28 Şubat 2012 Salı

UCM, Roboski Katliamı başvurusunu işleme aldı

BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ın, Roboski Katliamı'na ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yaptıkları başvuru işleme alındı.

BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ın, Roboski Katliamı'na ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne yaptıkları başvuru işleme alındı. Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Demirtaş ve Kışanak'a gönderilen yazıda; doküman ve mektupların değerlendirmeye alındığı ve çıkacak kararın gerekçeli metni ile gönderileceği belirtildi.

BDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak, geçen ay Roboski Katliamı'na ilişkin hazırladıkları dosya ile birlikte Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurdu.

Başvuruda, katliama ilişkin hükümet temsilcilerinin beyanlarına yer verilerek, gerçek bir yargılama yapılmaması ihtimalinin çok yüksek olduğu belirtildi. Başvuruda gözlemler, fotoğraflar, görüntüler, tutanaklar, siyasi partilerin görüşleri, medyada çıkan haberler, ölenlerin kimlikleri, otopsi belgeleri ve hayat hikayeleri yer aldı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Demirtaş ve Kışanak'a bir yazı göndererek yapılan başvurunun işleme alındığını bildirdi. Gönderilen yazıda şu ifadelere yer verildi: "Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı, doküman ve mektubunuzu almış bulunmaktadır. Bu haberleşme tamamen usule uygun olarak İletişim Kayıt Ofisi'ne girmiştir. Biz, göndermiş olduğunuz dokümanları Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Roma Statüsü çerçevesinde değerlendirmeye almış bulunmaktayız. Bir karar ulaşır ulaşmaz sizi yazılı olarak bilgilendireceğiz ve size kararın gerekçeli metnini ileteceğiz."

BDP, Roboski katliamıyla ilgili olarak daha önce de BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne başvuru yapmıştı.

Kaynak: ETHA

TAYAD, hasta tutuklu Karadağ için özgürlük istedi

TAYAD, hasta tutuklu Yasemin Kardağ'ın bugün görülecek duruşması öncesinde yaptığı açıklamada, "Yasemin Karadağ'a özgürlük" istedi.


Hasta tutuklu Yasemin Karadağ bugün hakim karşısına çıkıyor. Mahkeme öncesinde TAYAD'lı aileler Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yaparak, Karadağ'ın tedavi edilebilmesi için serbest bırakılmasını istedi.

TAYAD adına basın açıklaması yapan Hüseyin Taşkır, "Yasemin Karadağ 7 aydır tutsak, tutsaklık günlerinde sağlığı daha da kötüye gidiyor. Hastahaneye götürüldüğünde kelepçesi çıkarılmadığı için tedaviyi reddediyor. Hastahaneye götürülüşünde iki kez görevli askerlerin saldırısına uğradı" dedi.

Son birkaç gün içinde hapishane müdürünün, 2 infaz koruma memurunu Karadağ'ın doktorunun yanına göndererek sağlığı hakkında bilgi almak istediğini belirten Taşkır, "'Yasemin Karadağ, bu durumuyla ne zamana kadar yaşar?' diye sormuşlar. Hapishane müdürlüğü bu bilgiyi neden istiyor, bunu açıklamalıdır. Yasemin'in son süresini mi ölçmeye çalışıyor. Ölümün kıyısına gelip gelmediğini mi teyit etmek istiyor?" diye sordu.

'GÜLER ZERE GİBİ OLMASI İSTENİYOR'

"Güler Zere'yi de hastalığının ilerlemesine ve dönülmez bir noktaya ulaşmasına kadar tahliye etmemişler" diyen Taşkır, "Onu ölümün kıyısında tahliye etmişlerdi. Şimdi Yasemin için de mi aynısını yapmak istiyorlar? Adalet yoktur bu tabloda. Yasemin Karadağ için, adalet istiyoruz" diye konuştu.

Taşkır, "Bugün yapılacak duruşmada hakim, Yasemin Karadağ'ın ya serbest bırakılmasına ve tedavisinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesine karar verecek ya da ölme riski de dahil sağlığının daha da bozulmasına sebep olacak" dedi.

Hüseyin Taşkır son olarak şöyle konuştu: "Bizler bir evladımızın daha tecrit zulmüyle, bürokrasinin insafsızlığıyla, tedavisi engellendiği için izin vermeyeceğiz. Yasemin'i tahliye ettirene kadar mücadele edeceğiz."

Eylem, "Yasemin Karadağ'a özgürlük" ve "İşkence yapmak şerefsizliktir" sloganlarıyla sona erdi.

Kaynak: ETHA

27 Şubat 2012 Pazartesi

Pozantı Cezaevi'ndeki çocuk istismarından devleti sorumlu tutuyoruz!

BASIN BİLDİRİSİ

Basına ve Kamuoyuna,

Adana Pozantı Cezaevi'nde politik nedenlerle tutsak edilen çocukların yaşadığı cinsel taciz ve tecavüzü basın aracılığıyla öğrendik. Bu istismara uğrayan çocukların, kendilerine ve diğer tutsak arkadaşlarına, cezaevinde yapılanlara dair tanıklıklarını büyük bir öfkeyle okuduk.

Türkiye cezaevlerinin, çocuğundan kadınına, erkeğinden transseksüeline, politiğinden adlîsine tüm mahkûmlar için birer cehennem olduğunu geçmişten beri biliyoruz. Ancak son yaşanan Pozantı Cezaevi'ndeki rezalet, devletin ve onunla aynı zihniyeti paylaşan personelinin, Kürtlere, çocuk yaştaki tutsaklara ne denli ağır travmalar yaşattığına bir kez daha tanık olmamızı sağlamıştır.

Pozantı'da, devletin "cezaevi" diye tanımladığı bu zindanlarda, çocuklara adlî mahkûmlar tarafından defalarca tecavüz edilmiş, insanlık onuru ayaklar altına alınmış, devletin bizzat kabul edip yürürlüğe koyduğu mevzuat çiğnenmiş, çocuklar ırkçı nefret söylemlerine ve şiddet dolu davranışlara maruz bırakılmıştır.

"Pozantı Cezaevi'nde yaşanan insanlık ayıbı, devletin adalet anlayışının ne denli taraflı ve çürük olduğunun kanıtıdır"

Yaşadığımız ülkede, attığımız adımdan, ettiğimiz laftan anında haberdar olan devlet, kendi zindanında çocuk tutsaklara defalarca tecavüz edilmesinden nedense haberdar olamamakta; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ya da temel hak ve özgürlükler dahilinde kullanılan hakları "suç" olarak tanımlamaktan kaçınmazken kendi ceza hukukunu zindanlarında işletme konusunda kılını kıpırdatmamaktadır. Bu da Türkiye'de, yasaların kime göre, nasıl uygulandığının ve devletin adalet anlayışının ne denli taraflı ve çürük olduğunun bir kanıtıdır.

Pozantı Cezaevi'nde çocuk tutsaklara yaşatılanlar, bu çocukların yaşamında ve geleceğinde post travmatik olarak çok derin yaralar açtığı ve açacağı kesin olan hak ihlalleridir. Çocuk yaştaki tutsaklara bu ağır işkenceyi, cinsel istismarı reva gören zihniyetin, daha öncelerde diğer tutsaklara ne denli onursuzca muameleler yaptığını biliyoruz. Pozantı Cezaevi ise bu konuda ün yapmış bir ceza infaz kurumu haline gelmiştir. Çocukların Kürt olması ve gösterilere katıldıkları iddiasıyla tutuklanmalarının, onlara yöneltilen nefretin ve şiddetin bilinçli bir şekilde devlet eliyle katlanmasına sebebiyet verdiğini görmekteyiz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak, nefretle, kanla, şiddetle, tek tipleştirici, aşağılayıcı ve ayrımcı zihniyetle kendisini var eden devletin bu kurumunda görev yapan, "kendi devleti"nin mevzuatını çiğneyen ve birçok temel hakkın kısıtlanmasını sağlayan, bu çocukların gerek cinsel gerekse fiziksel yönden istismarına göz yuman cezaevi personeli hakkında gereken soruşturmanın başlatılması için Adalet Bakanlığı'na, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ne, TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na, Başbakanlık'ın ilgili mercilerine, alacağımız cevabı önceden bilmemize rağmen başvurduk. Başvurduk çünkü bu sürecin takipçisi olduğumuzu, tecavüze ortak olan devlete hissettirmek, isimleri deşifre olacak çocuk istismarcılarının enselerinde nefesimizi hissetmelerini istedik.

Pozantı'da ve Türkiye'de, cezaevlerinde artık ayyuka çıkan hak ihlallerinin her platformda ve dünyada duyurulması, teşhir edilmesi ve sonlandırılması için elimizden geleni yapmaya çalışmaya devam edeceğiz. Haklara saygılı olan her kesimi, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri konusunda tepki vermeye, tecrite karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz. Bu vesileyle, bütün bu melanetin yolunu açan TMK ve Özel Yetkili Mahkemelerin derhal kaldırılması gerektiğini söylüyoruz.

"Devleti sorumlu tutuyoruz!"

Pozantı'daki bu insanlık ayıbından doğrudan devleti, Adalet Bakanlığı'nı ve cezaevi idaresini sorumlu tutuyoruz. Adalet Bakanı'nı ve cezaevi idaresini istifaya çağırıyor, Pozantı Cezaevi'nde çocuk tutsakları birer köle haline getiren tüm sorumlu personelin derhal görevden alınmasını istiyoruz.

Pozantı'da başlatılan ve başlatılacak idarî soruşturma sonucunda elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda, olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunacağımızı da kamuoyu ile paylaşıyoruz.

İdarî makamlara gönderdiğimiz dilekçeyi aşağıda bulabilirsiniz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği



Aşağıya devlet kurumlarına gönderdiğimiz dilekçeyi ekliyoruz. Sizler de tepki amacıyla bu dilekçeyi (ya da bu dilekçenin üzerinde düzenleme yaparak ya da yeni bir dilekçe yazarak) devlet kurumlarına gönderebilirsiniz. Dilekçenin sonunda kurumların e-maillerini "gönderilecek adresler" başlığı altında bulabilirsiniz. Başvurularınızın kabul edilmesi için T.C. Kimlik Numarası bilginizi girmeyi unutmayın.

T.C. Adalet Bakanlığı'na gönderdiğimiz dilekçe:

T.C. ADALET BAKANLIĞI
CEZA ve TEVKİFEVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE,

Adana Pozantı Cezaevi'ndeki çocuk tutukluların, diğer adlî tutukluların cinsel taciz ve tecavüzüne maruz kaldığını basın aracılığıyla öğrenmiş bulunmaktayız.

Mevzuata göre "çocuk" olarak tanımlanan siyasî tutukluların, cezaevindeki diğer adlî mahkûmlarla aynı koğuşa konulması nedeniyle, çocuklar cinsel istismara maruz bırakılmıştır. Cinsel istismarın yanında, çocuk yaştaki bu tutukluların insanlık onuruna yakışmayacak fiilleri yapmaya zorlandıkları da basına yansıyan ve geçmişte bu cezaevinde tutuklu bulunan diğer çocukların tanıklıklarından anlaşılmaktadır.

