinde bulunan kırık bacaklı bir kedinin de TEM ekiplerince sokağa atıldığı, başka bir kişinin sorumluluğundaki balıkların da ölüme terk edildiği ve sonunda öldükleri edindiğimiz bilgiler arasındadır.

Derneğimizin ilkelerinin, amacının ve faaliyet konularının yazılı olduğu, İçişleri Bakanlığı'nca tetkik edilerek onaylanmış dernek tüzüğümüz ve dernek görüşlerinin açıkça yazılı olduğu manifestomuz, bugüne kadar muhtelif konularda yazmış olduğumuz basın bildirileri, açıklamaları, tespit ve görüşlerimizi içeren metinlerin tamamı herkesin erişimine açıktır; kamuoyuyla ve basınla paylaşılmıştır. Medenî Kanunun 90. maddesinde de belirtildiği üzere, derneğimiz de tüzüğü çerçevesinde faaliyet göstermekte ve derneğimizin duruşu, çizgisi birçok kesimce bilindiği gibi, devletin "malûm" birimlerince de bilinmektedir. Hâl böyle iken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, gözaltı süresince derneğimizi yasadışı bir örgütmüş gibi değerlendirme eğilimine girmiş; derneğimizi ve üyelerimizi ısrarla kriminalize etmeye çalışmıştır.

Anayasa'nın 33. maddesi, Medenî Kanunun 8, 9, 10 ve 57. maddeleri, Dernekler Kanununun 3. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesi, görüşüne bakılmaksızın herkesin dernek kurabileceğini ve derneklere üye olabileceğini hükme bağlamıştır. Sivil toplum kuruluşları ise, siyaset yapmak için değil; sivil toplum anlayışı ve tanımı çerçevesinde faaliyet göstermek için kurulmaktadır. Belli bir amacın tahakkuku amacıyla ve belli ilkeler çerçevesinde, diğer derneklerde olduğu gibi derneğimiz de farklı ideolojileri benimsemiş kişilerden oluşmaktadır; hatta bundan daha doğal bir şey de yoktur. Var olan mevzuata göre de hiçbir ideoloji, dernek kurma ve üyelik hakkının sınırlandırılmasına engel teşkil etmemektedir. Üyelerimiz de benimsemiş oldukları ideolojilerinin propagandasını yapmak için değil; dernek amaçları ve ilkeleri doğrultusunda canlıların esenliği için, hakların uygulanabilirliğini arttırmak ve geliştirilmesini sağlamak, ekoloji mücadelesi vermek için çalışan ve hepsi farklı toplumsal mücadele alanlarında kendilerini ifade eden, tanınan aktivistlerdir. Tüm bunlara ve mevzuatta açık bir şekilde hükme bağlanmış durumların varlığına rağmen, derneğimiz ve üyelerimiz tek bir ideoloji potasında eritilmiş, üyelerimizin bireylikleri yok sayılmış, üyelerimizin benimsemiş oldukları farklı görüşlerin neden aynı olmadığı ısrarla sorgulanmış ancak “tektipleştirme”ye aykırı olan bu durum, Emniyetçe bir türlü algılanılamamıştır. Emniyet, manifestomuzda yazılı olan "Hak kavramının her türlü siyasî ideoloji ve dünya görüşünün üzerinde bir değer olduğunu kabul etmek" ilkemizi de anlayamamış olacak ki derneğimizi de birimi olduğu ve “göstermelik” mevzuatlar çıkaran devlet gibi samimi olmayan bir yapı zannetmiştir. Ancak, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, bugüne dek tüm eylem ve söylemlerinde ilkelerinden ve çizgisinden ödün vermemiş; istisnai durumlar öne sürerek hak kavramının ve tanımının esnetilmesine ya da anlamsızlaştırılmasını asla kabul etmemiştir.

2010 yılından bu yana haberdar olduğu her türlü hak ihlaline ve ekolojik yıkıma, insan, hayvan, doğa ya da ırk, din, dil vb. hiçbir ayrım gözetmeksizin imkânları dahilinde tepki koymaya çalışan, hak ihlallerine maruz kalanlarla dayanışma örnekleri sergileyen derneğimiz, hak savunusu yapan ve mücadelesi veren, İstanbul Valiliği'ne kayıtlı, resmî ve bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur.

Hiçbir yasadışı faaliyeti bulunmayan ve şeffaflığı ortada olan derneğimiz, bugüne kadar herhangi adlî ya da idarî bir soruşturma da geçirmemiştir. Ancak, savcı talimatı ile salıverilen kişilerden öğrendiğimiz bilgiler, derneğimize ne denli şüphe ile yaklaşıldığını ve derneğimiz hakkında nasıl bir izlenim oluşturulmaya çalışıldığını gösterir niteliktedir. Resmî bir STK olan derneğimizle ilgili Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce özel bir dosya hazırlandığı, üyelerimizin birçoğunun teknik ve fizikî takip kapsamında izlendiği, internette haberleşme amacıyla kullanılan elektronik grubun takip edildiği ve e-postaların depolandığı, Emniyetçe elde edilen bu verilerin ve gerçeği yansıtmayan çeşitli görsel bilgilerin, şüpheli sıfatıyla gözaltında tutulan kişilere gösterilerek derneğimiz hakkında şaibeli bir kuruluş izleniminin yaratılmaya çalışıldığı da salıverilen kişiler tarafından adliyede bizlere aktarılmıştır. Bu bilgiler, fotoğraflar, teknik ve fizikî takip sonucunda elde edilen tespitler, tarafımıza sorulmamış, bu bilgilerin doğruluğunun teyidi için dahi üyelerimiz sorgulanmamıştır. Ancak, konu, gerçek olmayan iddia ve asılsız ithamlara gelince hiçbir mesnedi olmayan değerlendirmeler için görgümüze başvurulmuştur. Derneğimizle ilgili hâlihazırda ulaşılabilir durumda olan bilgiler, gözaltındaki "şüpheli"lere farklı değerlendirmelerle aktarılmış, gözaltındaki insanların kafası karıştırılmak istenmiş ve derneğimiz hakkında önceden belirlenmiş bir izlenim oluşturma çabasına girilerek, olmayan örgütün tespiti için derneğimiz "günah keçisi" olarak seçilmek istenmiştir.

Şiddet tanımının ayrıca ele alınması, tartışılması gerekliliği bir yana, tüzüğümüzde açıkça belirtilen "Irkçı, faşist, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik, kökten dinci, canlılara şiddet uygulayan, nefret suçu işleyen, tacizci, silah taşıyan ve ayrımcılık yapan, doğayı tahrip eden işler yapan ve hakların kullanılmasına engel olmalarıyla tanınmış başvuru sahipleri derneğe kesinlikle üye olamaz" diye geçen üyelik koşulu ve "Yaşamın şiddetten ve silahtan arındırılmasını destekleyecek düşünce ve eylemlerin desteklenmesini, diğer yandan da barışı kalıcı hale getirecek diyalog zeminlerinin geliştirilmesini savunma" ilkemiz, derneğimizin şiddete ne şekilde yaklaştığının bir ifadesidir. Şiddet kavramını sürekli sorgulayan, birçok toplumsal sorun üzerine kafa yoran, yaşamın şiddetten arındırılması gerektiğini düşünen ve psikolojik olanı da dahil olmak üzere her türlü şiddeti hayatlarından, zihinlerinden mümkün olduğunca def etmiş, zulmün, tahakkümün, tutsaklığın en ağır biçimlerine maruz bırakılan hayvanlar için de ezilen insanlar için de bambaşka bir ahlâk ve toplumsal özgürlük tahayyülü taşıyan, etik sebeplerle vegan/vejetaryen olmayı seçmiş üyelerimize ahlâk, hak, şiddet gibi konularda en son ders verecek kurum da AİHM'de yüzlerce kez devleti mahkûm ettiren hak ihlallerinin, ihmallerin sorumlusu olan Emniyet'tir.

Ayrıca, temel hukuk ilkesi olan masumiyet karinesi de derneğimiz için ortadan kaldırılmış, derneğimizin üyeleriyle birlikte gözaltına alınan tüm kişilere en başından beri birer suçlu muamelesi yapılmış, erişime açık olan bilgiler saptırılarak gözaltı süresi boyunca insanlara psikolojik bir yıkım yaşatılmıştır.

Gözaltı sürecinde yaşananlara, bize yöneltilen sorulara bakıldığında, tüm canlılar için topyekûn bir özgürlük talep eden derneğimizin kasıtlı olarak yıpratılmak istendiği, suçlulaştırılmaya çalışıldığı ve kurduğumuz hayallerden, bizden ve bize yakın düşüncelere sahip olan çevremizden, devletin ne denli rahatsız olduğu, hatta korktuğu da aşikârdır.

Kendisini şiddetten, kirli tahakküm ilişkilerinden mümkün olduğunca arındırmaya çalışan, hayvanlara uygulanan zulme ve tahakküme ortak olmamak ve bir sivil itaatsizlik örneği olarak vegan/vejetaryen yaşam biçimini benimsemiş, hiçbir ayrım gözetmeksizin hak ihlallerinin teşhiri ve hak savunusu için mücadele veren bizler de Terörle Mücadele Yasası (TMY) ve Özel Yetkili Mahkeme (ÖYM) diye anılan, muhalif kesimleri bir bir susturmaya ve tasfiye etmeye yarayan yapılardan nihayet nasibimizi almış bulunmaktayız.

Muhalefetin ya da karşı çıkışın, daha ilk belirginleştiği anda devlet şiddeti ve terörüne maruz kalarak bastırıldığı, muhalif insanların evlerinden, yataklarından toplandığı bu süreç ile insanlar, hak ihlallerine karşı sesini çıkaramayacak vaziyete getirilmek istenmektedir. İfade, düşünce ve basın özgürlüğü, devletin her türlü organı ve olanağıyla baskı altına alınmakta, yok sayılmakta, temel hak ve özgürlüklerin içi boşaltılmaktadır.

