28 Eylül 2013 Cumartesi

DEVLET, KATLETTİĞİ CANLILARIN ANILMASINA İZİN VERMEDİ

Bugün, Gezi Parkı merdivenlerinde yapmak istediğimiz ancak devlet tarafından engellenen basın açıklamasına yönelik çevik kuvvet saldırısına ilişkin yazdığımız bildiriyi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. En alttaki fotoğraflarda, üzerimize salınan polis ordusunun ne şekilde saldırdığına tanık olabilirsiniz.

Bugün, saat 18.00'da Gezi Parkı merdivenlerinde, Gezi protestolarında devlet tarafından katledilen tüm canlıları anmak için yapmak istediğimiz basın açıklaması, daha başlamadan çevik kuvvet müdahalesi ile engellenmek istenmiştir.

Derneğimizin aktivistleri Gezi Parkı merdivenlerinde toplanırken, sivil polisler GBT kimlik taraması yapmak istemiş, ardından Gezi Parkı merdivenlerinin "kimlik kontrolü için güvenli olmayışı" gerekçe gösterilerek, aktivistlerimizin kimliklerine el konularak arkadaşlarımız, polislerin peşinden İstiklal Caddesi girişine kadar sürüklenmiştir.

Kimlik kontrolü sürerken, devletçe katledilen canlıları anmak ve devlet terörünü bir kez daha lanetlemek için Gezi Parkı merdivenlerinde bekleyişe geçen kitleye çevik kuvvet, kaba kuvvet kullanarak saldırmıştır. Saldırı esnasında kucağında bebeği olan bir üyemiz dahi polisin şiddet girişimine maruz kalmış, bir başka arkadaşımız ise yere yatırıldıktan sonra kafası defalarca yere vurularak gözaltına alınmıştır. Gezi Parkı'ndan Taksim Meydanı'na kadar kalkanlarla sürüklenen insanlar darp edilmiş, gösteri ve yürüyüş hakkının şiddetle gaspedildiği saldırıda 14 kişi gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınanlar arasında Alınteri muhabiri de vardı. Ayrıca, basın mensupları da darp edildi ve darp edilerek gözaltına alınan aktivistlere yönelik hak ihlallerinin görüntülenmesi yine polislerce engellendi.

Çevik kuvvetin aktivistlere saldırdığı sırada, çevredeki insanlardan da tepki gelmiş ve polis, bu kez eylemle alakası olmayan insanlara da saldırıp gözaltına almaya başlamıştır.

Çıkan arbededen ve gözaltılardan sonra, polis tarafından Tarlabaşı’na kadar sürüklenen kitle, Mis Sokak’ta tekrar toplanarak polislerin engelleme ve tehditlerine rağmen Galatasaray Lisesi önüne kadar bir yürüyüş gerçekleştirmiş ve basın açıklamasını burada yapmak durumunda kalmıştır. İsmi ister devlet olsun isterse hükûmet olsun, hiçbir kurumsal yapı ya da grup, lider, “idare amiri”, insanların nerede kendilerini ifade edeceğine, kayıplarını nerede anacağına, nerede ne yapacağına karar veremez. Eylemimizde insanlara uygulanan bu akıl almaz saldırıyı diktatörlüğün ve faşizmin bir yansıması olarak görüyoruz.

Eylemde daha pankart bile açılamamışken ve beş dakika sürecek, bir sayfalık basın açıklaması dahi okunamamışken, Gezi direnişinde yaşamını yitiren tüm canlıların anılmasına bile tahammülü olmayan devlet, hükûmet ve onun emri ile robotlaşıp katletmekte, yaralamakta, göz çıkarmakta hiçbir sakınca görmeyen kolluk kuvvetleri bilmelidir ki meşru taleplerimiz yerine gelene kadar mücadelemiz sürecektir. Devlet, canlıların haklarını koşulsuzca kabul edip yaşamlarımızın, bedenlerimizin üzerinden derhal ellerini çekmelidir.

Katledilen canlıların anılmasına bile tahammül edemeyen devleti ve AKP hükümetini Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne şikâyet edeceğimizi, devletin sebebi olduğu hak ihlallerinin tespiti ve teşhiri için yapacağımız başvuruyu deklare edeceğimiz eylem, yine bizzat devlet tarafından engellenmiştir. Bir anma etkinliğinden bile korkan egemenler, en temel haklardan sayılan ifade, toplantı ve gösteri haklarımızı, en iyi bildiği şekilde gaspetmiştir. Bu akıl almaz saldırıyı, gözaltıları ve keyfî müdahaleleri, hak ihlallerini kınıyor, gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın serbest bırakıldığını duyuruyoruz.

Eyleme gelerek dayanışan, bizimle birlikte hareket eden ve yürekleri bizimle atan herkese teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

Devletin anmamıza bile izin vermediği, Gezi direnişinde yaşamları elinden alınan tüm canlılar için yazdığımız basın açıklamasının tam metnini aşağıda okuyabilirsiniz:

BASINA ve KAMUOYUNA,
28 Eylül 2013                                                                 

Gezi Parkı direnişi, bundan tam dört ay önce başladı. Bizzat başbakanın onayıyla her türlü orantısız şiddeti kendinde meşru gören polis, aradan geçen zaman içerisinde birçok insanın canını aldı. Hiçbir şeyden haberi olmayan, insanla aynı havayı soluyan diğer hayvanlar da polisin gazıyla zehirlendi, ses bombası yüzünden kalp krizi geçirdi ve öldü; ancak her zamanki gibi onların can kaybı anılmaya değer bile görülmedi.

Varoluş sebeplerinden birisi, hak ve özgürlüklerin ve bunların arayışında olanların karşısına bir zulüm aracı olarak dikilmek olan devlete öfkemizi bir kez daha haykırmak için buradayız. Devlet, hayata ve onun kökenindeki özgürlüğe karşı yine direndi; pek çok insanla birlikte haddi hesabı olmayacak kadar fazla memeli, kuş, sürüngen, kemirgen ve böceğin canını aldı.

Türkiye Cumhuriyeti, Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi’ne taraf olduğu gibi, kendi ulusal mevzuatında da hayvanların yaşam hakkının güvence altında olduğunu iddia ediyor. Ancak ne zaman bir hayvanın yaşamı ve de hakları gasp edilse devlet, sorumluları bulmaktan geri durur ve yeni zulümlerin önlenmesi için kapsamlı çözümler üretmez. Şunu artık çok iyi anladık: Faili meçhul, faili devlet demektir.

Cama kıyana “marjinal” diye kin kusarken, cana kıyana “kahraman” diyen devlet ve devletleşmiş kitleler, Gezi eylemlerinde atılan her ses bombasını düzenin devamı adına alkışladılar. Düzenin devamının, yani istikrarın ve ilerlemenin, ancak kuşların kalp krizi sonucu ağaçlardan patır patır düşmesi ile mümkün olabileceğini gösterdiğiniz için teşekkür ederiz. Her şehir, ormanların ve kumsalların üstüne kurulur. Kurulurken binlerce bitki ve hayvan türünün yok edilişi yetmez; şehirler, iktidar hırsıyla her el değiştirdiğinde de ardında sayısız insan ve hayvan cesedi bırakır. Uygarlığın en büyük kaygılarından biri, doğaya hükmetmek ve onu da militarist zihniyetiyle şekillendirmektir. Kentlerdeki parklar, aslında doğanın mahvedilmesinin yarattığı vicdan azabından kurtulmak için yaratılmış yapay alanlardan başka bir şey değildir. Yine de Gezi Parkı’nı içindeki o “üç beş” ağacın ve onlarda yaşayan “üç beş” hayvanın zarar görmemesi için savunduk, savunuyoruz. Gezi Parkı, en iyi bildiği iş, katletmek ve yok etmek olan devlete rağmen bugün hâlâ yaşıyor.