Cezaevlerini ve cezaevlerindeki personeli bağlayan mevzuatın, ceza hukukunun ve Anayasa'nın 90/son maddesine göre de bu konuda bağlayıcılığı olan uluslararası sözleşmelerin hükümleri oldukça açıktır. Pozantı Cezaevi'nde çocuk mahkûmlara yaşatılanlar, gerek ulusal gerekse uluslararası mevzuatla güvence altına alınan hem çocuk hakları hem insan hakları hem de tutuklu hakları açısından bir insanlık ayıbıdır, rezalettir.

Özellikle çocukların yaşamında ve geleceğinde post travmatik olarak çok derin yaralar açtığı ve açacağı kesin olan bu hak ihlallerinin, cezaevi idaresi tarafından bilindiği halde ihmal edildiği aşikârdır. Pozantı Cezaevi'nde daha önce yaşanmış olan hak ihlallerinin varlığını da yine basın aracılığıyla bilmekteyiz. Bu nedenle,

- Çocukların cezaevinde yaşadığı hak ihlallerine neden olan idarî personelin ve diğer cezaevi personelinin tespit edilerek haklarında soruşturma başlatılmasını, 

- Bu soruşturmanın sonucunda mevzuatta alenen "suç" olarak tanımlanan bu fiillerin adlî mercilere bildirilmesini, 

- Bahsi geçen hak ihlallerinin giderilmesi için yapılmış ve yapılacak uygulamalar ve yaptırımlar hakkında, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereği tarafımıza bu süreçle ilgili bilgi verilmesini ve yazımıza 3071 sayılı Dilekçe Hakkı Kanunu gereğince yasal süresi dahilinde cevap verilmesini ivedilikle talep ederiz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

DAĞITIM:
T.C. Başbakanlık BİMER, Adalet Bakanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, Cezaevi Yönetimi, TBMM İnsan Hakları Komisyonu

* Gönderilecek adresler: bilgiedinme@adalet.gov.tr, bimer@basbakanlik.gov.tr, pozantimtcik@adalet.gov.tr, cte@adalet.gov.tr, info@adalet.gov.tr, teftis@adalet.gov.tr, insanhaklari@tbmm.gov.tr 

Hapishaneden Vicdani Ret Açıklaması

KCK operasyonları kapsamında tutuklanan vicdani retçi İsmail Yıldız, cezaevinden gönderdiği mektupla vicdani reddini açıkladı.


İsmail Yıldız'ın vicdani ret deklarasyonu, Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristlerin düzenlediği basın toplantısında Yavuz Atan tarafından okundu.

Dersim Gazetesi Yazı İşleri Müdürü İsmail Yıldız, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonları kapsamında 20 Aralık 2011'de tutuklanmış ve Kocaeli 1 No'lu F Tipi Cezaevi'ne konmuştu.

İsmail Yıldız, vicdani ret deklarasyonunda, annesinin karnında bebek olarak dünyaya geldiğini ifade ederek, "Bir tiyatrocu ve gazeteci olarak, bir Kürdistanlı olarak, bir anarşist ve savaş karşıtı olarak, bir antikapitalist ve antimilitarist olarak, kısaca, yeryüzünün bir lanetlisi olarak öldürme makinelerine dönüşmüş ordulardan birinde yer almayı reddediyorum." dedi.

"Kızımın biberonu tüm silahtan daha kutsal"

Evrende taştan, ağaçtan, kuştan bir farkı olmadığını söyleyen Yıldız, evrenin kendisine tanıdığı hakkı kullanarak asker olmayı reddettiğini belirtti.

"Evrene, insana ve barışa olan inancım ve saygımdan, özgürlük tahayyülün kapsamında asla yeri olmayan savaş ve öldürmeyi reddediyorum."

"Hiçbir devletin askeri olmadan, hiçbir tetiğin parmağı olmadan, hiçbir liderin, başkanın, kralın, komutanın ve otoritenin emir kulu olmadan yaşamaktaki ısrarım zindanda da, dışarıda da devam edecektir."

"Temel vasfı öldürmek olmakla birlikte; ayakta kalma çimentosu erkeklik, Türklük ve Müslümanlık olan bir ordunun silahı olmak, inancım, düşünce biçimim ve özgürlük tasavvurum içinde bulunmamaktadır.

"Ayrıca yakında doğacak olan kızımın nefesini, sesini, emeklemesini görebilmenin ve onun yanında olabilmenin her türlü 'kutsal' ve 'fetişten' daha üstün ve değerli olduğunu düşünerek, onun eline alacağı biberonun, yeryüzü üzerindeki tüm silah ve sahiplerin emirlerinden daha kutsal olduğunu temel düsturum sayarak askere gitmeyi ve silah taşımayı reddediyorum."

* İsmail Yıldız'ın vicdani ret deklarasyonunun tam metni için tıklayınız.

Kaynak: Bianet

'Yaşam hakkı için Yasemin Karadağ'a özgürlük'

Ailesi, avukatları, TAYAD ve İstanbul Tabip Odası, "yaşam hakkı" için hasta tutuklu Yasemin Karadağ'ın tahliyesini istiyor.

Hasta tutuklu Yasemin Karadağ'ın yargılanmasına yarın devam edilecek. Ailesi, avukatları, TAYAD ve İstanbul Tabip Odası, "yaşam hakkı" için Karadağ'ın serbest bırakılmasını istiyor. Ancak, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, Karadağ için daha önce verilen raporları Adli Tıp Kurumu'na hala göndermedi.

Hasta tutuklu Yasemin Karadağ, 7 aydır Bakırköy Kadın Cezaevi'nde tutuluyor. Karadağ yarın ikinci kez Çağlayan Adliyesi'ndeki İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak.

'YERLERDE SÜRÜKLENDİM'

Karadağ, bir mektubunda sağlık durumunu şöyle anlatıyor:

"Tek böbrekliyim, böbreğimin birini gençlik yıllarında kaybettim. Kalan böbrek de yüzde 18 çalışıyor. Doktorun söylediğine göre, zorlandığı için bu oran daha da düşmüş. Yani, kronik böbrek yetmezliği olan bir hastayım. İleri derecede kansızlık var. Serumla demir takviyeleri yapılıyor ve kan yapıcı iğne vuruluyor. İyi beslenmem gerekiyor. Ancak hapishane koşullarında sağlığıma uygun diyet yapamıyorum. Böbreğin süzemediği zararlı maddeler kemiklerde birikiyormuş. En ufak bir çarpma, burkulmada kırılabilirmiş. Ben bunları öğrenene kadar hapishaneden hastaneye gidişte, iki kez saldırıya uğradım. Yerlerde sürüklendim ve işkenceyi doktor sadece izledi."

'SAĞLIK HAKKI İHLALİ İŞKENCEDİR'

Karadağ'ın ailesi ve avukatları ile İstanbul Tabip Odası (İTO) ve TAYAD, bugün İTO'da basın toplantısı düzenleyerek, yarınki duruşmada Karadağ'ın serbest bırakılmasını istedi.

İTO'dan Doktor Hasan Oğan, hasta tutuklu ve hükümlülerin tedaviye ulaşamamasının engellenmesini "işkence" olarak tanımladı. Yasemin Karadağ için sağlık hakkının savunulmasının yaşam hakkının savunulması noktasına geldiğine dikkat çeken Oğan, "Eğer tahliyesi gerçekleşip tedavisi yapılmazsa yaşamı sona erebilir" dedi. Oğan, hasta tutuklu ve hükümlülerin sağlık hakkına erişiminin sağlanmasının yanı sıra hasta ile hekim arasındaki mahremiyetin da korunması gerektiğini belirtti.

'MAHKEME RAPORLARI ATK'YA HALA GÖNDERMEDİ'

Çağdaş Hukukçular Derneği'nden Avukat Barkın Timtik ise, Karadağ'ın yargılandığı 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nin daha önce verilen sağlık raporlarını hala Adli Tıp Kurumu'na göndermediğini belirterek, "Aslında mahkeme, Adli Tıp Kurumu'nun kararı olmadan da Karadağ'ın sağlık durumunu gözönünde bulundurarak bir karar verebilir. Ama özel yetkili mahkeme bu konuda topu Adli Tıp Kurumu'na bırakmıştır" dedi.

'HASTANEYE GİTTİĞİNDE TEDAVİSİ YAPILMIYOR'

Yasemin Karadağ'ın kardeşi Olcay Karadağ, her görüşe gittiklerinde bir sorunla karşılaştıklarını hatırlatarak şunları söyledi: "Hastaneye gittiğinde tedavisi yapılmıyor. Çünkü, muayene sırasında asker odayı terk etmiyor. Tartışma sırasında da iki kez ablamı askerler dövdü. Doktor ise bütün olanları izliyor. Doktorun yanlış ilaç verdiği de ortaya çıktı. Bir görüşte iyiyse, bir başka görüşte çok halsiz ve kötü olabiliyor. Cezaevinde çok kilo kaybetti"

Konuşmasının ardından TAYAD adına hazırlanan açıklamayı okuyan Karadağ, Güler Zere'in tahliyesinin ölüm sınırında gerçekleştiğini hatırlattı, "Bizler bir evladımızın daha tecrit zulmüyle, tedavisi engellendiği için öldürülmesine izin vermeyeceğiz. Yasemin'i tahliye ettirene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Halkımızı ve duyarlı herkesi Yaseminlerimize, hasta tutsaklarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz. Herkesi 28 Şubat günü Çağlayan Adliyesi önüne 'Yasemin Karadağ'a özgürlük' demeye çağırıyoruz" diye konuştu.

Kaynak: ETHA

Dargeçit'te 11 Kafatası Bulundu

1995'te gözaltına alınan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan altı kişinin gömülü olduğu toplu mezar kazılarında 11 kişinin kafatasıyla kemiklerine ve elbise parçalarına ulaşıldı. 


Mardin'in Dargeçit ilçesi Bağözü köyü yakınlarındaki toplu mezar alanında yapılan kazılarda 11 kişiye ait kafatası, kemikler ve elbise parçaları bulundu.

Kayıp yakınlarının avukatı İnsan Hakları Derneği (İHD) Mardin Şubesi Başkanı Erdal Kuzu, kazı alanında bulunan bazı kafataslarında kurşun izleri olduğunu söyledi.

Kazılarda bulunan kemikler, kafatasları ve elbise parçaları, kimlik tespiti ve otopsi yapılmak üzere Cumhuriyet Savcılığı'nca Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.

İHD İstanbul Şubesi de kemikler bulunduktan sonra yaptığı açıklamada, "Dargeçit'te gözaltına alınarak kaybedilenler için 'Serbest bıraktık, örgüte katıldılar' demişlerdi. Suç duyurularımızı soruşturmak yerine takipsizlik kararıyla kapatmışlardı' ifadesini kullanmıştı.