Cezaevlerinin muhalif insanlarla dolup taşmasının müsebbibi olan devlet ve hükûmet, son yaşanan gözaltı ve tutuklamalarla muhalifleri susturmaya, bu coğrafyada, insanlar da dahil olmak üzere canlılara ve doğaya uygulanan tahakküme, sömürüye, soykırıma, tecride ve sonu çok ciddi hak ihlalleri ile biten sayısız uygulamaya karşı tepki gösteren tüm muhalif kesimlere gözdağı vermekten ve baskı altına almak istediği kesimleri genişletmekten vazgeçmeyeceğini bir kez daha kanıtlamıştır. Bugüne dek, düşüncelerini özgürce ifade etmek isterken, hak mücadelesi verirken ve bizzat devlet ve sermayece mağdur edilen birey ve gruplarla dayanışırken; insan hakları savunucuları, sosyalistler, sendikacılar, gazeteciler, muhalif aktivistler, akademisyenler, avukatlar ve daha birçok kesimden binlerce insan, cezaevlerine gönderilmiş, varolan ve olası bir muhalefet de devlet şiddetiyle, yıldırma politikalarıyla, tecrit ve tehditle bastırılmaktadır. Bu operasyon ve komplo da sadece derneğimizi değil, son yıllarda yükselen, ivme kazanan anti-otoriter ve özgürlükçü eğilimleri de içeren geniş bir yelpazeyi kapsamakta, devletin, şiddetini anarşistlere, anti-otoriterlere, hayvan hakları savunucularına ve ekolojistlere de nihayet yönelttiğini göstermektedir.

Bu 1 Mayıs operasyonu, hayvan hakları savunucularına, hayvan özgürlüğü aktivistlerine ve ekolojistlere, “terör” kapsamında düzenlenen İLK kapsamlı operasyon olarak tarihe geçmiştir. Devlet, kendisinin ve kapitalizmin yörüngesinden çıkmayan hayvan hakları hareketindeki radikal kırılmanın bir sonucu olarak, çoğu, apolitik ve elitist olan "hayvansever"lerin ve bu coğrafyada yeni yeşeren hayvan hakları ve özgürlüğü hareketinin politize olmasından, diğer ezilen gruplarla dayanışma içerisine girerek toplumsal mücadele kulvarlarını genişletmesinden büyük endişe duyarak bu operasyona ve komploya, derneğimizi de katmış, derneğimiz üzerinden çevremize ve bizlerle benzer düşüncelere sahip kesimlere de “ayar” vermek istemiştir. Aynı durum, anarşist ve anti-otoriter birey ve gruplar için de geçerlidir.

Gözaltı süresince derneğimiz ve gözaltına alınan tüm bireyler hakkında basında ve kamuoyunda yaratılan kasıtlı bilgi kirliliğini, aleyhimizde yapılan propagandayı kınıyor, en azından demokrasi denilen yalanın uygulanabilmesi ve siyasî kıyımların son bulması için bir kez daha TMY'nin ivedilikle yürürlükten çekilmesini ve ÖYM'lerin kaldırılması gerektiğini söylüyor ve gözaltına alınan tüm üyelerimizin serbest kaldığını duyuruyoruz.

Haklarında tutuklama kararı verilen kişilerin de derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Belli bir tahakkümü temel alarak toplum hayatına etki eden sistemlerin değer yargıları ve insanlara verdiği "bölücü", "suçlu", "ahlâksız", "terörist" gibi sıfatların sorgulanması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isteyen derneğimiz, benzer yaftalarla ailelerinin, dostlarının arasından sadece bir kararla çekilip alınarak özgürlükleri çalınan, cezaevine hapsedilen anarşistler ve onların aileleriyle herkesi dayanışmaya çağırıyor.

Gözaltı sürecinde, derneğimizi "içeride" yalnız bırakmayan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Beyoğlu Meclisi'ne, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu'na, müdafiiliğimizi yapan dernek vekilimize, avukat dostlarımıza ve bizlerle dayanışan tüm kuruluşlara, ailelere ve arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Tüm baskılara rağmen Yeryüzüne Özgürlük Derneği, normun dışında kalan, baskı ve zulmün nesnesi haline getirilmiş tüm bireyler, "azınlık"lar, göçmenler, kadınlar, LGBTT bireyler, mahkûmlar, çocuklar, hayvanlar, evsizler, işçiler, radikaller, asiler, “marjinal” diye tanımlananlar ve ötekileştirilen tüm canlılar için yeni bir düzen ve adalet anlayışı arayışına, hak ve ekoloji mücadelesine ve dayanışmayı güçlendirmeye devam edecektir.

Kamuoyuna duyurulur.

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

22 Mayıs 2012 Salı

"Erkekliğin Tahakkümü"nü Tartışmaya Devam Ediyoruz


Sunum ve tartışma: Erkekliğin tahakkümü (Güray Tezcan - Yeryüzüne Özgürlük Derneği)

Yer: Mimar Sinan Üniversitesi, Bomonti Kampüsü

Zaman: 25 Mayıs 2012, 18.30


YARIN: 1 Mayıs gözaltılarıyla ilgili basın toplantısı

BASIN TOPLANTISINA DAVET

1 Mayıs'ta yaşanan olaylarla ilgili, derneğimiz üyelerinin de içinde bulunduğu onlarca kişi, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 14 Mayıs'ta düzenlenen eşzamanlı operasyonla gözaltına alınmış, 4 gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde tutulmuşlardır. Gözaltına alınan tüm dernek üyelerimiz bırakılırken, içlerinde vegan ve vejetaryenlerin de olduğu 9 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

Hayvan hakları, ekoloji ve insan haklarıyla ilgili çalışmalar yürüten derneğimizin üyeleriyle birlikte, başka hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü savunucuları da çeşitli iddialarla gözaltına alınmış, vegan ve vejetaryenlerden oluşan 15'e yakın hayvan hakları savunucusuna Türkiye'de ilk kez "terör" kapsamında operasyon düzenlenmiştir.

Gözaltı sürecinde yaşanan hak ihlalleri ve derneğimiz, üyelerimiz hakkında asılsız ithamlarda bulunarak kamuoyunda "şaibeli örgüt" izlenimi yaratma çabası ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenleyeceğiz. 

Adalet arayışında olan, hak ve özgürlükleri umursayan herkesi, kamuoyunun gözleri önünde sürdürülen bu haksız ve adaletsiz sürece tepki göstermek, dayanışmayı güçlendirmek için YARIN 23 Mayıs 2012 Çarşamba günü, saat 13.00'da İHD İstanbul Şubesi'nde düzenleyeceğimiz basın toplantısına katılmaya çağırıyoruz.

Konuyu bilgilerinize sunar, gözaltı sürecinde yaşanan ve şimdiye dek hiçbir yerde söz edilmeyen gerçeklerin kamuoyuna aktarılması için gerekli katılımı göstermenizi rica ederiz. 


YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ


TARİH: 
YARIN 23.05.2012, Çarşamba

SAAT: 
13.00

YER: 
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ, İHD İSTANBUL ŞUBESİ
Çukurlu Çeşme Sokak Bayman Apt.No: 10/1 Taksim

8 Mayıs 2012 Salı

BUGÜN: Erkeklik Tahakkümüne Dair...

Homofobi Karşıtı Buluşma kapsamında Kaos GL Derneği, Ekoloji Kolektifi ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği "Erkekliğin Tekeşli Heteronormatif Evlilikler ve Et Yeme Üzerinden Tahakkümünü Sürdürmesi" sunumu BUGÜN Ekoloji Kolektifi’nde gerçekleşecek.


Gayle Rubin, Simone de Beauvoir, Engels gibi heteronormativite ve tekeşli evlilikler üzerine çalışan düşünürlerin yanı sıra, Peter Singer, Brian Dominick ve Tom Regan, Carol Adams gibi hayvan özgürleşmesi üzerine yazan düşünürlerin öngörülerinin buluşacağı bu sunum, ataerkil baskı düzenine daha geniş bir perspektiften bakılmasını sağlamayı amaçlıyor.

“İnsana hayvana yeryüzüne özgürlük” sloganıyla çalışmalarını sürdüren Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Güray Tezcan, bu sunumuyla ikinci kez bir Kaos GL forumuna konuk olacak. Tezcan’ın 2011 yazında İngiltere’deki Kent Üniversitesi’nde kadın özgürleşmesi ve tekeşli heteronormatif birlikteliklere alternatif yaşam biçimleri üzerine yaptığı bir araştırmanın sonucunu paylaşacağı bu sunum, ağırlıklı olarak kadın-erkek ilişkilerindeki tahakkümden söz edecek, son olarak da hayvanın mal olarak görülmesinin erkek-egemen kültürle ilintisine değinecek.

BUGÜN / 8 MAYIS SALI
ERKEKLİK TAHAKKÜMÜNE DAİR VİDEO SUNUM

Yeryüzüne Özgürlük Derneği & Ekoloji Kolektifi & Kaos GL

Saat: 18:30 – 20:00

Yer: Ekoloji Kolektifi, İnkılâp Sokak, 26/4 Kızılay-Ankara

Güray Tezcan, Yeryüzüne Özgürlük Derneği
“Erkekliğin Tek Eşli Heteronormatif Evlilikler ve de Et Yeme Üzerinden Tahakkümünü Sürdürmesine Dair”


Avanos'da Köpek Katliamı

Nevşehir'in Avanos İlçesi'nde çöplükte görülen köpek ölüleri, hayvanseverlerin 'köpek katliamı yapıldı' tepkisine neden oldu.


Belediye yetkilileri ise çöplüğe atılan hayvan ölülerinin, ırmak kıyısından alınan köpeklerin canlı değil, ölü olduğunu savundu.

