Aydın'ın Didim İlçesi'ndeki bir apartmanda Alevi iki ailenin evinin kapısı işaretlenip, "Aleviler'e ölüm, Aleviler'i yakın" yazılması yapıldı.
Adıyaman, İzmir, Antep ve Erzincan'ın ardından şimdi de Didim'de Alevilerin evleri işaretlendi.
Hisar Mahallesi 2232 Sokak'ta bulunan Artemis Apartmanı'nda oturan iki Alevi ailenin kapıları işaretlenerek, boyayla yazı yazıldı. Kapılara "Aleviler'e ölüm, Aleviler'i yakın" notu bırakıldı.
Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi yetkililerinden Hasan Dikçe, olayın 6 Mayıs Hıdırellez kutlamalarının öncesinde meydana gelmesinin önemli olduğunu belirterek, "Didim'de bugüne kadar birçok inanç ve görüş sorunsuz olarak yaşadı. Bu saatten sonra bu tip olayların yaşanması bizleri endişeye sevk ediyor" dedi.
Apartmanda oturan 7 ailenin bulunduğunu ve bunlardan sadece ikisinin Alevi olduğunu belirten Dikçe, "Olayı her kim ya da kimler yapmışsa apartmanda yaşayanları çok iyi biliyor. Olayın aydınlatılmasını istiyoruz. Bu tip olaylar Alevilere geçmişte yaşanan kötü olayları hatırlattığı gibi turizm ilçesi olan Didim'e de çok zarar verecektir" diye konuştu.
İLK DEĞİL
Son birkaç ayda Alevilere yönelik tehditler başka kentlerde de yaşandı. İlk olarak Adıyaman'da çok sayıda Alevi ailenin kaldığı evler işaretlendi. Ardından İzmir'in Buca ilçesine bağlı Göksu mahallesinde 5 Alevi ailenin evi işaretlendi. Antep'in Şahinbey İlçesi'ne bağlı Ulaş, Kıbrıs ve Onur mahallerinde ise Alevilerin yaşadığı yaklaşık 40 sokağın başına ve evlere kırmızı renkte ve "ö" harfinin altında çift başlı ok ile tek başlı ok işaretleri konuldu. Erzincan'ın Üzümlü ilçesine bağlı Avcılar köyünde, "Kafir Aleviler, hepinizi yakacağız" şeklinde yazılamalar yapıldı.
Didim'de Alevilerden protesto yürüyüşü
Aydın'da yürüyüş yapan Aleviler, provokasyonları protesto ederken, provokatörlerin cüreti Sivas katliamı davasının düşmesi için "hayırlı olsun" diyen Başbakan'dan aldığına işaret etti.
Aydın'ın Didim ilçesinde iki Alevi aileye ait evlerin kapılarına ölüm tehdidi bırakılmasının ardından, Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği üyeleri protesto yürüyüşü düzenledi.
Didim Cemevi Derneği önünde toplanan Aleviler, "Didim Maraş olmayacak","Faşizme karşı omuz omuza" sloganları atarak 19 Mayıs Caddesi'nde yürüyüş düzenledi.
Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği Üyesi Avukat Zekiye Baran, yaptığı açıklamada, iki Alevi ailenin kapılarına çarpı işareti konulduğunu ve ""Alevileri yakın-Alevilere ölüm" yazıları yazıldığını hatırlattı. Bunun bir provokasyon olduğunu belirten Baran, geçtiğimiz günlerde Didim Mavişehir Mahallesi'nde yaşayan bir Alevi ailenin evinin kapısına da işaretler yapıldığını hatırlattı.
FARKLI MAHALLELERDE AYNI BOYALAR KULLANILDI
Her iki mahalledeki boyanın renginin aynı olduğunu kaydeden Baran, "Biz Aleviler geçmişten bugüne kadar sürekli olarak katliamlara maruz kaldık. Ancak her türlü baskı, asimilasyon ve katliam politikalarına karşı bugüne kadar geldik. Bugün Aleviler artık daha bilinçli ve daha örgütlüdür. Yıllardan beri inkarcı ve katliamcı politika ile Alevileri yok etmeye çalışanlar, buna benzer tertip ve provokasyonları geçtiğimiz aylarda Adıyaman'da, Erzincan'da, İzmir'de yapmışlardır. Didim'de yapılan da bunların bir parçasıdır" dedi.
BU CÜRETİ BAŞBAKAN'DAN ALIYORLAR
Provokatörlerin bu cüreti nereden aldıklarını soran Baran, şöyle devam etti: "Bu ülkenin Başbakanı daha dün çıkıp Madımak katillerinin davası düşerken, 'Milletimize hayırlı olsun' dememiş midir? Alevi çocuklarına yıllardır zorunlu din dersi eğitimi vererek asimile edenler, bununla yetinmeyip zorunlu Kur'an derslerini devreye sokmuşlardır ve her fırsatta Alevilerin inanç merkezlerine dil uzatma cüretini göstermişlerdir. Bu tertipçiler bu cüreti işte buralardan almaktadırlar."
Bu provokasyonlara karşı Alevilerin örgütlülüğünü güçlendirmesi gerektiğini söyleyen Baran, "Ve bu ülkede dilinden, dininden, ırkından, inancından, kimliğinden, cinsiyetinden dolayı zulüm gören, yok sayılan tüm kesimlerle birlikte yan yana durarak bu tertip ve provokasyonlara karşı mücadelemizi yükseltmeliyiz" dedi.
Kaynak: ETHA
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Sulama kanalı 2 işçiye mezar oldu
Sivas'ın Gölova ilçesinde tanka su doldururken sulama kanalına düşen işçi ile onu kurtarmak isteyen arkadaşı boğularak yaşamını yitirdi.
Gölova ilçesinde sulama kanalına düşen 2 işçi boğularak yaşamını yitirdi.
Edinilen bilgiye göre, Gölova ve Akıncılar ilçeleri arasında Devlet Su İşleri'ne (DSİ) ait sulama kanalının tadilat işlerini yürüten müteahhit firmanın işçilerinden Ferit Karakan, traktörle Göllüce köyü Beypınarı mevkisindeki sulama kanalına geldi. Traktörün arkasına bağlı olan tanka su doldurmak isteyen Karakan, bir anda kanala düştü.
Beton mikseriyle kanalın kıyısında bulunan Mehmet Angın da arkadaşını kurtarmak için suya atladı. İşçiler, 3 metre derinliğindeki su kanalında kayboldu. Bölgedeki hidroelektrik santralinde çalışan işçilerin durumu bildirmesi üzerine kanalın kıyısına jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Kaybolan 2 işçiyi bulmak için Gölova Barajı'nın kapakları kapatılarak kanaldaki su seviyesi düşürülmeye çalışıldı. Yapılan çalışmalar sonucunda işçilerin cesedine ulaşıldı.
İşçilerin, 2 gün önce çalışmak üzere Diyarbakır'dan ilçeye geldikleri öğrenildi.
Kaynak: ETHA
Gölova ilçesinde sulama kanalına düşen 2 işçi boğularak yaşamını yitirdi.
Edinilen bilgiye göre, Gölova ve Akıncılar ilçeleri arasında Devlet Su İşleri'ne (DSİ) ait sulama kanalının tadilat işlerini yürüten müteahhit firmanın işçilerinden Ferit Karakan, traktörle Göllüce köyü Beypınarı mevkisindeki sulama kanalına geldi. Traktörün arkasına bağlı olan tanka su doldurmak isteyen Karakan, bir anda kanala düştü.
Beton mikseriyle kanalın kıyısında bulunan Mehmet Angın da arkadaşını kurtarmak için suya atladı. İşçiler, 3 metre derinliğindeki su kanalında kayboldu. Bölgedeki hidroelektrik santralinde çalışan işçilerin durumu bildirmesi üzerine kanalın kıyısına jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Kaybolan 2 işçiyi bulmak için Gölova Barajı'nın kapakları kapatılarak kanaldaki su seviyesi düşürülmeye çalışıldı. Yapılan çalışmalar sonucunda işçilerin cesedine ulaşıldı.
İşçilerin, 2 gün önce çalışmak üzere Diyarbakır'dan ilçeye geldikleri öğrenildi.
Kaynak: ETHA
Filistinli tutsakların açlık grevi sürüyor
Siyonist zulme karşı İsrail zindanlarında açlık grevine başlayan Filistinli tutsakların sağlık durumu giderek kötüleşiyor. 10 tutsağın bugün hastaneye kaldırıldığı bildirildi.
İsrail'deki cezaevlerinde yaklaşık üç haftadır açlık grevinde olan 10 Filistinli tutsak, sağlık durumlarının kötüleşmesi üzerine hastaneye kaldırıldı.
Açıklama İsrailli cezaevi yetkililerinden geldi. Açıklamada tutsakların nerede bakım altına alındığı ve açlık grevcilerine ne tür müdahalede bulunulduğu belirtilmedi.
Geçtiğimiz hafta açlık grevinde 68. gününü geride bırakan Bilal Diab adlı bir tutsak hastaneye kaldırılmıştı.
İsrail'deki cezaevlerinde 2000'e yakın Filistinli tutsak 19 gündür açlık grevinde. Tutsaklar, mahkemeye çıkarılmadan aylara varan tutukluk uygulamasına son verilmesini, tecrit hücrelerinin kaldırılmasını ve Gazze'den gelen ailelerin yakınlarıyla görüştürülmemesi uygulamasından vazgeçilmesini istiyor.
Cezaevlerindeki açlık grevcilerin sayısının bin 500 ile 2 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Eyleme daha önce başlayan 8 tutsak ise açlık grevinde ellili günleri geride bıraktı.
Kaynak: ETHA
İsrail'deki cezaevlerinde yaklaşık üç haftadır açlık grevinde olan 10 Filistinli tutsak, sağlık durumlarının kötüleşmesi üzerine hastaneye kaldırıldı.
Açıklama İsrailli cezaevi yetkililerinden geldi. Açıklamada tutsakların nerede bakım altına alındığı ve açlık grevcilerine ne tür müdahalede bulunulduğu belirtilmedi.
Geçtiğimiz hafta açlık grevinde 68. gününü geride bırakan Bilal Diab adlı bir tutsak hastaneye kaldırılmıştı.
İsrail'deki cezaevlerinde 2000'e yakın Filistinli tutsak 19 gündür açlık grevinde. Tutsaklar, mahkemeye çıkarılmadan aylara varan tutukluk uygulamasına son verilmesini, tecrit hücrelerinin kaldırılmasını ve Gazze'den gelen ailelerin yakınlarıyla görüştürülmemesi uygulamasından vazgeçilmesini istiyor.
Cezaevlerindeki açlık grevcilerin sayısının bin 500 ile 2 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Eyleme daha önce başlayan 8 tutsak ise açlık grevinde ellili günleri geride bıraktı.
Kaynak: ETHA
Cumartesi Anneleri: Onlar yargılanmadan bu dava kapanmaz
Cumartesi Anneleri, 20 yıl önce bugün gözaltına alınarak kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün ölümünden, Hayri Kozakçıoğlu, Reşat Altay ve Necdet Menzir'ın sorumlu olduğunu vurgulayarak, "Onlar yargılanmadan, hak ettikleri cezayı almadan bu dava bizim için kapanmayacak" dedi.
Cumartesi Anneleri, 371. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Gözaltına kaybedilişlerinin 20 yılında Hüsamettin Yaman ve Mehmet Soner Gül'ün akıbetlerini soran Cumartesi Anneleri, sorumluların yargılanmasını istedi.
'ADALETİN TERAZİSİNİ BOZANLAR UTANSIN'
Oturma eyleminin ardından gözaltına kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız ilk sözü aldı. "Konuşmak zor, kayıp yakını olmak daha da zor" diyen Yıldız, 17 yıldır kayıpların bulunması, kaybedenlerin yargılanması için mücadele ettiklerini hatırlattı. "Kendinden olmayanları cezaevlerine koyanlar, Erdal Eren'in yaşını küçülterek idam ettirenler 1000 operasyondan, yüzlerce kişinin ölümünden, işkence edilmesinden sorumlu Mehmet Ağır'ı 2 yıl hapis cezasına çarptırıyorlar" diyen Yıldız, Ağar'ın Aydın'da Yenipazar K1 Tipi Cezaevi'ne konulduğunu hatırlattı. Yıldız, "Ege" adını verdiği şiiriyle Aydın halkına seslendi: "Sen utanma Aydın, sen utanma Aydınlı. Onu orada ağırlayanlar, adaletin terazisini bozanlar utansınlar"
'YÜZLEŞMEYİ GERÇEKLEŞTİRMEK ZORUNDASINIZ'
Hüsamettin Yaman'ın ağabeyi Feyyaz Yaman, "Bu insanlar için kaybedildiler demek yanlış. Onlar devletin kontgerilla güçleri tarafından kaçırılarak katlediler" dedi. Ayhan Çarkın'ın "Onları canlı aldık ve infaz ettik" sözlerini hatırlatan Feyyaz Yaman, şunları söyledi: "Faiiler belli. Durum bu kadar net iken utanması gereken bu devletin kendisi, adalet mekanizmasıdır. Yapılacak tek akıllı şey var. Bu insanların acılarını dindirmek için yüzleşmeyi gerçekleştirmek zorundalar. Aksi taktirde eşitlikten, adaletten, demokrasiden kimse bahsedemez."