İHD, "Hani dağa gitmişlerdi?" diye sormuştu.

Dargeçit'te ne oldu?

Dargeçit'te 29 Ekim 1995'te PKK'nin iki öğretmeni kaçırıp öldürmesinin ardından, 2-6 Kasım 1995'te 57 yaşındaki Süleyman Seyhan ile tamamını yakını akraba ve köylülerden oluşan sekiz genç ve çocuk gözaltına alındı.

İçlerinden 13 yaşındaki Hazni Doğan bırakıldı. 20 yaşındaki Abdurrahman Çoşkun, 20 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 18 yaşındaki Abdullah Olcay, 13 yaşındaki Nedim Akyol, 14 yaşındaki Seyhan Doğan ve 12 yaşındaki Davut Altunkaynak'tan bir daha haber alınamadı.

Jandarma, kayıpların PKK'ye katıldığını ileri sürdü ancak Süleyman Seyhan'ın başı gövdesinden ayrılmış ve yakılmış haldeki cesedi 3 Mart 1996'da bir köy kuyusunda bulundu.

Cesedin ortaya çıkmasından iki gün sonra da İlçe Jandarma'da çalışan Uzman Çavuş Bilal Batırır kaybedildi.

Radikal gazetesinin haberine göre, tüm bu bilgiler, Dargeçit Cumhuriyet Savcısı Şükrü Arslan'ın geçen yıl yürüttüğü soruşturma kapsamında ortaya çıktı.

Savcı Arslan, altı asker hakkında "silahlı örgüt kurma, adam öldürme, öldürmeye azmettirme" iddiasıyla hazırladığı fezlekeyi, 17 Kasım 2011'de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.

Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı, fezlekede anlatımlarına yer verilen, asker ya da korucu olduğu tahmin edilen gizli tanığın iddiaları doğrultusunda, yedi kaybın cesedinin bulunması için 17 Şubat'ta kazı yapılması talimatı verdi.

Kazılar sonucunda, bugüne dek 11 kişinin kafatası ve kemikleriyle elbiselerine rastlandı.

AİHM'e başvuru yapılacak

Avukat Eren Keskin Cumartesi Anneleri/İnsanları buluşmasında konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

"Kayıp olaylarının sorumlusu olarak sadece fiilen o kişileri kaybeden devlet görevlileri olarak düşünmemeliyiz. Seyhan 1995'te kaybedilmesine rağmen, nüfus kayıtlarında 1992'de ölmiş gösterildi. Soruşturma ise 2009'da açıldı. Hala da bir gelişme yok. En fazla bir ay daha bekleyip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvuracağız."

Olayda gözaltına alınıp bırakılan Hazni Doğan da "Beni bıraktıklarında anneme dediler ki 'Biz oğlunu bıraktık, belki dağa çıkmıştır.' Geçenlerde konuyla ilgili ifade verirken, polis hala 'Siz yanlış biliyorsunuz, devlet öyle şey yapmaz. Onlar dağa gitmiştir' diyor" demişti.

Kaynak: Bianet

Çanlar Aliağa için çalıyor!

İzmir Aliağa'da yapımı planlanan 7 termik santralin Aliağa ve çevresinde onarılamayacak zararlar vereceği konusunda yapılan onca uyarıya rağmen, yetkililer geri adım atmıyor. Yaşam savunucuları ise, "1 Milyon İzmirli Termik Santrale Karşı" kampanyası ile termik santrallerin önüne geçmeyi planlıyor. 


Petrol rafinerileri, demir çelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri gibi çok sayıda ağır sanayi tesisinin yer aldığı İzmir Aliağa'da bu sefer yapılması planlanan ve kömür ile çalışacak 7 adet termik santralin yaratacağı zararlı etki bölge halkını adeta ayağa kaldırdı. Aliağa'da termik santral yapma projeleri geçmişte de ortaya atıldığı için bu duruma alışkın olan bölge halkı, siyasi parti ve çevre örgütleri gibi hareketlerle birlikte hareket ederek 1990'da İzmir Konak'tan Aliağa'ya oluşturdukları insan zinciri ile engelledikleri termik santral projelerini yeniden engellemek istiyor. Bu kampanyaların örgütlenmesinde önemli katkıları olan Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İzmir İl Başkanı Av. Arif Ali Cangı, Yeşiller Partisi ile ortak başlattıkları "1 Milyon İzmirli Termik Santrale Karşı" kampanyasına beklentilerinin üstünde destek olduğunu ifade ederek, termik santral yapımını engelleyecek güçleri olduğunu söyledi. Çalışmalarına hız verilen termik santral karşıtı kampanya kapsamında 6 Mayıs'ta Aliağa'da gerçekleşecek büyük buluşma eylemine "6 Mayıs'ta Hıdırellez ateşini yakıp termik santral ateşini söndüreceğiz" parolası ile hazırlıklar sürdürülüyor. Diğer taraftan ise alınan son bilgilere göre, CHP'li Aliağa Belediyesi geçtiğimiz günlerde bir termik santrale daha verdiği izne, ek olarak bir ruhsatla ilk termik santralin yapılması için gerekli izinleri verdi.

2. DİLOVASI VAKASI

Ağır sanayi tesislerinin yoğun olarak varlığını koruduğu bölgede Aliağa'da kurulması olası termik santrallerle birlikte onarılması imkansız zararların doğada kalıcılaşacağı uyarıları yapılıyor. Yeterince arıtılmadan doğaya salınan atıkların havayı, toprağı ve yer altı sularını kirletmesiyle yaşamın birçok alanında ölümcül etkilere maruz kalan Aliağa'da, kanser vakalarının Türkiye ortalamasının çok üstünde olduğuna dair bulgular çevre ve sağlık örgütleri tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konuluyor. Çevre örgütleri yaptıkları açıklamalarda, Aliağa'nın geleceğinin de tıpkı Kocaeli Dilovası'nda olduğu gibi yaşamın durma noktasına gelebileceği uyarısında bulunuyor. Aynı zamanda Aliağa'dan özellikle de havaya salınan kül atıkları gibi zararlı maddelerin dar bir bölge ile sınırlı kalmayıp İzmir gibi nüfusu yüksek olan bölgelerde yaşayanları da olumsuz etkileyeceği yine çevre örgütlerince öngörülüyor. Bunun yanı sıra soğuk suyun ısıtılıp buhar haline getirilmesiyle elektrik üretme mantığına sahip olan termik santrallerde, ısıtılan suyun yeniden denize dökülmesinin denizdeki biyolojik yaşamın dengesini bozması da kaçınılmaz olacağa benziyor.

CHP'Lİ BELEDİYENİN İZNİNE KARŞI 1 MİLYON İMZA

Termik santrallerin tüm bu zararlarına karşı yapılması için yoğun çabaların harcandığı santrallere karşı duyarlı kesimlerin başlattığı kampanyalar ile, santrallerin yapılmasının önüne geçme amaçlanıyor. "1 Milyon İzmirli Termik Santrale Karşı" kampanyasına ön ayak olan EDP İl Başkanı Arif Ali Cangı, termik santrallerin durumu ve yürüttükleri çalışmalar hakkında son bilgileri paylaştı. Devletin termik santral yapma gereğine bölgedeki ağır sanayi tesislerine enerji ihtiyacını temin etme şeklinde ulaştığını ifade eden Cangı, bu yolla zaten çevreyi oldukça yoğun kirleten ağır sanayilere sağlanacak enerjiyi oluşturma esnasında, çevrenin yine yoğun şekilde kirletileceğini ve oluşacak zararın katmerleneceğinin altını çizdi. ÇED raporlarını alan termik santral şirketlerinin belediyeden de izin alması üzerine önlerinde hiçbir engelin kalmayacağını belirten Cangı, "CHP'li belediye sürekli olarak bölge halkına termik santrallere karşı olduğunu söyledi. Bu şekilde halkta bir tepkisellik olmasının önüne geçmek istedi. Ama daha geçenlerde Aliağa Belediyesi bir firmaya verdiği ruhsatın geri kalanını da onaylayarak gerekli izinleri verdi. Buna müthiş bir tepki var. Hatta CHP teşkilatı içinden de bir takım tepkiler olduğunu duyuyoruz. Bu da aslında İzmir ve ilçelerinde siyasetin nasıl yürütüldüğünü gösteriyor" şeklinde konuştu.

'HIDIRELLEZ ATEŞİNİ YAKIP TERMİK SANTRAL ATEŞİNİ SÖNDÜRECEĞİZ'

11 Şubat'ta Karşıyaka'da açtıkları imza stantları ve yürüyüşle duyurdukları "1 Milyon İzmirli Termik Santrale Karşı" kampanyasının beklediklerinin üstünde bir ilgi aldığını söyleyen Cangı, çevre halkına termik santral meselesinin herkesin canını yakacağı bilgisini taşıma ve buna karşı tepkiyi ortak biçimde verme amaçları olduğunu söyledi. 1990 yılında yine Aliağa'da yapılmak istenen termik santrallerin halkın yoğun tepkisi ve birlikte hareket etmesinden ötürü geri çekildiğini hatırlatan Cangı, yapmayı planladıkları şeyin tam olarak bu olduğunu ifade etti. İlk büyük eylemlerini 3 Mart'ta Aliağa Belediyesi önünde yapacakları eylemle başlatacaklarını söyleyen Cangı, finali ise 6 Mayıs'ta Aliağa'da gerçekleştirecekleri büyük buluşma ile yapmayı planladıklarını açıkladı. 6 Mayıs tarihinin önemini anlatan Cangı, "6 Mayıs hem Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümü hem de Hıdırellez bayramı. Biz bu sayede hem Denizleri yaşamın savunulması şeklinde anacağız, hem de Hıdırellez ateşi yakıp termik santral ateşini söndüreceğiz" dedi.

Ferhat Çelik / DİHA
Kaynak: Haberlink

ÇHD: Pozantı'nın sorumluları cezalandırılsın

ÇHD Adana Şube Başkanı Eker, Pozantı Cezaevi'nde çocuklara uygulanan cinsel istismar ve işkenceden sorumlu olanların derhal soruşturulmasını istedi.

Çağdaş Hukukçular Derneği Adana Şubesi, Pozantı Cezaevi'nde TMY mağduru çocukların taciz, tecavüz ve işkenceye maruz kaldığı iddialarına ilişkin Adana Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

ÇHD Şube Başkanı Taylan Özgür Eker, cezaevindeki siyasi suçlardan kalan çocukların taciz edildiğini ve tecavüze uğradığını söyledi. Çağdaş Hukukçular Derneği olarak olayın takipçisi olacaklarını belirten Eker, sorumlular hakkında biran önce soruşturma başlatılmasını ve iddialar doğru ise gerekli cezaların verilmesini istediklerini söyledi.

