8 Eylül 2014 Pazartesi

Torun Center İşçileri: Bir Dairenin Parasını Güvenliğimize Harcasalardı!

10 işçinin öldüğü Torun Center işçilerinin büyük bölümü şantiyeyi terk etti. Bir grup işçi de sendikayla birlikte ölümleri protesto etti.


İstanbul Mecidiyeköy'de Torun Center'da asansörde 10 işçinin yaşamını yitirmesinin ardından inşaatta çalışan işçiler çalışma koşullarını protesto etti.

Torun Center'de inşaatın durdurulmasının ardından işçilerin büyük bir bölümü eşyalarını toplayıp gitti. Bir kısmı temelli gitti, bir kısmı geri dönmek niyetinde. Kalanlar da alacaklarını almadan gitmeyeceklerini söyledi.

"Köle değiliz"

Kalan işçiler İnşaat İşçileri Sendikası ile birlikte açıklama yaparak Türkçe ve Kürtçe olarak "Katil sermaye hesap verecek, iş kazası değil, cinayet" sloganları attı.

İşçilerden Maruf Eren, taşeron sistemin kaldırılması gerektiğini belirterek "inşaat işçisi köle değildir" dedi.

"Satılan rezidans dairelerinden birinin parasını işçilerin güvenliği için harcasalardı, şu anda 10 arkadaşımız yanımızda olurdu. Ölenlerden biri Aziz Torun'un oğlu olsaydı dün yaptığı gibi bir açıklama yapabilir miydi acaba? Bu bir iş kazası değil, cinayet."

"Yalandan kontroller"

Ömer Öztekin ise şunları söyledi:

"10 ailenin ocağı söndü. Bir aydır sorun olduğunu söylüyoruz. Asansörcü geliyor, yalandan bir saat bakıp gidiyor. Fasa, fiso. Bizim burada canımızla oynuyorlar. İşimizden de olsak hiçbir şey fark etmez. Kimseden korkumuz yok artık."

"Sular yemeklerimizin üstüne akıyor"

İşçiler, bianet'in çalışma koşullarıyla ilgili sorularını yanıtladı:

Çalışma saatleriniz nasıl?

Sabah sekiz akşam beş çalışıyoruz.

Yemek saatleri ve molalarınız nasıl?

Yemekhane kapesitesinin çok üstünde çalışıyor. Yemek yiyebilmek için dakikalarca ayakta birilerinin kalkmasını bekliyoruz. Oturmaya sandalye yok. Çoğu zaman ayakta yiyoruz. Yemekhanenin üzerinde delikler var. Yağmur yağdığı zaman sular yemeklerimizin üzerine yağıyor.

"Mesaiye zorlanıyoruz"

Yatakhaneleriniz durumu nasıl?

Ahırlar bizim yattığımız yerden daha iyidir. Tozun toprağın içinde yaşıyoruz.

Kazandığınız günlük para ne kadar?

Yaptığımız işe göre değişiyor ama ortalama 60-80 lira arasında. Aldığımız maaşlar asgari ücretin üzerinde olmasına rağmen sigortamız asgari ücret üzerinden yatırılıyor. Bir de mesai var. Çoğu zaman mesaiye kalmak istemesek bile buna zorlanıyoruz.

"Yıllık izin istenmez bile"

Haftalık ve yıllık izinleriniz ne şekilde?

Haftada bir gün izin yapıyoruz. Yıllık iznimiz yok. Böyle bir şey istersek zaten işten atılırız.

İşe başlamadan önce inşaat eğitimi aldınız mı?

Hayır. Birileri geliyor, ayak üstü birkaç açıklama yapıp gidiyor. Eğitim falan yok.

Kaynak: Bianet

Fotoğraf: Bülent Doruk

HDP: Mahir Çetin'in Öldürülmesi Nefret Suçudur

HDP, Kaş'ta darp sonucu hayatını kaybeden Mahir Çetin'e saldıran grubun tamamının yargılanmasını istedi. "Bir halkın adının başına 'pis' sıfatı konularak anılması ırkçılık ve nefret suçudur ve cezalandırılmalıdır" dedi.


Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kaş’ta darp sonucu beyin kanaması geçiren Mahir Çetin’in ölümünün ardından yaptığı basın açıklamasında “Irkçılıktan arınma ve ırkçılıkla mücadele devlet politikası olmalıdır” dedi.

Mahir Çetin’in kuzeni Vedat Çetin’in DİHA’ya anlattığına göre, 3 Eylül’de bir otelde çalışan Mahir Çetin ve Vedat Çetin 20-30 kişilik bir grubun saldırısına uğramış, saldırganlar “Pis Kürtler” diye bağırarak iki genci darp etmişti. Vedat genç kafasına aldığı darbe sonucu bayılırken, Mahir Genç beyin kanaması geçirmişti.

Hastanede hayatını kaybeden Mahir Çetin’in cenazesi 5 Eylül’de Batman merkeze bağlı Sinan köyünde toprağa verildi. Olayla ilgili yedi kişi gözaltına alınırken, M.A.Ç. isimli saldırgan tutuklandı.

HDP: Irkçı saldırı yargı önüne çıkmalı

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç imzalı açıklamada, saldırganların 20-30 kişi olduğu söylenirken sadece bir kişinin tutuklanmasına tepki gösterildi. Tüm saldırganların yargı önüne çıkarılması gerektiği söylendi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Saldırı sırasında “pis Kürtler” ifadesini kullanmaları, saldırganların ırkçı niteliğini açıkça ortaya koyuyor. Bir halkın adının başına 'pis' sıfatı konularak anılması başlı başına ırkçılık ve nefret suçudur ve cezalandırılmalıdır.

“Mahir Çetin’in katilleri ırkçı bir grubun üyeleri olsa bile, katledilmesinin politik sorumluları, resmi ideolojisi, eğitim sistemi ve kurumlarıyla devletin ırkçılıktan arınamamış; bırakın ırkçılıkla mücadele etmeyi, ırkçılığı teşvik eden yapısının sürdürülmesine katkıda bulunanlardır.

“Başta hükümet olmak üzere tüm siyasi parti ve kuruluşları ırkçılıktan arınmayı ve ırkçılık ve nefret suçlarıyla mücadeleyi gündemlerine alarak, bunun bir devlet politikası olarak benimsenmesi yönünde çalışmaya çağırıyoruz. Irkçılıkla mücadelede gösterilecek her çaba, toplumsal barışın sağlanması için atılmış bir adım olacaktır.

“Irkçılığın son kurbanı olan Mahir Çetin’in anısı önünde saygıyla eğiliyor, ailesine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.”

Kaynak: Bianet

Halkalı'da İnşaat İşçileri Çalışma Koşullarına Karşı Yolu Kapattı

Halkalı Temapark Mesa Blokları şantiyesinde çalışan işçiler, çalışma koşullarını protesto etmek için yol kapattı.


Halkalı Temapark Mesa Blokları şantiyesinde çalışan işçiler, çalışma koşullarını protesto etmek için yol kapatıp eylem yaptı.

Yaklaşık 3 bin 500 işçinin çalıştığı inşaatta TEM’i kapatan işçilerin talepleri yönetime iletildi ve kabul edilmesi bekleniyor.

İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) yaptığı açıklamada, işçilerin uzun süreden beri, kaldıkları koğuşlardan, verilen yemeklerden ve güvenliksiz çalıştırılmaktan dolayı şikayetçi olduklarını belirtti.

İşçilerin yemeklerinde kurt ve böcek çıktığı ifade edildi.

"Torunlar şantiyesinde gerçekleşen işçi ölümleriyle beraber bu sabah öfke tepe noktasına ulaştı. Öğlen saatlerinde şantiyedeki çalışma koşulları ve cinayetlere karşı kendiliğinden gelişen eylem bir anda büyüdü. Defalardır yönetime ifade edilen isteklerinin koşulsuz kabul edildiği idarece işçi temsilcisi arkadaşlarımıza bildirildi.

"Bir yıldır devam eden şantiyede bu süre boyunca 5 iş cinayeti işlendi. Şantiyede çalışan 5000 işçinin tümü şu anda eylem ve toplantı halinde. İsteklerini düzenleyerek yazıyorlar, idareciler sırayla hepsini kabul ediyor."

Kaynak: Bianet

Son 250 Günde 272 İnşaat İşçisi Öldü

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre, 2014'te en az 272 inşaat işçisi hayatını kaybetti. Bu işçilerin tamamına yakının taşeron olarak çalışıyordu. İnşaatlarda hayatını kaybeden işçilerin yüzde 57’si düşerek öldü.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 7 Eylül itibarıyla 2014 yılında en az 272 inşaat işçisi yaşamını yitirdiğini açıkladı. Son 250 günün rakamları bu yıl her gün en az bir inşaat işçisinin iş cinayetinde öldüğünü gösteriyor. Bu işçilerin tamamına yakının taşeron olarak çalıştığını belirtti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yazılı, görsel, dijital basından ve emek-meslek örgütlerinden gelen bilgiler ile işçiler, işçi yakınlarının bildirimlerinden derlediği bilgilere göre, inşaatlardaki iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin yüzde 57’si düşerek öldü.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre 2013'te 1235 işçi yaşamını yitirdi. Ölenlerin 294'ü inşaat işçisiydi.