Hayvanların ulusal mevzuat nezdinde mağdur sıfatına bile layık görülmemesi bize, Yeryüzüne Özgürlük Derneği’ne bir görev yükledi. Mağdur olan hayvanların nasıl zarar gördüğü veya öldürüldüğüne dair tanıklıkları ve görselleri bir araya getirmeye çalışırken yine devletin insanlar üzerinde kurduğu baskıya tanık olduk. Gezi eylemleri boyunca hayvanların zarar gördüğüne veya öldüğüne şahit olan birçok insan, devlet şiddetiyle karşılaşmamak için tanık olmayı reddettiler. Gezi eylemleri boyunca T.C.'nin sebep olduğu hak ihlallerinin tespiti, teşhiri ve bu ihlallerin sorumlularının belirlenmesi için, topladığımız tanıklık ve görsellerle pazartesi günü devletlerden bağımsız bir vicdan mahkemesi olan, Cenevre'deki Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyoruz. Bunun yanı sıra devletin orantısız olarak kullanarak işkence yasağını delmesine yol açan gaz ve tazyikli kimyasal su kullanımının yasaklanması için kamuoyunu bir kez daha düşünmeye çağırıyoruz. İnsanın yerine mezar taşını,  ağacın yerine de AVM’yi seçen zihniyet değişene kadar buralardayız.

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ








* Fotoğraflar: Nazım Serhat Fırat

23 Eylül 2013 Pazartesi

Basın Açıklamasına Çağrı (28.09.2013, Cumartesi, 18.00)

GEZİ DİRENİŞİNE YÖNELİK POLİS ŞİDDETİ YALNIZCA İNSANLARI ÖLDÜRMEDİ, BU KEZ ÖLDÜRÜLEN DİĞER HAYVANLAR İÇİN SOKAKTAYIZ!

Yer: Gezi Parkı merdivenleri
Tarih: 28.09.2013, Cumartesi
Saat: 18:00


Gezi direnişi sırasında devlet, 6 kardeşimizi aramızdan söküp aldı, fakat devlet terörünün tek kurbanı onlar olmadı. Hepimizin üzerinde, silah olarak kullanılan kimyasal biber gazları ve şiddet uygulamaları sesimizi kısmaya, meşru taleplerimizi farklı yerlere çekmeye çalışarak bizi tehdit etmeye de devam ederken başka canlıların da yaşamlarına mal oldu.

Bu süreç içerisinde kaç insanın katledildiğini, yaralandığını, gözünü kaybettiğini kendi iletişim araçlarımızla duyurmaya çalıştık, protestolar süresince polis şiddetinden kaynaklanan hak ihlallerini teşhir etmek ve bunlarla mücadele etmek için omuz omuza durduk, elimizden geleni yaptık. Ancak bir de hiçbir şeyden haberi olmayan, bir anda kendisini kaos ortamının içinde bulan hayvanlar vardı ki hayvanlara duyarlı kesim dışında kimse onlardan haberdar olmadı, olsa da kimse bir şeyler yapmaya gerek duymadı. Bu süreçte kaç hayvanın katledildiğini bilmiyoruz hatta tahmin bile edemiyoruz çünkü hayvanlar bu gibi olaylarda ilk gözden çıkarılanlardan oldu hep.

Gezi protestolarında katledilen tüm canlıları insan-hayvan demeden anmak ve kendi vatandaşına, insana, hayvana, doğaya yaşamı zindan eden Türkiye Cumhuriyeti devleti ve AKP hükûmeti hakkındaki, Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne şikâyetimizi duyurmak için sizi de basın açıklamamıza davet ediyoruz.

Dayanışma ile,
Yeryüzüne Özgürlük Derneği

NOT: Basın açıklamasına birlikte yaşadığınız hayvanlarla LÜTFEN gelmeyin.

* Basın açıklamasının facebook event sayfasına ulaşmak için tıklayın.

21 Eylül 2013 Cumartesi

Voltrans’dan Trans Erkek Deneyimleri Belgeseli

Voltrans belgeseli Türkiyeli trans erkeklerin bir araya geliş deneyimlerini ve sorunlarını konu alıyor.

Trans erkek inisiyatifi Voltrans’ın Mart 2012’den beri üzerinde çalıştığı uzun metraj belgesel filmin ilk fragmanı yayınlandı. Belgesel, Türkiyeli trans erkeklerin bir araya geliş deneyimlerini ve sorunlarını konu alıyor.

Belgesel fragmanının açıklamasına göre Voltrans, 2007 yılında üç trans erkeğin birbirini bulmasıyla kurulan bir trans erkek inisiyatifi. Aynı isimle hazırladıkları belgesel filmin fragmanı geçtiğimiz günlerde internette yayınlandı. Uzun metraj belgesel filmin çekimleri Mart 2012’de başlamıştı.

Bu belgesel film projesi trans erkeklerin bir araya geliş ve birlikte eyleyiş hikayelerini, trans erkeklik deneyimlerini, toplum içerisinde yaşadıkları sorunları görünür kılma ve kendi tarihlerini belgelemek amacıyla ortaya çıkmış.

Voltrans inisiyatifi bünyesinde toplanan trans aktivistler, içinde yaşadıkları ikili cinsiyet sistemine dayalı transfobik ve heteroseksist toplumda trans erkek olmanın ne anlama geldiğini belgeselde samimi bir dille anlatıyor.

“Cinsel organlarımız da devletin malı olduğu için…”

Fragmanda belgeseldeki trans erkeklerden Sinan, “Üçümüz için de aslında biz erkeğiz demek kolay bir şey değildi. Ataerkil düzenin tanımladığı erkeklik kurumuna da eleştirel bir bakış açımız var. Sistemin size sunduğu seçeneklerden birini seçmek zorunda değilsiniz,” diyor.

Kimlik alma sürecinin devletin tüm trans bireylere uyguladığı korkunç bir şiddet olduğunun da altı çiziliyor. Belgeseldeki trans erkeklerden Rüzgar, “cinsel organlarımız da devletin malı olduğu ve bize buna göre kimlik verdikleri için kendimizi cinsiyetimizle var olabildiğimiz bu sistemin içinde buluyoruz” diyor.

Voltrans’ın tanımına göre trans erkek, anatomik bedeni “kadın” olarak tanımlanan, cinsiyet geçiş sürecine girmiş veya girmemiş; girmeyi düşünen veya düşünmeyen, kendisini erkek olarak beyan eden bireyleri kapsayan bir tanım.

Kaynak: Bianet

Voltrans belgeseli fragmanını izlemek için tıklayın.

10 Eylül 2013 Salı

Tüm kentlerde eylem çağrısı

Hukûmetin askeri konumunda olan polis, bir arkadaşımızı daha aramızdan aldı. Bunun için bizler de saat 19.00'da Taksim Meydanı'nda olacağız. Öte yandan Türkiye genelinde ve dünya çapında dayanışma eylemleri için halk sokağa çıkıyor. Eylem çağrılarına ulaşmak için tıklayın.

Antakya'da polis tarafından katledilen Ahmet Atakan için çok sayıda kentte eylem çağrıları yapıldı.

Antakya'da polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Ahmet Atakan için bugün çok sayıda kentte eylemler yapılacak.

Antakya halkı, saat 02.30 sularında yaşamını yitiren Ahmet Atakan'ın vurulduğu Armutlu Mahallesi'nde nöbet tutuyor. Halk, otopsi için Adana'ya gönderilen cenaze gelene kadar bekleyişini sürdürme kararı aldı.

İstanbul'da Gezi direnişine öncülük eden Taksim Dayanışması, Ahmet Atakan'ın ölüm haberi üzerine acil olarak toplanma kararı aldı. Toplantının ardından yapılan açıklamada, "Ahmet Atakan vicdanlara sığmayacak bir şekilde, polis şiddetiyle katledildi. Ahmedimizi anmak için karanfillerimizle 19.00'da Taksim'deyiz" denildi.

Günlerdir şiddetli sokak çatışmaları yaşanan Ankara'da ise Kızılay'a yürüyüş kararı alındı. Saat 20.00'da toplanma çağrısı yapılan Dikmen, Mamak, Batıkent, Keçiören, Seyranbağları gibi mahallelerden kitlesel yürüyüşler yapılması planlanıyor.

İzmir'de Ahmet Atakan'ın katillerinden hesap sormak için 20.00'da Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde bulunan Sevinç Pastanesi önünde toplanma çağrısı yapıldı.

Antalya'da halk, saat 19.00'da kent merkezinde bulunan Aydın Kanza Parkı'nda toplanarak Cumhuriyet Meydanı'na yürüyecek.

Adana'da ise Halkların Demokratik Kongresi, İHD, KESK, DİSK, Tabip Odası, Halkevleri, ÖDP ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'nin çağrısıyla saat 19.00'da 5 Ocak Meydanı'nda toplanılacak.