Siyasi suçtan yatan çocuklar ile diğer suçlardan tutuklu çocukların aynı koğuşta tutulmasının yasaya da aykırı olduğunu belirten Eker, şöyle konuştu:

"Bugünlerde 12 Eylül'le darbecilerle hesaplaştığını ileri süren, Diyarbakır ve Mamak zindanlarını tartışan, işkenceye sıfır tolerans söylemi kullanan hükümetin, cezaevlerinde hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Demokratikleşme ve yargı reformu adı altında açılan yasa değişikliği paketleri, insan hakkı ihlallerinin önüne geçmekten uzaktır. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin savcılıklar tarafından daha etkin bir şekilde soruşturulmasını, sorumluların cezalandırılmasını, cezaevlerinin insan hakları savunucularının ve demokratik kitle örgütlerinin denetimine açılmasını talep ediyoruz."

Eker, ayrıca Osmaniye T Tipi Kapalı Cezaevi'nde tutukluların işkenceye maruz kaldığını belirterek, "Mahkumlar günlük sakal tıraşı olmaya zorlanıyor. Günlük sakal tıraşı olmayan mahkumlar hakkında disiplin cezası verilmekte. Sosyal faaliyet ve görüş hakları engelleniyor. Bu saldırılara uğrayan mahkumlar, hayatlarından endişe etmektedir" dedi.

Kaynak: ETHA

Avukatların tutukluluğuna itiraz

Savunmaya Özgürlük Platformu, 90 gündür tutuklu olan avukatlar hakkında verilen tutuklama kararının kaldırılması ve tahliye taleplerinin duruşmalı incelenmesi istemiyle dilekçe verdi.

Savunmaya Özgürlük Platformu, "KCK" soruşturması kapsamında 90 gündür tutuklu olan avukatlar hakkında tutuklama kararının kaldırılmasını ve tahliye taleplerinin duruşmalı incelenmesi talebiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na dilekçe verdi.

'KARARLARIN HEPSİ GEREKÇESİZ'

Beşiktaş Adliyesi önünde Savunmaya Özgürlük Platformu adına açıklama yapan Avukat Several Ballıkaya, 36 avukatın 26 Kasım 2011'den beri tutuklu olduğunu hatırlattı. Mahkemenin 30 Kasım'da verdikleri itiraz dilekçesini reddettiğini anımsatan Ballıkaya, mahkemenin verdiği tutuklama kararı gibi itiraz ve itirazın reddi kararlarının da gerekçesiz olduğunu vurguladı.

Anayasa'nın 141. maddesine göre, bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazması zorunluluğu olduğunu kaydeden Ballıkaya, Yargıtay'ın bir çok kararında, gerekçesiz kararların keyfiliğe yol açacağına dikkat çektiğini, yeterli gerekçe belirtmeyen mahkemelerin kararını bozduğunu kaydetti.

Meslektaşlarının tutuklanması için somut koşulların bulunmadığını vurgulayan Ballıkaya, avukatlar hakkında tutuklama kararı veren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararında, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların neler olduğundan söz etmediğini kaydetti. Ballıkaya, mahkemenin soruşturma aşamasındayken tutuklama kararı almasının, "tutuklamanın adeta insan rehin anlayışıyla uygulanan bir cezalandırmaya dönüştüğünün" göstergesi olarak değerlendirdi.

'KAÇMA, DELİL KARATMA İHTİMALİ YOK'

Yargıtay kararlarına göre tutuklamanın hukuka uygun olması için "gecikmede tehlike, haklı görünüş ve ölçülülük" ön şartlarının aranması gerektiğini kaydeden Ballıkaya, "delil yok etme, karartma ya da kaçma" ihtimalinin olmadığını vurguladı. Ceza Muhakemesi ilkelerinin başında, "hukuk devleti, adil yargılama ve suçsuzluk karinesi" ilkelerinin geldiğini söyledi. Ballıkaya, tutuklama kararının AİHM kararlarına da aykırı olduğunu vurguladı.

Avukatların savunmalık görevleri nedeni ile yargılandıklarını kaydeden Ballıkaya, "Müvekkilleri Abdullah Öcalan'la yaptıkları görüşmeler suçlama olarak kendilerine yöneltilmiştir" dedi. "Avukatlık, kamu hizmeti ve bir serbest meslektir" diyen Ballıkaya, "Yani avukat mesleğini tam bir özgürlük içinde yerini getirebilmelidir. Avukata tanınan bu hak, savunma dokunulmazlığı olarak tanımlanmaktadır. Bu hakkın tanınması aynı zamanda yargılamanın en önemli kurallarından biri olan yargı bağımsızlığının sağlanması açısından önemlidir" dedi.

'KISITLAMA KARARI SAVUNMA HAKKININ İHLALİ'

Kısıtlama kararı nedeniyle dosyadaki bilgi ve delilleri bilmediklerini kaydeden Ballıkaya, kısıtlama kararının savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ve yasal başvuru yollarının kullanılmasını engellediğini söyledi. Ballıkaya, gizlilik nedeniyle mahkemenin verdiği ön önemli karar olan tutuklama kararını tartışmak ve ona karşı delil sunma haklarının da ellerinden alındığını vurguladı.

Aynı zamanda meslektaşları olan müvekillerinin 3 aydır hukuksuz bir şekilde tutuklu olduğunu kaydeden Avukat Several Ballıkaya, "Tutuklama kararının kaldırılması ve tahliye talebinin duruşmalı incelenmesi" talebiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı'na dilekçe verdiklerini kaydetti.

Kaynak: ETHA

'Pozantı cezaevi idaresi görevden alınmalı'

BDP Milletvekili Tuncel, Pozantı Cezaevinde çocuklara yönelik taciz ve tecavüz nedeniyle cezaevi yönetiminin derhal görevden alınması gerektiğini belirtti.

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Adana Pozantı Cezaevinde çocuklara yönelik cinsel istismara ilişkin parlamentoda basın toplantısı düzenledi.

BDP'li Tuncel, AKP Hükümeti döneminde cezaevlerindeki tutuklu sayısının ikiye katlandığını belirtti. Cezaevilerinin kapasitelerinin aştığına işaret eden Tuncel, merdiven altlarına yatakların serildiği cezaevleri olduğunu kaydetti. Tuncel, "Niye Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü sayısında bu kadar artış var? Demek ki bir problem var" diye konuştu.

Adana Pozantı'da çocuklara yönelik cinsel istismar konusunda Adalet Bakanlığı'nın açıklamasını "vahim" olarak değerlendiren Tuncel, İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi'nin raporuna göre, cezaevindeki çocukların koğuş ve isim vererek şiddet, cinsel taciz iddialarında bulunduklarını anlattı.

Tuncel, "Bir kişinin bile cinsel istismara yönelik bir açıklama yapması çok ciddidir. Kendilerine sürekli 'teröristsiniz' denilerek baskıya maruz kalıyorlar. Bilinçli olarak ikişerli üçerli olarak koğuşlara dağıtıldıklarını söylüyorlar. Raporda, ailelerinin kendilerine yatırdıkları parayı bile alma hakları olmadıkları ifade ediliyor. Akşam saatlerinde slogan attıkları gerekçesiyle darp edildikleri ve cinsel tacizde bulunulduğu ifade. Nefret söylemi, en çok cezaevlerine yansıyor. AKP hükümeti 10 yıllık iktidarı boyunca nefret söylemini meşrulaştıran birçok uygulamaya adım atmıştır" diye konuştu.

"Bu çocuklar bizim çocuklarımız" diyen Tuncel, bu durumun uluslararası sözleşmelere de aykırı olduğunu kaydetti.

BDP'li Tuncel, bu iddialar karşısında zamana yayılacak bir araştırmaya gerek olmadığını söyledi. Siirt'te yaşanan olay, N.Ç. davası gibi cinsel istismar davalarını hatırlatan Tuncel, "Pozantı'da yaşanan durum Türkiye açısından bir ayıptır. Adalet Bakanlığı bu durum karşısında derhal soruşturma açmadan Cezaevi yönetimini görevden almalıdır" dedi. Tuncel, Pozantı'da yaşandığı iddia edilen olayla ilgili hukuki süreci takip edip konuyu da Meclis gündemine taşıyacaklarını ifade etti.

Kaynak: ETHA

Vicdani retçilerden hükûmete bir çağrı daha

Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristler, uluslararası savaş karşıtları aktivistlerinin katılımıyla geçtiğimiz hafta sonu düzenledikleri toplantının sonuçları bugün açıkladı, Türk hükümetini bir kez daha vicdani ret hakkını tanımaya ve TCK'nın 318. maddesini kaldırmaya davet etti.


Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristler, BM Queker Ofisi, Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Savaş Karşıtları ve Connection e.V temsilcileriyle birlikte geçtiğimiz hafta sonu düzenledikleri çalışmanın sonuçlarını basın toplantısı ile açıkladı.

Taksim Hill Otel'de düzenlenen basın toplantısında açıklamayı Arif Hikmet İyidoğan yaptı. İyidoğan, toplantının içeriğine ilişkin olarak şunları söyledi: "Bu toplantıda, Türkiye'de vicdani ret hakkının kullanımına dair yaşanan sorun ve zorlukları tüm boyutlarıyla ele alıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin vicdani ret konusunda aldığı son kararlarla birlikte ülke içinde yürütülmekte olan yeni anayasa çalışmalarının bu hakkın tanınması yönünde sağlayacağı imkanları değerlendirdik."

'47 ÜLKE ARASINDA TÜRKİYE TEK'

Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerde vicdani reddin tanındığını hatırlatan İyidoğan, "Vicdani ret, sözleşmelerle güvence altına alınan 'düşünce, inanç ve vicdan özgürlüğü'nün meşru bir kullanımıdır. Buna karşın Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke arasında, yurttaşlarına bu hakkı henüz tanımayan tek ülke konumundadır. Bu nedenle bir kez daha yineliyoruz ki, vicdani ret, oluşturulacak yeni anayasada bir hak olarak yer almalı ve bu hakkın kullanımını mümkün kılacak bir yasal düzenleme derhal yapılmalıdır" dedi.

Türkiye'de yaşanan savaşa da dikkat çeken İyidoğan, "Bu savaşın son bulması için tek yol, Kürt sorununun demokratik ve barışçı yollardan çözümüdür" diye konuştu.

'HALİL SAVDA SERBEST BIRAKILSIN'

İyidoğan, hakkında verilen hapis cezası nedeniyle vicdani retçi Halil Savda'nın tutuklandığını hatırlattı, "Arkadaşımız Halil Savda'nın bu ifadelerini bizler de bir kez daha yineliyor ve derhal serbest bırakılmasını istiyoruz" dedi.

İyidoğan son olarak Türk hükümetine çağrıda bulunarak, "TCK'nın 318. maddesi, Türkiye'de düşünce ve i    fade özgürlüğünü kısıtlayan pekçok yasa maddesinden biridir. Vicdani retçiler ve antimilitaristler üzerinde bir baskı aracı olan 318. madde yürürlükten kaldırılmalıdır" diye konuştu.