'20 YIL ÖNCE BUGÜN KAÇIRILDILAR...'
Bu haftaki metni cumartesi insanlarından Selin Altunkaya okudu. Üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Mehmet Soner Gül'ün 5 Mayıs 1992'de otobüs durağında beklerken polis tarafından gözaltına alındıklarını söyledi. Altunkaya, bulunmaları için ailelerin, arkadaşlarının ve İHD'nin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını kaydetti.
Altunkaya, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın'ın, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün öldürülmelerine ilişkin, "kafalarına ve esnelerine birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalında gömdük. Ölürken son sözleri 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek"ti" şeklindeki ifadelerini hatırlattı. Çarkın'ın ifadelerini ardından Ailelerin yeniden suç duyurusunda bulunduğu hatırlatan Altunkaya, savcıların soruşturmayı nasıl yürütecekelerine karar vermedikleri için dosyanın halen oradan oraya gönderildiğini hatırlattı.
'KOZAKÇIOĞLU, MENZİR VE ALTAY YARGILANSIN'
Altunkaya, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün gözaltına kaybedildiğinde Hayri Kozakçıoğlu'nun İstanbul Valisi, Necdet Menzir'in İstanbul Emniyet Müdürü, Reşat Altay'ın İstanbul Emniyet Müdürü Terörle Mücadele Şube Müdürü görevlerinde olduğunu hatırlattı. Selin Altunkaya, sözlerini şöyle noktaladı: "Onlar terfi üstüne terfi aldılar, her hükümet döneminde korundu, kollandılar. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün kaybedilmesinden öncelikle onları sorumlu tutuyor, yargılanmalarını istiyoruz. Onlar yargılanmadan hak ettikleri cezayı almadan bu dava bizim için kapanmayacak."
Kaynak: ETHA
Cumartesi Anneleri, 371. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Gözaltına kaybedilişlerinin 20 yılında Hüsamettin Yaman ve Mehmet Soner Gül'ün akıbetlerini soran Cumartesi Anneleri, sorumluların yargılanmasını istedi.
'ADALETİN TERAZİSİNİ BOZANLAR UTANSIN'
Oturma eyleminin ardından gözaltına kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız ilk sözü aldı. "Konuşmak zor, kayıp yakını olmak daha da zor" diyen Yıldız, 17 yıldır kayıpların bulunması, kaybedenlerin yargılanması için mücadele ettiklerini hatırlattı. "Kendinden olmayanları cezaevlerine koyanlar, Erdal Eren'in yaşını küçülterek idam ettirenler 1000 operasyondan, yüzlerce kişinin ölümünden, işkence edilmesinden sorumlu Mehmet Ağır'ı 2 yıl hapis cezasına çarptırıyorlar" diyen Yıldız, Ağar'ın Aydın'da Yenipazar K1 Tipi Cezaevi'ne konulduğunu hatırlattı. Yıldız, "Ege" adını verdiği şiiriyle Aydın halkına seslendi: "Sen utanma Aydın, sen utanma Aydınlı. Onu orada ağırlayanlar, adaletin terazisini bozanlar utansınlar"
'YÜZLEŞMEYİ GERÇEKLEŞTİRMEK ZORUNDASINIZ'
Hüsamettin Yaman'ın ağabeyi Feyyaz Yaman, "Bu insanlar için kaybedildiler demek yanlış. Onlar devletin kontgerilla güçleri tarafından kaçırılarak katlediler" dedi. Ayhan Çarkın'ın "Onları canlı aldık ve infaz ettik" sözlerini hatırlatan Feyyaz Yaman, şunları söyledi: "Faiiler belli. Durum bu kadar net iken utanması gereken bu devletin kendisi, adalet mekanizmasıdır. Yapılacak tek akıllı şey var. Bu insanların acılarını dindirmek için yüzleşmeyi gerçekleştirmek zorundalar. Aksi taktirde eşitlikten, adaletten, demokrasiden kimse bahsedemez."
'20 YIL ÖNCE BUGÜN KAÇIRILDILAR...'
Bu haftaki metni cumartesi insanlarından Selin Altunkaya okudu. Üniversite öğrencileri Hüsamettin Yaman ve Mehmet Soner Gül'ün 5 Mayıs 1992'de otobüs durağında beklerken polis tarafından gözaltına alındıklarını söyledi. Altunkaya, bulunmaları için ailelerin, arkadaşlarının ve İHD'nin girişimlerinin sonuçsuz kaldığını kaydetti.
Altunkaya, eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın'ın, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün öldürülmelerine ilişkin, "kafalarına ve esnelerine birer kurşun sıkmak suretiyle öldürdük. Çerkezköy kırsalında gömdük. Ölürken son sözleri 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek"ti" şeklindeki ifadelerini hatırlattı. Çarkın'ın ifadelerini ardından Ailelerin yeniden suç duyurusunda bulunduğu hatırlatan Altunkaya, savcıların soruşturmayı nasıl yürütecekelerine karar vermedikleri için dosyanın halen oradan oraya gönderildiğini hatırlattı.
'KOZAKÇIOĞLU, MENZİR VE ALTAY YARGILANSIN'
Altunkaya, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün gözaltına kaybedildiğinde Hayri Kozakçıoğlu'nun İstanbul Valisi, Necdet Menzir'in İstanbul Emniyet Müdürü, Reşat Altay'ın İstanbul Emniyet Müdürü Terörle Mücadele Şube Müdürü görevlerinde olduğunu hatırlattı. Selin Altunkaya, sözlerini şöyle noktaladı: "Onlar terfi üstüne terfi aldılar, her hükümet döneminde korundu, kollandılar. Hüsamettin Yaman ve Soner Gül'ün kaybedilmesinden öncelikle onları sorumlu tutuyor, yargılanmalarını istiyoruz. Onlar yargılanmadan hak ettikleri cezayı almadan bu dava bizim için kapanmayacak."
Kaynak: ETHA
HEY TEKSTİL DİRENİŞİ: İşçiler Direniyor, Patron Gözaltında
Hey Group Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya Bektaş "hayali ihracat" operasyonunda gözaltına alındı. Hey Tekstil'in çıkardığı işçiler, üç aydır, maaş ve tazminatları için direniyor.
Hey Group'a bağlı istanbul'daki 420 Hey Tekstil işçisi üç aylık maaşları ve tazminatları ödenmeden işten çıkarılmıştı.
88 gündür direnen işçiler, "Fabrika sahipleri büyürken, biz küçüldük. Aynur Bektaş nerede?" diyor.
Gazetede çıkan haberlere göre, İstanbul Mali Şube'nin dört ilde yürüttüğü operasyonda, dün, aralarında Hey Group Başkanı Süreyya Sıtkı Bektaş'ın da olduğu 60 kişi gözaltına alındı.
Şüpheliler, "hayali ihracat", "rüşvet vermek", "resmi evrakta sahtecilik" ile suçlanıyor.
HM, Mango, Bershka gibi dünyaca ünlü markalara üretim yapan ve dört şehirde fabrikası olan Hey Tekstil'in sahibi Süreyya ve Aynur Bektaş.
Hey Tekstil'e, kadın istihdamını destekledikleri için devlet bedava yer tahsis etti; işçilerin sigorta primi ödendi, vergi muafiyeti sağlandı. Hatta, Aynur Bektaş'a istihdam yarattığı için 2010 Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Üstün Hizmet Ödülü verilmişti.
İlk önce, Batman Hey Tekstil'de 220 işçi çıkarılmıştı. Daha sonra da İstanbul Hey Tekstil'de çoğu kadın 420 işçi çıkarılmıştı. İşçiler önce fabrika önünde daha sonra ise Li&Fung önünde çadır kurarak direnişe geçmişti. Hala direnmeye devam ediyorlar; zaman zaman polis saldırısına da uğradılar.
Bağımsız milletvekili Levent Tüzel, Hey Tekstil işçileriyle Meclis'te basın açıklaması düzenlemiş ve soru önergesi vermişti.
CHP milletvekili Süleyman Çelebi de krizdeki tekstil sektörü ve Hey tekstil işçilerinin durumuyla ilgili Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi vermişti.
bianet'in, direniş yerinde işçilerle yaptığı haberi için tıklayın.
Kaynak: Bianet
Hey Group'a bağlı istanbul'daki 420 Hey Tekstil işçisi üç aylık maaşları ve tazminatları ödenmeden işten çıkarılmıştı.
88 gündür direnen işçiler, "Fabrika sahipleri büyürken, biz küçüldük. Aynur Bektaş nerede?" diyor.
Gazetede çıkan haberlere göre, İstanbul Mali Şube'nin dört ilde yürüttüğü operasyonda, dün, aralarında Hey Group Başkanı Süreyya Sıtkı Bektaş'ın da olduğu 60 kişi gözaltına alındı.
Şüpheliler, "hayali ihracat", "rüşvet vermek", "resmi evrakta sahtecilik" ile suçlanıyor.
HM, Mango, Bershka gibi dünyaca ünlü markalara üretim yapan ve dört şehirde fabrikası olan Hey Tekstil'in sahibi Süreyya ve Aynur Bektaş.
Hey Tekstil'e, kadın istihdamını destekledikleri için devlet bedava yer tahsis etti; işçilerin sigorta primi ödendi, vergi muafiyeti sağlandı. Hatta, Aynur Bektaş'a istihdam yarattığı için 2010 Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Üstün Hizmet Ödülü verilmişti.
İlk önce, Batman Hey Tekstil'de 220 işçi çıkarılmıştı. Daha sonra da İstanbul Hey Tekstil'de çoğu kadın 420 işçi çıkarılmıştı. İşçiler önce fabrika önünde daha sonra ise Li&Fung önünde çadır kurarak direnişe geçmişti. Hala direnmeye devam ediyorlar; zaman zaman polis saldırısına da uğradılar.
Bağımsız milletvekili Levent Tüzel, Hey Tekstil işçileriyle Meclis'te basın açıklaması düzenlemiş ve soru önergesi vermişti.
CHP milletvekili Süleyman Çelebi de krizdeki tekstil sektörü ve Hey tekstil işçilerinin durumuyla ilgili Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün'ün cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi vermişti.
bianet'in, direniş yerinde işçilerle yaptığı haberi için tıklayın.
Kaynak: Bianet
Yine ölen işçiler sorumlu oldu
Deniz bisikleti ile buz tutmuş gölete gönderilen TEDAŞ işçilerinin ölümüyle ilgili hazırlanan bilirkişi raporunda, hem asıl işveren hem de taşeron şirket birinci dereceden kusurlu bulundu. Raporda işçilerin eğitimsiz olduğuna vurgu yapıldı, buna rağmen ölen işçilerin de kusurlu olduğu ileri sürüldü.
Aşkale'de göletten geçen elektrik direğindeki arızayı gidermek için bindikleri deniz bisikletinin alabora olmasıyla yaşamını yitiren 5 TEDAŞ işçisiyle ilgili bilirkişi raporu tamamlandı.
Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakultesi Dekanı, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Korkmaz, inşaat mühendisi Halil Yıldız, elektrikçi Barış Gerez'in hazırladığı bilirkişi raporu, soruşturmayı yürüten Aşkale Cumhuriyet Savcılığına sunuldu.
Raporda öncelikle 7 yıl önce yapılan Karasu 2-HES'in göletinde bulunan ve 29 köyün elektriğini sağlayan dört elektrik direğinin kaldırılmadan su tutulmasının yanlış olduğu belirtildi.
İşçilerin önce direklere ulaşmak için yürüyerek gitmek istedikleri, daha sonra deniz bisikleti ile gölete girdikleri kaydedilen raporda, Mustafa Arifoğulları dışındakilerin sosyal güvenceden yoksun oldukları belirtildi.
Bilirkişi raporunda şu tespitler yer aldı:
-İşçiler eğitimsiz, taşeron şirket denetimsiz.
-Kazadan sonra Erzurum'da bir kurtarma helikopteri bulunamadı. Dalgıçlar ve helikopterler geldiğinde artık çok geçti.
-İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) ile ilkyardım eğitimlerine katıldığı, sertifika aldıkları belirtilen personelin denetim yapıldığına dair hiçbir kaydına rastlanılmadı.
-Taşeron işçilerin eğitimlerinin verilmesi için ilgili firmaya herhangi bir ikazda bulunulmadığı, böylece asıl işverenin yükümlülüğünü yerine getirmediği görüldü.
-Taşeron işçilerin 'ağır ve tehlikeli işlerde çalışabilir' olduklarına dair sağlık raporları yok.
-Taşeron işçiler eğitilmedi, temel tehlikelere karşı alacakları önlemlerin neler olduğu kendilerine bildirilmedi, arızanın giderilmesi konusunda işçilere gerekli eğitim ve riskler konusunda bilgilendirme yapılmadan çalışmalarına göz yumuldu.
EĞİTİM VERİLMEMİŞ AMA YİNE DE SORUMLULAR
Bilirkişi raporunda ayrıca, Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. İşletme Müdürü Tuncer Yeşilyurt, taşeronluk yapan Temel Elektrik Sorumlu Müdürü, İş Güvenlik Sorumlusu, Karasu HES-2 şirket yetkilisi, İDEAL Enerji, güvenlik önlemi almadıkları için ölen işçilerden Rıdvan Takım ve Şahin Baykal'ın birinci derecede, ölen işçilerin 5'i ise deniz bisikletine iki kişiden fazla bindikleri için ikinci derecede sorumlu tutuldu.
Erzurum-Bayburt karayolu üzerinde Karasu-2 HES'in göletinden geçen enerji nakil hattındaki arızayı onarmak için 5 TEDAŞ işçisi, 3 Nisan günü deniz bisikleti ile yola çıkmıştı. Bir bölümü buzla kaplı gölette deniz bisikletinin alabora olmasıyla suya düşen Mustafa Arifoğulları, Ahmet Sait Turan, Şahin Baykal, Feridun Öztürk ve Rıdvan Takım yaşamını yitirmişti.
Olayın ardından "taksirli olarak birden fazla kişinin ölümüne neden olmak"tan tutuklanan Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. İşletme Müdürü Tuncer Yeşilyurt, "personelin kendi inisiyatifiyle gittiği" iddiasıyla serbest bırakılmıştı.
Kaynak: ETHA
Aşkale'de göletten geçen elektrik direğindeki arızayı gidermek için bindikleri deniz bisikletinin alabora olmasıyla yaşamını yitiren 5 TEDAŞ işçisiyle ilgili bilirkişi raporu tamamlandı.
Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakultesi Dekanı, İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Korkmaz, inşaat mühendisi Halil Yıldız, elektrikçi Barış Gerez'in hazırladığı bilirkişi raporu, soruşturmayı yürüten Aşkale Cumhuriyet Savcılığına sunuldu.
Raporda öncelikle 7 yıl önce yapılan Karasu 2-HES'in göletinde bulunan ve 29 köyün elektriğini sağlayan dört elektrik direğinin kaldırılmadan su tutulmasının yanlış olduğu belirtildi.
İşçilerin önce direklere ulaşmak için yürüyerek gitmek istedikleri, daha sonra deniz bisikleti ile gölete girdikleri kaydedilen raporda, Mustafa Arifoğulları dışındakilerin sosyal güvenceden yoksun oldukları belirtildi.
Bilirkişi raporunda şu tespitler yer aldı:
-İşçiler eğitimsiz, taşeron şirket denetimsiz.
-Kazadan sonra Erzurum'da bir kurtarma helikopteri bulunamadı. Dalgıçlar ve helikopterler geldiğinde artık çok geçti.
-İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) ile ilkyardım eğitimlerine katıldığı, sertifika aldıkları belirtilen personelin denetim yapıldığına dair hiçbir kaydına rastlanılmadı.
-Taşeron işçilerin eğitimlerinin verilmesi için ilgili firmaya herhangi bir ikazda bulunulmadığı, böylece asıl işverenin yükümlülüğünü yerine getirmediği görüldü.
-Taşeron işçilerin 'ağır ve tehlikeli işlerde çalışabilir' olduklarına dair sağlık raporları yok.
-Taşeron işçiler eğitilmedi, temel tehlikelere karşı alacakları önlemlerin neler olduğu kendilerine bildirilmedi, arızanın giderilmesi konusunda işçilere gerekli eğitim ve riskler konusunda bilgilendirme yapılmadan çalışmalarına göz yumuldu.
EĞİTİM VERİLMEMİŞ AMA YİNE DE SORUMLULAR
Bilirkişi raporunda ayrıca, Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. İşletme Müdürü Tuncer Yeşilyurt, taşeronluk yapan Temel Elektrik Sorumlu Müdürü, İş Güvenlik Sorumlusu, Karasu HES-2 şirket yetkilisi, İDEAL Enerji, güvenlik önlemi almadıkları için ölen işçilerden Rıdvan Takım ve Şahin Baykal'ın birinci derecede, ölen işçilerin 5'i ise deniz bisikletine iki kişiden fazla bindikleri için ikinci derecede sorumlu tutuldu.
Erzurum-Bayburt karayolu üzerinde Karasu-2 HES'in göletinden geçen enerji nakil hattındaki arızayı onarmak için 5 TEDAŞ işçisi, 3 Nisan günü deniz bisikleti ile yola çıkmıştı. Bir bölümü buzla kaplı gölette deniz bisikletinin alabora olmasıyla suya düşen Mustafa Arifoğulları, Ahmet Sait Turan, Şahin Baykal, Feridun Öztürk ve Rıdvan Takım yaşamını yitirmişti.
Olayın ardından "taksirli olarak birden fazla kişinin ölümüne neden olmak"tan tutuklanan Aras Elektrik Dağıtım A.Ş. İşletme Müdürü Tuncer Yeşilyurt, "personelin kendi inisiyatifiyle gittiği" iddiasıyla serbest bırakılmıştı.
Kaynak: ETHA
Kepsut L Tipi Cezaevi'nde açlık grevi
Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevi'nde bulunan Taner Taş, açlık grevine başladı.
Kepsut L Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Taner Taş, gardiyanların saldırısını protesto etmek için açlık grevine başladı.
ETHA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Taner Taş, tutuklu ve hükümlülerin gardiyanların şiddetine maruz kalması, saldırının ardından bir de tutuklulara ceza verilmesini protesto etmek için açlık grevine başladı. Cezaevi yönetiminin ceza olarak 3 tutukluya 1 kişilik yemek verdiği öğrenildi.
Saldırıları ve baskıyı protesto etmek için Taner Taş, açlık grevine başladı.
Kaynak: ETHA
Kepsut L Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Taner Taş, gardiyanların saldırısını protesto etmek için açlık grevine başladı.
ETHA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Taner Taş, tutuklu ve hükümlülerin gardiyanların şiddetine maruz kalması, saldırının ardından bir de tutuklulara ceza verilmesini protesto etmek için açlık grevine başladı. Cezaevi yönetiminin ceza olarak 3 tutukluya 1 kişilik yemek verdiği öğrenildi.
Saldırıları ve baskıyı protesto etmek için Taner Taş, açlık grevine başladı.
Kaynak: ETHA
HES inşaatında işçilerin maaşı ödenmiyor
Rize'nin Güneysu İlçesi'nde Çalık Enerji A.Ş'ye ait HES inşaatında çalışan 300 işçi aylardır maaşlarını alamıyor. Eylem yapan işçiler, “1 ay, 3 ay, 6 ay, yoksun Çalık” dedi.
Güneysu'da yapımı süren Çalık Holding'e ait Adacami Hidroelektrik Santrali'nde (HES) çalışan 300 işçi, 3 aydır maaşlarını alamıyor. Eylem yapan işçiler, “Paramızı istiyoruz” sloganını attı.
Bir süre önce de ücretsiz izne çıkarılan işçiler, HES şantiyesi sahasında toplandı. “Grev yapmıyoruz, haklarımızı arıyoruz”, “1 ay, 3 ay, 6 ay, yoksun Çalık” pankartlarını açan işçiler adına Mehmet Varlı açıklama yaptı.
İşçilerle kimsenin ilgilenmediğini söyleyen Varlı, “Ücretsiz izin vermişler bize. Paramızı da vermiyorlar. 300 işçi arkadaşımız 3 aydır maaş alamadı. İşçi arkadaşlarımız sıkıntı içerisinde. Paramızı istiyoruz” dedi.
İşçilerden Suat Yıldız ise, “Maaşlarımızı alamıyoruz. 8-9 ay önce istifasını verip çıkan arkadaşlarda maaşlarını alamıyor. Eve ekmek götüremiyorlar. Çalık enerjinin başında Başbakanımızın damadı var. Başbakanımız bir süre sonra Güneysu’ya gelecek. Bu sorunumuzu ona anlatacağız. Paramızı alana dek eylemlerimize devam edeceğiz” dedi.
Kaynak: ETHA
Güneysu'da yapımı süren Çalık Holding'e ait Adacami Hidroelektrik Santrali'nde (HES) çalışan 300 işçi, 3 aydır maaşlarını alamıyor. Eylem yapan işçiler, “Paramızı istiyoruz” sloganını attı.
Bir süre önce de ücretsiz izne çıkarılan işçiler, HES şantiyesi sahasında toplandı. “Grev yapmıyoruz, haklarımızı arıyoruz”, “1 ay, 3 ay, 6 ay, yoksun Çalık” pankartlarını açan işçiler adına Mehmet Varlı açıklama yaptı.
İşçilerle kimsenin ilgilenmediğini söyleyen Varlı, “Ücretsiz izin vermişler bize. Paramızı da vermiyorlar. 300 işçi arkadaşımız 3 aydır maaş alamadı. İşçi arkadaşlarımız sıkıntı içerisinde. Paramızı istiyoruz” dedi.
İşçilerden Suat Yıldız ise, “Maaşlarımızı alamıyoruz. 8-9 ay önce istifasını verip çıkan arkadaşlarda maaşlarını alamıyor. Eve ekmek götüremiyorlar. Çalık enerjinin başında Başbakanımızın damadı var. Başbakanımız bir süre sonra Güneysu’ya gelecek. Bu sorunumuzu ona anlatacağız. Paramızı alana dek eylemlerimize devam edeceğiz” dedi.
Kaynak: ETHA
4 Mayıs 2012 Cuma
İKEA Ormanları Talan Ediyor
Dünyanın en büyük mobilya mağazalar satış zinciri IKEA’nın 44 ülkedeki 300 mağazasında satılan malların yüzde 60’ı ağaç ürünü.
IKEA çevre örgütlerinden gelebilecek eleştiri ve suçlamaların önüne geçmek için çevre örgütleri ile işbirliği yapıyor. Yaptığı reklamlarda da doğaya önem verdiğini ve çevre örgütlerini desteklediğini özellikle vurguluyor.
İnternetteki tanıtım sitesinde IKEA’nın çevreye verdiği önemi vurgulamak için şu cümleler yer alıyor:
“2002’de küresel koruma örgütü WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve IKEA Grubu tüm dünyadaki öncelikli orman bölgeleri sorumluluğunu tanıtmak üzere güçlerini birleştirirler. IKEA Grubu ve WWF, Rusya’da yasaya aykırı ağaç kesimini sınırlamak için güçlerini birleştirir, Rusya ve Çin’de yasalara uygun olan ormancılık etkinliklerine ödül verirler...”
Oysa IKEA ormanları korumak için değil talan etmek için WWF ile gücünü birleştiriyor. IKEA’nın şirketlerinden Swedwood ucuz kereste elde edebilmek için 2000 yılında Rusya pazarlarına girdi. Rusya’nın kuzeybatısındaki Kardelen bölgesinde bulunan balta girmemiş ormanları talan ediyor. 500- 600 yıllık ağaçlar kesilerek Swedgood’a ait fabrikada mobilyalara dönüştürülüyor. Böylelikle karbodioksidi emerek çevre kirliliğini azaltan, yüzbinlerce hayvan ve bitkiyi barındıran balta girmemiş ormanlar yok ediliyor.
"Ormanı Koru” adlı örgütün sorumlularından Viktor Säfve IKEA’nın buzul çağından beri el değmemiş dünyanın en güzel çam ormanlarından birini yok ettiğini söylüyor. Bunu da çevre örgütlerinin desteğiyle gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor.
FSC, Forest Stewardship Council bundan 20 yıl önce ormanları korumak amacıyla kuruldu. Tekellerin ormanlarda kesim yapabilmeleri için FSC’den onay almaları gerekiyor. FSC Kardelen’de ormanları kesebilme ruhsatını IKEA’ya vermiş. WWF de FSC’nin verdiği kararı destekliyor. Her iki çevre örgütünün IKEA’nın ormanları talan etmesine onay vermelerinin nedeni ise IKEA’dan aldıkları ekonomik yardım.