Samsun'da Ahmet Atakan için saat 16.00'da Öğretmenevi önünde toplanma çağrısı yapıldı.

Kocaeli halkı da saat 19.00'da Cumhuriyet Parkı'nda buluşacak.

Denizli'de Ahmet Atakan için saat 19.00'da Çınar Meydanı'nda eylem yapılacağı öğrenildi.

Kayseri Almer Alışveriş Merkezi önünde HDK İl Meclisi'nin çağrısıyla saat 19.00'da eylem yapılacak.

Kaynak: ETHA

Polis Yine Katletti!

Antakyalıların Tuzluçayır, ODTÜ ve Okmeydanı direnişini selamlamak için gerçekleştirdikleri yürüyüşe polis saldırdı. Çatışmalar sırasında kafasından vurulan Halkevi üyesi Ahmet Atakan hayatını kaybetti. Hastane önünde bekleyenlere polis saldırdı. Halk, Ahmet’in vurulduğu yerde sabaha kadar nöbet tuttu.


Antakya'da her pazartesi gerçekleştirilen Abdullah Cömert ve direniş şehitleri anmasında bu sefer Tuzluçayır, ODTÜ, Okmeydanı’na selam gönderildi. Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanan Antakya direnişçileri Armutlu’ya yürürken BP önünde oturma eylemi yaptı ardından polis saldırdı.

Çatışma gece yarılarına kadar sürerken polis ilerleyen saatlerde saldırıyı artırarak barikatı tomayla aşıp akreplerle ara sokaklara saldırmaya başladı. Saldırı sırasında Halkevi üyesi Fırat Nişli omuzundan yaralandı, bir direnişçi nefes darlığı geçirerek, bir direnişçi de bayıldığı için hastaneye kaldırıldı.

Ardından Halkevleri üyesi Ahmet Atakan 5 metre mesafeden hedef alınarak başına atulan gaz bombası nedeniyle Antakya Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Uzunca süre yaşam mücadelesi veren Atakan, yaşamını yitirdi.

Aralarında Abdullah Cömert'in abisinin de olduğu Antakya halkı ise Ahmet’in kaldırıldığı Hatay Devlet Hastanesi önünde nöbet tutmak istedi. Polis hastane önünde bekleyenlere de saldırdı, 2 kişi yaralandı.

Saldırının ardından halk Armutlu'ya geri dönerek, Atakan'ın vurulduğu yerde nöbet tutmaya başladı. Yaralanıp hastaneye kaldırılan bazı direnişçiler de omuzlarda getirildi. Ahmet anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu ve Ahmet’in öldürüldüğü yerde mum yakılarak beklemeye geçildi.

Sabah saatlerine kadar nöbet ve polis saldırısı devam etti. Atakan'ın cenazesi şafak vakti Adana'ya gönderildi.

Kaynak: ETHA

Linç Bugün de Devam Etti, Romanlar Evleri Terk Etti

Bursa'da dün gece Romanlara yönelik linç girişimi, bugün de devam etti. Mahalleli başka illere gitmeye başladı.


Cumartesi gecesi İznik İlçesi'nde, yol verme tartışması yüzünden çıkan kavgada Zeki Dursun hayatını kaybetti. Kavgaya karışan Roman baba oğul N.D ve M.D. gözaltına alındı.

Dursun'un yakınlarıyla birlikte dün kalabalık bir grup Romanların dağınık şekilde yaşadığı Yeni, Mahmut Çelebi, Selçuklu, Yeşilçam mahallesine saldırdı. İşyerleri ve evler hasar gördü.

Gerginlik bugün de devam etti. Saat 14:30 sıralarında bir grup Selçuklu mahallesine geldi ve iki grup arasında kavga çıktı.

Mahallede oturan Roman bir kişi eşyalarını dahi zor toplayarak başka bir ile kaçtıklarını söyledi.

"Dünkü lincin ardından bugün de 200-300 kişi mahalleye saldırdı. Bizimkiler de kendilerini savunmak için karşılık verince çatışma çıktı. Polisler de yetersiz kaldı.

Canımızı zor kurtardık, ailemi aldım arabaya kaçtım, akrabalarımızın yanına başka bir şehre geldim. Her şeyimizi bıraktık. Hayvanlarımız damda kaldı. Bu Gürcü grubunun daha da kalabalık bir şekilde saldıracağı duyumlarını aldık. Mahallede birçok aile terk etti evlerini.

Olaylar durulana kadar da eve dönmeyeceğiz. Bir kişi yapıyor bin kişi cezasını çekiyor. Bu milletin suçu ne? Hepsi zaten zar zor yövmiyeyle geçinen insanlar. Okullar da açılıyor, çocuklar ne yapacak?"

Geceki linci anlattı

Gece yaşanan baskını evleri taşlanan Şenol Turan şöyle anlatmıştı:

"Yatsı namazından sonra 10:30 gibi mahalleye 600- 700 kişilik grup baskın yaptı. Ellerinde silah, sopa, satır vardı. 5-6 evi , üç tane kahveyi paramparça yapmışlar.

"Her evi taşladılar. Kapılarımıza dayandılar. Sizi öldüreceğiz dediler. Çoluk, çocuk banyolarda saklandık. Gece 3'e kadar devam etti. İznik emniyetini aradım, gelin kurtarın bizi dedim. Akşamdan beri bıktım, bu kaçıncı telefon dedi. Polis sözde kendisini gösterdi, müdahale etti. Ama yetersizdi.

"6 sene evvel de yine böyle kişisel bir kavgadan sonra mahalleyi basmışlardı ancak bu seferki çok korkunçtu. Etnik milliyetçi bir grup var, Romanları katletme politikası var. Emniyet de politikacılar da seyirci kalıyorlar. Hepimiz öldürülen çocuğa üzüldük. Sorumlular zaten gözaltında bizimle neden uğraşıyorsunuz. Gürcüler ve Lazlar birleşti ve bizi istemiyor."

Yine Bursa yine linç

Hatırlanacağı gibi, Bursa'da bir buçuk ay önce de Osmangazi ilçesine bağlı Güneştepe ve Yunuseli mahallelerinde "at psiliği" nedeniyle çıkan kavga sonrasında Romanlara linç girişimi oldu. Birçok at arabası yakıldı, evler taşlandı. Savcı hazırladığı iddianamede yedisi tutuklu sanık hakkında  “yakarak mala zarar vermekten” 12 yıl hapis istedi. Ayrıca linç girişiminin ertesi günü beş Romanın evi belediye ekiplerince "kaçak" olduğu gerekçesiyle yıkıldı.

* Fotoğraf: İznikrehber.com

Kaynak: Bianet

Bianet'in linç ile ilgili yaptığı röportaja ulaşmak için: "Çoluk çocuk banyoya saklandık"

Tuzluçayır'da binlerce kişi yine sokakta

Tuzluçayır'da eylemlerin 3. gününde yine binlerce kişi sokaklarda. Halk, devlet terörüne neredeyse bütün sokaklara kurduğu barikat başlarında direndi.


Fethullah Gülen ile İzzettin Doğan'ın cami-cemevi projesine karşı çıkan Tuzluçayır halkı, eylemlerinin 3. gününde. Akşam saatlerinde inşaat alanına yürümek isteyen halka polis saldırdı. Emekçiler, neredeyse bütün sokaklara barikatlar kurdu.

Binlerce kişi, akşam saat 20.00'da Tuzluçayır Meydanı'nda bir araya geldi. Emekçiler, sloganlarla dün temel atma töreni yapılan cami-cemevi inşaat alanına doğru yürüyüşe geçti. Ancak şantiye alanına varmadan polis gaz bombalarıyla saldırdı.

Ara sokaklara dağılan mahalle halkı, hemen her sokağa barikatlar kurdu. Mahalledeki yaşlı genç herkes direnişe katıldı. Yaşlılar dahi barikatlara malzeme taşıdı. Mahalle halkı, ara sokaklarda akrep ve TOMA'lardan gaz bombaları atarak saldıran polise taş ve havai fişeklerle karşılık verdi. Kimi eylemciler de ellerindeki yeşil renk saçan lazerleri kipri ve tomaların sürücüsü polislerin gözlerine tutarak onların görmelerini ve dolayısıyla aracın hareketsiz kalmalarını sağladı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde çatışmalar Feyzullah Çınar Parkı ve Çağlayan Mahallesi 300. Sokak'ta yoğunlaşırken Mahallede gözaltılar da başladı. Süleyman Ayten Caddesi'nde iki genç gözaltına alındı.