Bir grup hayvanseverin internetteki sosyal paylaşım sitelerine de taşıdığı 'Avanos'ta köpek katliamı' iddiaları ilçeyi karıştırdı. Avanos Belediye Başkanı Mustafa Körükçü ve Başkan yardımcısı Orhan Taş, bu konuda görüşmek istemedi. Belediye Veteriner Hekimi ve Park Bahçeler Müdürü Ahmet Demircioğlu ise, "Kızılırmak kıyısındaki bir resturant civanındaki başıboş köpekler olduğu yolundaki ihbar üzerine, belediyemiz temizlik işlerine bakan özel şirketin elemanları oradaki 3 köpek cesedini alıp, belediye çöplüğüne atmış" dedi. Demircioğlu, hayvansever derneklerinin "Köpekler ırmak kıyısından canlı alınıp öldürüldü" iddiasıyla ilgili olarak da, "Bize köpeklerin ölü olduğu söylendi. Kim hangi amaçla zehirledi bilemeyiz. Konuyla ilgili olarak jandarmaya da aynı bilgiyi ilettik" diye konuştu.

DHA
Kaynak: Haberler.com

Not: Haber metninde köpek ölülerinden "leş olarak" bahsedildiği için metne müdahale edilerek "leş" ifadesi ceset olarak değiştirilmiştir.





 

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Vicdanı Retçiler Günü etkinlikleri 12 Mayıs'ta başlıyor

15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü kapsamında bu yıl, savaşın çocuklar üzerindeki etkileri, vicdani retçi kadınlar ve vicdani retçi eşi kadınların yaşadıkları, 318. madde gibi konular gündeme gelecek.



15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü nedeniyle 12-20 Mayıs günleri arasında çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü'nün tarihi, 1997 yılına dayanıyor. 1993 yılı'nda Milas'ta 40 ülkeden 90 kişinin katılımıyla 8.'si gerçekleştirilen ICOM-Uluslararası Vicdani Retçiler Toplantısı'nda 15 Mayıs'ın Dünya Vicdani Retçiler Günü olması kararlaştırıldı. Vicdani retçi Osman Murat Ülkei'nin 1996 yılında tutuklanmasının arından, 1997 yılı 15 Mayıs'ında Ülke için ilk eylem gerçekleştirildi. Bundan sonra hemen her yıl 15 Mayıslarda çeşitli etkinlikler yapılıyor.

Dini, politik ya da ahlaki gerekçelerle askerliği reddeden vicdani retçiler, bu etkinliklerle savaşa ve militarizme karşı seslerini çıkarıyor.

İLK ETKİNLİK 12 MAYIS'TA

Bu sene 15 Mayıs Platformu tarafından düzenlenecek olan etkinlikler, 12 Mayıs'ta Galatasaray Lisesi önünde bildiri dağıtımıyla başlayacak. Ayrıca aynı gün Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nazan Üstündağ, Barış İçin Vicdani Ret Platformu üyesi Ercan Aktaş ve Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları üyesi Serdar Değirmencioğlu'nun katılımıyla "savaş ve çocuk" konulu panel düzenlenecek.

14 Mayıs'ta Mazlum-der İstanbul Şubesi'nde vicdani retçiler Muhammed Serdar Delice, Enver Aydemir, Nebiye Arı'nın katılımıyla "İslami Açıdan Vicdani Ret" konulu panel gerçekleşecek. 15 Mayıs'ta düzenlenecek olan "Esir Politikaları" adlı söyleşiye 1995'de PKK tarafından kaçırılan ve 18 ay sonra serbest bırakılan 9 askerden biri olan İbrahim Yaylalı da katılacak.

16 Mayıs'da İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Konferans Salonu'nda "Hukuk ve Vicdani Ret" paneli, 17 Mayıs'ta Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nde şüpheli asker ölümleri üzerine söyleşi, 19 Mayıs'da Kafe 26/A'da "Ne Okula Ne Kışlaya" paneli düzenlenecek.

19 Mayıs'ta ise vicdani retçi eşlerinin katılımıyla "Kadınlar Savaşın Neresinde" konulu panel gerçekleştirilecek. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde 20 Mayıs'da düzenlenecek olan "Militarizme Güven Olmaz" paneline BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel katılacak. Ayrıca hafta boyunca kafe 26/A'da "Fotoğraflarla 15 Mayıs" sergisi açık kalacak.

Etkinlikler 20 Mayıs günü saat 18.00'da Taksim'de gerçekleşecek basın açıklamasıyla sona erecek.

Militarizm her yönüyle varlığını sürdürdüğünü belirten 15 Mayıs Platformu, 15 Mayıs Vicdani Retçiler Günü etkinliklerine ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, 47 Avrupa Konseyi ülkesi içinde vicdani red hakkını tanımayan tek ülke olduğunu hatırlattı. Ayrıca, "Halkı askerlikten soğutmak" gibi militarist bir ceza maddesine dayanılarak insanların yargılandığını ve hapse atıldığını belirtti.

Kaynak: ETHA

Karakoçan'da kadın cinayetine tepki

Elazığ'ın Karakoçan ilçesinde Medya Oral'ın nişanlısı tarafından silahla vurularak öldürülmesi kadınlar tarafından protesto edildi.


Karakoçan'da kadınlar, Medya Oral'ın öldürülmesini protesto etmek için basın açıklaması yaptı.

21 yaşındaki Medya (Bediha) Oral, yaklaşık 7-8 ay önce nişanlandığı Akif Y'den ayrılmak istemiş, bunun üzerine Akif Y, Oral'ın Kırkpınar Mahallesi'ndeki evine gitmişti. Akif Y, odada konuştuğu genç kadını silahla vurarak öldürmüştü.

Mahkemece tutuklanan Akif Y, ifadesinde, nişanlısının ayrılmak istediğini söylemiş, barışmak üzere gittiği evde konuştukları sırada kendisini "tahrik ettiğini" iddia etmişti.

Medya Oral cinayetini lanetlemek için kadınlar bugün Karakoçan'a gitti. Sosyalist Kadın Meclisleri, Yeni Demokrat Kadın, Demokratik Haklar Federasyonu'nun da destek verdiği eylem, Karakoçan Belediye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Kadınlar, kadın katliamlarının bir an önce durdurulmasını, caydırıcı cezalar uygulanmasını istedi. Kadınlary, yeni Medya'lar olmasını istemediklerini dile getirdi.

Kaynak: ETHA

4 ayda 250 işçi hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin Nisan ayı raporuna göre, en az 87 işçi iş cinayeti nedeniyle hayatını kaybetti. Nisan, 2012'nin iş cinayetleri açısından en ağır ayı oldu. 4 ayda en az 250 işçi hayatını kaybetti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Nisan ayı iş cinayetleri raporu ile birlikte 28 Nisan'da düzenlediği "İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma / Yas Günü" sonuç metnini de açıkladı.

Meclis'in, basından tespit edebildiği kadarıyla Nisan ayında en az 87 işçi hayatını kaybetti. Ölümler en çok inşaat, maden ve enerji sektöründe yaşandı.

Raporda, "Nisan ayının başında AKP iktidarı Türkiye'nin Çin ve Arjantin'den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu müjdeledi. Ancak bunun bedeli emekçilerin alınteri kanı ve canı oldu" denildi.

Meclisin raporuna göre, inşaatlarda 22, madenlerde 14 ve enerji sektöründe 12 işçi hayatını kaybetti. 2 Nisan'da Eskişehir Mihallıçık'ta yeterli tahkimat alınmadığı için 4 maden işçisi göçük altında kaldı. 3 Nisan'da Erzurum'da 5 enerji işçisi göz göre göre donarak ve boğularak yaşamını yitirdi. 6 Nisan'da 2 tersane işçisi hayatını kaybetti. Böylece Tuzla tersaneler bölgesinde tespit edilebilen 148. ve 149. iş cinayetleri gerçekleşti. Maraş'ta 4 tekstil işçisi patlamada, Elazığ'da 6 yol işçisi meydana gelen hortum sonucu hayatlarını kaybetti. Nisan ayında ataması yapılmayan 3 eğitim emekçisi intihar etti. Antep'te Dr. Ersin Arslan'ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesi de rapora girdi. Meclis, "Sağlıkta dönüşüm politikalarının sonucu genç bir doktor arkadaşımız Ersin Arslan bıçaklanarak aramızdan ayrıldı" dedi.

Rapora göre Nisan ayında en çok iş cinayeti 7'şer işçi ile Erzurum ve İstanbul'da yaşandı. Bunu sırasıyla 6'şar ölüm ile Elazığ ve Antep, 4'er ölüm ile Ankara, Eskişehir, Maraş ve Kayseri izledi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre, 2011 yılında en az 619 işçi iş cinayetinde yaşamını yitirdi. 2012 yılının Ocak ayında 62, Şubat ayında 42, Mart ayında 59 işçi hayatını kaybetmişti. Böylece 2012 başından Nisan ayının sonuna kadar en az 250 işçi hayatını kaybetti.

MERHAMET DEĞİL ADALET İSTİYORUZ

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, dünyanın birçok ülkesinde kabul edilen "28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma/Yas Günü" kapsamında, iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin yakınlarının buluştuğu etkinliğin sonuç bildirgesini de açıkladı. Etkinliğe Davutpaşa, OSTİM/İvedik, Tuzla, Van Bayram Otel, BEDAŞ, Zonguldak maden işçilerinin yakınları ile meslek hastalığına karşı mücadele eden OSTİM Galveniz işçileri katılmıştı.

Etkinliğin sonuç bildirisi şöyle:

1- 28 Nisan günü ülkemizde de "İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma/Yas Günü" olarak resmen kabul edilmelidir. Yas ve Adalet Günü talebimizi her mecrada öne süreceğiz.