Geçtiğimiz yıl IKEA, WWF’ye 35 milyon kronluk yardımda bulundu. FSC’nin yıllık gelirlerinden dörtte biri IKEA’dan geliyor.
FSC’nin Rusya’daki Şefi Andrei Ptichnikov IKEA’nın ağaç kesmesi için verdikleri ruhsatlarla IKEA’nın FSC’ye yaptığı ekonomik yardımlar arasında bir ilişki olmadığını iddia ediyor. Tekellerle işbirliği yapmasını şu cümlelerle savunuyor: “Biz tüm ormanları koruyamayız. Eğer her yaşlı ağacı korumaya kalksak FSC’yi kapamamız gerekir. O zaman hiç bir şirket bize baş vurmaz. Bu nedenle en gerçekçi tutum her zaman uzlaşmadır.”
Olanları İsveç Devlet Televizyonu’nun kamuoyuna yansıtmasından sonra İsveç’in 8 yerleşim biriminde IKEA mağazalarının önlerinde protesto gösterileri yapıldı. Arazi Biyologları Derneği Başkanı Salomon Abrespaar IKEA’nın çevre sorumluluğu ile ilgili iddialarının ve propagandasının gerçekleri yansıtmadığını halka iletmek ve IKEA’yı teşhir etmek amacıyla eylem yaptıklarını söyledi.
Kaynak: ANF
IKEA çevre örgütlerinden gelebilecek eleştiri ve suçlamaların önüne geçmek için çevre örgütleri ile işbirliği yapıyor. Yaptığı reklamlarda da doğaya önem verdiğini ve çevre örgütlerini desteklediğini özellikle vurguluyor.
İnternetteki tanıtım sitesinde IKEA’nın çevreye verdiği önemi vurgulamak için şu cümleler yer alıyor:
“2002’de küresel koruma örgütü WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) ve IKEA Grubu tüm dünyadaki öncelikli orman bölgeleri sorumluluğunu tanıtmak üzere güçlerini birleştirirler. IKEA Grubu ve WWF, Rusya’da yasaya aykırı ağaç kesimini sınırlamak için güçlerini birleştirir, Rusya ve Çin’de yasalara uygun olan ormancılık etkinliklerine ödül verirler...”
Oysa IKEA ormanları korumak için değil talan etmek için WWF ile gücünü birleştiriyor. IKEA’nın şirketlerinden Swedwood ucuz kereste elde edebilmek için 2000 yılında Rusya pazarlarına girdi. Rusya’nın kuzeybatısındaki Kardelen bölgesinde bulunan balta girmemiş ormanları talan ediyor. 500- 600 yıllık ağaçlar kesilerek Swedgood’a ait fabrikada mobilyalara dönüştürülüyor. Böylelikle karbodioksidi emerek çevre kirliliğini azaltan, yüzbinlerce hayvan ve bitkiyi barındıran balta girmemiş ormanlar yok ediliyor.
"Ormanı Koru” adlı örgütün sorumlularından Viktor Säfve IKEA’nın buzul çağından beri el değmemiş dünyanın en güzel çam ormanlarından birini yok ettiğini söylüyor. Bunu da çevre örgütlerinin desteğiyle gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor.
FSC, Forest Stewardship Council bundan 20 yıl önce ormanları korumak amacıyla kuruldu. Tekellerin ormanlarda kesim yapabilmeleri için FSC’den onay almaları gerekiyor. FSC Kardelen’de ormanları kesebilme ruhsatını IKEA’ya vermiş. WWF de FSC’nin verdiği kararı destekliyor. Her iki çevre örgütünün IKEA’nın ormanları talan etmesine onay vermelerinin nedeni ise IKEA’dan aldıkları ekonomik yardım.
Geçtiğimiz yıl IKEA, WWF’ye 35 milyon kronluk yardımda bulundu. FSC’nin yıllık gelirlerinden dörtte biri IKEA’dan geliyor.
FSC’nin Rusya’daki Şefi Andrei Ptichnikov IKEA’nın ağaç kesmesi için verdikleri ruhsatlarla IKEA’nın FSC’ye yaptığı ekonomik yardımlar arasında bir ilişki olmadığını iddia ediyor. Tekellerle işbirliği yapmasını şu cümlelerle savunuyor: “Biz tüm ormanları koruyamayız. Eğer her yaşlı ağacı korumaya kalksak FSC’yi kapamamız gerekir. O zaman hiç bir şirket bize baş vurmaz. Bu nedenle en gerçekçi tutum her zaman uzlaşmadır.”
Olanları İsveç Devlet Televizyonu’nun kamuoyuna yansıtmasından sonra İsveç’in 8 yerleşim biriminde IKEA mağazalarının önlerinde protesto gösterileri yapıldı. Arazi Biyologları Derneği Başkanı Salomon Abrespaar IKEA’nın çevre sorumluluğu ile ilgili iddialarının ve propagandasının gerçekleri yansıtmadığını halka iletmek ve IKEA’yı teşhir etmek amacıyla eylem yaptıklarını söyledi.
Kaynak: ANF
Ayda Sekiz Asker "İntihar" Ediyor
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, askeriyede son on yılda 934 kişinin intihar ettiğini söyledi.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, son 10 yılda 934 askerin intihar ettiğini açıkladı.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 19 Mart 2012'de Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde Maraş'ta askerlik yaparken şüpheli şekilde ölen Malatyalı Piyade Er Eren Özel'in ölüm sebebini ve son on yılda askerlik yapan kaç kişinin intihar ettiğini sormuştu.
Ağbaba'nın, soru önergesini cevaplayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz; 2002-2012 yılları arasında askerlik yaparken hayatını kaybeden kişi sayısının 1470 olduğunu açıkladı. Yılmaz tarafından verilen yanıtta personellerin ölüm sebepleri silah kazası, kendini askerliğe elverişsiz hale getirme, askeri araç kazaları, iş kazası ve intihar olarak sıralandı.
Ağbaba'nın "Son 10 yılda intihar eden asker sayısı kaçtır?" sorusunu da yanıtlayan Bakan Yılmaz, 2002-2012 yılları arasında intihar ederek vefat eden asker sayısının 934 olduğunu belirtti.
Ağbaba, Kahramanmaraş 5. Zırhlı Tugayı, 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanlığı'nda askerlik yaparken 8 Eylül 2011 tarihinde öldürülen Malatyalı asker Eren Özel'in ilk önce intihar ettiği, ardından nöbet arkadaşı tarafından öldürüldüğünün açıklandığını belirterek olayın gerçek sebebinin ne olduğu sorusuna ise Bakan Yılmaz, zorunlu askerlik yapan Eren Özel'in şüpheli ölümüyle ilgili olarak da şüpheli Ahmet Aktaş hakkında "bilinçli taksir suretiyle insan öldürmek" suçundan kamu davası açıldığı ve yargılamanın devam ettiğini belirtti.
Kaynak: Bianet
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba'nın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, son 10 yılda 934 askerin intihar ettiğini açıkladı.
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 19 Mart 2012'de Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde Maraş'ta askerlik yaparken şüpheli şekilde ölen Malatyalı Piyade Er Eren Özel'in ölüm sebebini ve son on yılda askerlik yapan kaç kişinin intihar ettiğini sormuştu.
Ağbaba'nın, soru önergesini cevaplayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz; 2002-2012 yılları arasında askerlik yaparken hayatını kaybeden kişi sayısının 1470 olduğunu açıkladı. Yılmaz tarafından verilen yanıtta personellerin ölüm sebepleri silah kazası, kendini askerliğe elverişsiz hale getirme, askeri araç kazaları, iş kazası ve intihar olarak sıralandı.
Ağbaba'nın "Son 10 yılda intihar eden asker sayısı kaçtır?" sorusunu da yanıtlayan Bakan Yılmaz, 2002-2012 yılları arasında intihar ederek vefat eden asker sayısının 934 olduğunu belirtti.
Ağbaba, Kahramanmaraş 5. Zırhlı Tugayı, 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanlığı'nda askerlik yaparken 8 Eylül 2011 tarihinde öldürülen Malatyalı asker Eren Özel'in ilk önce intihar ettiği, ardından nöbet arkadaşı tarafından öldürüldüğünün açıklandığını belirterek olayın gerçek sebebinin ne olduğu sorusuna ise Bakan Yılmaz, zorunlu askerlik yapan Eren Özel'in şüpheli ölümüyle ilgili olarak da şüpheli Ahmet Aktaş hakkında "bilinçli taksir suretiyle insan öldürmek" suçundan kamu davası açıldığı ve yargılamanın devam ettiğini belirtti.
Kaynak: Bianet
'Katilleri ve göz yumanları affetmeyeceğiz'
Yüreklerinin öfkeyle dolu olduğunu söyleyen TAYAD'lı Aileler, "Sömürünün, adaletsizliğin, açlığın olmadığı bir dünya için mücadele eden evlatlarımızdan öğrendiğimiz gibi sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD), 1992 yılında gözaltında kaybedilen Ayhan Efeoğlu için her cuma yaptığı eyleme bugün de devam etti. Taksim Tramvay Durağı'ndan yürümeye başlayan aileler, İstiklal Caddesi'nde bir süre oturduktan sonra Galatasaray'da açıklama yaptı. TAYAD adına açıklamayı Nagihan Kurt gerçekleştirdi.
Ayhan Efeoğlunun polis tarafından kaybedilişinin 20. yılı olduğunu hatırlatan Kurt, 20 yıldır aradıklarını ifade etti. Kaybedenlerin mezar yerini bildiklerini dile getiren Kurt, devletin sömürü düzenine karşı olan devrimci-demokrat ve muhaliflerin sistematik olarak işkenceyle katledildiğini söyledi.
'GECEKONDULARDAN GELİP GIRTLAĞIMIZI KESECEKLER'
"Ülkemizi yönetenler halkı sömürdükleri haksız bir düzenin sürdürücüleri oldukları için, 'gecekondulardan gelip gırtlağımızı kesecekler' korkuları büyüktür. Bu yüzden gün gelir karakolda işkence ile insanlar öldürülür, kaybedilir, katledilir" diyen Kurt, bunun yanında düzmece iddalarla komploların kurulduğunu dile getirdi. Kurt, Ankara'da H. Sami Türk'e suikast yapacağı iddasıyla tutuklanan TAYAD üyelerinin komployla tutuklandıklarını sözlerine ekledi.
Ayhan Çarkın'ın, "Ayhan Efeoğlu'nu bizzat ellerimle gömdüm. Bana şu bombayı imha et diye paket verdiler. Götürdüm içerisinden insan çıktı. Bu şahsın Ayhan Efeoğlu olduğunu öğrendim. Onun cesedinin bulunduğu yeri gösterebilirim" sözlerini de hatırlatan Kurt, bu itiraftan daha somut bir delilin olamayacağını ifade etti.
Yüreklerinin öfke dolu olduğunu söyleyen Kurt, evlatları katledip analara bir mezar hakkını çok gören katilleri ve buna göz yumanları affetmeyeceklerini sözlerini ekledi.
Evlatlarının karakollarda kaybedilmelerine, işkence görmelerine, sahte delil ve komplolarla tutuklanmalarına sessiz kalmayacaklarını da belirten Kurt, "Sömürünün, adaletsizliğin, açlığın olmadığı bir dünya için mücadele eden evlatlarımızdan öğrendiğimiz gibi sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" diye konuştu.
"Ayhan Efeoğlu'nun bulunması için omuz omuza vermeye çağırıyoruz" diyen Kurt, başka evlatların kaybedilmemesi, işkence görmemesi, komplolarla tutuklanmaması için birleşmeleri gerektiğini söyledi.
Kaynak: ETHA
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD), 1992 yılında gözaltında kaybedilen Ayhan Efeoğlu için her cuma yaptığı eyleme bugün de devam etti. Taksim Tramvay Durağı'ndan yürümeye başlayan aileler, İstiklal Caddesi'nde bir süre oturduktan sonra Galatasaray'da açıklama yaptı. TAYAD adına açıklamayı Nagihan Kurt gerçekleştirdi.
Ayhan Efeoğlunun polis tarafından kaybedilişinin 20. yılı olduğunu hatırlatan Kurt, 20 yıldır aradıklarını ifade etti. Kaybedenlerin mezar yerini bildiklerini dile getiren Kurt, devletin sömürü düzenine karşı olan devrimci-demokrat ve muhaliflerin sistematik olarak işkenceyle katledildiğini söyledi.