Polis saldırısında genç bir kadının gözüne plastik mermi isabet etti. Ankara Numune Hastanesi plastik cerrahi bölümünde tedavi gören kadının damarlarından birisinin tahrip olduğu, doktorların gözünü kurtarmak için yoğun çaba sarfettiği öğrenildi.

Yoğun gaz bombardımanı karşısında apartmanlardan insanlar polise bağırarak tepki gösterdi. Tuzluçayır'ın ara sokaklarından çok yaygın olarak "Tuzluçayır faşizme mezar olacak", "Ethem Sarısülük kavgamızda yaşıyor", "Katil iktidar", "Her yer Taksim, her yer direniş" ve "Devletin Alevisi olmayacağız sloganları atıldı.

Çatışmalar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdü.

Tuzluçayır'daki direnişte HDK, ESP, BDP, SDP, Halkevleri, EMEP, Kaldıraç, Halk Cephesi'nin de aralarında olduğu siyasi örgütler de yer alıyor.

Kaynak: ETHA

9 Eylül 2013 Pazartesi

“Adalet” Eylemine Polis Saldırdı

86 gündür komada olan 14 yaşındaki B.E. için yapılan eyleme Okmeydanı’nda polis müdahale etti. 10 eylemci ile bir polis yaralandı; üçü çocuk beş kişi de gözaltında. Yaralananlar arasında kanser hastası Mete Diş de var.

14 yaşındaki B.E. için yapılması planlanan “adalet yürüyüşüne” polis saldırdı. Avukat Evrim Deniz Karatana, bianet’e yaptığı açıklamada, “B.E.’nin vurulduğu yerde başka gençleri vuruyorlar şimdi” dedi.

Bu sabah, Okmeydanı’ndan Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne dek el ele “adalet zinciri” oluşturmak üzere toplananları polis engelledi ve yürümelerine izin vermedi.

Saat 10.00 sıralarında Okmeydanı Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’ndeki sağlık ocağı önünde bir araya gelen kitle dağılmayınca polis gaz bombası ve tazyikli suyla saldırdı. Bazı eylemciler polise taşla karşılık verdi. Mahallede barikatlar kuruldu, polis saldırısı TOMA’lardan sıkılan tazyikli suyla devam etti.

Gaz bombası 10 kişiyi yaraladı

TOMA’lar, evlerinden slogan atarak destek veren mahalle sakinlerinin evlerinin içine de tazyikli su sıktı.

Saldırı sonrası İdil Kültür Merkezi’ne giden Avukat Karatana, polisin kültür merkezini abluka altına aldığını, camlara bile gaz bombası atıldığını söyledi.

Karatana, “Kaburgasından, kolundan, bacağından yaralanan yaklaşık 10 kişi var. Hepsi gaz bombası isabet etmesi nedeniyle yaralandı” dedi.

Mete Diş’e plastik mermi

Yaralılar Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gönderildi. Başından yaralanan Erkan Munar, hastanenin Beyin Cerrahisi bölümünde tedavi altına alındı. 35 yaşındaki Munar, tomografisi çekildikten ve başına dikiş atıldıktan sonra taburcu edildi.

Bir polis de kolundan yaralandı.

Okmeydanı’nda oturan ve 24 Mayıs’ta kanser hastası olduğu için tahliye edilen Mete Diş de polis saldırısı sırasında yaralandı. Diş’in yüzüne pencereden baktığı sırada plastik mermi isabet etti.

Avukat Aycan Çiçek, İstanbul Adliyesi önünde eyleme katılmak için bekleyen beş kişinin gözaltına alındığını ifade etti. Çiçek gözaltındakilerden üçünün çocuk olduğunu, çocukların Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği’ne gönderildiğini söyledi.

86 gündür komada

14 yaşındaki B.E. 16 Haziran’da Gezi direnişi sırasında başına isabet eden gaz bombası kapsülü ile ağır yaralanmıştı. Beyin kanaması geçiren B.E. iki kez ameliyat oldu.

B.E. o tarihten beri Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uyutuluyor. Doktorlar, durumunda bir değişiklik olmadığını belirtiyor.

Kaynak: Bianet

6 Eylül 2013 Cuma

ODTÜ’lüler Serbest, Ağaç Katli Sürüyor

ODTÜ’de bu sabah gözaltına alınan 15 kişi serbest bırakıldı. Milletvekilleri yıkım alanında ODTÜ’lüler ve mahalleliler kampüs önünde yıkımı protesto ediyor.

ODTÜ’de otoban projesine karşı nöbet tuttukları alandan bu sabah yıkım ekipleriyle gelen polis tarafından gözaltına alınan 15 kişi güvenlik şubeden serbest bırakıldı.

Ankara’da ODTÜ Ormanı’ndan da geçecek Anadolu Bulvarı-Konya Yolu arasındaki bağlantı projesine karşı 25 Ağustos’ta başlayan nöbet bu sabah yıkım ekipleriyle gelen polislerce dağıtıldı.

Yıkım ekipleri ODTÜ Ormanı’ndaki ağaçları sökmeye başladı. Candan Yüceer, İlhan Cihaner,  Aylin Nazlıaka, Hüseyin Aygün ve Tufan Köse'nin aralarında olduğu  Cumhuriyet Halk Partili Milletvekilleri ODTÜ içindeki yıkım araçlarının ve ağaçların önüne geçerek yıkımı durdurmaya çalışıyor.

Kampüs içine alınmayan ODTÜ’lüler ve mahalleliler ise yıkım alanı dışında sloganlarla tepkilerini dile getiriyor. Gözaltına alınıp serbest bırakılanlar da burada. Yaklaşık 300 kişiyi bulan kalabalığa karşılarında duran polis zaman zaman biber gazı sıkıyor.

ODTÜ öğrencileri ve 100. Yıl İnisiyatifi ise akşam saat 19.00’da 100. Yıl Mahallesi’ndeki Migros önünde toplanma çağrısı yaptı.

Kaynak: Bianet

“Ankara Polisi ve Büyükşehir Belediyesi Suç İşliyor”

TMMOB Ankara İKK, ODTÜ’deki yol çalışmasının hukuki sürecinin tamamlanmadığını, itirazların demokratik hak olduğunu söyledi: "Dünyanın hiçbir ülkesinde, mahalle halkını döverek, mahalleden yol geçirilmesi vaki değildir.”

Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu (İKK), ODTÜ’den geçecek otoyola karşı nöbet tutanlara karşı bu sabah yapılan polis baskını ve ODTÜ’deki yıkım ile ilgili açıklama yayınladı.

TMMOB Ankara İKK, ODTÜ’den geçecek yol ile ilgili hukuki sürecin tamamlanmadığını ve yola itirazın demokratik bir hak olduğunu vurgulayarak  “Ankara polisi ve Büyükşehir Belediyesi suç işlemekte, hukuka aykırı davranmaktadır” dedi.

“Ne yazık ki ülkemizde yeşile, ormana, kente, mahalleye sahip çıkmanın bedeli yaka-paça gözaltına alınıyor… Türkiye’nin hukuk değil, polis devleti olduğu şafak baskınıyla bir kez daha kanıtlandı.”

“ODTÜ arazisinden geçirilecek yolla ilgili kamuoyunda yoğun bir tartışma sürmekte, hukuki süreçlerin dahi tamamlanmadığı ve yol güzergâhında bulunan mahallerde yaşayanların yoğun itirazları olduğu biliniyor.”

“Polis zoruyla proje”

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin farklı görüş, öneri ve itirazları görmezden gelmesinin eleştirildiği açıklamada belediyenin “projeyi polis zoruyla hareket geçirmek istediği” söylendi.

“İlginç ki, polisiye tedbirlerden başka dayanakları yoktur; katılımcılık ve meşruluk Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin dünyasına dâhil değildir. Dünyanın hiçbir ülkesinde, mahalle halkını döverek, mahalleden yol geçirilmesi vaki değildir.”