'DÜZENLEME ULUSLARARASI STANDARTLARA UYGUN OLMALI'

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanya Sorumlusu Milena Uyum, Türkiye'de acilen vicdani ret düzenlemesi yapılmasını ancak bunun uluslararası standartlara uygun olmasını istedi. TCK'nın 318. maddesinin ifade özgürlüğünün önündeki engellerden biri olduğuna dikkat çeken Uyum, söz konusu maddenin de acilen kaldırılması gerektiğini belirtti.

Londra Uluslararası Savaş Karşıtları Vicdani Ret Koordinasyonu'ndan Andreas Speak, toplu mezarlar ve çocuk tutukluları hatırlattı, "Bunlarda Türkiye'de militarist uygulamaların yansımalarıdır" dedi.

Almanya Vicdani Retçiler ve Firarilerle Dayanışma Örgütü'nden Rudy Frederick, Türkiye'de vicdani retçiler üzerindeki baskıların son bulmasını ve tutuklu retçi Halil Savda'nın da serbest bırakılmasını istedi.

Barış İçin Vicdani Ret Platformu'ndan Ercan Aktaş ise kışlalarda yaşanan şüpheli asker ölümleri, dün Taksim'de yapılan ırkçı gösteri ile Pozantı Cezaevi'nde çocuklara yapılan cinsel işkenceyi hatırlattı, "Tedirgin ve kaygılıyız" dedi.

POSTALLI BASINA HORMONLU DOMATES

Basın toplantısının sonunda moderatör Coşkun Üsterci bir soru üzerine, önümüzdeki günlerde yapacakları çalışmalar hakkında bilgi verdi. Çeşitli çalışma grupları oluşturduklarını söyleyen Üsterci, şunları söyledi: "Vicdani retçiler, AİHM'e toplu başvurular yapacak. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde Türkiye'deki vicdani ret uygulamalarının ele alınmasını isteyeceğiz. Kürt bölgesinde vicdani ret ve savaş konulu toplantılar düzenleyeceğiz. Toplumun demilitarizasyonunu amaçlayan çalışmalar yapacağız. Vicdani reddin yeni anayasada yer alması için Meclis'te ve Anayasa Uyum Komisyonu'nda kulis çalışmaları yürüteceğiz. Postallı basına, hormonlu domates ödülleri vereceğiz."

GAZETECİ YILDIZ'DAN VİCDANİ RET İLANI

Toplantının sonunda, "KCK Operasyonu" kapsamında tutuklanarak Kocaeli 1 No'lu F Tipi Cezaevi'ne konulan gazeteci ve tiyatrocu İsmail Yıldız'ın (Rawîn Stêrk) vicdani reddiğini açıkladığı mektup okundu.

Yıldız'ın mektubunun son bölümü şöyle:

"Hiçbir devletin askeri olmadan, hiçbir tetiğin parmağı olmadan, hiçbir liderin, başkanın, kralın, komutanın ve otoritenin emir kulu olmadan yaşamaktaki ısrarım zindanda da, dışarıda da devam edecektir.

Temel vasfı öldürmek olmakla birlikte; ayakta kalma çimentosu erkeklik, Türklük ve Müslümanlık olan bir ordunun silahım olmak inancım, düşünce biçimim ve özgürlük tasavvurum içinde bulunmamaktadır.

Ayrıca yakında doğacak olan kızımın nefesini, sesini, emeklemesini görebilmenin ve onun yanında olabilmenin her türlü kutsal ve fetişten daha üstün ve değerli olduğunu düşünerek, onun eline alacağı biberonun, yeryüzü üzerindeki tüm silah ve sahiplerin emirlerinden daha kutsal olduğunu temel düsturum sayarak askere gitmeyi ve silah taşımayı reddediyorum.

Bu gerekçelerle insan olmanın en önemli koşullarından biri olan yaşamı savunarak, öldürmeyi kabul etmeyerek, vicdani reddimi açıklıyor ve savaş karşıtları saflarındaki yerimi alıyorum.

Bir vicdani retçi olarak, yaşamımın geri kalan kısmını, bugüne kadarında olduğu gibi enternasyonalist dayanışma, antikapitalist ve antimilitarist bir çerçevede sürdüreceğimi deklare ediyorum."

Kaynak: ETHA

"Vicdani Ret Tanınsın, 318. Madde Kalksın, Savda Serbest Bırakılsın"

Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristler tarafından düzenlenen, uluslararası sivil toplum örgütlerinin de destek verdiği basın toplantısında AİHM kararları hatırlatılarak, vicdani ret hakkının derhal tanınması istendi.

Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristler, düzenledikleri basın toplantısıyla vicdani ret hakkının tanınması, "Halkı askerlikten soğutmak" olarak tanımlanan Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 318. maddesinin kaldırılması ve vicdani retçilerle ilgili sürdürülen kovuşturmaların sona erdirilmesi taleplerini yinelediler.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Temsilcisi Coşkun Üsterci'nin kolaylaştırıcılığında düzenlenen basın toplantısına Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanya Sorumlusu Milena Büyüm, vicdani retçiler Ercan Aktaş, Arif Hikmet İyidoğan ve Yavuz Atan, Uluslararası Savaş Karşıtları'ndan (WRI) Andreas Speck ve Almanya'dan Vicdani Retçilerle ve Firarilerle Dayanışma Örgütü Connection e.V.'den Rudi Friedrich katıldı.

Coşkun Üsterci, açılış konuşmasında, haftasonu İstanbul'da gerçekleştirilen vicdani ret toplantısından söz etti:

"Vicdani retçilerin karşılaştıkları sorunlar konusunda pek çok açıdan tartışma yürüttük. Vicdani ret hareketini güçlendirmeye ve geliştirmeye, vicdani reddin bir hak olarak Türkiye tarafından kabulü konusunda stratejiler geliştirdik."

"318. madde derhal kaldırılmalı"

Türkiyeli vicdani retçiler ve antimilitaristlerin ortak hazırladığı basın metnini vicdani retçi Arif Hikmet İyidoğan okudu.

Birleşmiş Milletler (BM) Oueker Ofisi, Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Savaş Karşıtları (WRI), Connection e.V temsilcilerinin de katılımıyla 25-26 Şubat 2012'de gerçekleştirilen toplantıdan söz eden İyidoğan, bu toplantıda, Türkiye'de vicdani ret hakkının kullanımına dair yaşanan zorluklan ve yeni anayasa çalışmalarının bu hakkın tanınması yönünde sağlayabileceği imkanları değerlendirdiklerini söyledi.

"Vicdani ret, Türkiye'nin imzalayarak taraf olduğu BM "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" ile 'Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 18. Maddesi, 'Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi'nin (AİHS) 9. maddesi ve Anayasa'nın 24. ve 25. maddelerinde güvence altına alınan 'düşünce, inanç ve vicdan özgürlüğünün' meşru bir kullanımıdır."

"Buna karşın Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülke arasında, yurttaşlarına bu hakkı henüz tanımayan tek ülke durumundadır. Bu nedenle bir kez daha yineliyoruz ki vicdani ret, oluşturulacak yeni anayasada bir hak olarak yer almalı ve bu hakkın kullanımını mümkün kılacak bir yasal düzenleme derhal yapılmalıdır."

Vicdani retçi Halil Savda'nın "halkı askerlikten soğuttuğu" gerekçesiyle TCK'nın 318. maddesinden verilen beş aylık ceza nedeniyle tutuklu olduğunu söyleyen İyidoğan, Savda'nın "Evet, askere gitmeyin çağrımı yineliyorum... Amasız, haklı-haksız, kirli-temiz vb. ayrımlara gitmeden, bütün silahlı organizasyonların ve bütün savaşların kötü ve kirli olduğunu açık ve net bir biçimde vurguluyorum" dediği için tutuklanmasına dikkat çekti.

"Savda'nın bu ifadelerini bizler de bir kez daha yineliyor ve derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. 318. madde, Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan pek çok yasa maddesinden biridir. Vicdani retçiler ve antimilitaristler üzerinde bir baskı aracı olan 318. madde yürürlükten kaldırılmalıdır."

"Uluslararası kriterlere uygun vicdani ret hakkı istiyoruz"

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Kampanya Sorumlusu Milena Büyüm, Türkiye'nin vicdani ret hakkını tanımaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından mahkum edildiğine dikkat çekti.

Türkiye'nin vicdani ret hakkını tanıması gerektiğini söyleyen Büyüm, bu hakkın uluslararası standartlara uygun olması gerektiğini, aksi takdirde hazırlanacak geçici yasal düzenlemelerle atılacak adımları kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.

Büyüm, vicdani retçi Halil Savda'nın "Halkı askerlikten soğutma" suçlamasıyla cuma günü tekrar tutuklandığını, Savda'nın uluslararası arenada "düşünce mahkumu" olarak kabul edildiğini belirtti.

"Savda'nın tutuklanmasına gerekçe olarak gösterilen 318. madde ifade özgürlüğü önünde engeldir. Savda'nın derhal serbest bırakılmasını, TCK 318. maddenin kaldırılmasını ve vicdani ret hakkının uluslararası kriterler gözetilerek tanınmasını istiyoruz."

"Vicdani ret savaşa karşı direniştir"

Uluslararası Savaş Karşıtları'ndan (WRI) vicdani ret kampanyaları sorumlusu Andreas Speck ise WRI'nın 1921'de kurulan ve bugün Kolombiya, Yunanistan, İsrail, Finlandiya, Güney Kore, Rusya, Türkiye gibi 40 ülkede faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olduğunu söyledi.

"Biz tüm savaşlara karşıyız çünkü savaşlar insanlığa karşı suçlardır. Vicdani reddin sadece insan hakkı olduğunu değil, savaşa karşı da bir direniş olduğunu düşünüyoruz."

1990'dan beri Türkiye'deki vicdani retçileri desteklediklerini söyleyen Speck, Türkiye'de vicdani retçilerin yaşadığı olumsuzlukları uluslararası örgütlerin gündemine taşımak için çabaladıklarını ifade etti.

"Mesela Halil Savda'nın durumunu pek çok uluslararası örgütle paylaştık. İşbirliğimizi nasıl sürdürebiliriz ve uluslararası mekanizmaları nasıl daha fazla devreye sokabiliriz diye düşünüyoruz."

"Vicdani retçilerin sığınma hakkı için de çalışıyoruz"

Almanya'dan Vicdani Retçilerle ve Firarilerle Dayanışma Örgütü Connection e.V.'den Rudi Friedrich de tüm dünyadaki vicdani ret hareketlerini desteklediklerini söyledi.

Uluslararası alanda sadece vicdani ret hareketini desteklemek değil, aynı zamanda vicdani reddini açıklayan kişilerin mülteci olarak başka ülkelere sığınmaları konusunda da yardımcı olduklarını belirten Friedrich, Connection e.V. olarak Türkiye'deki vicdani ret hareketini 20 yıldır takip ettiklerini söyledi.