'GECEKONDULARDAN GELİP GIRTLAĞIMIZI KESECEKLER'
"Ülkemizi yönetenler halkı sömürdükleri haksız bir düzenin sürdürücüleri oldukları için, 'gecekondulardan gelip gırtlağımızı kesecekler' korkuları büyüktür. Bu yüzden gün gelir karakolda işkence ile insanlar öldürülür, kaybedilir, katledilir" diyen Kurt, bunun yanında düzmece iddalarla komploların kurulduğunu dile getirdi. Kurt, Ankara'da H. Sami Türk'e suikast yapacağı iddasıyla tutuklanan TAYAD üyelerinin komployla tutuklandıklarını sözlerine ekledi.
Ayhan Çarkın'ın, "Ayhan Efeoğlu'nu bizzat ellerimle gömdüm. Bana şu bombayı imha et diye paket verdiler. Götürdüm içerisinden insan çıktı. Bu şahsın Ayhan Efeoğlu olduğunu öğrendim. Onun cesedinin bulunduğu yeri gösterebilirim" sözlerini de hatırlatan Kurt, bu itiraftan daha somut bir delilin olamayacağını ifade etti.
Yüreklerinin öfke dolu olduğunu söyleyen Kurt, evlatları katledip analara bir mezar hakkını çok gören katilleri ve buna göz yumanları affetmeyeceklerini sözlerini ekledi.
Evlatlarının karakollarda kaybedilmelerine, işkence görmelerine, sahte delil ve komplolarla tutuklanmalarına sessiz kalmayacaklarını da belirten Kurt, "Sömürünün, adaletsizliğin, açlığın olmadığı bir dünya için mücadele eden evlatlarımızdan öğrendiğimiz gibi sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" diye konuştu.
"Ayhan Efeoğlu'nun bulunması için omuz omuza vermeye çağırıyoruz" diyen Kurt, başka evlatların kaybedilmemesi, işkence görmemesi, komplolarla tutuklanmaması için birleşmeleri gerektiğini söyledi.
Kaynak: ETHA
Sabiha Gökçen'de Dersim katliamı protestosu
Dersim Dernekleri Federasyonu üyeleri, Sabiha Gökçen Havalimanı önünde eylem yaparak havalimanının isminin değiştirilmesini istedi. Dernek üyeleri, arşivlerin açılmasını istedi.
Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı önünde toplanan Dersim Dernekleri Federasyonu üyeleri, Dersim katliamını protesto etti, havaalanının isminin değiştirilmesini istedi. 'Arşivler açılsın hesap verilsin', 'Dersim 38 katliamdır', 'Dersim ismi iade edilsin' , 'Dersim 38 sözün bittiği yerdir, 4 Mayıs insanlığın kara günüdür' yazılı pankart açan grup üyeleri, 'Kahrolsun faşist Kemalist diktatörlük', 'Dersim 38 katliamdır' yazılı döviz taşıdı.
Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Özer Tekinoğlu, 4 Mayıs 1937'de Bakanlar Kurulu kararıyla 'Tedip ve Tenkil Harekatı' adı altında yapılanların Anadolu'da resmi ideolojiye uymayan halklara karşı işlenen en büyük suçlarda birinin Dersim katliamı olduğunu söyledi. Tekinoğlu, "Devlet eliyle işlenen ve bugün belgeleri bir bir ortaya çıkan Dersim 38 kırımından, dönemin tüm yetkileri sorumludur. 'Tenkil Harekatı' olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937'de ki Bakanlar Kurulu toplantısında alındı. Bir hafta sonra Dersim toprakları bombalanarak binlerce kadın, erkek, yaşlı, çocuk katledildi" diye konuştu.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 1937-1938 yılları arasında yaşananları 'katliam' olarak değerlendirdiğini ve Dersim halkından 'gerekirse özür dileyeceğini ve dilediğini' söyleyen Tekinoğlu, bu zamana kadar somut bir adım atılmadığını ifade etti. Başbakan Erdoğan'a seslenen Tekinoğlu, "Sayın Başbakan, Dersim'de binlerce masumu katleden kimselerin bir kahraman gibi hava limanlarına, kışlalara, cadde ve sokaklara verilen isimlerini kaldırmak çok mu zor? Bu basit adımı atmak için neyi bekliyorsunuz?" ifadelerini kullandı.
Daha sonra söz alan Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Özkan Tacer de, Sabiha Gökçen Havalimanı'nın isminin değiştirilmesi için toplandıklarını, pilot Sabiha Gökçen'e Dersim'e bombalar yağdırdığı için boynuna madalyalar takıldığını söyledi. Tacer, yapılanların insanlık suçu sayılarak İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nın isminin değiştirilmesi gerektiğini belirtti.
Kaynak: ETHA
Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı önünde toplanan Dersim Dernekleri Federasyonu üyeleri, Dersim katliamını protesto etti, havaalanının isminin değiştirilmesini istedi. 'Arşivler açılsın hesap verilsin', 'Dersim 38 katliamdır', 'Dersim ismi iade edilsin' , 'Dersim 38 sözün bittiği yerdir, 4 Mayıs insanlığın kara günüdür' yazılı pankart açan grup üyeleri, 'Kahrolsun faşist Kemalist diktatörlük', 'Dersim 38 katliamdır' yazılı döviz taşıdı.
Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Özer Tekinoğlu, 4 Mayıs 1937'de Bakanlar Kurulu kararıyla 'Tedip ve Tenkil Harekatı' adı altında yapılanların Anadolu'da resmi ideolojiye uymayan halklara karşı işlenen en büyük suçlarda birinin Dersim katliamı olduğunu söyledi. Tekinoğlu, "Devlet eliyle işlenen ve bugün belgeleri bir bir ortaya çıkan Dersim 38 kırımından, dönemin tüm yetkileri sorumludur. 'Tenkil Harekatı' olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937'de ki Bakanlar Kurulu toplantısında alındı. Bir hafta sonra Dersim toprakları bombalanarak binlerce kadın, erkek, yaşlı, çocuk katledildi" diye konuştu.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 1937-1938 yılları arasında yaşananları 'katliam' olarak değerlendirdiğini ve Dersim halkından 'gerekirse özür dileyeceğini ve dilediğini' söyleyen Tekinoğlu, bu zamana kadar somut bir adım atılmadığını ifade etti. Başbakan Erdoğan'a seslenen Tekinoğlu, "Sayın Başbakan, Dersim'de binlerce masumu katleden kimselerin bir kahraman gibi hava limanlarına, kışlalara, cadde ve sokaklara verilen isimlerini kaldırmak çok mu zor? Bu basit adımı atmak için neyi bekliyorsunuz?" ifadelerini kullandı.
Daha sonra söz alan Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Özkan Tacer de, Sabiha Gökçen Havalimanı'nın isminin değiştirilmesi için toplandıklarını, pilot Sabiha Gökçen'e Dersim'e bombalar yağdırdığı için boynuna madalyalar takıldığını söyledi. Tacer, yapılanların insanlık suçu sayılarak İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı'nın isminin değiştirilmesi gerektiğini belirtti.
Kaynak: ETHA
Dersim katliamı için YARIN sokaklara...
Dersimliler, 38 katliamının kararının alındığı 4 Mayıs 1937'nin yıl dönümünde düzenleyecekleri etkinliklerle katliamı protesto edecek. YARIN saat 14.00'da da Taksim Tünel'de eylem var. Bu katliama, soykırımcı devlet politikalarına ve zihniyetine sessiz kalmak istemeyen, tepkisini dile getirmek isteyen herkesi biz de kitlesel yürüyüşe davet ediyoruz.
Tertele (Kirmancki-Zazaki): "katliam, yağma/talan, altüst edilme, korku salma".
4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de ‘Tedip ve Tenkil Harekâtı’ adı altında, travmatik etkileri günümüzde dahi sürmekte olan, bir etnik temizleme uygulaması başlatılmıştır.
Anlamı, dersini bildirme, terbiye ederek yerinden sürme, olan bu harekâtın sebebiyet verdiği olaylar, tam bir insanlık trajedisi olarak orta yerde durmaktadır. Devlet eliyle işlenen ve bugün belgeleri bir bir ortaya çıkan Dersim 38 kırımından, dönemin tüm yetkilileri sorumludur. “Tunceli Tenkil Harekâtı“ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de ki Bakanlar Kurulu toplantısında alındı. Bir hafta sonra Dersim toprakları bombalanarak binlerce, kadın, erkek, yaşlı, çocuk katledildi. Yaklaşık olarak iki yıl süren askeri operasyonlarda on binlerce Dersimli katledildi, bir o kadarı da çeşitli yerlere sürgün edildi. Dersim’in yaşam kaynakları, insanıyla birlikte, yerinde ve sonsuza kadar etkisiz kılınmak kaydıyla ateşe verildi. Ele geçirilenler göçertilmiş ve topraklarına dönüşleri yine kanunla yasaklanmıştır. Çocuklar, bilhassa da kız çocukları, ailelerinden koparılarak başta subaylar olmak üzere, hâkim sınıflardan ailelere, adeta ganimet olarak dağıtılmıştır.
Anadolu’da resmi ideolojiye uymayan halklara karşı işlenen suç zincirlerinin en büyüklerinden biri de Dersimdir. Ayrıca, Eylül 1935’de ‘Nürnberg Yasalarıyla kanunlaşan, ‘Kristal Geceler’ ile zirve yapıp ‘Gaz Odaları’nda son bulan Yahudi Soykırımı ile 26 Aralık 1935 de Tunceli Kanunu’ ile yasalaşan, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile toplumun ileri gelenlerinin idamlarıyla zirve yapıp, akabinde‘ Gaz mağaralarında son bulan Dersim kırımı arasındaki zamansal paralellik şaşırtıcı değildir. Bu iki kırımın aynı dönemi kapsaması ve yöntem olarak da birbirilerini çağrıştırması katliamlarındaki eş güdüm, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur.
1937/38 İmha hareketine 4 Mayıs 1937 tarihinde başlandığı için her yıl 4 Mayıs’ı TERTELE DERSİMİ günü olarak anıyoruz. Dersim 38 kırımın da katledilen insanlarımızın anıları önünde saygı ile eğilirken, katliamı uygulayan ve katliamı ısrarla inkar ederek suç ortaklığı yapanları şiddetle kınıyoruz.
Tertele (Kirmancki-Zazaki): "katliam, yağma/talan, altüst edilme, korku salma".
4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de ‘Tedip ve Tenkil Harekâtı’ adı altında, travmatik etkileri günümüzde dahi sürmekte olan, bir etnik temizleme uygulaması başlatılmıştır.
Anlamı, dersini bildirme, terbiye ederek yerinden sürme, olan bu harekâtın sebebiyet verdiği olaylar, tam bir insanlık trajedisi olarak orta yerde durmaktadır. Devlet eliyle işlenen ve bugün belgeleri bir bir ortaya çıkan Dersim 38 kırımından, dönemin tüm yetkilileri sorumludur. “Tunceli Tenkil Harekâtı“ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de ki Bakanlar Kurulu toplantısında alındı. Bir hafta sonra Dersim toprakları bombalanarak binlerce, kadın, erkek, yaşlı, çocuk katledildi. Yaklaşık olarak iki yıl süren askeri operasyonlarda on binlerce Dersimli katledildi, bir o kadarı da çeşitli yerlere sürgün edildi. Dersim’in yaşam kaynakları, insanıyla birlikte, yerinde ve sonsuza kadar etkisiz kılınmak kaydıyla ateşe verildi. Ele geçirilenler göçertilmiş ve topraklarına dönüşleri yine kanunla yasaklanmıştır. Çocuklar, bilhassa da kız çocukları, ailelerinden koparılarak başta subaylar olmak üzere, hâkim sınıflardan ailelere, adeta ganimet olarak dağıtılmıştır.
Anadolu’da resmi ideolojiye uymayan halklara karşı işlenen suç zincirlerinin en büyüklerinden biri de Dersimdir. Ayrıca, Eylül 1935’de ‘Nürnberg Yasalarıyla kanunlaşan, ‘Kristal Geceler’ ile zirve yapıp ‘Gaz Odaları’nda son bulan Yahudi Soykırımı ile 26 Aralık 1935 de Tunceli Kanunu’ ile yasalaşan, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile toplumun ileri gelenlerinin idamlarıyla zirve yapıp, akabinde‘ Gaz mağaralarında son bulan Dersim kırımı arasındaki zamansal paralellik şaşırtıcı değildir. Bu iki kırımın aynı dönemi kapsaması ve yöntem olarak da birbirilerini çağrıştırması katliamlarındaki eş güdüm, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur.