“Kent insanlar” içindir diyerek kent içi ulaşıma dair mesleki-bilimsel her türlü tartışmaya hazır olduğunu vurgulayan TMMOB açıklamasını şöyle sonlandırdı:

“Bilim ve tekniği yok sayan projelerin ve polis şiddeti marifetiyle yaratılmak istenen toplum modelinin karşısında olduğumuzu kamuoyu ile paylaşıyor, bilimin ve tekniğin yol göstericiliğinde ülkemiz ve halkımız yararı doğrultusunda mücadeleye devam edeceğimizi duyuruyoruz.”

Erdoğan: Bu yollar da yapılacak

Başbakan Erdoğan ise Rusya'nın St. Petersburg kentinde düzenlenen G-20 Liderler Zirvesi’ndeki konuşmasında ODTÜ’de yol yapımı ile ilgili şunları söyledi:

“ODTÜ’de büyükşehir belediyemizin yol çalışması var. Bir grup genç, yol yapımını engellemeye çalışıyor. Kimin nerede durduğunu göstermesi açısından bu çok önemli. Güvenlik güçleriyle ön açılacak, bu yollar da yapılacak.”

Kaynak: Bianet

6-7 Eylül’ü Unutma! Unutturma!

Yıl 1955. MİT'in planı üzerine Selanik'te Atatürk'ün büyüdüğü eve bomba atılır. Önce komünistler ardından ise gayrimüslimler hedef gösterilir. 6 Eylül'de başlayarak iki gün süren olaylar sırasında başta Rumlar hedefe konularak gayrimüslimlere ait binlerce ev, işyeri, kilise talan edilir. Bugün 6-7 Eylül olaylarının 58. yıl dönümü. Dönemi planlayan devlet yetkililerinden gerekli itiraflar geldi gelmesine ancak hâlâ yapılan bir şey yok.


6-7 Eylül Olaylarında Basının Rolü

Apoyevmatini Gazetesi'nin sahibi Mihail Vasiliadis ve o dönemde Dünya Gazetesi'nin Ankara temsilcisi olan CHP İstanbul milletvekili Oktay Ekşi 6-7 Eylül Olaylarında basının rolü ve sonrasında basının nasıl etkilendiğini anlatıyorlar. Devamı için tıklayın.

6-7 Eylül Olaylarını Basın Nasıl Gördü?

6-7 Eylül 1955'te başta Rumlar olmak üzere azınlıklara yönelik saldırılar İstanbul Ekspres'in ikinci baskısından sonra başladı. bianet, dönemin gazetelerini ve olayları aktarış biçimlerini derledi. Devamı için tıklayın.

* 6-7 Eylül'de neler olduğunu hatırlamak istiyorsanız ETHA'nın yaptığı habere buradan ulaşabilirsiniz.

4 Eylül 2013 Çarşamba

İstanbul'da Kuzey Ormanları Savunması; İzmir'de Akdeniz Dayanışma Kampı

İstanbul ve İzmir, yaklaşan haftasonunda çeşitli buluşmalara ev sahipliği yapacak. Anti-otoriter, radikal ekolojist gruplar farklı etkinliklerle bir araya geliyor.
 
Üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı gibi bahanelerle İstanbul'un uygarlıktan azade nadir yeşil alanlarından birini ranta açacak olan AKP neoliberalizmine karşı (aralarında Yeryüzüne Özgürlük aktivistlerinin de bulunduğu) çeşitli grupların kamp kuracağı ve forumlar düzenleyeceği Kuzey Ormanlar Savunması hakkında geniş bilgiye buradan ulaşılabilir:


Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin "Uygarlık Tüm Canlıları Yok Etmeden" isimli hayvan özgürlüğü atölyesinin de yer alacağı Akdeniz Dayanışma Kampı ise Türkiye'nin tek vejetaryen festivali olma özelliğini taşıyor. Dayanışmanın insanmerkezcilik engeline takılmadığını, ırkçılık ve trans-homofobi gibi ayrımcılıklarla mücadele edilirken türcülük illetinin atlanmadığını belli etmek için mutfağına cansız hayvan bedenlerini sokmayan Akdeniz Dayanışma Kampı, "dayanışma sınırlara sığmaz" sloganıyla Foça'daki Acar Camping'de aktivistleri bir araya getirecek. Geridönüşümden bisiklet hareketine, ekofeminizmden Filistin işgaline kadar çok çeşitli konulardaki gündüz atölyelerinin ardından akşamları alternatif müzik şenliği olacak. http://akdenizdayanisma.org/

31 Ağustos 2013 Cumartesi

"Her Yer Gökkuşağı, Her Yer Direniş"

Beyoğlu Belediyesi’nin Gökkuşağı Merdiveni'ni griye boyamasına karşı "Faşizme İnat, Yaşasın Rengarek Hayat¨ sloganıyla protesto eylemi düzenlendi.


Geçtiğimiz çarşamba günü, Fındıklı'dan Cihangir'e çıkan merdivenler 64 yaşındaki orman mühendisi Hüseyin Çetinel tarafından LGBT Hareketi ve Barış’ın simgesi olan gökkuşağı renklerine boyanmıştı.

Beyoğlu Belediyesi ise merdivenleri tekrar griye boyamıştı. Gelen tepkiler üzerine Beyoğlu Belediyesi 30 işçiyi görevlendirerek 30 Ağustos günü gece yarısı merdivenleri tekrar gökkuşağına boyadı.

Beyoğlu Belediyesi’nin merdivenleri griye boyamasını protesto eden ve ¨Faşizme İnat, Yaşasın Rengarek Hayat¨ sloganıyla buluşan insanlar 31 Ağustos Cumartesi günü  saat 17.00’de o merdivenlerde buluştu.

Protestoya Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Halkların Demokratik Partsisi (HDP) Beyoğlu İlçe Örgütü, Hevi LGBT, İzmir Yenikapı Tiyatrosu, İstanbul LGBTT, Lambdaİstanbul, SPOD LGBT, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi  ve Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri destek verdi.

"İstanbul'un duvarları gri boyalarla yamalı"

Protestocular önce boyanan sokakta buluşup bir açıklama yaptı. Ardından bir yan sokakta, Enli Yokuşu’ndaki merdivenleri boyadı. Grup adına açıklamayı okuyan Dilan Mehmetoğlu şöyle dedi, ¨Hepimizin hayatında büyük bir değişim yaratan Haziran Direnişi’nin, Gezi Parkı Direnişi’nin devlet tarafından bastırılmasının ardından, merdivenlerdeki gökkuşağı herkesin yüzünde bir gülümseme, bir umut yarattı. Devletin ve elbette onun bugünkü yüzü olan AKP’nin bize dayattığı AVM, Otoban, Plaza griliği içinde bu renklilik bize umut oldu. Gezi Parkı Direnişi sadece sokaklarda yaşanan bir direniş olmadı. Bu direniş ilk çıktığı anda sokaklardan duvarlara yansıdı. Başta Beyoğlu olmak üzere İstanbul’un bütün duvarları birbirinden güzel ve renkli yazılarla donatıldı. AKP, Gezi Parkı’ndaki direnişçilere saldırmadan önce duvarlara saldırdı. Önce duvarlarda yazılı olan yeni bir dünya özlemini, özgür yarınların hayalini sildi. Şimdi bütün İstanbul duvarları gri boyalarla yamalı... Ama bizim aklımız hala o duvarlarda! O gri yamaları, isyanın renkleriyle, sözleriyle yeniden dikeceğiz. Sözümüz olsun!¨

"Belediye gökkuşağını bile soldurdu"

Mehmetoğlu sözlerine şöyle devam etti, ¨O duvarlardaki yazıları gri boyalarıyla kapatan devlet, içimizde umut yaratan bu merdivenlerdeki gökkuşağını silmekte de gecikmedi. Hüseyin Çetinel arkadaşımızın emeğini zayi etti! Ancak burada eylem yapacağımızı duyan belediye korkusundan merdivenleri 'Bir gece yarısı operasyonuyla' tekrar gökkuşağı renklerine boyadı. Bu belediye gökkuşağını bile soldurdu! Biz buraya gelene kadar Amed’de, Ankara’da, İzmir’de ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde arkadaşlarımız her yeri gökkuşağına boyadılar bile.¨

Mehmetoğlu sözlerine şöyle son verdi, ¨Bizim bu sonsuz renkli birlikteliğimizden korkan devlet ve diğer otoriteler sokaklarımızda, parklarımızda ve diğer bütün yaşam alanlarında farklılıklarımızla bir araya geldiğimiz şu dönemde ilişkilerimizdeki renkliliği dışarı vurmamıza bile tahammül edemiyorlar!