2- İşçi aileleri olarak acılarımız ortaktır. Her iş cinayetinde acımızı yeniden yaşıyoruz, bu yüzden çözümü de ortaklaştırmalıyız. 28 Nisan'ın anlamına uygun olarak "Ölenler için yas tut, kalanlar için mücadele et" vurgusuyla talep edilen adalet, ortak mücadeleye hepimizi çağırmaktadır.

3- İş cinayetlerinde yitirdiğimiz işçilerin ailelerine başsağlığı bile dilemeyen patronların tehditkâr, suçlayıcı ve duyarsız tavırlarının yanı sıra ceza almadan tazminat ödeyerek hukuki süreçten çıkmaları insan canını muhasebeleştiren bu sistemi perçinleştirmekte ve yeni iş cinayetlerine meydan vermektedir. Cezasız kalan her iş cinayeti yeni iş cinayetlerine ortam hazırlamak demektir.

4- Hukuk yolunu hem devlet hem de sermaye tıkamaktadır. Taraflı bilirkişi raporları, kan parası verme gibi yollarla adaletin tecelli etmesinin önüne geçilmektedir. Sorumlularınsa hukuk mücadelesinin sonucunda ceza alması ancak kamuoyu baskısı ve sokak mücadelesinin yükselmesi ile sağlanabilir.

Kaynak: ETHA

Yüksekova'da patlama: 1 çocuk yaralandı

Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nde bir çocuk sokakta bulduğu poşeti karıştırırken bir cismin patlaması sonucu ağır yaralandı.

Kürt illerinde sokaklarda bulunan askeri malzemeler, bir çocuğun daha yaralanmasına neden oldu.

13 yaşındaki Sezer Duman, Yüksekova'nın Kaniheyder Mahallesi'nde çöpte bulduğu poşeti karıştırırken patlama meydana geldi.

Ağır yaralanan Duman, olay yerine çağrılan ambulansla Yüksekova Devlet Hastanesi'ne götürüldü. Duman, ardından Şırnak Devlet Hastanesi'ne sevk edildi.

Duman'ın Şırnak'ta ameliyata alındığı belirtilirken, sağlık durumunun ağır olduğu belirtildi.

Patlayan cismin türü hakkında henüz bir açıklama yapılmadı.

Kaynak: ETHA

'Mavi Marmara'yı siviller araştırsın'

İsrail'in, Mavi Marmara katliamını araştırmak için kurduğu araştırma komisyonu, "Bu olayı siviller araştırsın" dedi.

Mavi Marmara katliamını araştırmak için İsrail hükümetinin kurduğu resmi araştırma komisyonu Turkel, İsrail ordusunun kendi iç soruşturmasının yeterli olmadığını tespit ederek, ordunun sivil denetime açılmasını istedi.

İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesinin haberine göre ilk kısmı 18 ay önce açıklanan Turkel Komisyonu raporunun ikinci kısmında "askerlerin savaş suçları ya da insan hakları ihlallerine karıştığı durumlarda soruşturmayı sivil yargıçların yürütmesi gerektiği" belirtiliyor. Tavsiye niteliğindeki rapor Başbakan Binyamin Netanyahu'ya sunulduktan sonra halka açıklanacak.

Raporda ordu, istihbarat servisi Shin Bet, polis ve hapishane görevlilerinin Mavi Marmara katliamı ve sonrasındaki tutumlarına ağır eleştiriler getiriliyor. 23 Ocak 2011'de açıklanan raporunun birinci kısmında 9 kişinin ölümüyle sonuçlanan operasyonu "meşru" ilan etmekle birlikte yanlış yürütüldüğünü bildiren komisyon, bu defa ordunun gerçekleştirdiği iç soruşturmayı eleştiriyor.

Raporun ikinci bölümünde yer verilecek başlıca tavsiyenin "ordu tarafından gerçekleştirilen soruşturmaların daha iyi denetlenmesi" olacağını kaydeden Haaretz, komisyonun tavsiyesinin Filistinlilere muamele konusunda emsal oluşturacağı görüşünde. Rapor sivil makamların denetim yetkisini artırırken; ordu, iç istihbarat servisi Shin Bet, polis ve cezaevi yönetimlerince işlenen savaş suçlarının halen nasıl soruşturulduğunu incelediğini kaydetti.

Komisyon çalışmaları sırasında da sivil Filistinlilerin yaralandığı veya öldürüldüğü 60'dan fazla olayla, filo baskınından sonra yapılan şikayetler konusunda bilgi talebinde bulunduğunu yazdı. Ordunun Eiland soruşturmasının, filonun gelişi öncesi ve sırasında deniz kuvvetleri, istihbarat ve genelkurmayın hatalarını tespit ettiğini anımsatan Haaretz, "Turkel soruşturmasının da genel olarak Eiland'ın raporunu ve ordunun soruşturmalarını eleştirmesi bekleniyor" dedi.

Kaynak: ETHA

6 Mayıs 2012 Pazar

Termik santrale karşı kitlesel miting

İzmir Aliağa'da termik santrallere karşı yapılan mitingde, 22 yıl önceki gibi termik santral yapılmasına izin verilmeyeceği belirtildi. Mitingde bundan 40 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da anıldı.

İzmir'in Aliağa İlçesi'nde yapılması planlanan termik santrallere karşı binlerce kişinin katıldığı miting düzenlendi.

"Termik Santrale Karşı 1 Milyon İzmirli" kampanyası kapsamında Halkların Demokratik Kongresi (HDK), ÖDP, TKP, DHF, Greenpeace, EGEÇEP'in de aralarında olduğu çok sayıda siyasi parti ve çevre örgütü tarafından düzenlenen miting, metro istasyonundan yürüyüşle başladı. Binlerce kişi Cumhuriyet Meydanı'na yürürken, deniz kıyısına tekneleri ile yaklaşan balıkçılar, eyleme teknelerine astıkları pankartlarla destek verdi. Mitingde termik santral karşıtı pankartlar ile temsili tabutların yanı sıra 40 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın fotoğrafları taşındı.

Mitingde "Ayak Takımı" adlı koro, termik santrallere göndermeler yapan şarkılarını seslendirdi.

'İZMİR KANSERİ ŞEHRİ OLACAK'

Coşkulu mitingin açılış konuşmasını "Bir Milyon İzmirli" Organizasyonu dönem sözcüsü Cemal Topçu yaptı. Aliağa'da 7 adet kömür yakıtlı termik santral yapılması planlandığına dikkat çeken Topçu, şöyle konuştu: "Burada İzmir'i gelecek kuşaklara yaşanabilir bir şehir olarak, yaşamın ve sağlığın şehir olarak bırakmak üzere yaşamı ve doğayı savunmak için güçlerimizi birleştirdik. İzmir, EXPO'ya 'Herkes için sağlık- Sağlıklı bir çevre' teması ile aday olmuştur. Termik santrallerin kurulması durumunda, İzmir sağlığın ve yaşamın şehri değil kanserin ve ölümün şehri olacaktır."

Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven de termik santrallere karşı 22 yıl önce yakılan meşalenin asla söndürülemeyeceğini, kuzey ege halkının gözü paradan başka bir şey görmeyen liberallerin ve onların destekçileri faşizm meraklılarının termik santralin altında kalacağını söyledi.

İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, 22 yıl önce yapılmak istenen ancak büyük direnişle engellenen termik santralleri hatırlattı.

Denizlerin ölüm yıl dönümünde onların ruhu ile alanları doldurduklarını söyleyen Tüzel, "Faşizme karşı mücadele ettikleri için asılan o gençlerin ruhuyla, onları asanlara inat, Kürtleri, gazetecileri, işçileri hapse atanlara inat, geleceğimize, toprağımıza, suyumuza, havamıza sahip çıkmak için buradayız. Termiklerin tek bir amacı vardır o da kapitalistlere, patronlara hizmet etmektir. Güneş ve rüzgar bize yeter" dedi.

Santrallere ruhsat veren CHP'li belediye başkanına "Siz halka sormadan nasıl bu ruhsatları verebilirsiniz" diye soran Tüzel, "Derhal bu halkın sesine kulak verin yoksa sizin de darbecilerden farkınız kalmayacak" dedi.

ÖZTAŞKIN: HAYATIMIZIN KARARTILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın ise termik santrallerin çevreye zararlarına dikkat çekerek, dünyada her yıl yüzlerce insanın termik santrallerin yaydığı zehirli gazlar nedeniyle öldüğünü söyledi. Öztaşkın, termik santrallerle hayatlarının karartılmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.

ÇAKMUR: YİNE YAPTIRMAYACAĞIZ

22 yıl önce bölgede yapılmak istenen ancak yoğun kampanyalar sonucu durdurulan termik santrallere karşı mücadele yürüten dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur ise 22 yıl önce büyük bir mücadele örneği vererek termik santral kurdurmadıklarını belirtti. Çakmur, "22 yıl önce yaptırmadık, yine yaptırmayacağız. Burada sendikaların, yiğit insanların bayraklarını görüyorum. Hepimiz beraberiz. Faşizme karşı beraberiz. Yılmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Ey belediyeler bu oyuna gelmeyin. Termik santrale bu ruhsatı verenler hangi cihanda olursa olsun karanlık bir dünyada yaşar. Devrimci belediyeler, onurlu belediyeler, ben solcuyum diyen belediyeler, ruhsat vermez" dedi.

Konuşmaların ardından Entu, Eski Bando, Mecaz, No Name, Gadjo Ensemble, Ena Laika, Zigzag ve Ahmet Gülşen şarkılarıyla mitinge katılanları coşturdu.

Kaynak: ETHA

Trafoda patlama: 1 işçi yaralandı

Adana'da trafoda onarım yaptığı sırada patlama meydana gelen taşeron TEDAŞ işçisi Seyfullah Gök, ağır yaralandı.