"Uluslararası bir örgüt olarak bizim Türkiye'de vicdani ret hareketi ile dayanışmamız tamdır. Vicdani ret hakkının tanınması için daha güçlü şekilde çalışmaya devam edeceğiz."

"Halil Savda'nın derhal serbest bırakılmasını ve vicdani retçilere yönelik kovuşturmaların sona erdirilmesini talep ediyoruz. Vicdani ret kabul edilmesi gereken insan hakkıdır."

"Militarizmin nasıl yaşatıldığının tanıklarıyız"

Vicdani retçi Ercan Aktaş ise konuşmasına Pozantı Cezaevi'nde çocuklara işkence, tecavüz ve taciz yapılması ile ilgili iddiaları dile getirerek başladı.

Pozantı Cezaevi'nde yaşananları duyunca, sokakta Hocalı katliamını protesto edenlerin "Hepiniz Ermeni'siniz hepiniz piçsiniz" yazılı pankartlarla yürüdüğünü görünce insanın insanlığından utandığını belirten Aktaş sözlerini şöyle tamamladı:

"Militarizmin sokaklarda, mahkeme salonlarında, cezaevlerinde, kışlalarda nasıl yaşatıldığının tanıklarıyız ve tedirginiz."

Kaynak: Bianet

YARIN İçişleri Bakanı ve Hocalı Mitingi Komitesi aleyhinde suç duyurusunda bulunulacak

İÇİŞLERİ BAKANI VE “HOCALI KATLİAMINI ANMA” MİTİNGİ TERTİP KOMİTESİ ALEYHİNE SUÇ DUYURUSU

26 Şubat 2012 Pazar günü Taksim’de İçişleri Bakanı’nın bizzat katılımıyla “Hocalı Katliamı”nı anma bahanesiyle kitleler suça teşvik edilmiştir. “Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz”, “Ermenisiniz, işgalcisiniz, katilsiniz” pankartları taşınmış, Hrant Dink’in katilleri lehine sloganlar atılmış, saldırgan sloganlar eşliğinde AGOS gazetesine doğru yürünmek istenmiştir. Taksim’de toplu halde, İçişleri Bakanı’nın nezaretinde suç işlenmiştir.

İHD İstanbul Şubesi, Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De girişiminin desteğiyle bir basın açıklaması yapacak ve ardından İstanbul Adliyesi’ne İçişleri Bakanı ve 26 Şubat 2012 Pazar günü Taksim’de “Hocalı Katliamı’nı Anma” mitinginin tertip komitesi aleyhine suç duyurusunda bulunacaktır.

İHD İstanbul Şubesi
Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon


TARİH: 28 Şubat 2012
SAAT: 11:00
YER: İstanbul Adalet Sarayı’nın önü
Çağlayan, Kağıthane – İSTANBUL

Adalet Bakanı'na Pozantı Cezaevi sorusu

BDP'li Ata, Adalet Bakanı Ergin'e, "Pozantı Cezaevinde yaşanan cinsel istismar ve cinsel taciz olaylarından cezaevi yönetiminin haberi var mıdır?" diye sordu, varsa neden gereğinin yapılmadığının açıklanmasını istedi.

BDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Adana Pozantı Çocuk Cezaevi'ndeki taciz ve tecavüz iddialarına ilişkin Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na soru önergesi verdi.

Ata, Pozantı cezaevinden tahliye olan çocukların anlatımlarının, ciddi bir ihmal ve çocuklara kasıtlı muamelenin olduğunu gösterdiğini belirtti. Ata, çocukların anlatımlarını aktardı: "Pozantı cezaevinden çıkan çocuklar, bazı arkadaşlarına ve kendilerine adli mahpuslar tarafından defalarca tecavüz edildiğini belirtmektedirler. Yine çoğu çocuğun zor kullanılarak üzerindeki elbiseleri çıkartmaya zorlandıkları anlatılmaktadır. Çocukların bazılarının boyunlarına ip geçirilip sıkıldığı, adliler tarafından dövüldüğü ve Kürt oldukları için sürekli hakarete uğradıkları belirtiliyor."

Çocukların başka bir koğuşa geçme talebinin de karşılanmadığını hatırlatan Ata, "Oysa cezaevi idaresi bu durumların engellenmesi ve cezaevinde güvenliğin sağlanmasıyla mükelleftir" dedi.

'BİLDİĞİ HALDE SORUNU ÇÖZMEDİ'

Çocukların adli tutuklular arasına konularak taciz ve tecavüze mahkum bırakıldığını kaydeden Ayla Akat Ata, şöyle devam etti: "Özellikle çocuk istismarı gibi önemli bir olayda cezaevi yönetiminin bu durumu engelleme ve yasal prosedürü uygulaması gerekliliği şüphesizdir. Buna karşın cezaevi yönetimi yapılan hiçbir başvuruyu dikkate almadığı gibi, bu çocukların yaşadıkları durumları bilmelerine rağmen herhangi bir çözüm bulma girişiminde de bulunmamıştır."

Çocukların cinsel istismara maruz kalmalarına sessiz kalan cezaevi idaresinin bu tavrının siyasi olduğunu kaydeden Ata, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ihlal edildiğine işaret etti.

BDP'li Ata, Bakan Ergin'e şu soruları yöneltti:

- Pozantı cezaevinde çocukların adli mahpuslarla birlikte kalmasından kaynaklı sorunların çözümüne herhangi bir çalışmanız var mıdır?

- Pozantı Cezaevinde yaşanan cinsel istismar ve cinsel taciz olaylarından cezaevi yönetiminin haberi var mıdır? Varsa neden gereği yapılmamıştır?

- Pozantı Cezaevi yönetimine çocuklar tarafından kaç adet koğuş değiştirme talebi cezaevi idaresine iletilmiştir?

- Pozantı cezaevi idaresi ile ilgili herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır? Yapılmamışsa nedeni nedir?

- BM çocuk hakları sözleşmesinin 34. maddesi çerçevesinde çocukları cezaevlerinde korumaya yönelik hangi önlemler alınmaktadır?

Kaynak: ETHA

'Bir 6-7 Eylül daha yaşanabilirdi'

Taksim'de Ermenilere yönelik ırkçı gösteriye dönüşen Hocalı protestosunu değerlendiren Ermeni Vakıf Okulları Yöneticisi Garo Paylan, "2012 yılının 6-7 Eylül olayını yaşadık" dedi. "Tamamen bir devlet operasyonu" diyen Paylan, Ermeni sorununda adalet mücadelesi veren insanlara gözdağı verilmek istendiğini kaydetti.

Taksim'de Hocalı olayını protesto etmek için düzenlenen gösteri, Ermenilere karşı ırkçı gösteriye dönüştü. Mitinge katılan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, "kardeşçe" ve "sevgi dolu" bir gösteri olarak tanımladığı ırkçı eylemde, "Bir gece ansızın gelebiliriz", "Kana kan intikam" gibi sloganlar atıldı, Ermeni halkı hedef alındı.

Taksim'de yapılan gösteriyi ETHA'ya değerlendiren Ermeni Vakıf Okulları Yöneticisi Garo Paylan, ırkçı gösteri sırasında tesadüfen orada olduğunu söyledi.

'ERMENİ KİMLİĞİMİ BİLSELERDİ, PARÇALARLARDI'

Çoğunluğu 18-20 yaşındaki gençlerden oluşan kalabalığın, bir katliamda ölenleri anmak, katliamı kınamaktan ziyade ırkçı gösteri düzenlediklerini kaydeden Paylan, "Atılan sloganlar tüylerimi diken diken etti. Ermeni kimliğimi bilselerdi, beni parçalayacak bir güruh vardı orada" dedi.

"Sorun şu; bir katlimda ölenleri anmayı, buna ilişkin üzüntümüzü ortaya koymayı bile beceremiyoruz. Topluma karşı katliam yapan bir devleti kınamayı beceremedik. Yapılan gösteriyle bunu görmüş olduk" diyen Paylan, tersine gösterinin başka bir etnik unsura yönelik nefret, ırkçı ve faşizan gösteriye dönüştüğünü vurguladı.

'BİR 6-7 EYLÜL OLAYI DAHA YAŞANABİLİRDİ'

Aynı zamanda HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi olan Paylan, "2012 yılının 6-7 Eylülü'nü yaşadık" dedi ve ekledi: "Çünkü o kalabalık kiliseye ve Agos gazetesine doğru yürümeye başladı. Emniyet güçleri olmasaydı bir kere daha 6-7 Eylül olayı olurdu."

'DEVLET OPERASYONU'

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, ırkçı dövizler önünde konuşma yaptığını hatırlatan Garo Paylan, "Bunun tamamen bir devlet operasyonu olduğunu düşünüyorum, milliyetçiliği bir kez daha örgütlemek üzerine. Ermenilere karşı soykırım ile ilgili adalet arayan bizim gibi insanlara gözdağı verilmek için yapıldığını düşünüyorum" dedi.

Bunun kısmen de olsa başarıldığını belirten Paylan, "Çünkü milliyetçiliği sokaklara çıkarmak çok kolay. Üç kuşak, milliyetçi tedrisattan geçti ve doğruları bilmeyen insanlar. Irkçı faşizan bir söylemde çok kolay bindirilmiş kıtalar sokaklara çıkarılabiliyor, dün orada böyle insanlar çoktu. Her an bir nefret suçu işleyebilecek bir kitle vardı. O açıdan bir kez daha umutsuzluğa kapıldım, hayal kırıklığı yaşadım" diye konuştu.

Kaynak: ETHA

Diyarbakırlı kadın futbolculara saldırı

Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor'un genç kadın futbol takımı, Elazığ'da saldırıya uğradı. Saldırganlar arasında Elazığspor'un yöneticisi Ahmet Çakar ile hakem Lütfü Bektaş da bulunuyor. Saldırıda 7 kadın futbolcu yaralandı, ikisinin ayağı kırıldı.



Türkiye Futbol Federasyonu Kadınlar 2. Ligi maçı için Teknik Direktör Filiz Atay yönetimindeki kadın futbolcular, 25 Şubat günü maç için gittikleri Elazığ'da erkek hakem ve rakip takımın yöneticileri ile futbolcu ve taraftarlar tarafından linç edildi.

Teknik Direktör Atay'ın da şiddet gördüğü saldırıda, 11 kişilik takımdan 7 kadın yaralandı. Yaralı kadın oyuncular Elazığ Araştırma Hastanesi'nde tedavi altına alındı.

Oyuncular, bugün geldikleri Diyarbakır'da basın toplantısı düzenleyerek, saldırıyı kınadı. Toplantıya, ayakları alçıda olan Hevidar Ödüngit (14) ile Devran Görmez (16) arkadaşları tarafından taşınarak getirildi.