"Çünkü biliyorlar ki sadece boyalı taş parçası gibi görünen bu merdivenler bizim yüreğimizdeki renkliliği onların suratlarına haykırıyor ve yine biliyorlar ki onların gri binalarından yollarından ufacık bir renkli sapma, insanlara kocaman umutlar verecek. Şimdi siz o gri kaldırımlarınızı, mahkeme duvarı suratlarınızı, lacivert takım elbiselerinizi alıp istediğiniz yere gidebilirsiniz. Biz bütün renkliliğimizle; devrimin kızılıyla, anarşinin karasıyla, feminizmin moruyla, özgürlüğün mavisiyle, Gezi Parkı’nın yeşiliyle, LGBT hareketinin gökkuşağıyla... Hasılı bütün renklerimizle dünyayı baştan aşağı boyayacağız. Bu daha başlangıç, boyamaya, mücadeleye devam! Her yer gökkuşağı, her yer direniş!¨

Kaynak: Bianet

29 Ağustos 2013 Perşembe

Palalı Saldırgan Yine Serbest

Eylemcilere ve polise palayla saldıran ve hakkında yakalama kararı bulunan Sabri Çelebi, Türkiye dönüşünde gözaltına alındı. Adliyedeki işlemlerin ardından Çelebi ikinci kez serbest bırakıldı.


Palalı saldırgan Sabri Çelebi, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde verdiği ifadenin ardından serbest bırakıldı.

Avukat Hacer Yılmaz, bianet’e yaptığı açıklamada, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği yakalama kararında da Çelebi’nin ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılacağının yazdığını belirtti.

Avukat Yılmaz, 11 Temmuz'da verilen yakalama kararının 5 Ağustos'da değiştirildiğini, tutuklama kararının kaldırıldığını açıkladı. İddianame de 7 Ağustos'ta kabul edilmişti.

10 Temmuz’da yurtdışına çıkan Çelebi Türkiye’ye döndü, dün akşam Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gözaltına alındı.

Havalimanında işlemleri tamamlandıktan sonra Asayiş Şube Müdürlüğüne getirilen Sabri Çelebi, bugün öğleden sonra adliyeye götürüldü. Çelebi, burada verdiği ifadesinin ardından serbest kaldı.

Sabri Çelebi, olayın hemen ardından verdiği ilk ifadesinde, Talimhane’de restoranının ve turizm şirketinin bulunduğunu, Gezi direnişi nedeniyle “ekonomik sıkıntıya düştüğünü” ileri sürerek kendini savunmuştu.

Çelebi, ifadesinde, göstericileri geri çevirmek için ellerinde pala ve sopalarla dışarı çıktıklarını, “amaçlarının sadece korkutmak olduğunu” iddia etmişti.

Bu, ikinci serbest kalışı

6 Temmuz’da Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla düzenlenen Gezi direnişi eylemi sırasında, polisin saldırısının ardından, Çelebi ile birlikte Murat Ertik, Şeyhmus Kırmızı ve Ahmet Girgin de Talimhane’de direnişçilere saldırdı.

Elinde pala olan Sabri Çelebi ile yanında çalıştığını söylediği, elinde döner bıçağı olan Murat Ertik ile sopa taşıyan Şeyhmus Kırmızı, işyerlerinden çıkarak halkın arasına karıştı. Yoldaki insanlara tekme ve ellerindeki aletlerle saldırdılar. Çelebi bir kadını sırtından teklemedi.

Kaan Polat isimli direnişçi sağ kulağından ve sağ çenesinden yaralandı. Emniyet Müdür Yardımcısı Kayhan Şahan da elinden yaralandı.

Akşam 18:30 civarında yapılan saldırının ardından Çelebi, saat 21:30’da yakalandı. Çelebi’nin yanında bulunan ve saldırıda kullanılan aletlerin temizlenmiş olduğu tespit edildi.

Savcılığa sevk edilen Çelebi, “yaralama” suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi. İstanbul 30. Sulh Ceza Mahkemesi ise “atılı suçun vasfı ve mahiyeti, mevcut delil durumu, tutuklamanın bir tedbir olması, şüphelilerin sabit ikametgahı olması ve kaçma şüphesinin bulunmaması” sebepleriyle Çelebi’nin tutuklanmamasına karar verdi.

Yaralanan Polat ile Savcı Büyükkılıç, Çelebi’nin serbest bırakılmasına 9 Temmuz’da itiraz etti. İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı değerlendirdi ve Çelebi hakkında yakalama kararı çıkardı.

Çelebi’nin yanında çalışan ve yine direnişçilere sopa ve döner bıçağıyla saldıran Murat Ertik, Ahmet Girgin ve Şeyhmus Kırmızı hakkında da adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı kondu.

Ancak bu karar öncesinde Sabri Çelebi’nin de yurtdışına kaçmış olduğu ortaya çıktı.

Dört saldırgan hakkında, 7 Ağustos’ta kabul edilen iddianameyle, “basit yaralama ve görevi yaptırmamak için direnme” suçlamalarıyla dava açıldı.

* Fotoğraf: Şebnem Coşkun / AA

Kaynak: Bianet

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Sınırların karşısında Eko-Jîn basın açıklaması

Yapılan basın açıklamasını aynen aktarıyoruz:

Eko-jîn yola çıktığı andan itibaren yola çıkma nedenlerinden birinin idari ve milli sınırların böldüğü insanlar arasında bir tür köprü olmayı amaçladığını deklare etmişti. İlkelerimize uygun davranarak Habur sınır kapısında sınırlara karşı olduğumuzu basın açıklamasıyla dile getirdik.                               



BASINA VE KAMAOYUNA

Hiçbir ülke bizi bir diğerimizden ayıramadı. Hiçbir kent bize ait olmadı. Bir toprağı, bir denizi, bir okyanusu, bir nehri bölen, parçalayan bir diğer candan ayıran sınırlar bizler için zorbalıktan başka bir anlam ifade etmedi. Bizler yeryüzünün çocuklarıyız. Bir çocuk gülerken bir anne severken bir baba korurken ırkı veya ülkesi duygularını değiştirmez, biliriz. Bir insanı diğerinden ayıran üzerine resimler çizilmiş bezden, demirden, taştan bayraklar olmamalı.
     
Bu gün sınırlar tüm canlıları birbirinden ayırmakla kalmıyor, insaları ayrıştırıp düşmanlaştırıyor. Ülkeler sınırlar vasıtasıyla Kürtleri ya da Arjantin Şili sınırındaki Mapuce halkı gibi dünya halkları, kültürleri hatta aileler arasına dahi dikenli teller, mayınlar döşüyor. Savaş ve çatışma dönemlerinde kapanan sınır kapıları ve ambargolar yüzünden insanlar kıtlıkla terbiye ediliyorlar. Her gün yüzlerce hatta binlerce insan sınır çatışmaları, sınırlara yerleştirilen mayınlar yüzünden ölüyor.   

Oysa doğada her şeyin bir diğeriyle bağı vardır. Suyun, rüzgarın, tohumdaki canın döngüsü bizleri birbirimize bağlar.  Yeryüzü  bir bütündür ve her bir varlığın diğerine ihtiyacı vardır.  Önce kendi aralarına sınır koyan insanlar daha sonra sınırları faşist bir inatla bitkilerin hayvanların ve nehirlerin arasına çektiler. 

Kuşların nehirlerin vatanı yoktur. Sürekli göç ederler ve akarlar. Bizler de kuşlar gibi nehirler gibi sınırsız ve silahsız bir dünya’da  soluksuz akmak istiyoruz.
             
Habur sınır kapısından bir defa daha haykırmak istiyoruz. Yaşasın varlıkların birbiriyle sınırsız ilişkiler kurabildiği tam bağımlı bir dünya.

23 Ağustos 2013 Cuma

Tecavüz Mağdurlarının Yarısı Çocuk

TÜİK verilerine göre, cinsel saldırı suçları son beş yılda yüzde 30 arttı. Son 15 yılda tecavüzden yargılanan 409 polis, asker, özel timci, korucu ve gardiyandan hiçbiri cezalandırılmadı.


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre tecavüz ve taciz gibi cinsel saldırı suçlarında son beş yılda yüzde 30 artış meydana geldi.