Adana'nın Kozan ilçesinde Toroslar Elektrik Dağıtım A.Ş'ye bağlı taşeron şirkette çalışan 1 işçi, bakım ve onarım yaptıkları trafoda meydana gelen patlama nedeniyle ağır yaralandı.

Varsaklar Mahallesi Küçük Sanayi Sitesi 2. ada numara 26'daki trafodan arıza ihbarı alan ekipler, onarım çalışması yaptı.

Onarımın biteceği sırada trafoda patlama meydana geldi. Trafo içerisinde çalışan 29 yaşındaki taşeron işçi Seyfullah Gök, patlamanın etkisiyle yaklaşık 3 metre ileri savrularak yaralandı.

Kozan Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Gök, buradan Adana Seyhan Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildi.

Kaynak: ETHA

FHDD Filistinli mülteciler raporunu açıkladı

Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarını gezen FHDD heyetinden Arzu Torun, "Savaşı anlamak için bombaların düştüğü yeri görmek gerekir" dedi. Oradaki insanların kendilerine umutla baktığını ve bir misyon biçtiğini söyleyen Torun, "Oraya daha fazla insan gitmeli. Duvarlar arasına sıkışmış çığlığı o duvarların dışına taşırabilmeliyiz" dedi.


Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği, 25-29 Nisan günlerinde ziyarette bulundukları Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarına ilişkin gözlem ve değerlendirme raporunu, bugün dernek binasında düzenlediği basın toplantısında açıkladı.

MÜLTECİ SORUNU NAKBA İLE BAŞLIYOR

Raporu okuyan FHDD Başkanı Selim Sezer, Filistinli mülteciler sorununun kökeninin, 14 Mayıs 1948'de Filistin'in yüzde 55'ini kapsayan toprakların üzerinde "İsrail Devleti" kurulması ve hemen sonrasında Filistinlilerin "Nakba" (Felaket) olarak adlandırdıkları tehcir sürecinin başlamasına dayandığını söyledi.

FİLİSTİNLİLERİN YARIDAN FAZLASI TOPRAKLARINDA YAŞAYAMIYOR

Bugün başta Suriye, Ürdün ve Lübnan olmak üzere bölge geneline yayılan Filistinli mültecilerin sayısının 5 milyon civarında olduğu bilgisini veren Sezer, bu rakamın toplam Filistinli nüfusunun yarısından fazla olduğuna dikkat çekti. Sezer, BM'nin 1948'de kabul ettiği bir karar ile yaşadığı bölgeleri terk eden Filistinlilere mülteci statüsü ve geri dönüş hakkının tanındığını hatırlattı.

FHDD Başkanı Sezer, Ürdün'deki mültecilerin bir kısmının vatandaşlığı olduğunu, Suriye'deki mültecilerin seçme ve seçilme hakkı dışındaki hemen tüm sivil haklara sahip olduğunu, Lübnan'daki mültecilerin ise temel haklardan yoksun olduklarını ve çok zor koşullarda yaşadıklarını söyledi.

Sezer, FHDD heyetinin, Beyrut'ta Mar Elias, Şatila ve Burj al Barajnah kamplarında gözlemlerde bulunduğunu anlattı.

Kaynak: ETHA

Haberin tamamına ulaşmak için tıklayın.

Nükleerle mücadele Japonya'da kazanım getirdi

Japonya'da çalışır durumda olan son nükleer santral de kapatıldı. Nükleer karşıtları bu kazanımı miting yaparak kutladı.


Japonya'da binlerce kişi, 50 nükleer santralden sonuncusunun da kapatılmasını kutlamak için sokaklara döküldü.

Ülkede çalışır durumdaki son nükleer santral olan Hokkaido adasındaki Tomari santralinin bakım çalışmaları için kapatılmasının ardından, nükleer karşıtları Tokyo Parkı'nda gösteri düzenledi.

Eyleme katılan on bin kişi, bu sürecin nükleersiz bir Japonya için başlangıç olmasını istiyor.

Gösterinin örgütleyicilerinden Masashi Ishikawa, kalabalığa şöyle seslendi: "Bugün tarihi bir gün. Birçok nükleer santral var ama bir tanesi bile bugün çalışmayacak ve bu bizlerin mücadelesi sayesinde."

Gösteriye katılanlardan Yoko Kataoka, "Çocuklarımızın ve torunlarımızın endişe duymadan üzerlerinde oynayabileceği bir dünyada yaşayalım" dedi.

Japon hükümeti toplumsal muhalefetin baskısı karşısında geri adım atarak nükleer santrallerin bakım ve güvenlik testleri için geçici olarak kapatılmasını kararlaştırılmış, bu süreci de aşamalı olarak gerçekleştirmek üzere programa bağlamıştı.

Kaynak: ETHA

Engelliler güvenli ulaşım istiyor

Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi yaptığı yürüyüşle, metrodaki kazaları kınadı ve başlattığı imza kampanyası ile engellilere güvenli ulaşım istedi.


Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi, engellilerin ulaşım haklarına dikkat çekmek için Taksim Tramvay Durağı'ndan Galatasaray Meydanı'na yürüyüş düzenledi. Eyleme, 13 Ağustos 2011 tarihinde Osmanbey Metrosu'nda raylara düştüğü için bacağı kırılan görme engelli Mahmut Keçeci de katıldı.

Yürüyüşte, "Ulaşım hakkımız engellenemez", "Güvenli ulaşım istiyoruz", "Güvenli ulaşım insan hakkıdır" sloganları atılırken, çevredekiler alkışlarla engellilere destek verdi.

Galatasaray Meydanı'nda bir açıklama yapan Mahmut Keçeci, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölümünün 40. yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, "Onlar gencecik yaşlarında itiraz ettikleri için idam edildiler. Biz de bugün itiraz etmek için buradayız" dedi.

MÜFETTİŞ RAPORU KAZAZEDEYİ SUÇLUYOR

23 Nisan 2012 tarihinde epilepsi hastası Ünal Karakoç'un da rayları düştüğü için ağır şekilde yaralandığını ve hastanede yaşam mücadelesi verdiğini belirten Keçeci, her iki olayda da belediyenin kazazedeleri suçlayan açıklamalar yapmasına tepki gösterdi.

Keçeci, belediyenin görevlendirdiği müfettişin raporunda; Keçeci'nin kolluk takmadığı, trafikte özenli olmadığı, bastonla tarama yapmadığı, ışıkta parlayan sarı çizgiyi algılama yetisinden yoksun olduğu ve toplu taşımadan ücretsiz yararlandığı gerekçesiyle soruşturma açılmasına gerek olmadığının belirtildiğini hatırlattı.

'PERON AYIRICI SİSTEM KURULSUN'

Kazaların engellenmesi için standart peron ayırıcı sistemin tüm peronlarda kurulmasını isteyen Keçeci, yaralandığı olayla ilgili soruşturma yürütülmesi talebinin reddedildiğini belirterek, Bölge İdare Mahkemesi'ne yaptıkları itirazdan da olumsuz sonuç gelmesi halinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracaklarını duyurdu.

'ENGELLERİ KALDIRMAK HEPİMİZİN GÖREVİ'

Altınokta Körler Derneği Başkanı Murat Altıok, halkın engellilerle ilgili sorumluluklarını yerine getirmesini isteyerek, herkesi duyarlı olmaya çağırdı.

İmza kampanyasına destek talep eden Altıok, "Engellilerin önündeki engelleri kaldırmak hepimizin sorumluluğu" diye konuştu. Altıok, sözlerini şöyle noktaladı: "8.5 milyon engellinin sokağa çıkması için herkes mücadeleye destek versin. Ücretsiz ulaşım sağlayan Beyazkart'ı almaya çalışıyorlar. Bu zihniyete karşı herkesi duyarlı olmaya, sokağa çıkmaya, mücadeleye çağırıyoruz."

Kaynak: ETHA

"Konya'ya 45 Gündür Damla Düşmedi"

İklim değişikliğine karşı mücadele eden 350 Ankara aktivistleri seslendi:"Türkiye daha fazla kömür santrali, duble yolve HES'lerle doğanın iklime karşı elini kolunu bağlıyor."

İklim Değişikliğine karşı mücadele eden 350 Ankara aktivistleri dün saat 12.00'de Akay Kavşağı önünde bir basın açıklaması düzenledi.   

Aktivistler adına basın açıklamasını okuyan Mert Kaya, aşırı iklim olaylarının daha sık ve daha şiddetli yaşandığını söyledi.

"Bir yıl evvel, bu kavşağı su bastı, tam da TBMM'nin önü! 16 Haziran'da 70 Gün alt geçidini su bastı! Bu kış aşırı kar yağışı aldık!  Aşırı kar yağışı ardından hızla sıcaklıklar arttı, su baskınları yaşandı! Bahardayız ve Konya ovasına 45 gündür yağmur yağmıyor! Soruyoruz; Bağlantıyı kurdunuz mu?"

Yaratılan petrol ve kömür dünyasının yaşadığımız dünyayı ve iklimi değiştirdiğini belirten Kaya, kömürün toprağında, petrolün yatağında bırakılması gerektiğini belirtti.

"Daha fazla kömür yakmak için santraller kurmayalım! Daha fazla petrolü yakmak için duble yollar yapmayalım! HES inşaatları ile işçilerin ve doğanın canına okumayalım!

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Türkiye daha fazla kömür santrali, daha fazla duble yol  ve Hidro Elektrik Santralleri (HES) ile doğanın iklime karşı elini kolunu bağlıyor."

Hükümete seslerini duyurmak için yürüdüklerini, pedal çevirdiklerini, yazılar yazdıklarını söyleyen Kaya, seslerini duyurmak ve yaratılmak istenen dünyayı anlatmak için "Bu kez yere yatıyoruz" dedi.  Ardından aktivistler eylemlerini yere yatarak gerçekleştirdi.