Ölüm nedenleri

* 155 işçi düşme nedeniyle

* 50 işçi göçük, ezilme nedeniyle

* 17 işçi elektrik çarpması nedeniyle

* 15 işçi diğer nedenlerden dolayı (kalp krizi vb.)

* 13 işçi trafik, servis kazası nedeniyle

* 10 işçi patlama, yanma nedeniyle

* 7 işçi nesne çarpması, düşmesi nedeniyle

* 5 inşaat işçisi zehirlenme, boğulma nedeniyle hayatını kaybetti.

İş cinayetlerinin yaşandığı iller

İnşaat kolunda beş çocuk işçi, dokuz göçmen işçi ve emekli/emeklilik çağında çalışan 52 işçi hayatını kaybetti.

Meclis, hayatını kaybeden işçilerin en çok Ordulular ve Orta Karadenizliler, sonra Vanlılar ve Kürtler olduğunu belirtti.

İş cinayetlerinde 54 ölüm İstanbul’da; 11 ölüm Ankara’da; 9’ar ölüm Adana, Bursa ve Kocaeli’nde; 8’er ölüm İzmir ve Kayseri’de; 7 ölüm Ordu’da; 6’şar ölüm Antalya, Isparta, Konya ve Manisa’da; 5’er ölüm Aydın, Edirne, Hatay, Tekirdağ ve Trabzon’da; 4’er ölüm Çorum, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Karaman, Kastamonu ve Mersin’de; 3’er ölüm Adıyaman, Batman, Çanakkale, Çankırı, Denizli, Malatya, Mardin, Sakarya, Samsun, Tokat ve  Afganistan’da; 2’şer ölüm Bingöl, Düzce, Erzurum, Kahramanmaraş, Karabük, Kırıkkale, Muğla, Osmaniye, Rize, Siirt, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli, Irak ve Özbekistan’da; 1’er ölüm ise Aksaray, Artvin, Balıkesir, Bilecik, Bitlis, Bolu, Giresun, Iğdır, Kars, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, Muş, Yozgat ve Zonguldak’ta yaşandı.

Büyük projelerde iş cinayetleri

* Büyük şirketler ve TOKİ’nin yaptığı 3.Köprü, bağlı otoyol projeleri, rezidanslar gibi projelerde 54 inşaat işçi öldü.

* Kentsel dönüşüm nedeniyle 5 katlıdan 15 katlıya kadar yapılan apartmanlardan binaların tadilat işlerine kadar küçük ve orta düzeyde müteahhitlerin işlerinde çalışan 166 inşaat işçisi öldü.

* Devlet, belediye ve üniversite binalarının inşaatında çalışan 24 işçi öldü.

* Karayollarında çalışan 12 yol işçisi öldü.

* HES ve Termik santral inşaatlarında çalışan 16 işçi can öldü.

Ay ay iş cinayetleri

Ocak’ta 26 işçi, Şubat’ta 35 işçi, Mart’ta 29 işçi, Nisan’da 27 işçi, Mayıs’ta 32 işçi, Haziran’da 40 işçi, Temmuz’da 26 işçi, Ağustos’ta 40 işçi, Eylül’ün ilk haftasında 17 inşaat işçisi hayatını kaybetti.

Kaynak: Bianet

27 sene boyunca deneylerde sömürülen Roman öldü!


ROMAN
1966 - 2014

Save the Chimps en yakışıklı ve asil şempanzelerimizden biri olan Roman’ın 48 yaşında kalp hastalığından öldüğünü bildirmekten esef duyuyor. Roman’ın gerçek doğum yeri ve tarihi bilinmiyor; ama büyük bir olasılıkla 1966 yılında, kendi doğal yaşam ortamında doğduğu düşünülüyor. Roman’ın kayıtları Alamorgodo’daki Holloman Hava Üssü’ne getirildiği 6 Mayıs 1975 tarihinde başlıyor. Roman 7 farklı biyomedikal çalışmada araştırma deneği olarak kullanıldı. 225 kez anesteziye ve defalarca ciğer biyopsisine maruz bırakıldı. Roman üzerinde uygulanan deneysel aşılardan biri gebeliği önlemek içindi; işe yaramadı ve Roman 7 şempanze babası oldu.

1997  yılında, Roman, ABD Hava Üssü’nden Alamorgo’da bulunan bir araştırma laboratuarı olan Coulston’a  gönderildi. 2002 yılında Coulston iflas edince Save the Chimps hem Roman’ı hem de 250 şempanzeyi kurtarmak için olaya dahil oldu. Roman, Kiley’nin ailesine katıldı, grubun en yaşlı bilgesi oldu. Nazik, çekici ve olgun Roman hem şempanze ailesinin hem de onları seven bakıcılarının kalplerini kazandı. Bakıcılarından biri olan Torrie Roman hakkında şunları söylüyor:

“Roman’ın gözleri hep düşünce ve sevgi doluydu. Yakın bir bağ kurduğum ilk şempanzeydi. Roman’ı seviyordum. Hepimiz seviyorduk. Onunla tanışan herkes ona aşık olmuştur. O kadar özeldi işte. Her zaman kalbimde olacak.”

Kaynak: Hayvanozgurlugucevirileri.com

* Haberin devamına ve Roman hakkındaki detaylara ulaşmak için tıklayın.

7 Eylül 2014 Pazar

Torun Center Önünde Polisten Gaz Saldırısı

Torun Center'da yaşanan iş cinayetini protesto etmek isteyen işçilere polis saldırdı.


Torun Center inşaatında yaşanan ve 10 inşaat işçisinin öldüğü iş cinayetini protesto etmek için Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) çağrıcılığıyla  saat 16.00′da Cevahir AVM önünde toplanan kitleye, Mecidiyeköy’de polis saldırısı gerçekleşti.

Mecidiyeköy’e gelen yürüyüş kolu burada 16.50’de bir basın açıklaması yaptı.


Çağrıcı örgütler adına bir konuşma yapan DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu:

“Bu cinayetin sorumlusu her yeri şantiyeye çeviren iktidar ve sermayedir. Bu cinayetin sorumlusu sermaye ve ona kol kanat geren AKP hükümetidir. AKP ile Türkiye iş kazalarında Avrupa’da 1. sıraya yükseldi” dedi.

Daha sonra söz alan KESK Eş Genel Başkanı Şaziye Köse:

“Çağrım hepinizedir, bugünden itibaren kapitalizmin kanımızı emmek için çıkardığı yasalara karşı topyekün bir set örelim”.

Polis saldırısı basın açıklamasının ardından gerçekleşti. CHP Milletvekili Mahmut Tanal, TOMA’nın üzerine tırmanarak saldırıyı engellemeye çalıştı. (HK)

Fotoğraflar: sendika.org

Kaynak: Bianet

Mecidiyeköy’de İş Cinayeti, 10 İşçi Öldü

Mecidiyeköy’de Ali Sami Yen arsasındaki Torun Center inşaatında işçileri taşıyan asansör 32. Kattan aşağı düştü, 10 işçi yaşamını yitirdi.


İstanbul Mecidiyeköy’de Ali Sami Yen arsasında inşaatı devam eden Torun Center’da işçileri taşıyan asansör 32. kattan düştü, 10 işçi yaşamını yitirdi.

İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre işçilerin isimleri şöyle: Tahir Kara, Hıdır Ali Genç, İsmail Sarıtaş, Bilal Bal, Cengiz Tatoğlu, Murat Usta, Menderes Meşe, Vahdet Biçer, Ferdi Kara, Cengiz Bilgi.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, dün akşam meydana gelen iş cinayetinin ardından inşaat alanına giderek açıklama yaptı. Mutlu, “Evrak üzerinden net bir bilgiye ulaşamamış olmakla birlikte, saat 19’da bu çalışmanın tamamlanmış olması gerekiyordu. Ama itfaiyemize gelen ihbarın vuku bulduğu saat 19.45 olarak gözüküyor. Dolayısıyla iş saatinin dışına taşmış bir çalışmanın da olduğunu ilk değerlendirmemde görülen hususlardan bir tanesi” dedi. Vali Mutlu sabah karşı 01:00’de yaptığı açıklamada 10 işçinin öldüğünü, asansörde işçilerin yükle taşındığını, çalışma saatlerine uyulmadığını söyledi. İş cinayetiyle ilgili sekiz kişi gözaltında. Mecidiyeköy’de toplananlar Valiyi sloganlarla protesto etti.