Son 15 yılda tecavüzden yargılanan 409 polis, asker, özel timci, korucu ve gardiyandan hiçbiri cezalandırılmadı.

Jin Haber Ajansı’nın haberine göre, TÜİK, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın erkek şiddeti verilerinden satırbaşları şöyle:

* Son 15 yılda 241 polis, 91 asker, 17 özel timci, 15 korucu, 45 gardiyan tecavüzden yargılandı. Fakat hiçbiri ceza almadı.

* Tecavüze uğrayanların yüzde 50’si 18 yaş altında. Bunların yüzde 90’unu kız, yüzde 10’unu oğlan çocukları oluşturuyor.

* Acil yardım hattını arayan kadınlardan yüzde 57'si fiziksel şiddete, yüzde 46,9'u cinsel şiddete, yüzde 14,6'sı enseste ve yüzde 8,6'sı tecavüze maruz kalıyor.

Çocukların yarısı ensest mağduru

* 5–10 yaş arası çocukların yüzde 55'i ensest mağduru.

* 10–16 yaş arası çocukların yüzde 40’ı ensest mağdurudu.

Saldırganlar tanıdık

* Cinsel saldırganların yüzde 75'i tanıdık.

* Ensest olaylarında faillerin yüzde 50'si öz baba, sırasıyla da amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılar.

* Kadınları istismar eden erkeklerin yüzde 83’ünü de eşler oluşturuyor.

Erkek şiddeti her yıl artıyor

* 2002-2008 arası 62 bin kadın tecavüze uğradı. 2002 yılı kayıtlarına 66 olarak geçen kadın katliamı sayısı, 2007 yılında 1011 olarak saptandı.

* 2006’da 528, 2007’de 473, 2008’de 577, 2009’da 652 kadın tecavüze uğrarken, 2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı yaşandı.

* Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’ndan basına verilen bilgiye göre 2010 yılının ilk 7 ayında, 226 kadın katledildi, 478 kadın tecavüze, 722 kadın tacize maruz kaldı; aile içi şiddet kapsamında 6423 kadın şiddete maruz kalarak hastanelik oldu.

* 2005–2010 yılları arasında, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya maruz kaldı ancak kadınların yüzde 40’ı şikayetçi olmadı. Kadınların korktukları için şikayetçi olamadıkları da istatistiklere geçen bilgiler arasında.

bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği çeteleye göre 2013’ün ilk yedi ayında, erkekler 97 kadın öldürdü, 97 kadına tecavüz etti, 127 kadını yaraladı, 110 kadına cinsel tacizde bulundu.

* Bu haberi JİNHA’dan derledik.

Kaynak: Bianet

18 Ağustos 2013 Pazar

FHDD: Mısır Halkının Yanındayız

Filistin Halkıyla Dayanışma Derneği (FHDD), Mısır’da askeri yönetimin halka yönelik katliamlarını kınar ve Mısır halkının yanında olduğunu ilan eder.

Mısır’da 3 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbenin gerekçesi ülkedeki bölünme ve çatışmaların durdurulması olarak ilan edilse de, geride kalan bir buçuk aylık süreçte yaşananlar bunun tam tersi yönde gerçekleşmiş, son olarak 14 Ağustos günü yüzlerce, hatta kimi değerlendirmelere göre binlerce sivil-silahsız insanın katledilmesiyle, yaşananlar vahamet boyutuna ulaşmıştır.

Katliamın, “geçici yönetim” ile Müslüman Kardeşler temsilcileri arasında görüşmelerin sürdüğü ve uzlaşmaya varılabileceği değerlendirmelerinin yapıldığı bir sırada gerçekleşmiş olması, çok açık bir şekilde, ordunun bütün Mısır toplumuna meydan okuması anlamına gelmektedir. Besbelli ki ordu uzun vadeli olarak, ülkedeki tek ve hegemonik iktidar sahibi kurum haline gelmeye çalışacak ve bunu kan dökerek gerçekleştirecektir. Bu anlamda askeri yönetimin işlediği suçlara karşı çıkmak için Müslüman Kardeşler’i ya da başka bir siyasi hareketi destekliyor olmak gerekli değildir.

Diğer yandan Mısır’da yaşanan kanlı değişimin  ABD emperyalizminin icazetiyle ve ABD’nin/İsrail’in müttefiki olan bazı Körfez rejimlerinin desteğiyle gerçekleştiği de çok açıktır. Doğal olarak böyle bir sürecin bölge halklarına hayır getirmesi beklenemez. Bu, Filistin ve Gazze için de geçerlidir. Nitekim son günlerde Mısır ordusu, Gazze’yi dünyaya bağlayan yeraltı tünellerine arka arkaya operasyonlar düzenlemektedir. Böylelikle Mübarek döneminde tünellere çelik duvar örülerek uygulanan ve Mursi döneminde de tazyikli su pompalayarak sürdürülen Gazze politikası, şimdi askeri yönetimin eliyle devam Tüm bu nedenlerden ötürü FHDD olarak Mısır’daki askeri yönetimi meşrulaştıracak her tür yaklaşımı reddediyor ve tüm duyarlı kesimleri, süregiden katliamları herhangi bir şerh düşmeksizin kınamaya davet ediyoruz.

FİLİSTİN HALKIYLA DAYANIŞMA DERNEĞİ

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Hindistan'da yunusların esareti bitiyor, ya bizde?

Onların düşünceleri, hatıraları, hayalleri, aile ve arkadaşlık ilişkileri var... Bunları biz değil, bilim adamları söylüyor. Üç ülkeden sonra Hindistan'da da 'insan olmayan birey' kabul edilen yunusların Türkiye'deki esareti ise sürüyor.



ABD'li araştırmacılar, aradan 20 yıl geçmiş bile olsa, yunusların eski dostlarının ıslıklarını hatırlayabildiklerini tespit etti. İşte böylesine vefakar olan yunuslar, Hindistan'da da 'insan olmayan bireyler' olarak tanınmaya başladı. Bu tarihi karar, yunusların ticari amaçlarla kullanılmasını ve ithalatını yasaklıyor. Hintli hükümet yetkilileri, yunus parklarının yasaklanması için çalışmalara başladı bile. Yunusların gösteri hayvanı olarak kullanılması dünyanın pek çok ülkesinde protesto edilen bir durum. Daha önce Kosta Rika, Macaristan ve Şili, yunusları birey olarak kabul etti. Türkiye'de de yunusların özgürlüğüne kavuşması için yoğun bir çaba var.

TÜRKİYE'DEN STK'LARIN DA PAYI VAR

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı, Hindistan'ın bu kararıyla birlikte, hayvanlara yönelik davranış kalıpları adına devrimsel bir adım atmış olduğu görüşünde: "Her şeyden önce hükümetlerin yasal düzeyde haklar ve hak ihlalleri konusunda kolaylıkla harekete geçebileceğini kanıtladı. Geçtiğimiz yıl Facebook'taki 'Yunus Parkları Kapatılsın' sayfamıza bir Hintliden gelen mesajda, yeni açılacak parkta çalışacak yunus eğitmenleri aradıkları yazıyordu. Biz de bu kişiye parkın nerede açılacağını, kaç hayvan barındırmayı düşündüklerini sorduk. Ardından, bu olumlu kararın çıkmasını sağlayan Federation of Indian Animal Protection Organizations'tan hayvansever bir yetkiliye ulaştık ve kendisine elimizdeki bilgileri ilettik. O zamanlar açılması planlanan parka karşı başlatılan mücadele, sonrasında bir bütün olarak sürdü Hindistan'da." Türkiye'nin ise İspanya'dan sonra Avrupa'nın en fazla yunus gösteri merkezi barındıran ülkelerinden biri olduğuna dikkat çekiyor Yağcı: "Hâlâ yunus gösterileri yasak değil. Kaş Yunus Parkı'na karşı yürüttüğümüz iki senelik mücadele sonunda bu çaba başarıya ulaştı ama Türkiye'de yunuslar hâlâ tutsak."