1937/38 İmha hareketine 4 Mayıs 1937 tarihinde başlandığı için her yıl 4 Mayıs’ı TERTELE DERSİMİ günü olarak anıyoruz. Dersim 38 kırımın da katledilen insanlarımızın anıları önünde saygı ile eğilirken, katliamı uygulayan ve katliamı ısrarla inkar ederek suç ortaklığı yapanları şiddetle kınıyoruz.
Bakanlık kadın cinayeti davasına müdahil
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 17 yerinden bıçaklanarak katledilen Zeynep Yılmaz'ın davasına müdahil oldu. Adliye önünde nöbet tutan kadınlar, katilin ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.
Necmettin Akhan tarafından 26 Nisan 2011'de 17 yerinden bıçaklanarak katledilen Zeynep Yılmaz davasının 3.'üncü duruşması Bakırköy Adliyesi'nde görüldü. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı davaya müdahil oldu.
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Necmettin Akhan, Zeynep Yılmaz'ın ailesi tarafların avukatları, Aile ve Sosyal Politilakalar Bakanlığı'nı temsilen Avukat Birsen Kurt ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri katıldı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından müdahillik talebiyle sunulan dilekçe, oy birliği ile kabul edildi.
Savcı, Zeynep Yılmaz'ın babası Ali Yılmaz'ın talebi üzerine haklarında soruşturma açılan ancak üç celsedir duruşmaya katılmayan Yaşar ve Necla Akhan, Kenan Çiftçioğlu ve Emre Gündüz'ün tanık olarak dinlenmesinden vazgeçilmesini istedi. Mahkeme, kararı Bakanlık vekilinin dosyayı incelemisinin ardından bulunacağı beyanlara göre karar vereceğini açıkladı.
Tutuklu sanık Necmettin Akhan'ın tutukluluk halinin devamına karar veren Mahkeme, Bakanlık vekilinin dosyayı incelemesi için duruşmayı 14 Haziran'a erteledi.
Öte yandan Kadın Cinayeterini Durduracağız Platformu duruşma öncesi Bakırköy Adliyesi önünde açıklama yaptı. Platform adına açıklama yapan İlke Acar, devletin korumadığı kadınların öldürülmeye devam ettiğini söyledi. Zeynep Yılmaz'ın öldürülmesine ilişkin davanın da sonuna kadar takip edeceklerini kaydetti.
Kardeşinin katiline ağır ceza verilmesini isteyen Güllü Yılmaz, “Adalet istiyorum. Artık kadınların ölüdürülmemesini, annelerin, babaların ağlamamasını istiyorum” dedi. Yılmaz zorlandığı için konuşmasını sürdüremedi.
Kadınlar, duruşmanın sonuna kadar Adliye önünde oturma eylemi yaptı.
Kaynak: ETHA
Necmettin Akhan tarafından 26 Nisan 2011'de 17 yerinden bıçaklanarak katledilen Zeynep Yılmaz davasının 3.'üncü duruşması Bakırköy Adliyesi'nde görüldü. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı davaya müdahil oldu.
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Necmettin Akhan, Zeynep Yılmaz'ın ailesi tarafların avukatları, Aile ve Sosyal Politilakalar Bakanlığı'nı temsilen Avukat Birsen Kurt ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyeleri katıldı.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından müdahillik talebiyle sunulan dilekçe, oy birliği ile kabul edildi.
Savcı, Zeynep Yılmaz'ın babası Ali Yılmaz'ın talebi üzerine haklarında soruşturma açılan ancak üç celsedir duruşmaya katılmayan Yaşar ve Necla Akhan, Kenan Çiftçioğlu ve Emre Gündüz'ün tanık olarak dinlenmesinden vazgeçilmesini istedi. Mahkeme, kararı Bakanlık vekilinin dosyayı incelemisinin ardından bulunacağı beyanlara göre karar vereceğini açıkladı.
Tutuklu sanık Necmettin Akhan'ın tutukluluk halinin devamına karar veren Mahkeme, Bakanlık vekilinin dosyayı incelemesi için duruşmayı 14 Haziran'a erteledi.
Öte yandan Kadın Cinayeterini Durduracağız Platformu duruşma öncesi Bakırköy Adliyesi önünde açıklama yaptı. Platform adına açıklama yapan İlke Acar, devletin korumadığı kadınların öldürülmeye devam ettiğini söyledi. Zeynep Yılmaz'ın öldürülmesine ilişkin davanın da sonuna kadar takip edeceklerini kaydetti.
Kardeşinin katiline ağır ceza verilmesini isteyen Güllü Yılmaz, “Adalet istiyorum. Artık kadınların ölüdürülmemesini, annelerin, babaların ağlamamasını istiyorum” dedi. Yılmaz zorlandığı için konuşmasını sürdüremedi.
Kadınlar, duruşmanın sonuna kadar Adliye önünde oturma eylemi yaptı.
Kaynak: ETHA
Ev emekçisi kadınların talepleri Meclis'te
BDP Milletvekili Sebahat Tuncel, ev emekçisi kadınların yaşadıkları sorunları ve taleplerini Meclis gündemine getirdi.
BDP İstanbul Milletvekili, ev emekçisi kadınların sorunlarını Meclis gündemine getirdi. Tuncel, Türkiye’de Ev işçilerinin güvencesiz iş gücünün ne kadar büyük bir kesimini oluşturduğunun somut verilerle ve bilimsel bilgiye dayanarak tespit edilmesi, bu alandaki iş gücünü nicelik ve nitelik olarak tanımlanması ve iş kazalarının istatistiklerinin çıkarılması, dünya örneklerinin incelenerek bu alandaki sorunların yasal olarak nasıl çözüldüğünün raporlanması, bu konuda bu alanda çalışan sendikaların ve kadın örgütlerinin de önerilerinin dikkate alınarak çözüm önerilerinin çıkarılması için bir Meclis araştırma komisyonu açılması amacıyla” önerge verdi.
Önergenin gerekçesinde, “Dünyada derinleşen ekonomik kriz kapitalizmin her krizinde olduğu gibi en çok yoksulu, emekçiyi ve işsizi vurmaktadır. Türkiye’de hükümetin ekonomide izlediği liberal politikalarla birlikte işçi sınıfı giderek daha da güvencesiz, sağlıksız koşullara mahkûm edilmektedir. Bu kesim içerisinde emeği çoğu zaman yok sayılan ve eşitsizliği daha da derin yaşayan ev işçileri ve ev eksenli çalışanlar olmaktadır. Bu kişilerin neredeyse tamamı kadınlardır” diyen Tuncel, “Türkiye’de ne yazık ki evlerde temizlikçi, bakıcı olarak ya da evde ayakkabı, çanta üretiminden çeşitli endüstri kolları için çalışan kadınların çalışma hakları neredeyse yok durumda. Bu konuda devletin elinde kaç kişinin çalıştığı, hangi koşullarda çalıştığına dair hiçbir ulusal veritabanı bulunmamaktadır. Ancak bu alanda çalışan İMECE Kadın Sendikasına göre bu sayı yüz binleri bulmaktadır” dedi.
ILO’nun 189. nolu 'Ev işçilerine insanca iş' sözleşmesinin hükümet tarafından onaylanarak, iç hukukun bu sözleşmeye göre düzenlenmesi sorunun çözümü için önemli bir adımdır” diyen Tuncel, “Fransa örneğinde olduğu gibi gündelikçi ev işçilerine ücret çeki uygulamasıyla sosyal güvence kapsamına alınabilir. Fransa'da ev işçisine gazete bayiinden ya da marketten kolayca ulaşılabilecek ücret çekleri ile ödeme yapılmaktadır. Bankalarda çek bozdurulurken işçi kayıta da alınmış olmaktadır ve sigorta primleri kesilmektedir. Ev işçilerinden sigorta primi kesilmemesinin sağlanması ve kesilmesi engellenemiyorsa da sigorta primleri sembolik bir miktarda olmalıdır. Devlet daha önce defalarca belli gruplar için prim teşvikleri yasası çıkarmıştır. Yine benzer bir yasa çıkarılarak, sistem oturuncaya kadar en az 5 yıl boyunca ev işçilerinin sigorta primleri devlet tarafından genel bütçeden karşılanması sağlanabilir” şeklinde öneriler sıraladı.
Kaynak: ETHA
BDP İstanbul Milletvekili, ev emekçisi kadınların sorunlarını Meclis gündemine getirdi. Tuncel, Türkiye’de Ev işçilerinin güvencesiz iş gücünün ne kadar büyük bir kesimini oluşturduğunun somut verilerle ve bilimsel bilgiye dayanarak tespit edilmesi, bu alandaki iş gücünü nicelik ve nitelik olarak tanımlanması ve iş kazalarının istatistiklerinin çıkarılması, dünya örneklerinin incelenerek bu alandaki sorunların yasal olarak nasıl çözüldüğünün raporlanması, bu konuda bu alanda çalışan sendikaların ve kadın örgütlerinin de önerilerinin dikkate alınarak çözüm önerilerinin çıkarılması için bir Meclis araştırma komisyonu açılması amacıyla” önerge verdi.
Önergenin gerekçesinde, “Dünyada derinleşen ekonomik kriz kapitalizmin her krizinde olduğu gibi en çok yoksulu, emekçiyi ve işsizi vurmaktadır. Türkiye’de hükümetin ekonomide izlediği liberal politikalarla birlikte işçi sınıfı giderek daha da güvencesiz, sağlıksız koşullara mahkûm edilmektedir. Bu kesim içerisinde emeği çoğu zaman yok sayılan ve eşitsizliği daha da derin yaşayan ev işçileri ve ev eksenli çalışanlar olmaktadır. Bu kişilerin neredeyse tamamı kadınlardır” diyen Tuncel, “Türkiye’de ne yazık ki evlerde temizlikçi, bakıcı olarak ya da evde ayakkabı, çanta üretiminden çeşitli endüstri kolları için çalışan kadınların çalışma hakları neredeyse yok durumda. Bu konuda devletin elinde kaç kişinin çalıştığı, hangi koşullarda çalıştığına dair hiçbir ulusal veritabanı bulunmamaktadır. Ancak bu alanda çalışan İMECE Kadın Sendikasına göre bu sayı yüz binleri bulmaktadır” dedi.
ILO’nun 189. nolu 'Ev işçilerine insanca iş' sözleşmesinin hükümet tarafından onaylanarak, iç hukukun bu sözleşmeye göre düzenlenmesi sorunun çözümü için önemli bir adımdır” diyen Tuncel, “Fransa örneğinde olduğu gibi gündelikçi ev işçilerine ücret çeki uygulamasıyla sosyal güvence kapsamına alınabilir. Fransa'da ev işçisine gazete bayiinden ya da marketten kolayca ulaşılabilecek ücret çekleri ile ödeme yapılmaktadır. Bankalarda çek bozdurulurken işçi kayıta da alınmış olmaktadır ve sigorta primleri kesilmektedir. Ev işçilerinden sigorta primi kesilmemesinin sağlanması ve kesilmesi engellenemiyorsa da sigorta primleri sembolik bir miktarda olmalıdır. Devlet daha önce defalarca belli gruplar için prim teşvikleri yasası çıkarmıştır. Yine benzer bir yasa çıkarılarak, sistem oturuncaya kadar en az 5 yıl boyunca ev işçilerinin sigorta primleri devlet tarafından genel bütçeden karşılanması sağlanabilir” şeklinde öneriler sıraladı.
Kaynak: ETHA
DERSİM KATLİAMI: 'Hiç bir şeyi unutmadık, hiç bir şeyi affetmedik'
Dersim katliamının yıl dönümü, Adana'da düzenlenen basın açıklamasıyla lanetlendi.
4 Mayıs 1937'de karar altına alınan “Tunceli Tedip ve Tenkil Harekatı”nın yıl dönümü, Dersimliler tarafından protesto ediliyor. Katliam, Adana İnönü Parkı'nda düzenlenen basın açıklamasıyla lanetlendi. Basın açıklamasına Tuncelililer Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Bulamlılar Derneği, Karşıyaka Cem Kültür Derneği, Şakirpaşa Cem Kültür Derneği, ASDA (Akdeniz Sosyal Dayanışma Eğitim Sağlık ve Kültür Vakfı), Adana Halkların Demokratik Kongresi ve İHD Adana Şubesi katıldı.
Tuncelililer Derneği Başkanı Yılmaz Zeroğlu, 4 Mayıs 1937 tarihli “Tunceli Tedip ve Tenkil Harekatı” kararı ve ondan önce yayınlanan raporlarla Dersim'de katliamın devlet tarafından sistematik olarak örgütlendiğini söyledi. Dersim'de devletin iddia ettiği gibi bir isyanın yaşanmadığını, kimyasal silah kullanma da dahil katliam gerçekleştirildiğini söyleyen Zeroğlu, “Bu yönüyle erk sahipleri tarafından 'dönemin şartları' minvalinde söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılan Dersim Katliamı, hala toplumumuzun hafızasında tüm canlılığı ile durmaktadır. Türkiye’de toplumsal mutakabatın yolu Dersim ve benzeri kırılmalarla yüzleşmeden geçer” dedi.