Faruk Çelik: Temenni bir daha yaşanmaması

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de gece inşaat alanına gitti. Çelik basına yaptığı açıklama şunları söyledi:

“Olayın neden, nasıl olduğu konusunda bizimde şu anda yaptığımız değerlendirmelerde elimdeki bilgi, bir yük asansörünün, katlarda özellikle ağırlıklı olarak kartonpiyer ve benzeri işleri yapan işçilerimizin malzeme taşırlarken, malzeme ile birlikte çıkarlarken, asansörün raylı sistemden çıkması neticesinde malzemelerle beraber asansör boşluğuna düşmelerinden meydana gelen son derece üzüntü verici bir tablo. Bu kazanın neden kaynaklandığı, sebeplerinin ne olduğu, bu arızanın neden kaynaklandığı konusunda tabii gerek idari gerek adli soruşturmalar devam ediyor. Teknik düzeyde bakanlığa bağlı müfettişler olay duyulur duyulmaz görevinin başına geçti ve bu olayın neden kaynaklandığını bulmak için çalışmalarını sürdürüyor.”

“Kısa süre içerisinde bu asansörde meydana gelen kazanın nedeninin ortaya çıkacağı umudu içerisindeyiz. Tabii ki burada ihmali olan, özellikle bildiğiniz gibi bir mevzuatı çerçevesinde iş güvenliği uzmanının, iş sağlığı uzmanının bulundurulma zorunluluğu var. Bunlar nasıl raporlandırma, nasıl değerlendirme yaptılar. Burada çalışma koşulları ile ilgili durum nedir? Konu ile ilgili savcılık zaten olayın üzerinde. Vali Mutlu’nun belirttiğine göre sekiz kişi şu anda gözaltında. İhmal ve kusur nerede var ise bunların üzerine gidilecek. Temennimiz bu tür olayların bir daha yaşanmaması.”

Çerkezoğlu: İşçilere yaşam hakkı tanınmıyor

Olayın ardından Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Levent Tüzel ile Sırrı Süreyya Önder ve HDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü inşaat alanına gitti.

İnşaata çok sayıda çevik kuvvet ve TOMA da getirildi. Polis şantiye sahası içindeki işçilerle dışarıda bekleyenler arasına barikat kurarken Çerkezoğlu ve Enerji-Sen Genel Başkanı Ali Duman’ın da aralarında bulunduğu sendikacıların da içeri girmesini engelledi. Ancak tepkilerin ardından barikat açıldı, Çerkezoğlu ve Kürkçü içeri girerek birlikte incelemeler yaptı.

DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, HDP milletvekilleri Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder incelemelerin ardından saat 02:40 sularında basına açıklama yaptı.

Çerkezoğlu işçilerin depo olan ışık almayan, hava almayan bir yerde kaldıklarını, sağlıksız koşullarda barındıklarını, işçi sağlığına dair hiçbir önlem alınmadığını söyledi. Çerkezoğlu “Bu lüks binalarda güzel hayatlar yaşanacak ancak bu binaları var eden işçilere yaşam hakkı tanınmıyor” dedi. Açıklamalarda bir aydır bozuk olduğu bilinen ve işçilerin şikayet ettiği asansör hakkında hiçbir uygulama yapılmadığı ifade edildi.

Ertuğrul Kürkçü'nün çektiği Torun Center'da işçilerin yaşam koşullarını belgeleyen fotoğraflar için tıklayın.

Nisan ayında bir işçi daha ölmüştü

Aynı inşaatta daha önce de 19 yaşında işçi Erdoğan Polat yaşamını yitirmişti. 9 Nisan günü Lise mezunu olan Erdoğan Polat dershane parası biriktirmek için çalıştığı inşaatta, güvenlik halatının kopması nedeniyle 15. kattan düşerek hayatını kaybetmişti.

İnşaat İşçileri Sendikası bugün saat 14:00′te “iş cinayetlerine dur” demek için inşaat önünde buluşma çağrısı yaptı.

DİSK, KESK, TMMOB, TTB de 16:00′da Cevahir AVM önünde buluşma kararı aldı. İşçilerden birinin cenazesi Cevahir AVM önünden memleketine uğurlandıktan sonra, inşaat önüne bir yürüyüş düzenlenecek.

Torun GYO “rekor kar” açıklamıştı

Torunlar GYO olayın ardından yazılı açıklama yaptı:

“Bu kaza ile ilgili adli soruşturma derhal başlatılmıştır. Sonuçlarını en yakın takipçisi olarak izleyeceğiz. Kurumumuzca olayın bütün yönleriyle araştırılması için gerekli teknik ekipler görevlendirilmiştir. Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır dilediğimiz işçi kardeşlerimizin ve ailelerinin her türlü hakkı hukuku tüm alt yüklenicilerde çalışanlar da dahil sorumluluğumuz ve güvencemiz altındadır. İnşaat ve tüm faaliyet durdurulmuştur. Bütün soruşturmalar tamamlandıktan ve güvenlik sistemleri defaatle gözden geçirildikten sonra tekrar faaliyete geçilecektir.”

Torun Center

Mecidiyeköy'de eski Ali Sami Yen Stadumu'nun bulunduğu yerde yükselen rezidans kuleleri Torunlar Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı imzasını taşıyor.

Kaba inşaatının büyük bölümü biten kuleler, 500 milyon doları aşan bir yatırımla inşa ediliyor.

2015 yılı sonbaharında tamamlanarak sahiplerine teslim edilmesi planlanan Torun Center'ın ofis kuleleri 42 kat, rezidans kulesi 36 kattan oluşuyor.

Toplam 3 kule halinde yükselen proje "Üç Büyükler" sloganı ile tanıtılmıştı. İnşaat alanı 241 bin metrekare olan projede konutların metrekaresi 5 bin 500 dolardan satıldı.

Torunlar GYO, 2014 yılının ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre net karını yüzde 965 oranında artırarak 271 milyon TL net kar açıklamıştı. Torunlar GYO Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Torun şu açıklamayı yapmıştı: “Torunlar GYO olarak, 2014 yılının ilk yarısında ülkemizin içinde bulunduğu konjonktüre rağmen başarılı bir grafik çizdik. Şirketimiz doğru planlama ve öngörülerle kendi rekorunu kırarak, halka arz olduğu 2010 yılından bu yana ilk kez ilk yarıyılda böylesi bir net kâra ulaştı ve büyük bir başarıya imza attı. Ayrıca yine ilk altı ayda 389 milyon TL yatırıma ulaştık. Yılın geri kalanı için de istikrarlı büyümemizi sürdüreceğiz.”

Sendika.org’un haberine göre, Torun Center inşaatı devam ederken CHP Şişli Belediye Meclisi üyelerinin İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde açtığı davada, 2 Nisan 2010’da tasdik edilen imar planına 17 Mart 2011’de yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Kararda, bodrum katların emsale dahil edilmediği planda, 2.50 olan emsalin bu şekilde 4.50’ye yükseltildiği ve inşaat hakkının yüzde 80 artırıldığı tespit edilmişti. Mahkeme hukuka aykırılık olduğunu, uygulamaların gerçekleşmesi halinde, telafisi güç ve olanaksız zararlar doğuracağını bildirmişti.

TOKİ’nin yürütmeyi durdurma kararına itirazı, Mayıs 2011’de İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nce reddedilmişti. Ancak imar planına yürütmeyi durdurma kararı veren İstanbul 2. İdare Mahkemesi, TOKİ’nin açtığı yeni dava sonucu 15 Temmuz 2011’de, plandaki revizeyi öne sürerek “dava konusuzdur” dedi. Bu kararın bozulması için Meclis üyeleri konuyu Danıştay’a taşıdılar.

Kaynak: Bianet

* Fotoğraflar: Bülent Doruk, Onur Çoban / AA

İLGİLİ HABERLER:

Davutoğlu'ndan Torun Center Açıklaması: İnsan Faktörü Önemli

Torun Center İşçileri: Asansör Sürekli Arıza Yapıyordu

10 İşçinin Öldüğü İnşaatın Sahibi: Sektörel Bir Vaka

Torun Center İş Cinayeti için Gözaltındaki Sekiz Kişi Serbest

TMMOB'dan Torunlar GYO'ya Yanıt

İŞ CİNAYETİNİ KINIYORUZ!


Bugün, Mecidiyeköy'deki Torun Center'da yaşanan ve 10 işçinin ölümü ile sonuçlanan iş cinayetini kınıyor; yaşama duyarlı olan tüm kesimleri ve bireyleri, kurumların yaptığı çağrı ile Torun Center önüne davet ediyoruz. Bizler orada olacağız.

"Medeniyet" ile eşdeğer olarak görülen ve son birkaç yılda devasa bir şekilde, her yerde yükselen gökdelenlerden akan kan, hiçbir şekilde temizlenemeyecek. Gökdelenleriniz batsın!

Kaza Değil, Cinayet! Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz!

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ
Hayvana, İnsana, Yeryüzüne Özgürlük!