350 Ankara İsmi Nereden Geliyor?

350 rakamı bugün atmosferde olması gereken güvenli karbondioksit miktarını milyonda parçacık olarak ifade ediyor. Bugün bu rakam milyonda 393 parçacık.

2009 yılından bu yana iklim değişikliğine karşı mücadele eden ve Tüketici Koruma Derneği Ankara Şubesi, ODTÜ Mezunlar Derneği, Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği, Tüketici Dernekleri Federasyonu ve Perşembe Akşamı Bisikletçileri (Ankara) tarafından desteklenen aktivist grubu ismini buradan alıyor.

Kaynak: Bianet

Filistinli tutsaklara baskı artıyor

Filistinli tutsakların açlık grevine dönük İsrail'in saldırıları devam ediyor. Buna karşılık gerek Filistin'de gerek Tunus'ta tutsaklarla dayanışma eylemi düzenleniyor.

Filistinli tutsaklar, İsrail'in cezaevi yönetiminin açlık grevinde olan tutsaklara karşı çeşitli yaptırımlar uyguladığını duyurdular.

Gardiyanların tutsakların kişisel eşyalarına el koydukları, tutsakların elbiselerinin çıkartılarak aramaya tabi tutulduklarını ve ceza olarak konteynırlara konuldukları açıklandı. Yönetimin aynı zamanda bazı tutsaklar için sohbet hakkını da yasakladığı belirtildi.

Filistin Merkez İstatistik Bürosu binlerce Filistinlinin haklarında herhangi bir suçlama olmadan ve mahkemeye dahi çıkarılmadan Siyonist İsrail zindanlarında tutulduğunu belirtiyor.

17 Nisan Filistinli Tutsaklar Günü'nde Siyonist İsrail'in zindanlarındaki tutsakların serbest bırakılması amacıyla bin 600 Filistinli tutsak süresiz açlık grevine başlamıştı.

FHKC'DEN SİLAHLI DİRENİŞ ÇAĞRISI

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, dün Ramallah'da tutsaklara destek vermek amacıyla bir protesto gösterisi düzenledi.

Gösteride İsrail'in hak ihlallerine ses çıkarmadıkları için ABD, Arap Ligi, AB, BM ve İsrail bayrakları yakıldı.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi Siyonist İsrail'e karşı silahlı direniş çağrısında bulundu ve silahlı mücadelenin tutsakların özgürlüğü ve Filistin topraklarının kurtuluşu için tek seçenek olduğunu vurguladı.

TUNUS'TA BAKANLARDAN AÇLIK GREVİ

Geçtiğimiz hafta içerisinde ise Tunuslu 4 bakan ve 20'den fazla milletvekili, Filistinli tutsaklar ile dayanışmak amacıyla 24 saatlik açlık grevinde bulunmuştu.

"Filistin Davasının Zaferi İçin Öğrenci Komitesi Örgütü"nün daveti üzerine düzenlenen bir günlük açlık grevi, Tunuslu 4 bakan ve 20'den fazla milletvekilinin de katılımıyla gerçekleştirilmiş, ardından ise başkentte Filistin'e destek eylemi yapılmıştı.

Kaynak: ETHA

Hasta tutsak Abdullah Kalay ölüme terk edildi

Cezaevinde kalp krizi geçiren ve çok geç hastaneye götürülen hasta tutuklu Abdullah Kalay, tedavisi tamamlanmadan cezaevine geri getirildi. Kalay'ın yeniden kalp krizi geçirme riski var ve tedavisi engeleniyor.

Edirne F Tipi Cezaevi'nde hücresinde kalp krizi geçiren Abdullah Kalay'ın ağır sağlık sorunları devam ediyor. Kalay, tedavisi tamamlanmadan hastaneden çıkarılan Kalay için arkadaşları duyarlılık çağrısında bulunuyor.

1992 yılında tutuklanan ve 9 yıl sonra tahliye edilen Abdullah Kalay, müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kalay, cezanın 2009 yılında Yargıtay tarafından onanmasından sonra Edirne F Tipi Cezaevi'ne konuldu.

1996 ve 2000 ölüm orucu eylemcisi Abdullah Kalay, ölüm orucu nedeniyle kalıcı sağlık sorunları yaşıyor. Wernicke Korsakoff hastası olan Kalay'ın, sürekli baş ağrısı, reflü, romatizma, bağırsak sorunları, sesten aşırı etkilenme ve astım hastalığı var. Kalay, son olarak yakın zamanda kalp krizi geçirdi.

Abdullah Kalay, 13 Nisan 2012 tarihinde fenalaştı. Ağır sancılar çeken Kalay, durumu cezaevi idaresine bildirdi. 10 dakika sonra hücreden çıkarıldı ve ayakta durmakta zorlanırken sedye ile götürülmedi. Kollarından tutularak yarı baygın halde hapishane çıkış kapısına götürülen Abdullah Kalay'a, doktor olmadığı için acil müdahale yapılmadı ve burada 20 dakika bekletildi.

Cezaevinde doktor olmadığı için hastaneye sevki yapılamayan Kalay için ceazevine 112 Acil Servis çağrıldı. Ancak Acil Servis'te doktor bulunmadığı için Kalay'a yine tıbbi müdahale yapılamadı. Acil Servis memuru, "hasta sevk edilsin" diyerek cezaevinden ayrıldı.

Bunun ardından 1 saati aşkın süre sonra Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülen Kalay, yoğun bakıma alındı. Damar tıkanıklığından dolayı kalp krizi geçiren Abdullah Kalay'a anjiyo yapıldı ve stent takıldı.

TEDAVİSİ TAMAMLANMADAN CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜ

Kalp krizi geçirirken hastaneye geç getirilen Kalay, tedavisi tamamlanmadan tekrar cezaevine götürüldü. Üstelik, ameliyata katılan doktorların "bir damarın tıkalı olduğu, gözetim altında tutulması gerektiğini" belirtmesine rağmen, Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bölüm Başkanı Dr. Tolga Aksoy'un, Kalay'ı taburcu ettirdiği belirtildi.

18 Nisan'da cezaevine geri getirilen Abdullah Kalay'ın ağır sağlık sorunu devam ediyor. Cezaevi doktoru ise haftada bir gün sadece 3 saatliğine geliyor.

ARKADAŞLARINDAN DUYARLILIK ÇAĞRISI

Abdullah Kalay'ın cezaevindeki arkadaşları, gönderdikleri mektupta, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yapıyor: "Hayati riski sürmektedir. Hapishanede doktor halen bulunmamaktadır, tedavisi tamamlanmadan geri yollanan Abdullah Kalay'ın ikinci bir kalp krizi geçirmesi ve yaşanabilecek olumsuzluklardan hapishane ve hastane yetkilileri sorumlu olacaklardır. Sağlık sorunlarından ölüme terk edilen, öldürülen tutsakların durumuna halkımızı duyarlı olmaya çağırıyoruz."

Kaynak: ETHA

Fatsa Sahilinde Yunus Balığı Ölümleri

Fatsa ilçesi sahilinde son günlerde görülen Yunus balığı ölümleri nedeniyle yapılan araştırmada Yunus balıklarının kalkan balığı ağlarına dolanmaları sonucu boğularak öldükleri ve sahile vurdukları tahmin ediliyor.

Ordu Üniversitesi Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmet Balık, 7 adet ölü Yunus balığı üzerinde yaptıkları incelemede balıkların oksijensiz kalmaları nedeniyle öldüklerini belirterek, "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fatsa İlçe Müdürlüğü tarafından Fakültemize getirilen 1 ölü Yunus balığı ile Bolaman ve Büyük Sanayi bölgesi kıyılarında tespit edilen 6 ölü Yunus balığı fakültemiz öğretim üyeleri tarafından incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, kalkan balığı ağlarına yakalanan yunusların, oksijen almak için su yüzeyine çıkamadıklarından boğularak öldükleri tahmin ediliyor.Yunuslar akciğer solunumu yapan memeli hayvanlardır. Belirli aralıklarla su yüzeyine çıkarak akciğerlerini oksijenle doldurmak zorundadırlar. 1 Mayıs tarihi itibariyle kalkan balığı av yasağı başlaması nedeniyle, denizde kurulu bulunan kalkan ağları balıkçılar tarafından denizden kaldırılmaktadır. Bu esnada, kalkan ağlarında daha önce yakalanmış olan ölü yunuslar balıkçılar tarafından kuyruk veya baş kısımları kesilmek suretiyle ağlardan çıkarılmaktadır. Balıkçılar tarafından denize bırakılan bu ölü yunusların dalga ve akıntılarla kıyıya kadar ulaştıkları tahmin ediliyor" dedi.

İHA
Kaynak: Haberler.com

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Dersim 38' katliamı Türkiye'nin dört bir yanında lanetlendi

'Devlet ve CHP katliamla yüzleşsin'

Dersim katliamının başlamasının 75. yıl dönümünde, Dersimliler kitlesel yürüyüş gerçekleştirdi. Devlet ve CHP'den katliamla yüzleşmesini isteyen Dersimliler, Munzur'da baraj yapımının durdurulmasını, arşivlerin açılmasını talep etti.



Bakanlar Kurulu kararıyla 4 Mayıs 1937 tarihinde uygulanmaya başlayan Dersim'de “Tetip ve Tenkil Harekatı”nın yıl dönümü, Taksim'de yapılan kitlesel yürüyüşle lanetlendi. Dersimliler, CHP Beyoğlu İlçe Örgütü önünde, “Kahrolsun faşist Kemalist diktatörlük” sloganı attı.