1938'in Dersimliler için etkisi hala geçmemiş bir travma olduğunu belirten Zeroğlu, “Dersim’de işlenen bir insanlık suçudur ve bu iş 'yavan' bir özür ile de geçiştirilemez” dedi ve ekledi: “1937-38 yılları arasından Dersim’de yapılanların tamamı 'insanlık suçu' kapsamında değerlendirilmelidir ve bu katliamla yüzleşmek sıradan bir özür ile mümkün değildir. Katliama sebebiyet verenler tarih önünde yargılanmadıkça, mazlumların yaraları sarılmadıkça, Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmadıkça ve evlatlık verilen o 'kayıp kızlar' bulunmadıkça, bu katliamla yüzleşilemeyecektir. Bu nedenle Dersim Katliamı’nın vebali; başta mevcut hükümet olmak üzere 75 yıldır bu ülkede siyaset yapan herkesin boynundadır. Dersim halkı ile aynı kaderi paylaşmış Aleviler, Koçgirililer, Süryaniler-Keldaniler, Kürtler, Ermeniler ve Pontuslarında maruz kaldıkları mezalimler açığa çıkarılmalıdır.”
İstanbul'daki Sabiha Gökçen Havaalanı'nın adının değişdirilmesini isteyen Zeroğlu, “Hiç bir şeyi unutmadık, hiç bir şeyi affetmedik” şeklinde konuştu.
Kaynak: ETHA
4 Mayıs 1937'de karar altına alınan “Tunceli Tedip ve Tenkil Harekatı”nın yıl dönümü, Dersimliler tarafından protesto ediliyor. Katliam, Adana İnönü Parkı'nda düzenlenen basın açıklamasıyla lanetlendi. Basın açıklamasına Tuncelililer Derneği, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Bulamlılar Derneği, Karşıyaka Cem Kültür Derneği, Şakirpaşa Cem Kültür Derneği, ASDA (Akdeniz Sosyal Dayanışma Eğitim Sağlık ve Kültür Vakfı), Adana Halkların Demokratik Kongresi ve İHD Adana Şubesi katıldı.
Tuncelililer Derneği Başkanı Yılmaz Zeroğlu, 4 Mayıs 1937 tarihli “Tunceli Tedip ve Tenkil Harekatı” kararı ve ondan önce yayınlanan raporlarla Dersim'de katliamın devlet tarafından sistematik olarak örgütlendiğini söyledi. Dersim'de devletin iddia ettiği gibi bir isyanın yaşanmadığını, kimyasal silah kullanma da dahil katliam gerçekleştirildiğini söyleyen Zeroğlu, “Bu yönüyle erk sahipleri tarafından 'dönemin şartları' minvalinde söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışılan Dersim Katliamı, hala toplumumuzun hafızasında tüm canlılığı ile durmaktadır. Türkiye’de toplumsal mutakabatın yolu Dersim ve benzeri kırılmalarla yüzleşmeden geçer” dedi.
1938'in Dersimliler için etkisi hala geçmemiş bir travma olduğunu belirten Zeroğlu, “Dersim’de işlenen bir insanlık suçudur ve bu iş 'yavan' bir özür ile de geçiştirilemez” dedi ve ekledi: “1937-38 yılları arasından Dersim’de yapılanların tamamı 'insanlık suçu' kapsamında değerlendirilmelidir ve bu katliamla yüzleşmek sıradan bir özür ile mümkün değildir. Katliama sebebiyet verenler tarih önünde yargılanmadıkça, mazlumların yaraları sarılmadıkça, Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezar yerleri açıklanmadıkça ve evlatlık verilen o 'kayıp kızlar' bulunmadıkça, bu katliamla yüzleşilemeyecektir. Bu nedenle Dersim Katliamı’nın vebali; başta mevcut hükümet olmak üzere 75 yıldır bu ülkede siyaset yapan herkesin boynundadır. Dersim halkı ile aynı kaderi paylaşmış Aleviler, Koçgirililer, Süryaniler-Keldaniler, Kürtler, Ermeniler ve Pontuslarında maruz kaldıkları mezalimler açığa çıkarılmalıdır.”
İstanbul'daki Sabiha Gökçen Havaalanı'nın adının değişdirilmesini isteyen Zeroğlu, “Hiç bir şeyi unutmadık, hiç bir şeyi affetmedik” şeklinde konuştu.
Kaynak: ETHA
Kıbrıs'ta Anayasa Mahkemesi vicdanî ret hakkını görüşüyor
Kıbrıs'ta Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs Salı günü vicdani ret hakkının anayasanın düşünce özgürlüğü hakkı altında korunup korunmadığını görüşecek. Başvuruyu, vicdani retçi Murat Kanatlı yapmıştı.
Kıbrıs'ta Murat Kanatlı'nın başvurusunu görüşecek olan Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs'ta vicdani ret hakkının anayasanın düşünce özgürlüğü hakkı altında olup olmadığını karara bağlayacak.
2009 yılından bu yana seferberliğe gitmeyi reddeden Murat Kanatlı, 14 Haziran 2011 tarihinde Askeri Mahkeme'de yargılanmaya başlamıştı. Dava öncesi yaptığı açıklamada dünyadaki hiçbir savaşta taraf olmayacağı için savaş hazırlıklarında yer almayı reddettiğini söyleyen Kanatlı, bu davranışın, savaşın insan kaynaklarını kurutma çabası olduğunu belirtmişti.
Askeri Mahkeme'de 8 Aralık'ta görülen duruşmada, Kanatlı'nın avukatlarının davanın Anayasa Mahkemesi'ne havale talebi kabul edilmişti.
Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs Salı günü Askeri Mahkemesi'nin gönderdiği dosyayı inceleyecek.
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Kıbrıs'ta Vicdani Ret İnisiyatifi, 8 Mayıs Salı günü Murat Kanatlı ile dayanışmak için Lefkoşa'da Mahkemeler önünde olacağını bildirdi.
İnisiyatif, "Kıbrıs, savaşın acılarını çok yaşadı… Bundan sonra, bu coğrafyada ve dünyada daha fazla savaşlar olmaması için sesimizi yükseltiyoruz, savaşın insan kaynaklarını kurutmak üzere vicdani ret hakkımızı kullanıyor, savaşı ve hazırlıklarını reddediyoruz" dedi.
İnisiyatif, zorunlu askerlik yanında seferberlik adı altında yılda bir gün askeri kamplarda savaş hazırlığı yapılmasını da reddettiklerini bildirdi.
Kaynak: ETHA
Kıbrıs'ta Murat Kanatlı'nın başvurusunu görüşecek olan Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs'ta vicdani ret hakkının anayasanın düşünce özgürlüğü hakkı altında olup olmadığını karara bağlayacak.
2009 yılından bu yana seferberliğe gitmeyi reddeden Murat Kanatlı, 14 Haziran 2011 tarihinde Askeri Mahkeme'de yargılanmaya başlamıştı. Dava öncesi yaptığı açıklamada dünyadaki hiçbir savaşta taraf olmayacağı için savaş hazırlıklarında yer almayı reddettiğini söyleyen Kanatlı, bu davranışın, savaşın insan kaynaklarını kurutma çabası olduğunu belirtmişti.
Askeri Mahkeme'de 8 Aralık'ta görülen duruşmada, Kanatlı'nın avukatlarının davanın Anayasa Mahkemesi'ne havale talebi kabul edilmişti.
Anayasa Mahkemesi, 8 Mayıs Salı günü Askeri Mahkemesi'nin gönderdiği dosyayı inceleyecek.
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Kıbrıs'ta Vicdani Ret İnisiyatifi, 8 Mayıs Salı günü Murat Kanatlı ile dayanışmak için Lefkoşa'da Mahkemeler önünde olacağını bildirdi.
İnisiyatif, "Kıbrıs, savaşın acılarını çok yaşadı… Bundan sonra, bu coğrafyada ve dünyada daha fazla savaşlar olmaması için sesimizi yükseltiyoruz, savaşın insan kaynaklarını kurutmak üzere vicdani ret hakkımızı kullanıyor, savaşı ve hazırlıklarını reddediyoruz" dedi.
İnisiyatif, zorunlu askerlik yanında seferberlik adı altında yılda bir gün askeri kamplarda savaş hazırlığı yapılmasını da reddettiklerini bildirdi.
Kaynak: ETHA
Gözaltına alınan öğrencilere polis şiddeti
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nde özel güvenlik ve çevik kuvvet polislerinin saldırısına uğrayarak gözaltına alınan öğrenciler, darp edildi, kelepçelenerek hava dahi alamayacakları bir otobüse konuldu.
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nde gözaltına alınan 38 öğrenci, gözaltına alınırken ve araç içerisinde polis şiddetine maruz kaldı.
Okulda masa açan 8 öğrencinin dün, 5 öğrencinin ise 3 gün önce gözaltına alındığını söyleyen 19 Mayıs Üniversitesi öğrencileri, gözaltıları ve Bakan Suat Kılıç'ın üniversitelerine gelişini protesto etmek istediklerini kaydetti.
Üniversite içerisinde bir araya gelir gelmez özel güvenlik birimleri ve çevik kuvvet polislerinin saldırısına uğradıklarını söyleyen öğrenciler, gözaltına alınırken yere yatırıldıklarını, boğazlarının sıkıldığını, üzerlerindeki kıyafetlerin parçalandığını, darp edildiklerini anlattı. Öğrenciler, Bakan Kılıç'ın korumalarının küfürlü saldırısına uğradıklarını da kaydetti.
Gözaltına alındıklarında küçücük bir otobüsün içine konulduklarını, hava dahi alamadıklarını, bazı öğrencilerin de kelepçelendiğini anlatan öğrenciler, polis şiddetinin gözaltı aracının içinde de sürdüğünü söyledi.
Gözaltına alınan 38 öğrencinin Adli Tıp Kurumu'na götürüldüğü öğrenildi.
Kaynak: ETHA
Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nde gözaltına alınan 38 öğrenci, gözaltına alınırken ve araç içerisinde polis şiddetine maruz kaldı.
Okulda masa açan 8 öğrencinin dün, 5 öğrencinin ise 3 gün önce gözaltına alındığını söyleyen 19 Mayıs Üniversitesi öğrencileri, gözaltıları ve Bakan Suat Kılıç'ın üniversitelerine gelişini protesto etmek istediklerini kaydetti.
Üniversite içerisinde bir araya gelir gelmez özel güvenlik birimleri ve çevik kuvvet polislerinin saldırısına uğradıklarını söyleyen öğrenciler, gözaltına alınırken yere yatırıldıklarını, boğazlarının sıkıldığını, üzerlerindeki kıyafetlerin parçalandığını, darp edildiklerini anlattı. Öğrenciler, Bakan Kılıç'ın korumalarının küfürlü saldırısına uğradıklarını da kaydetti.
Gözaltına alındıklarında küçücük bir otobüsün içine konulduklarını, hava dahi alamadıklarını, bazı öğrencilerin de kelepçelendiğini anlatan öğrenciler, polis şiddetinin gözaltı aracının içinde de sürdüğünü söyledi.
Gözaltına alınan 38 öğrencinin Adli Tıp Kurumu'na götürüldüğü öğrenildi.
Kaynak: ETHA
Taciz mağdurları bir araya geliyor
Kadınların yüzde 69'unun ayda en az bir kere maruz kaldığı sokak tacizine karşı "hikaye paylaşımı" etkinliği düzenlenecek.
Canımız Sokakta İnisiyatifi, sokak tacizi mağdurlarının hikayelerini paylaşmaları için bir psikolog ve avukatın da katılacağı iki haftalık hikaye paylaşımı etkinliği düzenleyecek.
İnsiyatif sokak tacizinin en yakın arkadaşlarla bile konuşulamayan bir konu olduğuna dikkat çekerek, "Bu sessizliğe rağmen, araştırmamız ile katılımcıların yüzde 69'unun ayda en az bir kere sokak tacizine maruz kaldığını belirledik" .
İnisiyatif canimizsokakta.com aracılığıyla sokak tacizi mağdurlarına hikayelerini paylaşabilecekleri bir alan da sağlıyor. Girişimin arkasında hikaye paylaşımının önemine duydukları inanç olduğunu belirten İnisiyatif, "Hikaye paylaşımı etkinlikleriyle sokak tacizi mağdurları için hikayelerini paylaşabilecekleri güvenli bir ortam yaratmak istiyoruz" dedi.