SAAT: 14:00 / İnşaat-İŞ Sendikası
YER: Torun Center önü

SAAT: 16:00 / Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB)
YER: Cevahir AVM önü

6 Eylül 2014 Cumartesi

''59. Yılda 6-7 Eylül Zihniyeti Sürüyor''

6-7 Eylül olaylarının yıl dönümünde ayrı ayrı açıklama yapan DurDe Girişimi, HDK ve Nor Zartonk olayların arkasında yatan zihniyetin değişmediğini, ayrıştırıcı politikaların hala devam ettiğini vurguladı.


DurDe Girişimi, Halkların Demokratik Kongresi  (HDK) ve Nor Zartonk ayrı ayrı yaptığı açıklamalarda 6-7 Eylül olaylarını andı.

Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapan DurDe 6-7 Eylül’ü yaratan zihniyetin değişmediğini ifade eden DurDe “’Yeni Türkiye’ projesi, Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen homojen ulus tasarımından tam bir kopuş olmadan mümkün olmayacaktır” dedi.

HDK “İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesi gereken bu katliam için hiçbir ciddi araştırma, yargılama ve yüzleşme gerçekleştirilmemiştir açıklaması yaparken Nor Zartonk “Türk-Müslüman-Sunni olmayan her unsuru kendisine düşman gören ve yarattığı karşıtlıklardan ve sanal korkulardan beslenerek iktidarını sağlamlaştıran ulusalcı/milliyetçi bu zihniyetin ektiği düşmanlık tohumları, bugün şiddet ve linç kültürünü yeşertmiştir” dedi.

6-7 Eylül 1955’te İstanbul'da, başta Rumlar olmak üzere Müslüman olmayan azınlıklara yönelik örgütlü saldırılar ve yağmalamalar gerçekleşmişti. Olaylar sırasında 15 kişi öldürüldü, 300 kişi yaralanmış, 400 kadın tecavüze uğramış, 5.214 ev, 1.004 iş yeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul tahrip edilmişti. Tahrip edilen mekânların yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si Yahudilere aitti.


DurDe: Devlet 6-7 Eylül Mağdurlarından Özür Dilesin

Ne yazık ki 6-7 Eylül ve benzeri olayların arkasında yatan bu zihniyet, özünde fazla değişmeden günümüzde de sürmektedir. İnkâr politikaları, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü yılına birkaç ay kalmış olmasına rağmen sürüyor. Gayrimüslim cemaatlere yönelik yaklaşım, Türkiye’nin söz konusu ülkelerle yürüttüğü dış politikasının bir uzantısı niteliğinde. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Rumlar, 40 yıldır Kıbrıs’ta sürmekte olan işgalin neticesinde Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı yürütülen hasmane politikaların; Ermeniler, Ermeni Soykırımı’na yönelik inkârcı politikaların kaçınılmaz sonucu olarak Ermenistan Cumhuriyeti ile olan sorunlu ilişkilerin; ya da Yahudiler, İsrail ile yürütülen çatışmacı politikaların tutsağı olmuş, popülist politikaların nesnesi durumunda.

Bizzat Cumhurbaşkanı tarafından “Ermeni kimliğini” aşağılayan tutum; ana akım medya ve iktidar partisi milletvekillerinin Yahudilere karşı Naziler tarafından gerçekleştirilmiş Holokost’u ve toplumda yaygın antisemitizmi meşrulaştıran nefret söylemleri, 1913’den bu yana yürütülen ulus-devlet politikalarının çok uzağında olmadığımızın açık göstergeleri.

Bugünlerde kamuoyunda tartışılan “Yeni Türkiye” projesi, Cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen homojen ulus tasarımından tam bir kopuş olmadan mümkün olmayacaktır. Bunun için ise tüm Müslüman olmayan yurttaşların eşit birer vatandaş olarak kabul edilmeleri, geçmişte yaşanan mağduriyetlerin telafi edilmesi ve özür dilenmesi bir önkoşuldur.


HDK: 6-7 Eylül’le Yüzleşilmedi

6-7 Eylül 1955 Pogromu'nun olduğu sırada Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli olan Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu'na verdiği röportajda 6-7 Eylül Pogromu hakkında '6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir. Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı' demesine rağmen insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesi gereken bu katliam için hiçbir ciddi araştırma, yargılama ve yüzleşme gerçekleştirilmemiştir.

Bugün ülkemizde ve bölgemizde hala halklar birbirine kırdırılıyor, inançsal ve etnik ayrımcılığa uğruyor, ülkenin başbakanı bile “Affedersiniz, bana Gürcü dediler, daha çirkini Ermeni dediler” diyorsa;  bölgenin kadim halkları Şengal’de, Ninova”da, Kesab’da, Lazkiye’de, Kobane’de, Gazze’de kıyıma uğrarken sessiz kalınıyorsa tarihimizdeki kıyımlarla, katliamlarla yüzleşmediğimiz içindir.

Geçmişiyle yüzleşmeyi beceremeyen, yaşanan acılardan dolayı özür dilemeyi başaramayan, aynı topraklar üzerinde birlikte yaşayan halkların eşit ve özgür birlikteliğini sağlayamayan toplumlar, yeni utanç tabloları yaşamaya, yaratmaya da mahkum olurlar.


Nor Zartonk: Devlet Politikası Değişmedi

6-7 Eylül pogromu, 20. yüzyılın başından beri başat bir devlet politikası olarak uygulanan sermayenin Türkleştirilmesi/Müslümanlaştırılması politikasının, önemli halkalarından biridir. 1915 Ermeni Soykırımı ile birlikte devlet eliyle yürütülmeye başlanan bu politikalar, Cumhuriyet döneminde farklı uygulamalarla devam etmiştir. 1924 nüfus mübadelesi, 21 Haziran – 4 Temmuz 1934 Trakya Pogrom’u, “20 Kura Askerlik” ve Varlık Vergisi de bu politikanın parçalarıdır. Menderes hükûmetinin iktidarda olduğu dönem yaşanan 6-7 Eylül pogromu, milli bir burjuvazi yaratmanın yanı sıra Türkiye topraklarında etnik homojeniteyi sağlamayı da amaçlamaktaydı. Nitekim bu ırkçı devlet politikası 6-7 Eylül Pogrom’u sonrasında, 1964 sürgünü ile Türkiye coğrafyasındaki Rum varlığının büyük ölçüde azaltmıştır.

Türk-Müslüman-Sunni olmayan her unsuru kendisine düşman gören ve yarattığı karşıtlıklardan ve sanal korkulardan beslenerek iktidarını sağlamlaştıran ulusalcı/milliyetçi bu zihniyet, Anadolu halklarına kan ve göz yaşından başka bir şey vermemiştir. Ektiği düşmanlık tohumları, bugün şiddet ve linç kültürünü yeşertmiştir.

Üzerinden geçen koca 59 senede, devlet politikası değişmek bir yana, Rumları ve Ermenileri “Affedersiniz” demeden ağza almayacak bir ayrıştırıcılığa bürünmüştür. Bu ayrıştırıcı nefret diline karşı, Türkiye halkları olarak biz, barıştan, adaletten, kardeşlikten ve omuz omuza mücadele etmekten yana tavır aldığımızı tekrar belirtiyoruz. Devletin kışkırttığı nefrete karşı, halkların bir arada yarattığı barışa inanıyoruz.

Kaynak: Bianet

5 Eylül 2014 Cuma

54 Örgütten IŞİD’e Karşı Ortak Çağrı

HDK bileşenleri, meslek ve insan hakları örgütleri ile inanç örgütlenmelerinin de içinde olduğu 54 kuruluş, IŞİD’in katliamlarından kaçanlarla ilgili dayanışma açıklaması yaptı, hükümete sessiz kalmaması çağrısında bulundu.


Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) 34 bileşeninin de dahil olduğu 54 sivil toplum örgütlenmesi, kuruluş, platform ve parti, Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde, İslam Devleti’yle (IŞİD) ilgili açıklama yaptı.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), İnsan Hakları Derneği (İHD), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Anti-kapitalist Müslümanlar’ın da katıldığı açıklamada ortak mesaj şöyle:

“IŞİD saldırılarından kaçan halklarla dayanışmak, hükümetin IŞİD’e desteğini çekmesi ve katliamlardan kaçan göçmenlerle ilgili sorumluluklarını insan hakları çerçevesinde yerine getirmesi için çağrıda bulunmak.”

Basın toplantısına HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP Mardin Milletvekili Erol Dora, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve KESK Genel Başkanı Lami Özgen de katıldı.

Türkdoğan: Etnik ve din eksenli güç savaşı

Ortak deklarasyonu İHD Genel Başkanı Türkdoğan okudu.

“Bölgede bir süredir IŞİD eliyle sürdürülmeye çalışılan etnik ve din eksenli güç savaşının bilinçli bir biçimde körüklendiğini” ifade eden Türkdoğan, katliamlardan kaçanların kendi topraklarını terk ederek çevre ülkelere doğru göç etmek zorunda kaldığını ancak AKP hükümetinin etkin politikalar geliştirmediğini söyledi.