Sümerpark Ortak Yaşam Alanı'nda düzenlenen basın toplantısında konuşan Büyükşehir Belediyespor Kulübü Basın Sözcüsü Bişar İçli, hakem ve antrenörün sahada kadın sporculara yaptığı şiddeti ve ırkçı tutumunu kınadı. İçli, olayın 27 Şubat'ta yapılacak TTF seçimlerinde gündeme gelmesini ve mahkum olmasını beklediklerini söyledi.

Teknik Dörektör Filiz Atay da Elazığspor'un Teknik Direktörü Ahmet Çakır'ın kendisine daha önceki maçlarda rakip takımlara karşı şike yaptıklarını anlattığını belirtti. Atay, "Bana 'Sen bizim bacımızsın, sana yapmayız' diyerek baskı yapmaya çalıştı" dedi. İlk yarıda hakemin oyunculara elle müdahale ettiğini belirten Atay, "İkinci yarının 6. dakikasından itibaren fiili şiddet başladı. Bir oyuncumuz yerde iken rakip oyuncu kafasına kramponla vurdu. Ama hakem Lütfü Bektaş bizim oyuncumuza kırmızı kart gösterdi" dedi.

'ÇIK DIŞARI KARI'

Hakemin hemen arkasından en iyi olan oyuncularına da hiçbir neden olmadan kırmızı kart gösterdiğini ve penaltı verdiğini anlatan Atay, "Bu şekilde oyun yönetilmez. Emeğimizi bu kadar hiçe sayamazsınız" diye hakeme itiraz ettiğini ancak hakemin "Çık dışarı karı" diyerek kendisine hakaret ettiğini, rakip takımın antrenörünün de "şerefsiz" diyerek yumruk attığını söyledi.

Yedek kulübedeki oyuncuların da kendisine saldırdığını ve onu kurtarmaya çalışan kadın oyuncuların, saldırılara maruz kaldığını belirten Atay şunları söyledi:

"Antrenör kadın ve Kürt kimliğime yönelik hakaret etti. Yanındakilere 'saldırın' diye talimat verdi. Amacımız kadına futbolu sevdirmek ve erkek şiddetine son vermek. Ancak malesef biz sahada erkekler tarafından şiddete uğradık. Futbolcular 11-18 yaşlarındalar. Hepsi çok korktu ve kanlar içinde kaldı saldırıda. Futbolcularımızdan Hevidar Ödüngit, Devran Görmez, Songül Daşçı, Ebru Kaya, Zelal Baturlu, Safiye Uçar ve Sultan Demir yaralandı ve rapor aldı."

TARAFTARLAR TAŞ ATTI

Yedek kaleci Lütfiye Figen de böyle karşılanmayı beklemediklerini belirterek, "Bütün hakaretlere rağmen maça devam ettik. Devre arasında seyirciler tarafından taş, kartopu ve içi su dolu pet şişeler atıldı. Basın çekti ama yayınlamadı" dedi.

Ayağı dizine kadar alçıda olan Devran Görmez de "Hocamıza saldırınca onu ayırmaya gittik. Bize de saldırdılar. Tekme ve yumruklarla saldırdılar. Oyuncular bizi döverken antrenör dövmeye katıldı" diye konuştu.

Kaynak: ETHA

26 Şubat 2012 Pazar

Taksim'de ırkçı gösteri: Hocalı Katliamı nefret söylemiyle anıldı

Hocalı olayını protesto etmek gerekçesiyle bir araya gelen binlerce kişi, Ermenilere yönelik ırkçı sloganlar attı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, ırkçı gösterinin "kardeşçe" ve "sevgi dolu" olduğunu öne sürdü.

Bugün Taksim Meydanı, ırkçı nefret içeren bir gösteriye sahne oldu. Taksim Meydanı'nda toplanan binlerce kişi, Hocalı olayını protesto etme adı altında Ermenilere yönelik ırkçı ve ayrımcı gösteri düzenledi.

Çevre illerden araçlarla insan getirilirken, miting alanında erkek göstericilerin yoğunluğu dikkat çekti. Taksim Meydanı'nda bulunan Burger King de Türk bayrağı astı.

ERMENİLERE YÖNELİK NEFRET SLOGANLARI

Galatasaray Meydanı'nda toplanıp Taksim'e yürüyen grup, "Ermeni piçleri yıldıramaz bizleri", "Ülkücüler burada, Ermeniler nerede", "Rum Fransız Ermeni, bütün Türk'ün düşmanı" şeklinde ırkçı sloganlar attı.

Irkçı gösteride, "Ermeni yalanına sessiz kalma" şapkaları takıldı, "Hepimiz Türk'üz hepimiz", "Hepiniz Ermeni'siniz hepiniz piçsiniz" şeklinde dövizler taşındı.

TÜRK-İŞ VE HAK-İŞ, KADIKÖY'DE DEĞİL TAKSİM'DE

KESK'in bugün Kadıköy Meydanı'nda düzenlediği emek ve adalet talepli mitinge katılmayan Hak-İş ve Türk-İş, ırkçı gösteride yerini aldı. Mitinge, AKP Gençlik Kolları da katıldı.

İÇİŞLERİ BAKANI'NDAN IRKÇI KONUŞMA

Mitingde konuşan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, "Azerbaycan'ın acısı bizim de acımızdır. 21. yüzyıl, Türk milletinin ve Türk dünyasının yüzyılı olmalıdır" dedi.

Şahin, "Türk'üm desene" sloganlarıyla karşılandı, sık sık yuhalandı. İdris Naim Şahin'in "Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan" demesi üzerine yuhalamalar arttı. Şahin, sesini duyurmakta zorlandı.

Bakan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türk milleti, tek yürek, tek yumruk olduğu müddetçe başka Hocalılar olmayacak, kimse Türk'e yan gözle bakamayacak. Yaşasın Türk milletinin ebedi varlığı."

Azerilere seslenen Şahin, "Burası sizin öz yurdunuz, öz vatanınız" derken, Taksim'deki mitingin "kardeşçe" ve "sevgi dolu" olduğunu iddia etti: "Taksim Meydanı'nda bir sürü miting oldu. Taksim, bu kadar kardeşçe, bu kadar sevgi dolu bir mitinge sahne olmadı."

Mitingin bitmesinin ardından, birkaç ülkücü grup, Tarlabaşı Bulvarı'ndan aşağıya doğru yürüyüşe geçti. Grup, BDP binasının olduğu sokağın başında, geçen otobüsleri taşladı. Otobüstekiler 'bozkurt işareti' yaparak canını kurtarabildi.

Kaynak: ETHA

Hiçbir Katliam Diğerinin Bahanesi Olamaz

Türkiye Sosyalist Azerbaycanlılar Birliği 26 Şubat 1992'de gerçekleşen Hocalı Katliamı'na ilişkin Yüksel Caddesi'nde yaptığı basın açıklamasında Hocalı Katliamı'na milliyetçi duygularla yaklaşılması eleştirerek halkların kardeşliğine vurgu yaptı.



Türkiye Sosyalist Azerbaycanlılar Birliği Hocalı Katliamı'nın 20. yıldönümünde saat 14:00'te Yüksel Caddesi'nde bir basın açıklaması düzenledi.

Yapılan basın açıklamasında, Türkiye'de yaşayan milliyetçilerin Hocalı Katliamı'nı siyasi malzeme olarak kullanmasına tepki gösterildi.

"Türkiye'nin Ermenistan sınırını kapalı tutması için baskı yapan, Türkiye'nin bir iç ve vicdan meselesi olan kendi geçmişi ve Ermeni olaylarıyla yüzleşmesine müdahale etmeye çalışan Azerbaycanlı milliyetçilerle, Hocalı Katliamı'nı siyaset malzemesi olarak kullanan Türkiyeli milliyetçiler bu iki ülke arasında söz söylemeyi neredeyse bloke etmiş durumdalar" denilen açıklamada, halklar arası düşmanlığı besleyen eylemlere son verilmesi gerekildiği belirtildi.

Hiçbir katliamın diğerinin bahanesi olmayacağı ve hiçbir acının diğerinden üstün olamayacağı belirtilen açıklamada "Hocalı Katliamı'nın 1915 Ermeni olaylarıyla kıyaslanmasına, Ermeni trajedisini inkar etmek için malzeme olarak kullanılmasına itiraz ediyoruz. Hrant Dink'in katli sonrası karanlık güçlere karşı Türkiye'deki Ermenilerle dayanışmak anlamında acı ve öfkeyle dile getirilmiş olan 'Hepimiz Ermeniyiz' sloganı geçersiz kılmak ve sulandırmak amacıyla ortaya atılan 'Hepimiz Azeriyiz' sloganına itiraz ediyoruz" denildi.

Basın açıklaması "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganıyla son buldu.

Kaynak: Bianet

Pozantı Cezaevi'ndeki çocuk istismarına ve işkencesine tepkiler sürüyor

ESKİŞEHİR - Cezaevinde çocuklara tecavüz protesto edildi

Eskişehir Sosyalist Gençlik Derneği, Adana Pozantı Cezaevi'nde çocuklara yapılan tecavüz, taciz, cinsel istismarı protesto etti.

Eskişehir SGD üyeleri, Adana Pozantı Cezaevi'nde çocuk tutuklara yönelik cinsel istismarı Yediler Parkı'nda yaptığı basın açıklamasıyla protesto etti.

SGD adına açıklama yapan Yusuf Ağıl, "Pozantı hapishanesinde yaşanan taciz ve tecavüz olayları, AKP hükümetinin hapishaneler yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur. 17 yaşındaki çocuk tutsağın ve aynı hapishanede kalan siyasi tutuklu arkadaşlarının anklattıkları ülkemiz hapishanelerinin durumunu bir kez daha açığa vurmuştur" dedi.

Terörle Mücadele Yasası'na dayanılarak tutuklanan çocukların, adli tutukluların arasına konulduğunu hatırlata Ağıl, tutuklu çocukların cezaevi yönetiminin gözetiminde taciz ve tecavüze maruz kaldığını kaydetti.

Ağıl, "Pozantı hapishanesi AKP hükümetinin dışarıda estirdiği TMY ve özel yetkili ağır ceza mahkemeleri terörünün içerdeki uzantısıdır" dedi.

"Hüseyin Üzmezleri tahliye eden mahkemeler çocukları yaşlarından büyük cezalara çarptırıp hapishanelerde travma boyutuna varan işkencelere maruz bırakmaktadır" diyen Ağıl, çocuklara yönelik taciz ve tecavüzün sorumlusunun, yargı, Pozantı cezaevi idaresi ve devlet olduğunu belirtti.

Açıklamada, "Zındanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük", "Katil devlet halklara hesap verecek", "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek" sloganları atıldı.

Milletvekili Gür: Pozantı'nın takipçisi olacağız

BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, Adana Pozantı Cezaevi'nde çocuklara yönelik taciz ve tecavüz konusunu meclis gündemine getireceklerini söyledi.

Pozantı Cezaevinde "taş atan çocuklara" yönelik cinsel istismara ilişkin ETHA'ya konuşan BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, cezaevi yetkilileriyle görüştüğünü söyledi.