Etkinlik 6 ve 20 Mayıs'ta Galata'da bulunan Molly's Cafe'de gerçekleştirilecek. Her iki etkinlikte de kişisel hikaye paylaşımı sırasında mağdurlara destek sağlayacak ve rehberlik edecek bir psikolog ve bir avukat da bulunacak.
Canımız Sokakta gönüllüsü ve hikaye paylaşımı etkinlikleri koordinatörü Maggie Hunter etkinliğin amacını, "Bu etkinliklerle internet sitesinin hikaye paylaşımı fonksiyonunu, insanların hikayelerini paylaşarak birbirlerine destek verebilecekleri ve birbirlerinden destek alabilecekleri açık ve tedavi edici bir ortam yaratmaya çalışmayı amaçlıyoruz. Sokak tacizi hakkında genel farkındalığı arttırmayı, katılımcılara kişisel tecrübelerini paylaşma imkânı sunmayı ve onlara yalnız olmadıklarını anlatabilmeyi hedefliyoruz" diye açıklıyor.
Canımız Sokakta (www.canimizsokakta.com) uluslararası Hollaback! hareketinin bir üyesi. Canımız Sokakta, "Sokak tacizine karşı farkındalığın arttırılmasına ve sokak taciziyle mücadelede çeşitli kaynaklar ve eğitimin sağlanmasına yardım ediyoruz. İnternet üzerinden ve İstanbul'daki üniversite kampüslerinde 'Canımız Kampüste' projesiyle aktif olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Sokak tacizi cinsiyet tabanlı şiddetin en yaygın formlarından biri, ancak ne yazık ki sokak tacizine karşı çok az yasa mevcut" diyor.
Hollaback! ise dünya çapında 52 şehirde 17 ülkede 9 farklı dilde faaliyet gösteriyor. Canımız Sokakta'ya facebook.com/canimizsokakta ve Twitter üzerinden @canimizsokakta üzerinden erişilebilir.
Kaynak: ETHA
Canımız Sokakta İnisiyatifi, sokak tacizi mağdurlarının hikayelerini paylaşmaları için bir psikolog ve avukatın da katılacağı iki haftalık hikaye paylaşımı etkinliği düzenleyecek.
İnsiyatif sokak tacizinin en yakın arkadaşlarla bile konuşulamayan bir konu olduğuna dikkat çekerek, "Bu sessizliğe rağmen, araştırmamız ile katılımcıların yüzde 69'unun ayda en az bir kere sokak tacizine maruz kaldığını belirledik" .
İnisiyatif canimizsokakta.com aracılığıyla sokak tacizi mağdurlarına hikayelerini paylaşabilecekleri bir alan da sağlıyor. Girişimin arkasında hikaye paylaşımının önemine duydukları inanç olduğunu belirten İnisiyatif, "Hikaye paylaşımı etkinlikleriyle sokak tacizi mağdurları için hikayelerini paylaşabilecekleri güvenli bir ortam yaratmak istiyoruz" dedi.
Etkinlik 6 ve 20 Mayıs'ta Galata'da bulunan Molly's Cafe'de gerçekleştirilecek. Her iki etkinlikte de kişisel hikaye paylaşımı sırasında mağdurlara destek sağlayacak ve rehberlik edecek bir psikolog ve bir avukat da bulunacak.
Canımız Sokakta gönüllüsü ve hikaye paylaşımı etkinlikleri koordinatörü Maggie Hunter etkinliğin amacını, "Bu etkinliklerle internet sitesinin hikaye paylaşımı fonksiyonunu, insanların hikayelerini paylaşarak birbirlerine destek verebilecekleri ve birbirlerinden destek alabilecekleri açık ve tedavi edici bir ortam yaratmaya çalışmayı amaçlıyoruz. Sokak tacizi hakkında genel farkındalığı arttırmayı, katılımcılara kişisel tecrübelerini paylaşma imkânı sunmayı ve onlara yalnız olmadıklarını anlatabilmeyi hedefliyoruz" diye açıklıyor.
Canımız Sokakta (www.canimizsokakta.com) uluslararası Hollaback! hareketinin bir üyesi. Canımız Sokakta, "Sokak tacizine karşı farkındalığın arttırılmasına ve sokak taciziyle mücadelede çeşitli kaynaklar ve eğitimin sağlanmasına yardım ediyoruz. İnternet üzerinden ve İstanbul'daki üniversite kampüslerinde 'Canımız Kampüste' projesiyle aktif olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Sokak tacizi cinsiyet tabanlı şiddetin en yaygın formlarından biri, ancak ne yazık ki sokak tacizine karşı çok az yasa mevcut" diyor.
Hollaback! ise dünya çapında 52 şehirde 17 ülkede 9 farklı dilde faaliyet gösteriyor. Canımız Sokakta'ya facebook.com/canimizsokakta ve Twitter üzerinden @canimizsokakta üzerinden erişilebilir.
Kaynak: ETHA
Termik Ateşini Söndür, Hıdrellez Ateşini Yak
1 Milyon İzmirli, Aliağa'da yapılmak istenen yedi termik santrale karşı 6 Mayıs'ta buluşuyor. İzmirlilier, tıpkı 20 yıl önce olduğu gibi doğaya, insana zarar veren santrale karşı direniyor.
İzmirliler, 20 yıl önce ekoloji mücadelesinin miladı kabul edilen "termik santrale hayır" yürüyüşü gibi 6 Mayıs'ta "Termik ateşini söndürün, hıdrellez ateşini yakın" diyecek .
İzmir'in Aliağa İlçesinde 1990'da yine termik santral yapılmak istenmişti; ancak çoluk çocuk, genç yaşlı 60 bin kişi Konak Meydanı'ndan Aliağa'ya yürüyerek santrale hayır demişti.
Eylemden bir gün sonra bakan, toplumun yoğun baskısı nedeniyle santralden vazgeçildiğini söylemek zorunda kalmıştı.
Bugün yine Aliağa ve Çandarlı ilçesinde yedi adet kömür yakıtlı termik santral yapılmak isteniyor; ikisinin ruhsatı alındı, birinin inşaatı başladı. Ruhsata onay veren CHP'li bir Belediye. Oysa ki 20 yıl önce yerel yönetimler de santrale karşı çıkmıştı.
"Aliağa'nın havası zaten çok kirli"
Birçok sivil toplum örgütünün desteğini alan 1 Milyon İzmirli Platformu, termik santrallere karşı uzun vadeli mücadeleye başladı.
Platform üyesi Efe Tökdoğan, Aliağa'nın ekolojisinin yıkım içinde olduğunu ve birçok raporda bölgeye yeni sanayinin yapılmaması gerektiğinin belirtildiğini söyledi.
"Artık Aliağa'nın ekolojisi yeni bir sanayiyi kaldıramaz. Zaten hava kirliliği çok kötü durumda buna rağmen, bölgeye Petkim'in yeni bir rafinerisi, çok büyük bir liman ve cezaevi yapılacak. Bunların elektrik ihtiyacının karşılanması için de yedi termik santral yapılmak isteniyor."
Tökdoğan, "İzmir için bu sadece bir ekoloji mücadelesi değil, ölüm kalım meselesi" diyor.
Termik santral, doğaya, tarihe, insana zararlı
Peki termik santrallerin doğa ve insan sağlığına zararları nedir? Tökdoğan açıklıyor:
* Küresel iklim değişikliğini en çok hızlandıran enerji santrali tipi kömür yakıtlı termik santraldir; tartışması yok.
* Kömürün bünyesinde bulunan kimyasallar ve radyoaktif elementler kanser riskini arttırır ve tarım arazilerini zehirler.
* Ne kadar baca gazı filtresi olsa da, kömür yakıtlı termik santralin bacasından çıkan gaz hava kalitesinde düşüş yaratır.
* Havaya karışan bu gazın yağmur ve nemle birlikte asit yağmurlarına dönüşme ihtimali var.
* Aliağa'da milattan önce bize miras kalan bir antik kent var. Bu asit yağmurlarıyla antik kenti kaybetme riski var.
* Soğutma suyunu denizden almak için deniz kıyısına kurulan santraller; deniz suyunun ısınmasına neden olacak. Bu da körfezlerdeki deniz yaşamının bitmesi demek.
Hıdrellez'de Aliağa'ya
Tökdoğan, İzmir'in yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok zengin olduğunu ancak buna yatırım yapılmayıp, santrallerde ısrar edilmesinin büyük bir vizyonsuzluk olduğunu söyledi.
Ayrıca termik santralin enerjide dışa bağımlılığı azaltacağı iddiasının doğru olmadığını söyleyen Tökdoğan, "İthal kömürle nasıl dışa bağımlılıktan kurtulunacak" diyor.
İşte tüm bu nedenlerle, 6 Mayıs pazar günü saat 13:00'de, İzmirliler Aliağa'da konserler eşliğinde "Termik santral yapma, istemiyoz" diyecek.
Eylemle ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Kaynak: Bianet
İzmirliler, 20 yıl önce ekoloji mücadelesinin miladı kabul edilen "termik santrale hayır" yürüyüşü gibi 6 Mayıs'ta "Termik ateşini söndürün, hıdrellez ateşini yakın" diyecek .
İzmir'in Aliağa İlçesinde 1990'da yine termik santral yapılmak istenmişti; ancak çoluk çocuk, genç yaşlı 60 bin kişi Konak Meydanı'ndan Aliağa'ya yürüyerek santrale hayır demişti.
Eylemden bir gün sonra bakan, toplumun yoğun baskısı nedeniyle santralden vazgeçildiğini söylemek zorunda kalmıştı.
Bugün yine Aliağa ve Çandarlı ilçesinde yedi adet kömür yakıtlı termik santral yapılmak isteniyor; ikisinin ruhsatı alındı, birinin inşaatı başladı. Ruhsata onay veren CHP'li bir Belediye. Oysa ki 20 yıl önce yerel yönetimler de santrale karşı çıkmıştı.
"Aliağa'nın havası zaten çok kirli"
Birçok sivil toplum örgütünün desteğini alan 1 Milyon İzmirli Platformu, termik santrallere karşı uzun vadeli mücadeleye başladı.
Platform üyesi Efe Tökdoğan, Aliağa'nın ekolojisinin yıkım içinde olduğunu ve birçok raporda bölgeye yeni sanayinin yapılmaması gerektiğinin belirtildiğini söyledi.
"Artık Aliağa'nın ekolojisi yeni bir sanayiyi kaldıramaz. Zaten hava kirliliği çok kötü durumda buna rağmen, bölgeye Petkim'in yeni bir rafinerisi, çok büyük bir liman ve cezaevi yapılacak. Bunların elektrik ihtiyacının karşılanması için de yedi termik santral yapılmak isteniyor."
Tökdoğan, "İzmir için bu sadece bir ekoloji mücadelesi değil, ölüm kalım meselesi" diyor.
Termik santral, doğaya, tarihe, insana zararlı
Peki termik santrallerin doğa ve insan sağlığına zararları nedir? Tökdoğan açıklıyor:
* Küresel iklim değişikliğini en çok hızlandıran enerji santrali tipi kömür yakıtlı termik santraldir; tartışması yok.
* Kömürün bünyesinde bulunan kimyasallar ve radyoaktif elementler kanser riskini arttırır ve tarım arazilerini zehirler.
* Ne kadar baca gazı filtresi olsa da, kömür yakıtlı termik santralin bacasından çıkan gaz hava kalitesinde düşüş yaratır.
* Havaya karışan bu gazın yağmur ve nemle birlikte asit yağmurlarına dönüşme ihtimali var.
* Aliağa'da milattan önce bize miras kalan bir antik kent var. Bu asit yağmurlarıyla antik kenti kaybetme riski var.
* Soğutma suyunu denizden almak için deniz kıyısına kurulan santraller; deniz suyunun ısınmasına neden olacak. Bu da körfezlerdeki deniz yaşamının bitmesi demek.
Hıdrellez'de Aliağa'ya
Tökdoğan, İzmir'in yenilenebilir enerji kaynakları bakımından çok zengin olduğunu ancak buna yatırım yapılmayıp, santrallerde ısrar edilmesinin büyük bir vizyonsuzluk olduğunu söyledi.
Ayrıca termik santralin enerjide dışa bağımlılığı azaltacağı iddiasının doğru olmadığını söyleyen Tökdoğan, "İthal kömürle nasıl dışa bağımlılıktan kurtulunacak" diyor.
İşte tüm bu nedenlerle, 6 Mayıs pazar günü saat 13:00'de, İzmirliler Aliağa'da konserler eşliğinde "Termik santral yapma, istemiyoz" diyecek.
Eylemle ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Kaynak: Bianet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)