Yüksekdağ: Savaş suçu işleniyor

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Şengal, Ninova, Zaho ve Mahmur'da yaşananlara dikkat çekti. “IŞİD’in, emperyalist güçlerin ve gerici bölge devletlerinin halkları katleden kılıcı olduğunu” dile getiren Yüksekdağ, bölgede savaş suçu, insanlık suçunun işlendiğini ifade etti.

Yüksekdağ, AKP'nin bu trajedilerin sonuçlarını ortadan kaldırmak için sorumluluk alması gerektiğini dile getirdi.

Yüksekdağ, “insanlık adına bu denli mücadele eden PKK ve YPG'nin terör örgütleri listesinden çıkarılması gerektiğini” belirtti.

Dora: BM sessiz kalıyor

HDP Mardin Milletvekili Dora ise Müslüman olmayan insanlara yönelik katliamlara dikkat çekti.

“BM ve tüm ülkeler bu katliamlara sessiz kalıyor. Ortadoğu'ya yeni bir şekil vermeye çalışan devletler ve güçler kendilerini de bu yönüyle bir yandan da 'insan hakları savunucuları' olarak yutturmaya çalışıyorlar. Bugünkü ve gelecek kuşakların buna aldanmamasını istiyorum. BM'nin kendini sorgulaması gerekir. Görevini yerine getirmiyor.”

“Otonom bir bölge olması mücadelesi verilen Ninova'da Asuri, Süryani, Keldaniler de yerlerini terk etmek zorunda kaldılar. Bu noktada yapılan tüm katliamlar, insanlık suçları, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanarak, insanlık vicdanında mahkum edilmeli.”

KESK Genel Başkanı Lami Özgen de dayanışma çağrısında bulundu.

Kaynak: Bianet

Kadın Örgütleri'nden Stüdyo Önünde Seda Sayan Protestosu

Kadın örgütleri, Seda Sayan’ı ve ShowTv’yi “Katilleri övmeye son” dövizleriyle Sefaköy Ciner stüdyoları önünde protesto etti.


Kadınlar, Seda Sayan’ı ve ShowTv’yi, Sefaköy Ciner stüdyoları önünde protesto etti.

Kadın Cinayetlerine Karşı acil Önlem Grubu’nun çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, “Katilleri övmeye son”, “Seda Sayan ilk değil ama son olsun”, “Güleryüzlü’ katilleri övmeye, alkışlatmaya son” yazılı dövizler taşıdı.

İki karısını öldüren bir erkeğin ve hakkında tecavüz iddiaları olan başka bir erkeğin canlı yayına çıkaran Sayan'a tepki gösteren kadınlar, programın yayından kaldırılmasını istedi.

Stüdyoların önünde kendilerini bekleyen polisle karşılaşan kadınlar, basın açıklamalarını okuduktan sonra "Kadınlar artık susmayacaklar" sloganlarıyla stüdyodan ayrıldı. Ayrılırken, Seda Sayan’a iletilmesi için dövizlerini orada bıraktı.

Kaynak: Bianet

* Fotoğraf: @Filmmor_

4 Eylül 2014 Perşembe

Hayvan Barınağı Davasında İBB Savunma Verecek

Sarıyer Kısırkaya'da inşası süren 20 bin hayvanlık barınağının yürütmesinin durdurulması için hayvan hakları savunucularının açtığı davada, mahkeme İBB'den ilk savunmasını istedi.


Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği’nin Sarıyer Kısırkaya'da inşası sürdürülen 20 bin köpek kapasitelik dev hayvan barınağının yürütmesinin durdurulması için açtığı davada İstanbul 6. İdare Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'den (İBB) ilk savunmasını istedi.

Davadaki gelişme ile ilgili tebligatın dün ellerine ulaştığını belirten davacı Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği'nin Yönetim Kurulu Üyesi Burak Özgüner, şöyle konuştu:

"İBB'ye, mevzuata aykırı bir şekilde inşasını sürdürdüğü dev toplama kampının yürütmesinin durdurulması istemi ile dava açmıştık. İstanbul 6. İdare Mahkemesi, İBB'den ilk savunmasını istedi ve bu savunmaya göre yürütmenin durdurulması istemini inceleyecek ve bir karar verecek. Özellikle barınağın arazi seçimi ile ilgili ve barınağın gelecekte hayvanlara yaşatacağı sorunlarla ilgili ciddi endişelerimiz var. Bu tesisin, denetimden, kontrolden uzak, hayvan haklarını gözetmeyen bir toplama kampı olacağını düşünüyoruz ve böyle bir tesisin hayvan yararına değil aleyhine olacağını ifade ediyoruz. Hayvanlar yararına olacağı iddia edilen bu tesisin kısa süre içerisinde amacından sapacağını düşünüyoruz".

Kısırkaya’da rant süreci

Hayvan hakları savunucularının tepkisini çeken İBB'ye ait dev barınağın hemen yanındaki Kısırkaya Plajı'nda geçen hafta yapılan yıkım ile ilgili olarak da konuşan Özgüner, "Özellikle Kısırkaya, Gümüşdere bölgesinde ciddi bir yıkım ve rant süreci ile karşı karşıyayız. Bu yıkım süreci, bölgenin yaban hayatını, insanlarını, doğasını da etkileyecek. Süreci izlediğimizde bunun sistemli bir şekilde planlandığını ve bu planın uygulandığını görüyoruz. Bu konudaki endişelerimiz haklı çıkıyor. Telafisi mümkün olmayan zararlara neden olunmadan, İBB derhal yanlışından dönmeli" dedi.

Aynı barınak ile ilgili olarak, Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği, İBB Başkanı Kadir Topbaş'ı, Kamu Görevlileri Etik Kurulu'na şikâyet etmiş ve Topbaş hakkında soruşturma açılmasını talep etmişti.

Sarıyer Kent Dayanışması da Kısırkaya'ya bir destek ziyareti düzenlemiş, Kısırkaya halkının konu hakkındaki görüşlerini almıştı. Sarıyer Kent Dayanışmasından Emin Turan da köpek barınağının bir bahane olduğunu söyleyerek, önümüzdeki dönemde buranının tamamen imara açılacağını düşündüğünü dile getirdi. Turan, “Plajın arka bölümünde yapılan barınak için mera olan yerin imar durumu, hayvan koruma amaçlı imar değişikliğine uğradı. Çünkü geçtiğimiz yıl buraların tamamının imar statüsü değiştirilememişti. Ama birkaç yıl içinde barınağı yıkarak burayı tam olarak imara açarlar” dedi.

Dev barınak ve yıkım sürecine dair gelişmeler, İstanbul 6. İdare Mahkemesi'nin vereceği karar ile şekillenecek.

Kaynak: Bianet

Soma İçin Kaç Kez Sustunuz?

Milletvekili Özel, Soma madenindeki iş cinayetiyle ilgili milletvekillerinin verdiği soru önergelerinin birçoğunun yanıtsız kaldığını belirterek Meclis'e kaçının yanıtlanmadığını sordu.


Manisa Milletvekili Özgür Özel, Soma madenindeki iş cinayetiyle ilgili milletvekillerinin verdiği soru önergelerinin kaçının yanıtlandığını soran bir soru önergesi verdi.

Özel, 13 Mayıs'taki 301 işçinin öldüğü Soma'daki iş cinayetinin ardından kamuoyunun cevap beklediği çok sayıda konuyu milletvekillerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına yazılı sorular aracılığıyla sorduğunu ancak birçoğunun hala yanıtlanmadığını belirtti.

Yasaya göre yanıtlanmalı

Yasaya göre, yazılı sorular Başbakanlığa veya ait olduğu bakanlığa gönderildiği tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde cevaplandırılır. Başkan, bu süre içinde cevaplandırılmayan yazılı sorular için Başbakanın veya ilgili bakanın dikkatini çeker. Yazılı sorular, dikkat çekme yazısının gönderildiği tarihten itibaren on gün içinde de cevaplandırılmazsa, önergenin süresi içinde cevaplandırılmadığı gelen kâğıtlar listesinde ilan edilir. Hükümet, yazılı sorunun cevabını, gereken bilgilerin derlenebilmesi için Başkanlığa bilgi vermek suretiyle bir ayı geçmemek üzere geciktirebilir.

Kaçı cevaplanmadı?

Özel şu soruları sordu?

* 13 Mayıs Soma faciasından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilen soru önergesi sayısı kaçtır?

* 13 Mayıs faciasından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilen yazılı soru önergelerinden kaçı cevaplanmıştır?

* 13 Mayıs faciasından sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilen soru önergelerinden kaçı Soma faciası ile ilgilidir? Bakanlık tarafından, Soma faciası ile ilgili olan yazılı soru önergelerinden süresi geçtiği halde yanıtlanmamış olanların sayısı kaçtır?