Dersim Dernekleri Federasyonu'nun (DEDEF) çağrısıyla çok sayıda siyasi parti ve kurum, katilamı lanetlemek için Beyoğlu Tünel'de bir araya geldi. “Dersim 38 sözün bittiği yerdir. 4 Mayıs insanlığın kara günüdür” pankartı açan kitle, Seyit Rıza'nın resmini taşıyarak İstiklal Caddesi boyunca yürüyüşe geçti. Kitle, bir süre sessiz yürüdü. Yürüyüş sırasında sayıları bine yaklaşan kitle, “Halklarız, kardeşiz, özgürlük için buradayız”, “38 Dersim katliamını unutma, unutturma”, “Tarihleri inkar, tarihleri katliamdır” dövizleri taşıdı, “Roboski'den Dersim'e katil devlet hesap verecek”, “Dersim, Sivas, Koçgiri, unutulmaz hiçbiri” sloganları attı.

'DENİZLER'İ EN İYİ DERSİMLİLER TANIR'

Yürüyüş kolu Galatasaray Meydanı'na geldiğinde, 6 Mayıs Denizler'in idamıyla ilgili açılan stantta bir süre durdu. Burada yapılan konuşmada, “Denizler'i en iyi Dersimliler tanır ve bilir” denildi.

Kortej, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan CHP Beyoğlu İlçe Binası önüne geldiğinde, bir süre oturma eylemi yaptı. Katliamdan CHP'nin sorumlu olduğu belirtildi, “Kahrolsun faşist Kemalist diktatörlük” şeklinde slogan atıldı.

'CHP KATLİAMCI TARİHİYLE AÇIKÇA YÜZLEŞSİN'

Taksim Meydanı'nda açıklama yapan DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacer, Dersim'de Bakanlar Kurulu kararıyla katliam uygulandığını söyledi. Tacer, Eylül 1935'te Nürnberg Yasalarıyla kanunlaşan, Kristal Geceler ile zirve yapıp Gaz Odaları'nda son bulan Yahudi soykırımı ile 26 Aralık 1935'te Tunceli Kanunu ile yasalaşan, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile toplumun ileri gelenlerinin idamlarıyla zirve yapıp, gaz mağaralarında son bulan Dersim kırımı arasında paralellik olduğuna dikkat çekti. Katliam arşivlerinin açılmasını isteyen Tacer, “Genelkurmay Başkanlığının yaptığı 'tasnif ediyoruz', 'gizlilik kararını dikkate alıyoru' yönlü açıklamaları endişelerimizi artırıyor” dedi. CHP'den ve Kemal Kılıçdaroğlu'ndan katliamda rolü olan CHP'nin rolüyle açıkça ve cesurca yüzleşme çağrısı yapan Tacer, taleplerini şöyle sıraladı:

“1) Dersim katliamının AKP ve CHP'nin birbirine şantaj ve siyaset yapma aracı olmaktan çıkarılıp, tüm belgelerin açıklanmasını ve Dersim halkından başta CHP olmak üzere devletin resmi özür dilemesi ve gereklerini yerine getirmesini istiyoruz. 2) Erzincan il sınırı içinde yer alan köylerden toplanarak Zini Gediği'nde katledilen 100 kadar Dersimli mağdurun kemikleri DNA testi ile tespit edilerek tek tek ve Alevi inancımıza göre törenlerle defnedilmeleri sağlanmalıdır. 3) Dersim'i yok etmenin bir parçası olarak planlanan Munzur, Harçik ve Peri vadilerindeki baraj ve siyanürle altın ayrıştırma projeleri iptal edilmelidir. 4) Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. 5) Dersim ismi iade edilsin. 6) Arşivler açılsın, hesap verilsin. 7) Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın. 8) Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük istiyoruz.”

DEVLET TÜM KATLİAMLARIN HESABINI VERECEK'

Açıklamada söz alan BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu, Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında, cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan katliamları sayarak, “Devlet, son olarak Roboski'de katliam uyguladı. Devlet, tüm katliamların hesabını verecek” şeklinde konuştu.

Dersim Soykırımı Gazi'de lanetlendi

Dersim Soykırım kararının alındığı 4 Mayıs'ın yıl dönümü nedeniyle Sultangazi İlçesi'ne bağlı Gazi Mahallesi'nde yürüyüş yapan Dersimliler, özür beklediklerini belirtti.



Bakanlar Kurulu'nun Dersim Soykırımı kararını verdiği 4 Mayıs'ın yıl dönümünde Dersimliler Gazi Mahallesinde protesto yürüyüşü gerçekleştirdi.

Dersim Gazetesi, Munzur Çevre Derneği, Seyit Rıza İnsiyatifi, Alibeyköy Dersimliler Derneği, Pertekliler Derneği, Munzur Kültür Derneği'nin çağrısıyla eski karakolda bir araya gelen 150 kişi, Cemevine yürüdü. Yürüyüş sırasında "Dersim 38 soykırımdır", "Derim ismi geri verilsin", "Katil devlet hesap verecek" sloganları atıldı.

Gazi Cemevi önünde yapılan açıklamada "Tarihe düşülmüş kara bir nottur 4 Mayıs. Kıyımın işaret fişeği, zulüm ordularının tan borusudur. Dersim katliamının siyasi emrinin verildiği tarihtir. Laç Deresi'nin, Halvori'nin, Kutudere'nin fermanı o gün yazılmıştır" denildi.

1937 yılının 4 Mayısı'nda Bakanlar Kurulu'nun "Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı" aldığı belirtilen açıklamada, bu karar ile "silahlı direnişçilerin imha edilmesi, köylerin yakılması, geride kalanların sürgün edilerek Dersim'in bitirilmesinin öngörüldüğü" ifade edildi.

Dönemin tüm görevlilerinin suçlu olduğu kaydedilen açıklamada, "Hepsi de öfkemizin hedefi, hesaplaşma isteğimizin muhatabıdır" denildi. Dersimliler, devletten özür beklediklerini ifade etti.

Eyleme BDP, ESP, Partizan, SDP, SODAP, TÖP-G, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 78'liler Girişimi, Kay-DER, Özgürlükçü Gençlik Derneği üyeleri de katıldı.

Dersimliler siyah kefenlerle AKP’ye yürüdü

Dersim Katliamı'na karşı eylemler sürüyor. Dersim Dernekleri'nin çağrısıyla Okmeydanı'nda bir araya gelen siyasi parti ve kurumlar, Sütlüce'deki AKP İl Başkanlığı'na yürüdü. "Dersim'den Roboski'ye kadar süren katliamlar bunun bir devlet politikası olduğunu göstermeye yetmektedir" dedi.



Alibeyköy Dersimliler Dernreği, Dersim Gazetesi, Munzur Çevre Derneği, Pertekliler Derneği, Seyit Rıza İnisiyatifi, Munzur Kültür Derneği, 4 Mayıs 1937'de Dersim Katliam kararının alınmasının yıl dönümü nedeniyle yaptığı eylemler kapsamında AKP'ye yürüdü.

Okmeydanı Cemal Kamacı Spor Tesisi önünde bir araya gelen Dersimliler, "Dersim '38 soykırımdır", "Roboski'den Dersim'e katil devlet hesap verecek", "Katil devlet katil CHP", "Katil devlet katil AKP" sloganlarıyla Sütlüce'de bulunan AKP İl Başkanlığı'na yürüdü.

Siyah kefen giyen ve alınlarına siyah bant takan Dersimliler, yürüyüş boyunca çevredeki halka katliamı anlatan konuşmalar yaptı.

AKP İl Başkanlığı önünde bir konuşma yapan Alibeyköy Dersimliler Derneği Başkanı Mesut Gerçek, "AKP Dersim soykırımını kabul etme konusunda samimi olsaydı resmi özürde bulunurdu. Ve eğer gerçekten samimi olsalardı Roboskiler yaşanmazdı" dedi.

Gerçek'in konuşmasının ardından kurumlar adına açıklama yapan Mehmet Ekici, piyadesinden genelkurmay başkanına, özel yetkili valisinden hükümet sahibi CHP'sine, savcısından cumhurbaşkanına dönemin tüm görevlilerinin suçlu olduğunu söyledi ve "Hepsi de öfkemizin hedefi, hesaplaşma isteğimizin muhatabıdır" dedi.

Bugünün siyasi iktidarı olarak AKP'nin meseleye yaklaşımını da samimi bulmadıklarını ifade eden Ekici, "Resmi ve bütün iktidarlar için bağlayıcı bir özür halen dilenmemiştir. Arşivler devletin ihtiyaçlarına göre tasnif edilmekte, bağımsız bir araştırma komisyonu için adım atılmamaktadır. Açılan davalar 'Devlet gereğini yapmıştır' şeklinde yanıtlanmakta, Dersim '38'in devamı niteliğinde uygulamalar sürmekte, askeri-siyasi operasyonlar, insansızlaştırma ve ekolojik yıkı planının parçası olan baraj projeleri durdurulmamaktadır. AKP, Dersim '38'i kendi uygulamalarını gizleyen bir paravan gibi kullanmaktadır" dedi.

Dersim'den Roboski'ye kadar süren katliamların bir devlet politikası olduğunu kaydeden Ekici, soykırımın bütün yönleriyle aydınlatılması ve hesabının verilmesini talep ettiklerini söyledi. Ekici, şöyle konuştu: "Bunun başarılmasının başta Dersimliler olmak üzere tüm özgürlük güçlerinin ve vicdan sahiplerinin kararlı mücadelesyile mümkün olacağını biliyoruz. Dersim'in hesabını soracağız."

Eyleme BDP, ESP, EMEP, SDP, SODAP, TÖP-G, KAYY-DER, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve 78'liler Girişimi destek verdi.

Dersim'de '38 Katliamı lanetlendi

Dersimliler, '38 Katliamı'nın yıl dönümü nedeniyle Seyit Rıza heykelinin bulunduğu parkta toplandı ve çıplak ayakla Gel Çetu'ya yürüdü.