Gür, "Adalet Bakanlığı olaya el koymuş. Müfettişler inceleme yapıyorlar" dedi.

Konuyu meclis gündemine getireceklerini söyleyen Gür, "Konunun takipçisi olacağız. Bu olayın peşini bırakmayacağız. Üzerine gidilmesi gereken bir durumdur. Cezaevlerinde her türlü sorunlar yaşanıyor" dedi.

KOCAELİ - 'Çocukları işkence yapanlar yargılansın'


Kocaeli SGD üyeleri, Pozantı Cezaevi'nde tutuklu çocuklara işkence yapılmasından sorumlu olanların yargılanmasını istedi.

Kocaeli SGD üyeleri, "taş atan çocuklar"ın Adana Pozantı Cezaevinde maruz kaldığı tecevüze varan işkenceleri, İzmit Belediye İşhanı önünde yaptığı basın açıklamasıyla protesto etti.

Kocaeli SGD adına açıklama yapan İlke Başak Baydar, "Unutulmamalıdır ki devlet bir şahıs değildir. Kendi vatandaşı olan çocuklara karşı kin güdemez, bunların birilerine tecavüz etmelerine göz yumamaz" dedi.

Çocukların cinsel ve fiziksel istismardan korunması için gerekli önlemlerin alınmasını isteyen Baydar, aynı zamanda "Çezaevlerinin doldurulmadığı bir dünya özlemimizi dile getiriyoruz" dedi.

Baydar, "İnsanlık onuruyla bağdaşmayan bu davranışlara zemin sağlayan tüm sorumluların halklarımıza hesap vermelerini ve yargılanmalarını istiyoruz" diye konuştu.

Açıklamada, "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek", "Taş atan çocuklar serbest bırakılsın", "TMY çöpe, çocuklara adalet" sloganları atıldı.

İSTANBUL - SGD: Adalet Bakanı istifa etsin


Sosyalist Gençlik Derneği üyeleri, çocuklara yönelik cinsel şiddet olaylarıyla gündeme gelen Pozantı Cezaeevi nedeni ile Adalet Bakanı Beşir Atalay'ın istifasını istedi.

Sosyalist Gençlik Derneği, Pozantı Cezaevi'nde çocuklara yapılan cinsel işkenceyi protesto etmek için AKP Kadıköy ilçe binası önünde açıklama yaptı.

SGD adına açıklama yapan Polen Ünlü, Pozantı Cezaevi'nde çocukların gördüğü cinsel işkencenin bir çocuğun anlatımlarıyla gündeme geldiğini belirterek, "Ceza ve Tevkif     Evleri Genel Müdürü Mustafa Onuk, iddiaları inceleyeceklerini söylüyor. Bizler merak ediyoruz, taciz ve tecavüze uğramış gençlerin beyanından daha kuvvetli ne gibi bir delil olabilir?" diye sordu.

"Daha önce yine Adana-Pozantı M Tipi Cezaevi'nde tutuklulara işkence yapıldığına dair kanıtlar olmasına rağmen devlet bu delillere gözünü kapatmıştı" diyen Ünlü, açıklamasını şöyle sürdürdü: "TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, 2010 yılının Mart ayında hazırladığı raporda, Adana-Pozantı, İzmir-Bergama ve Kayseri-İncesu cezaevlerinin çocukların bulunmasına uygun olmadığı için kapatılması gerektiğini belirtmesine rağmen cezaevi kapatılmamış, bir işkencehane olarak kullanılmıştır. AKP hükümetinin 'modern bir gençlik' yetiştirme ideallerine ulaşma şeklini biz sosyalist gençler hayretlerle izliyoruz ve buradan sesimizi duyuruyoruz: Bizler sistemin yaratmak istediği 'uslu, apolitik, sessiz' gençler olmayacağız."

Ünlü, Adalet Bakanı Beşir Atalay'ın istifasını istedi, "Bizler adalet bir gelecek istemiyoruz. Bu olayın derhal aydınlatılıp sorumluların yargılanmasını istiyoruz" dedi.

Kaynak: ETHA

Pozantı Cezaevi'ndeki Çocuklar Anlattı, Cezaevi İdaresi Sessiz

Kürt çocuklar Türkiye cezaevlerinde insanın kanını donduracak işkencelerle yüz yüze. Bütün bunlar olurken  hükümetin ‘işkenceye sıfır tolerans’ yalanıyla hâlâ ortalıkta dolaşması ve kamuoyunun sessizliği dikkat çekiyor. 

POZANTI CEZAEVİ ÇOCUK CEHENNEMİ

Çocuklara yönelik anti-demokratik uygulamalarla birçok defa gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi, şimdi de çocuklara cinsel istismar ve tecavüz ile gündemde. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocuklara, adli mahkumlar tarafından tecavüz edildiği ve cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı, ırkçı uygulamalar yapıldığı ortaya çıktı.

ZALİMLİKLERİ ANLATILIR GİBİ DEĞİL

TMK mağduru Kürt çocuklarının cezaevlerinde maruz kaldıkları muameleyi tanımlayacak söz yok. Adli tutukluların koğuşlarına konulan çocuklar, cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldıklarını açıkladı. Pozantı Cezaevi’nde 4 ay kalan H.K. (15), “Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil” dedi.

Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil!

Çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla birçok defa gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi, şimdi de çocuklara cinsel istismar ve tecavüz ile gündemde. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından tecavüz edildiği ve cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı, ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları ortaya çıktı. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi’nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti.

Defalarca tecavüz ettiler

H.K., “Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil” diye konuştu.  Ş.A. (17) isimli çocuk ise, “Orada çok kötü şeyler yaşadım. Adliler, boğazımıza ip takıp sıkıyorlardı. Bizi dövüyorlardı. Terörist olduğumu söyleyip öpmemiz için yüzümüze bayrak uzatıyorlardı. Öpmek istemediğinde ise yine dövüyorlardı” dedi.

Cezaevi idaresi sessiz

Ş.A., yaşadıklarının etkisinden halen kurtulamadığını ifade etti. Serbest bırakıldıktan sonra da birçok arkadaşlarının normal yaşamlarına dönemediğini belirten Ş.A., “Arkadaşlarımız bize katılmaya utanıyorlar. Çünkü yaşadıklarını unutamıyorlar” dedi. Cezaevi idaresine defalarca söz konusu uygulamalara ilişkin bilgi verdiklerini, ancak cezaevi idaresinin sessizliğini koruduğunu vurgulayan Ş.A., Pozantı Cezaevi’nde 2 ay kaldığını ve bir aydır tahliye edildiğini söyledi. Ş.A., “Koğuşlarımızı değiştirmeleri yönünde taleplerimiz oluyor ama, taleplerimiz cevapsız bırakılıyordu” dedi.

‘En fazla cinsel istismar zorluyordu’

A.K. (17) ise, Pozantı’da kendilerini en fazla zorlayan sorunun cinsel istismar olduğunu belirterek, daha birçok sorunla boğuştuklarını da ekledi. A.K., “Adli suçlular geceleri arkadaşlarımızı zorla yataklarına çağırıyorlardı. Gözümüzün önünde arkadaşlarımızın kafasını kırıyorlardı. Ama cezaevi idaresi her zaman konuyu örtbas etmeye çalıştı” diye konuştu.

Akdeniz Belediyesi Kadın Danışmanlık Merkezi’nde pratisyen hekim olarak çalışan Didem Gediz Gelegen Türkmen ise belediye çalışanı olması nedeniyle birçok çocukla tanışma fırsatı bulduğunu kaydederek, araştırmalar kapsamında yapılan görüşmelerde cinsel istismara varan baskı ve şiddet mağduru çocukları dinlediklerini söyledi. Gelegen, çocukların cinsel istismarı anlatırken, hep bir başkasının başına gelmiş gibi anlattığına dikkat çekti.

‘Çığlıkları duymamak için...’

‘Çocukların kendilerini ifade etmekte zorlandıklarını ve dayanışmaya, desteklenmeye ne kadar ihtiyaç duyduklarını anlatan Gelegen, bir yandan da hem dünyaya hem de insanlara güvenmediklerini fark ettiğini aktardı. Gelegen, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın gözaltı ve cezaevi deneyimi nedeni ile özellikle eğitimi sekteye uğrayan çocuklar için yürüttüğü psikososyal destek programı çerçevesinde belli çocuklarla görüşmelerinin devam ettiğini aktardı. O görüşmeler sırasında çocukların kendilerini daha açık bir şekilde ifade etmeye başladığını belirten Gelegen, “Örneğin çocuklardan bir tanesi, çok küçük yaştaki bir çocuğun koğuş sorumlusu tarafından zorla yatağına alındığını, onun çığlıklarını duymamak için kulaklarını kapattığını anlattı. Bunların hepsi ruhlarında derin yaralar bırakacak olaylardı” diye konuştu. Gelegen “Cezaevinde olup bitenlerden haberdar olan herkes artık bu davanın bir takipçisi olmalı. Devlet çocuk suçluluğunu engellemek istiyorsa, mahallelere karakollar kurmak yerine çocukların kendilerini geliştirebilecekleri yerler kursun. Devlet bir şahıs değil ki kendi vatandaşı çocuklara karşı kin gütsün, tecavüz edilmesine göz yumsun. Devletin böyle bir kin ve politikaya hakkı yok” diye konuştu.

Kaynak: Özgür Gündem

25 Şubat 2012 Cumartesi

Dargeçit'te yeni kazılar yeni kemikler

Mardin'in Dargeçit İlçesi'nde köylülerin ifadeleri üzerine ikinci bir noktada yapılan kazılarda biri kadın 7 kişiye ait kafatası bulundu. Jandarma Tabur Komutanlığı'na yakın alanda bulunan kafataslarında kurşun izi olduğu belirtildi.

Mardin'in Dargeçit İlçesi'nde yapılan kazılarda, biri kadın 7 kişiye ait kafatısı bulundu.

Dargeçit Jandarma Komutanlığı'na bağlı askerlerce 1995 yılında gözaltına alınarak kaybedilen 6 kişi için Bağözü (Tiruva) Köyü'nde yapılan kazı çalışmasına son verildi. Ancak köylülerin ifadeleri doğrultusunda yeni bir noktada kazı çalışması başladı.

Dargeçit Jandarma Tabur Komutanlığı'na bir kilometre uzaklıktaki alanda yapılan kazılarda biri kadın 7 kişiye ait kafatası bulundu. Çıkarılan kafa taslarında kurşun izi olduğu belirtildi.

Dargeçit ve Bağözü Köyü'nde üç ayrı noktada yapılan kazılarda şimdiye kadar toplam 11 kişiye ait kafatası ve kemiklere ulaşıldı. Çıkarılan kafatası ve kemiklerin İstanbul Adli Tıp Kurumu'na gönderileceği bildirildi.

1995 yılında gözaltına alınarak kaybedilen 6 kişi için Çarşamba günü başlatılan kazılar son buldu.

Kaynak: ETHA