* 13 Mayıs Soma faciasından sonra Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına yöneltilen soru önergesi sayısı kaçtır?

* 13 Mayıs faciasından sonra Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına yöneltilen yazılı soru önergelerinden kaçı cevaplanmıştır?

* 13 Mayıs faciasından sonra Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına yöneltilen soru önergelerinden kaçı Soma faciası ile ilgilidir? Bakanlık tarafından, Soma faciası ile ilgili olan yazılı soru önergelerinden süresi geçtiği halde yanıtlanmamış olanların sayısı kaçtır?

Kaynak: Bianet

Hasan Ferit Gedik Cinayeti: Yargılama Yine Başlayamadı

Hasan Ferit Gedik cinayeti davasında “salon küçük olduğundan” ikinci duruşma başlamadan bitti. Oysa avukatlar duruşma öncesinde büyük salona taşınması için dilekçe vermişti. İlk duruşma da “güvenlik sebebiyle” yapılmadı.


İstanbul Gülsuyu’nda öldürülen Hasan Ferit Gedik cinayetiyle ilgili davanın Kartal'daki Anadolu Adalet Sarayı 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ikinci duruşması da birincisi gibi başlamadan bitti.

Mahkeme Başkanı Mahir Merdun, “salonun küçük olduğuna, fiziki şartlarının yetersiz oluşuna, büyük salona alınması gerektiğine” kararı vererek duruşmayı sonlandırdı.

Gedik ailesinin avukatlarından Günay Dağ bianet’e yaptığı açıklamada, kendilerinin, izleyiciler ve avukatların kalabalık olacağı nedeniyle, duruşma öncesinde mahkemeye dilekçe vererek büyük salon talebinde bulunduklarını, mahkemenin bu isteği dikkate almadığını açıkladı.

Kapalı duruşmaya itiraz

Bugün 10:30 civarında başlayan duruşmada, Gedik’in öldürüldüğü saldırıda yaralanan Gökhan Aktaş’ın ailesi salona alınmadı. İtiraz eden kardeşi darp edilerek gözaltına alındı.

Gazetecilerin ve avukatların da salona girmesine uzun süre izin verilmedi.

Gedik’in annesi Nuray Gedik sanıklar salona alındığında, “Oğlumu nasıl öldürdüğünüzü anlatın” dedi. Duruşmaya Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da katıldı.

Mahkeme heyetinin ilk icraatı duruşmanın kapalı yapılması kararını açıklamak oldu. Gedik ailesinin avukatları buna itiraz edince, kapalı duruşma kararı kaldırıldı.

Hemen ardından da kalabalık kitlenin salona sığmadığı, bundan sonra büyük duruşma salonunun kullanılması yönünde karar vererek duruşmayı bitirdi.

Bir sonraki duruşma 15 Eylül olarak açıklandı.

Dava bir yıldır başlayamıyor

Hasan Ferit Gedik’le ilgili davanın 14 Ağustos’ta görülmesi planlanan ilk duruşması da “güvenliğin sağlanamadığı” gerekçesiyle yapılamamıştı.

Mahkeme Başkanı, sanıkların, vekillere ve mağdur yakınlarına “tekme ve yumruklarla” saldırdığını, onlara engel olmaya çalışan güvenlik görevlilerine de mukavemet ettiklerini tutanakta da belirterek “bu saldırılar üzerine duruşmaya devam edilmesinin mümkün olmadığını” açıklamıştı.

Hasan Ferit Gedik’in öldürülmesinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçti. Davada henüz iddianame bile okunmadı.

Ne olmuştu?

21 yaşındaki Hasan Ferit Gedik 29 Eylül 2013’te Gülsuyu’nda uyuşturucuya karşı yürüyüşte, protestocuların üzerine ateş açılması sonucu vurularak hayatını kaybetmişti.

Gedik’in öldürülmesinin ardından cenazesi de polisin, Gedik’in yaşadığı Armutlu’nun girişini kesmesi sonucu üç gün boyunca defnedilememişti.

Otopsi raporunda Gedik’in altı kurşunla vurulduğu ortaya çıktı. Vurulduğunda üstünde olan giysileri yani olayın delilleri ise kaybedildi.

Soruşturmaya dair iddianame Mayıs 2014’te tamamlandı. Soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılıp Özel Yetkili Mahkemelerin kapatılmasıyla, soruşturmayı Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Örgüt, Kaçakçılık ve Mali Suçlar Soruşturma Bürosu devralmıştı.

Savcı Nihat Demir’in hazırladığı iddianamede 15’i tutuklu 35 sanığa “Kasten yaralama", "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "Kasten öldürme", "Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma", "Kasten öldürmeye teşebbüs", "Nitelikli yağma", "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma", "Suç delillerini yok etme gizleme veya değiştirme suçluyu kayırma", "Yargı görevini yapanı etkileme" ve "Mala zarar verme” suçlamaları yöneltildi.

İddianamede Mert Kazan, Ferhat Keleş, Adem Köşgen, Ümit Yeşilkaya, Doğukan Çep, Emrah Ok, Ekrem İnalkaç, Ercan Kütük, Mete Barış Durak, Murat Kesgin, Ercan Çiftçi, Hasan Taşhan, Şahin Eren, Yakup Dalkılıç, Zafer Turhan, Mesut Turhan ve Tarkan İmeçtemur'un "Kasten öldürme ve öldürmeye teşebbüs" eyleminde silah kullanan şüpheliler arasında olduğu, suç aletlerini gizlediği, kimi şüphelilerin ise suçluların kaçması eylemlerinden sorumlu oldukları belirtildi.

Gedik’in öldürülmesinin de içinde yer alan Gülsuyu’ndaki olaylarla ilgili yargılanan sanıklar hakkında, 11 yıl ile 269 yıl arasında değişen hapis ve müebbet hapis cezaları isteniyor.

Kaynak: Bianet

3 Eylül 2014 Çarşamba

Ev İşçileri Torba Yasanın Yeniden Düzenlenmesini İstiyor

Ev işçileri, Eylül ayı içinde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek olan Torba Kanun Tasarısında ev işçilerinin sosyal güvenlik haklarına ilişkin maddelerin kendi talep ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini istiyor.


Ev işçileri, torba yasada ev işçileriyle ilgili maddelerin kendi talep ve ihtiyaçlarına göre düzenlenmesini istiyor.

Eylül ayı içinde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek olan Torba Kanun Tasarısında ev işçilerinin sosyal güvenlik haklarına ilişkin bazı düzenlemeler yer alıyor.  Buna göre ev sahipleri, ev işçisi çalıştırdığını internet üzerinden beyan edecek ve çalışanın maaşını kupon olarak verecek. Ev işçisi kuponu tahsil ederken bunun yüzde 2’si iş kazası primi olarak yatırılacak. Bu sistem ayda 10 günden fazla çalışan ev işçileri için geçerli olacak.

Ancak ev işçileri tasarının ev işçilerinin hukuki statüsüne hiçbir yenilik getirmediği gibi, büyük hak kayıplarına yol açacağını söylüyor. Tasarıda yer alan ev işçileriyle ilgili maddelerin, ev işçilerinin talepleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesini istiyor.

İmece Ev İşçileri Sendikası, tasarının değişmesi için change.org’da bir imza kampanyası başlattı. Kampanyaya 41 kadın örgütü de destek veriyor.

Kampanyayla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na seslenen sendika, tasarıdaki maddelerin neden hak kaybına neden olacağını ve ev işçilerinin taleplerini sıralıyor.

Kaynak: Bianet

İmza kampanyası için tıklayın.

SARISÜLÜK DAVASINDA KARAR: Polis Şahbaz’a 7 Yıl 9 Ay 10 Gün Hapis

Ethem Sarısülük’ü vurarak öldüren polis Ahmet Şahbaz’a 7 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Şahbaz’ın cezasına “haksız tahrik” indirimi uygulandı.


* Fotoğraf: Mustafa Kamacı / AA

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ethem Sarısülük davasında bugün karar verildi.

Mahkeme heyeti, Sarısülük’ü vuran polis Ahmet Şahbaz’la ilgili önce “kasten öldürmeden” müebbet hapis cezası verdi, sonra olası kastla öldürmek suçundan cezayı 21 yıla indirdi. Suç görev başında işlendiğinden cezada artırıma giderek 28 yıla çıkardı. Ancak dokuz yıl haksız tahrik indirimi, yaklaşık 2 yıl “iyi hal” indirimi ve takdiri indirimde bulundu. Şahbaz’a verilen toplam ceza bu indirimlerle 7 yıl 9 ay 10 gün oldu.

Sarısülük ailesinin avukatları kararı temyiz edeceklerini açıkladı.