Dersimliler, '38 Dersim Katliamı'nı düzenlediği yürüyüşle lanetledi.

Kışla Meydanı'nda bulunan Seyit Rıza Parkı'nda bir araya gelen çok sayıda kişi, "Dersim 38 bir insanlık suçudur" yazılı pankart açarak çıplak ayakla yürüyüşe geçti.

Dersimliler, katliamda öldürülen insanların o dönem nasıl ellerinin bağlandığını ve öldürüldüğünü de canlandırdı. Dersimliler için kutsal olan Gole Çetu ziyaret yerine doğru yürüyüşe geçen kalabalık, yürüyüş boyunca Dersim katliamını anlatan ağıtlar yaktı.

Gel Çetu parkında hayatını kaybedenler için mum yakılması ve niyaz dağıtılmasının ardından Dersim Kültür Derneği Başkanı Ali Mükan bir açıklama yaptı. 75 yıl önce bugün, 4 Mayıs 1937'de, yüzyıllardır biledikleri öfkeleriyle pusuda bekleyen güçlerin harekete geçtiğini belirten Mükan, şöyle devam etti:

"Uluslararası karanlık güçlerden feyz alan Türk parlamentosu Dersim'in ebediyyen imhası için askeri harekat emri çıkardı. İnançları, kültürleri, kimlikleri farklı olduğu için on binlerce insanımız kurşunlandı, süngülendi, uçurumlardan atıldı ve gaz mağaralarında zehirlendi. Aileleri yok edilen kız çocuklarına ganimet gibi el konuldu. Kimi yerde çocuklarımıza bir kurşun bile reva görülmedi ve kafaları odunlarla patlatılmak suretiyle yok edildiler. On binlerce insanımız da sürgün edilerek topraklarına dönüşleri kanunla yasaklandı. 1937-38 yılında Dersim'de yaşananlar, nereden bakılırsa bakılsın, en hafif tabirle bir insanlık suçudur, bir soykırımdır."

Kaynak: ETHA

F oturmasında öğrencilere özgürlük talebi

İHD İstanbul Şubesi, 'F oturmaları'nın 17.'sini tutuklu öğrenciler için Taksim Tramvay Durağı'nda gerçekleştirdi. İHD, "Öğrencileri serbest bırakın, eğitim haklarını engellemeyin" dedi.


İHD İstanbul Şubesi Cezaevleri Komisyonu'nun gerçekleştirdiği F Oturmaları'nın 17.'si, Taksim Tramvay Durağı'nda tutuklu öğrenciler için gerçekleştirildi. Eylemde, siyahlar giyinip oturarak F çizen İHD üyeleri, yere tutuklu öğrencilerin isimlerinin olduğu dövizler bıraktı.

İnsan hakları savunucuları adına açıklama yapan İHD yöneticisi Gönül Sonbahar, 90'lı yıllardaki faili meçhullerin yerini tutuklamaların aldığını belirtti.

Sonbahar, "90'lı yıllarda faili meçhuller ülkesine dönen Türkiye son yıllarda operasyonlar ülkesine dönüştürülmüştür. Devlet düşünen, karşı çıkan, örgütlenen, hesap soran gençlik kesimlerinden korkmaktadır. Devlet yetkililerinin öğrenci tutuklamalarındaki hedefi muhalif düşünen, devletin politikalarına karşı çıkan öğrencileri baskı altına almaktadır. Bu tutuklamalar öğrencilerin örgütlenme ve eğitim hakkına yönelik kapsamlı bir saldırı niteliğindedir" dedi.

'DEMOKRASİDEN SÖZ EDİLEMEZ'

Ülkenin tablosuna bakıldığında demokrasiden söz edilemeyeceğini vurgulayan Sonbahar, "Çocukların devletin dağıttığı sütten zehirlenip hastanelere kaldırıldığı, 4+4+4 gibi projelerle çocuk işçiliğin arttırıldığı, yüzlerce lise ve üniversite öğrencisinin eğitim hakkının önüne geçilerek tutuklandığı bir ortamda demokrasiden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Ancak bu tabloya dur demek bizim elimizdedir. Susmak onaylamaktır" diye konuştu.

İnsan hakları savunucuları olarak, eğitim hakkı elinden alınan, örgütlenme hakkına saldırılan tutuklu öğrencilerin her zaman yanında olduklarını söyleyen Sonbahar, kamuoyunu, tutuklu öğrencilere sahip çıkmaya ve insan hakları ihlallerine dur demeye çağırdı.

Kaynak: ETHA

Didim'de Alevilere tehdit

Aydın'ın Didim İlçesi'ndeki bir apartmanda Alevi iki ailenin evinin kapısı işaretlenip, "Aleviler'e ölüm, Aleviler'i yakın" yazılması yapıldı.


Adıyaman, İzmir, Antep ve Erzincan'ın ardından şimdi de Didim'de Alevilerin evleri işaretlendi.

Hisar Mahallesi 2232 Sokak'ta bulunan Artemis Apartmanı'nda oturan iki Alevi ailenin kapıları işaretlenerek, boyayla yazı yazıldı. Kapılara "Aleviler'e ölüm, Aleviler'i yakın" notu bırakıldı.

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi yetkililerinden Hasan Dikçe, olayın 6 Mayıs Hıdırellez kutlamalarının öncesinde meydana gelmesinin önemli olduğunu belirterek, "Didim'de bugüne kadar birçok inanç ve görüş sorunsuz olarak yaşadı. Bu saatten sonra bu tip olayların yaşanması bizleri endişeye sevk ediyor" dedi.

Apartmanda oturan 7 ailenin bulunduğunu ve bunlardan sadece ikisinin Alevi olduğunu belirten Dikçe, "Olayı her kim ya da kimler yapmışsa apartmanda yaşayanları çok iyi biliyor. Olayın aydınlatılmasını istiyoruz. Bu tip olaylar Alevilere geçmişte yaşanan kötü olayları hatırlattığı gibi turizm ilçesi olan Didim'e de çok zarar verecektir" diye konuştu.

İLK DEĞİL

Son birkaç ayda Alevilere yönelik tehditler başka kentlerde de yaşandı. İlk olarak Adıyaman'da çok sayıda Alevi ailenin kaldığı evler işaretlendi. Ardından İzmir'in Buca ilçesine bağlı Göksu mahallesinde 5 Alevi ailenin evi işaretlendi. Antep'in Şahinbey İlçesi'ne bağlı Ulaş, Kıbrıs ve Onur mahallerinde ise Alevilerin yaşadığı yaklaşık 40 sokağın başına ve evlere kırmızı renkte ve "ö" harfinin altında çift başlı ok ile tek başlı ok işaretleri konuldu. Erzincan'ın Üzümlü ilçesine bağlı Avcılar köyünde, "Kafir Aleviler, hepinizi yakacağız" şeklinde yazılamalar yapıldı.

Didim'de Alevilerden protesto yürüyüşü

Aydın'da yürüyüş yapan Aleviler, provokasyonları protesto ederken, provokatörlerin cüreti Sivas katliamı davasının düşmesi için "hayırlı olsun" diyen Başbakan'dan aldığına işaret etti.


Aydın'ın Didim ilçesinde iki Alevi aileye ait evlerin kapılarına ölüm tehdidi bırakılmasının ardından, Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği üyeleri protesto yürüyüşü düzenledi.

Didim Cemevi Derneği önünde toplanan Aleviler, "Didim Maraş olmayacak","Faşizme karşı omuz omuza" sloganları atarak 19 Mayıs Caddesi'nde yürüyüş düzenledi.

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği Üyesi Avukat Zekiye Baran, yaptığı açıklamada, iki Alevi ailenin kapılarına çarpı işareti konulduğunu ve ""Alevileri yakın-Alevilere ölüm" yazıları yazıldığını hatırlattı. Bunun bir provokasyon olduğunu belirten Baran, geçtiğimiz günlerde Didim Mavişehir Mahallesi'nde yaşayan bir Alevi ailenin evinin kapısına da işaretler yapıldığını hatırlattı.

FARKLI MAHALLELERDE AYNI BOYALAR KULLANILDI

Her iki mahalledeki boyanın renginin aynı olduğunu kaydeden Baran, "Biz Aleviler geçmişten bugüne kadar sürekli olarak katliamlara maruz kaldık. Ancak her türlü baskı, asimilasyon ve katliam politikalarına karşı bugüne kadar geldik. Bugün Aleviler artık daha bilinçli ve daha örgütlüdür. Yıllardan beri inkarcı ve katliamcı politika ile Alevileri yok etmeye çalışanlar, buna benzer tertip ve provokasyonları geçtiğimiz aylarda Adıyaman'da, Erzincan'da, İzmir'de yapmışlardır. Didim'de yapılan da bunların bir parçasıdır" dedi.

BU CÜRETİ BAŞBAKAN'DAN ALIYORLAR

Provokatörlerin bu cüreti nereden aldıklarını soran Baran, şöyle devam etti: "Bu ülkenin Başbakanı daha dün çıkıp Madımak katillerinin davası düşerken, 'Milletimize hayırlı olsun' dememiş midir? Alevi çocuklarına yıllardır zorunlu din dersi eğitimi vererek asimile edenler, bununla yetinmeyip zorunlu Kur'an derslerini devreye sokmuşlardır ve her fırsatta Alevilerin inanç merkezlerine dil uzatma cüretini göstermişlerdir. Bu tertipçiler bu cüreti işte buralardan almaktadırlar."

Bu provokasyonlara karşı Alevilerin örgütlülüğünü güçlendirmesi gerektiğini söyleyen Baran, "Ve bu ülkede dilinden, dininden, ırkından, inancından, kimliğinden, cinsiyetinden dolayı zulüm gören, yok sayılan tüm kesimlerle birlikte yan yana durarak bu tertip ve provokasyonlara karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz" dedi.

Kaynak: ETHA