* Sayfı Sarısülük kararın ardından yaptığı açıklamada, “Bize bunu yapan Tayyip Erdoğan’dır” dedi. (Fotoğraf: Twitter)

Dışarıda çevik içeride jandarma

Bugünkü yedinci duruşma öncesinde adliye önünde, içinde ve mahkeme salonunda yoğun güvenlik önlemleri alındı. Ankara Adliyesi önünde onlarca çevik kuvvet beklerken, salonda da polis Şahbaz ile izleyiciler arasına jandarmalar dizildi. Sanığın bulunduğu bölümün çevresi jandarma tarafından tamamen kapatılırken, izleyici sıralarının ilk iki bölümüne de jandarma personeli oturdu.

Sabah 10:30'da görülmeye başlanan duruşmayı, Ethem Sarısülük'ün annesi Sayfı Sarısülük, ağabeyi Mustafa Sarısülük, Berkin Elvan’ın ailesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka da izledi.

Avukattan “marjinal” savunması

Şahbaz’ın avukatı söz alarak “Marjinal grupların davayı siyasallaştırma girişimine karşı mahkeme hiçbir işlem yapmadı. Bir takım marjinal gruplar müvekkilimize saldırdı” deyince salonda tepkilere neden oldu.

Şahbaz’ın avukatlarının kapalı duruşma yapılması talebine Sarısülük ailesinin avukatı Kazım Bayraktar itiraz etti, “Bu devletin tarihinde hiç bir duruşmaya sanık yüzü gizlenilerek getirilmemiştir” dedi. Mahkeme heyeti, salonun boşaltılması ve duruşmanın izleyicilere kapalı yapılması talebini reddetti.

Savcı: Meşru müdafaa değil

Cumhuriyet Savcısı Cuma Doğan, iddianamede "meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle öldürmek" suçu yöneltilen sanık polis Ahmet Şahbaz'ın eyleminin "meşru müdafaa olmadığını" söyleyerek, Şahbaz hakkında “olası kasıtla öldürmek" ve "kamuya ait araç ve gereci suçta kullanmak" suçlarından 26 yıl 8 aydan 33 yıl 4 aya kadar hapis istemişti.

Şahbaz: Çok korkuyorum

Sayfı Sarısülük’ten özür dileyen polis Şahbaz savunmasında şunları söyledi:

“Avukatlar yalan yanlış şeyler söylüyor. Uzaktan bakılınca korkmuyor gibi görülebilirim ama duruşmalar başladığından beri çok korkuyorum. Ben polis olana kadar karakol yolu bilmezdim. Neden bu işlerle uğraşıyorum.”

“Bu işte düşmanlığa gerek yok niye bu kadar çile çekiyorum. Ben yerden doğruluğumda bana saldırdılar tekme atarak birini uzaklaştırdım.”

“Eve gittiğimde kız arkadaşıma göndermek için yaralarımın fotoğrafını çektim.”

Çektim sıktım üç tane, diyen benim. Bunu kızgınlıkla söyledim.”

“Ethem Sarısülük 14 gün sonra öldüğünde çok üzüldüm vallahi oturdum Fatiha okudum.”

“Mahkemeden empati yaparak kendilerini benim yerime koyarak hareket etmesini istiyorum. Ben kimseye zarar vermeyeceğimi atış şeklimle gösterdim ve niyetimi belli ettim.”

“Bir yıldır susuyorum herkes konuşuyor. Bir yıldır psikolojim çok bozuldu.”

“Adalete güveniyorum, beraatımı istiyorum. Kararı vicdanınıza ve adaletinize bırakıyorum”

Şahbaz hakkındaki kararın açıklanmasının ardından salondaki izleyiciler “Ethem’in hesabı sorulacak” sloganı attı, karara ve mahkemenin indirim uygulamasına tepki gösterdi.

Kaynak: Bianet

Erkekler Ağustos'ta 22 Kadın Öldürdü

bianet'in çetelesine göre, erkekler Ağustos’ta en az 22 kadın öldürdü, 55 kadını yaraladı. İşkence vakalarında ciddi artış yaşanırken, şiddet bahaneleri: “kahvaltı hazırlamadı”, “evi temizlemedi”, “verdiğim parayla gofret aldı”...


bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Ağustos’ta 22 kadın öldürdü, dokuz kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 16’sını taciz etti, 55 kadına şiddet uyguladı/yaraladı.

2014’ün ilk sekiz ayında erkekler 184 kadın öldürdü; 70 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti; 417 kadına şiddet uyguladı; 77 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

Cinayet

Erkekler Ağustos’ta 14 ilde 22 kadın ve beş erkeği öldürdü.

Kadınlardan biri öldürülmeden önce polise şikayetçi olmuştu. Bir erkek ise denetimli serbestlikle cezaevinden çıktıktan sonra karısını öldürdü.

Bir kadın boşanmak istediği, biri cinsel ilişkiyi reddettiği için, biri aile kararıyla öldürüldü.

Kadınların yüzde 27’sini kocaları, yüzde 27’sini akrabaları öldürdü: Altı kadını kocaları, altısını akrabaları (damat, oğul, kardeş, üvey baba), üçünü sevgilisi, birini eski kocası, birini arkadaşı, birini patronu, birini reddettiği erkek, üçünü kadın akrabalarının reddettiği erkek öldürdü.

Cinayetlerin yüzde 68’i ateşli silahlarla öldürüldü: Kadınların sekizi tüfekle, yedisi tabancayla, üçü bıçakla, ikisi boğarak, biri döverek, biri işkenceyle öldürdü.

Bir erkek, karısını domuz bağıyla bağladıktan sonra boğarak öldürdü. Kadının dört yıl önce boşanmak istemiş ancak ailesinin ısrarıyla evliliği sürdürme kararı almıştı.

Antep’te karısını ve oğlunu öldüren, kızını da yaralayan bir erkek balkondan gazetecilere kadınlara fazla hak verildiğini, Fatma Şahin ve onun kadınlar için çıkardığı kanunlar yüzünden karısını öldürdüğünü söyledi.

Ağustos’ta kadın katli Ankara (2), Antalya, Antep, Batman (4), Bursa, Dersim, Giresun (2), İstanbul (4), İzmir, Malatya, Maraş, Trabzon, Urfa ve Uşak’ta yaşandı.

Ağustos’ta katillerin yaşları 25 ila 80, katledilen kadın ve kız çocuklarının yaşları 14 ila 74 arasında değişti. Karısını öldüren bir erkek intihar etti.

Faili tespit edilmemiş cinayetler

Kocaeli, Hatay ve İzmir’de dört kadın ve bir kız çocuğunun cesetleri bulundu, katilleri henüz tespit edilemedi:

* Kocaeli’de denizden cesedi çıkarılan kadının kocasından şiddet gördüğü için boşandığı ve kafasında darp izleri olduğu tespit edildi.

* Hatay’da seks işçiliği yapan iki kadın tabancayla öldürüldü.

* İzmir’de çıkan yangında, itfaiye bıçaklanarak öldürülmüş bir kadının cesedine ulaştı.

* Adana’da bir kadın, kocasıyla tartıştıktan sonra balkondan düşerek ya da atılarak öldü.

Tecavüz

Erkekler Ağustos’ta altı ilde altı kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti; üç kadına zorla fuhuş yaptırdı. Medyaya yansıyan altı tecavüz vakasından dördünde mağdur çocuktu.

Mağdurlardan ikisine arkadaşları, ikisine tanımadıkları erkekler, birine otel çalışanı, birine hastabakıcı tecavüz etti.

Tecavüz olaylarının ikisi mağdurların alıkonulduğu araçlarda, biri alıkonulduğu bir evde, biri sokakta, biri otelde, biri hastanede yaşandı.

14 yaşında tanımadığı kız çocuğunu bir evde alıkoyarak tecavüz eden üç erkek, tecavüzü videoya kaydederek çocuğun ailesine şantaj yapt. Bir erkek ise zorla arabasına binerek alıkoyduğu kadına tecavüz ettikten sonra gasp etti.

Ağustos’ta tecavüzcülerin yaşları 19 ila 50, tecavüze uğrayan kadın ve kız çocuklarının yaşları 13 ila 29 arasında değişti.

Tecavüzlerin yaşandığı iller Adana, Ankara (4), Antalya, Edirne, İstanbul ve Samsun.

Taciz

Erkekler Ağustos’ta sekiz ilde 16 kadına cinsel tacizde bulundu. Taciz vakalarından ikisinde, tacizciler kadınları yaraladı.

Tacizlerin yüzde 81’i sokakta yaşandı: Bir kadın evinde, biri işyerinde, biri otobüste, 13’ü sokakta tacize uğradı.

Tacizcilerin biri kadının işvereni, ikisi hizmet sektöründe çalışan kişiler, geri kalanın tamamı tanımadık erkeklerdi.

Yanında çalışan kadının evine giren bir erkek, küçük yaşta kız çocuğuyla evlenmek ve cinsel saldırı suçundan 15 yıl hapis istemiyle tutuksuz yargılanıyordu.
Ağustos ayında tacizcilerin yaşları 17 ila 33, tacize maruz kalan kadınların yaşları 19 ila 24 arasında değişti.

Taciz vakalarının yaşandığı iller Adana (3), Antalya, Bodrum, Edirne (6), Isparta, İstanbul, Kocaeli ve Uşak (2).

Şiddet - yaralama

Erkekler Ağustos’ta 22 ilde 55 kadına şiddet uyguladı/yaraladı.

Kadınların yüzde 15’sı boşanmak istediği için şiddet gördü. Üç erkek karılarına işkence yaptı, ikisi hürriyetinden yoksun bırakarak şiddet uyguladı.

Arkadaşını kıskançlık bahanesiyle tabancayla yaralayan bir erkek intihar etti.

Kadınların yüzde 71’ine kocaları ve eski kocaları şiddet uyguladı: iki kadın arkadaşlarından, biri damadından, üçü eski kocasından, biri işvereninden, biri kardeşinden, biri kardeşinin nişanlısından, 34’ü kocasından, üçü oğlundan, ikisi sevgilisinden, üçü tanımadığı erkeklerden, biri üvey kardeşinden şiddet gördü.

Kadınların yüzde 67’si darp edildi: erkekler 37 kadını darp etti, sekiz kadını kesici aletlerle, altısını ateşli silahlarla yaraladı. Üç kadın işkenceye maruz kaldı. Biri eski kocası tarafından balkondan atıldı.

Ağustos’ta erkeklerin şiddet bahaneleri arasında “kahvaltı hazırlamadı”, “evi temizlemedi”, “ona verdiğim parayla kendine gofret aldı”, “arkadaşlarıyla sokağa çıktı” gibi şeyler yer aldı.

Karısını 43 yerinden tornavidayla ağır yaralayan ve serbest kalan bir erkek, Kanaltürk televizyonundan canlı yayında kendini savundu, “Keşke sen de bu şekilde davranmasaydın” dedi.

Karısına falçatayla saldırarak ağır yaralayan bir erkek, kadının şikayetlerine rağmen denetimli serbestlikten faydalanarak cezaevinden çıkmıştı.

Eski kocası tarafından alıkonulan ve balkondan aşağı atılan bir kadının şiddet gördüğü için boşandığı ancak ailelerin ısrarıyla eski kocasıyla barıştığı öğrenildi.

Şiddet uygulayan erkeklerin yaşları 21 ila 79, şiddete uğrayan kadınların yaşları 18 ila 83 arasında değişti.

Erkek şiddetinin yaşandığı iller Adana (7), Aksaray, Ankara, Antalya, Antep (2), Bartın (2), Bolu (6), Bursa (2), Çanakkale, Çorum (2), Erzurum (3), Eskişehir, İstanbul (4), İzmir (3), Kayseri (6), Konya, Maraş, Muğla, Sakarya (6), Samsun, Trabzon (2) ve Urfa.

Şiddetin doğurduğu şiddet

Ağustos’ta iki ilde şiddetin şiddeti doğurduğu üç vaka yaşandı.

Bir erkek, kızını taciz eden ve bıçakla üzerine yürüyen erkeği ağır yaraladı. Ardından denetimli serbestlik yasası kapsamında serbest bırakıldı

Bir kadın, düğüne gittiği bahanesiyle kendisini döven kocasını bıçakla yaraladı. Bir kadın ise şiddet gördüğü kocası ve cinsel tacizde bulunan kayınpederini bıçakla yaraladı.

Bölgelere göre

Ağustos’ta 25 ilde 106 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası basına yansıdı.

En çok şiddet Marmara Bölgesi’nde yaşandı. 106 şiddet vakasından 29’u Marmara, 20’si Akdeniz, 17’si Karadeniz, 16’sı İç Anadolu, 10’u Ege, beşi Doğu Anadolu ve dokuzu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşandı.

Kaynak: Bianet

Erkek Şiddeti Ağustos 2014
Ağustos'ta basına yansıyan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesi...

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor
Mayıs'ta erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları...

Erkekler 2013’te 214 kadın ve 10 çocuğu öldürdü, 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu, 241 kadın ve kız çocuğuna şiddet uyguladı, 161 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

2 Eylül 2014 Salı

Ağustosta 10 Çocuk İşçi Nasıl Öldü?

Kimi serinlemek için girdiği suda, kimi boyundan büyük gelen yükü elektrik direğine çarparak öldü.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre ağustos ayında en az 158 işçi yaşamını yitirdi. Ölenlerden 10'u çocuktu.

İstanbul, Samsun, Adana, Eskişehir, Rize'de çalışan çocukların kimi yevmiyeli çalışıyordu, kimi mevsimlik tarım işçisiydi.

Kimi serinlemek için girdiği suda, kimi boyundan büyük gelen yükü elektrik direğine çarparak öldü.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin derlediği bilgilere göre 10 çocuk işçi şöyle:

* 10 yaşındaki çiftçi Çetin Akdoğan Adana’da tarlaya çalışmaya giderken sulama kanalına düştü.

* 13 yaşındaki mevsimlik biber işçisi Seda Nur Tatar’ın da içinde olduğu Samsun Yakakent’ten Bafra’ya giden işçi minibüsü başka bir minibüsle çarpıştı.

* 13 yaşındaki mevsimlik tarım işçisi Ayşe Alda ve 15 yaşındaki ablası Zehra Alda çalıştıkları tarlada sıcaktan bunalınca girdikleri 150 metre yakındaki baraj gölünde boğuldular.

* 13 yaşındaki paket servis işçisi E.P.’ye İstanbul’da otomobil çarptı.

* 16 yaşındaki çiftçi Bedirhan Ok’un Eskişehir’de saman hazırlamak için balyaları attığı patozun şaftı kırıldı ve fırlayan parça isabet etti.

* 16 yaşındaki çiftçi İsmail Gür Rize’de çay bahçesine çalışmaya inerken sırtındaki çay yükü ile bahçede bulunan teleferik telinin altından geçmek istedi. Sırma diye tabir edilen teleferik telini eliyle tutarak kaldırırken akıma kapıldı.

* 16 yaşındaki tekstil işçisi Emin Halastar’ın sağ kolu ve kafası iş makinesine sıkıştı. Emin yevmiyeli çalışıyordu ve sigortasızdı.

* 17 yaşındaki STFA Meslek Lisesi Elektrik-Elektronik Bölümü öğrencisi kimya işçisi Oğuzhan Çalışkan Kocaeli’nde 1 aylık stajının 3.haftasında Filli Boya’da (Betek Boya) elektriğe çarpıldı.

* 17 yaşındaki Nurullah Yeşilyurt çalıştığı işyerinde devrilen forkliftin altında kaldı. 

Kaynak: Bianet

Soma'da Bir Madenci Öldü

Soma İmbat Maden'de 36 yaşındaki Metin Keskin vagonla direk arasına sıkışarak yaşamını yitirdi.


Manisa Soma İmbat Maden'de 36 yaşındaki Metin Keskin vagonla direk arasına sıkışarak yaşamını yitirdi.

Metin Keskin, Balıkesir Dursunbeyliydi, üç çocuğu var.

İşçiler tarafından iş bırakma çağrısı var ve 16.00'a kadar üretim durduruldu.

13 Mayıs'ta 301 işçi, Soma'da Soma Kömür A.Ş'ye ait Eynez maden ocağında hayatını kaybetmişti.

Sadece ağustos ayında en az 158 işçi yaşamını yitirdi. 2014 yılının ilk sekiz ayında en az 1270 işçi öldü.

Kaynak: Bianet

Ağustosta Her Gün Beş İşçi Öldü

Ağustos ayında en az 158 işçi yaşamını yitirdi. 11’i kadın, 10'u göçmen, 10'u çocuk işçiydi.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre ağustos ayında en az 158 işçi yaşamını yitirdi.

Yaşamını yitiren 158 işçinin 144’ü erkek, 11’i kadın, 10'u göçmen, 10'u çocuk işçiydi.

İş cinayetleri en çok tarım, inşaat, taşımacılık, enerji ve belediye/genel işler işkollarında yaşandı.

İşçiler en çok trafik/servis kazaları, ezilme ve elektrik çarpması nedeniyle hayatını kaybetti.

Yaşamını yitiren 158 emekçinin 135’i işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden; 20’si çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve üçü kendi hesabına çalışanlardan/esnaflardan oluşuyor.

Sekiz ayda 1270 işçi öldü

2014 yılının ilk sekiz ayında en az 1270 işçi öldü. Ocak ayında 97 işçi, Şubat ayında 82 işçi, Mart ayında 122 işçi, Nisan ayında 121 işçi, Mayıs ayında 417 işçi, Haziran ayında 146 işçi, Temmuz Ayında 127 işçi yaşamını yitirdi.

İşkollarına göre


İllerine göre


Yaşlarına göre


Kaynak: Bianet

Ölen işçilerin isimlerinin tam listesinin yayınlandığı bianet haberine ulaşmak için tıklayın