Hayvanlar eğlence amaçlı kullanılamaz

Yaşam Hakkına Saygı Derneği Başkanı Özgün Öztürk, Hindistan'ın yunuslarla ilgili kararını sevindirici buluyor ve ekliyor: "Türkiye'de sadece insanların değil, tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyulan günlerin gelmesi bizlerin varlık sebebi. Bu noktaya gelir miyiz, gelmez miyiz bilmem ama uğrunda savaşırız, savaşıyoruz. Bizimkisi bitmeyen bir mücadele, tüm kalıplarla, önyargılarla, sevgisizlikle, adaletsizlikle ve rantla..."

PRİMATLAR DA AYRICALIKLI

Yeryüzüne Özgürlük Derneği bazı ülkelerde yunus ve primatların zeka düzeylerinden ötürü, yasada diğer hayvanlardan ayrıldığına dikkat çekiyor: "İspanya, Haziran 2008'den bu yana primatları, insana yakın bir statüye koydu. Biz, insan menfaati uğruna hiçbir canlı türünün sömürülmesini tasvip etmiyoruz. Türkiye'de yetkililerin umursamazlığına rağmen insanlar, hayvanlara yönelik ayrımcılıklar konusunda hızla uyanıyor. Bu da bize beş-10 sene içerisinde başta sirkler ve yunus parkları olmak üzere bu zulüm merkezlerinin kapatılabileceği inancını aşılıyor. Türkiye'de de hayvanlı sirklerin yasaklanması için bir kampanya başlattık."

Kaynak: Sabah

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Kosta Rika Ülkedeki Hayvanat Bahçelerini Kapatma Kararı Aldı

Kosta Rika dünyada bir ilki gerçekleştirerek hayvanat bahçelerini kapatacağını ve tutsak hayvanları serbest bırakacağını duyurdu. Tropik iklime sahip ülke, yerkürede bilinen türlerin yüzde dördüne ev sahipliği yapıyor ve bu anlamda oldukça önemli. 


Kosta Rika ülkedeki iki devlet hayvanat bahçesini insan türünün diğer türler üstündeki hakimiyetini sorgulayan “Acil Ekolojik Farkındalık” projesi dahilinde kapatacak.

Ülkede sadece iki hayvanat bahçesi olmasına karşın (Simon Bolivar Hayvanat Bahçesi ve Santa Ana Korunumu) Kosta Rika’nın bu kararı coğrafyasında bulunan türlere bakışını yansıtması açısından açık bir karardır.

“Kafesleri ortadan kaldırıp botanik parklardaki biyoçeşitlilik ile iki tarafın da özgürlüğü üzerine temelli bir etkileşimi destekliyoruz. Hayvanların sağlıkları tehlikede olmadıkça ya da onları kurtarmak gerekmedikçe hiçbir şekilde kafeslerde bulundurulmasını kabul etmiyoruz.” diyen Çevre Bakanı Réne Castro, projenin Mart 2014’te başlayacağını duyurdu. Bu tarihten sonra doğal park olarak kullanılan yerler muhafaza edilip bölgede kalmayı ve yerleşmeyi tercih eden türlerin kullanımına sunulacak, doğal hayata salınamayanlarsa kurtarma merkezleri ve doğal hayat merkezlerinde kafessiz hayatlarına geçecekler ve buralarda önceki gibi teşhirleri yapılmayacak.

Aynı zamanda daha önce oy birliğiyle avcılığı yasaklayarak bu anlamda önemli bir adım atan ilk Latin Amerika ülkesi olan Kosta Rika, Vahşi Hayatı Koruma Kanunu’nda yaptığı değişikliklerle avlanmaya yönelik dört ay hapis cezası ve 4.000 Dolar’a varan para cezaları getirmişti.

Kaynak: TreeHugger / GoodMorningTurkey.com

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Erkekler Temmuz'da 9 Kadın Öldürdü, 20'sine Tecavüz Etti

bianet'in çetelesine göre, erkekler Temmuz'da dokuz kadın öldürdü, 20 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 19'una cinsel tacizde bulundu. 2013’ün ilk yedi ayında 97 kadın öldürüldü, 97 kadına tecavüze uğradı.


bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Temmuz’da dokuz kadın öldürdü, 20 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 10 kadına şiddet uyguladı, 19 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

Üç kadın kocalarına karşı hukuki süreci başlattıkları halde öldürüldü. Tecavüzlerin yüzde 50’si kadınların evinde, yüzde 55’i tanıdıkları erkekler tarafından gerçekleştirildi.

2013’ün ilk yedi ayında, erkekler 97 kadın öldürdü, 97 kadına tecavüz etti, 127 kadını yaraladı, 110 kadına cinsel tacizde bulundu.  Erkekler Haziran’da ise 15 kadın öldürdü, 16 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti, 19 kadını yaraladı, 18 kadına cinsel tacizde bulundu.

Cinayet

Erkekler Temmuz’da sekiz ilde dokuz kadın öldürdü. Bir kadın kocası hakkında çıkarttığı uzaklaştırma kararına, biri açtığı ceza davasına, biri ise şikayetçi olmasına rağmen öldürüldü. Bir erkek ise denetimli serbestlikten faydalanarak cezaevinden çıkınca karısını öldürdü.

Temmuz’da öldürülen iki trans kadının failleri, trans cinayetlerinin çoğunda olduğu gibi belirlenmedi. Dört kadını kocaları, ikisini eski kocaları, birini ise tecavüze kalkışan tanımadığı bir erkek öldürdü.

Öldürülen dokuz kadından beşi ateşli silahlarla, ikisi bıçakla, biri boğularak, biri dövülerek öldürüldü.

Temmuz’da kadın katlinin gerçekleştiği iller Adana, Afyon, Antalya, Aydın (2), Batman, İstanbul, İzmir ve Uşak.

Ayrıca Mardin’de bir korucunun tecavüzüne uğrayan 20 yaşındaki kadın tecavüzcüsü cezalandırılmayınca, İzmir’de bir trans kadın sevgilisinden şiddet gördüğü için intihar etti.

Tecavüz

Erkekler Temmuz’da 13 ilde 20 kadına tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu. Kadınların yüzde 55’ine tanıdıkları erkekler tecavüz etti, tecavüz olaylarının yüzde 50’si kadınların yaşadığı evde gerçekleşti.

Fuhşa zorlanan bir kadın, kaçmak için kendini trafikte bir aracın önüne atınca ağır yaralandı. En az 10 tecavüzcü tutuklandı, dört tecavüzcü ifadeleri alınıp serbest bırakıldı.

İki kadın ve kız çocuğuna babaları, ikisine kuzenleri, ikisine arkadaşları, birine sevgilisi, birine annesinin sevgilisi, birine doktoru, birine yaşadığı şehrin belediye başkan yardımcısı tecavüz etti. Dokuz kadına ise tanımadıkları erkekler tecavüz etti.

20 tecavüz vakasından 11’u evde, üçü kadınların alıkonuldukları mekanlarda, ikisi arabada, ikisi sokakta, biri otel odasında, biri doktor muayenehanesinde yaşandı.

Tecavüzcü erkeklerin yaşı 17 ila 62, tecavüze uğrayan kadın ve kız çocuklarının yaşları 8 ila 80 arasında değişiyor.

Tecavüzlerin yaşandığı iller Adana (2), Ağrı, Antalya, Balıkesir (2), Elazığ, Erzurum, Isparta, İstanbul (3), Muğla (2), Siirt, Sinop, Tekirdağ ve Zonguldak (3)

Şiddet – yaralama

Erkekler Temmuz’da sekiz ilde 10 kadına şiddet uyguladı. Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü.

Beş kadın kocası, biri eski kocası, biri babası, biri sivil polis, biri ise tanımadığı erkekler tarafından şiddete maruz kaldı. Bir erkek darp ettiği karısını iki gün boyunca eve kilitledi.

Erkekler altı kadını darp etti, üç kadını bıçakla yaraladı, bir erkek karısının suratını asit dökerek yaktı.
Temmuz’da erkek şiddetinin yaşandığı şehirler Adana, Afyon, Antalya, Balıkesir, Batman, Eskişehir, İstanbul (2), Kayseri ve Maraş.

Taciz

Temmuz’da erkekler beş ilde 19 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

Beş kadın ve kız çocuğu tanımadıkları erkeklerin, biri iş arkadaşının, biri eski sevgilisinin, 12 kız çocuğu öğretmenlerinin tacizine uğradı.

Taciz vakalarının 12'si’okulda, ikisi otobüste,  ikisi sokakta, biri işyerinde, ikisi telefon aracılığıyla gerçekleşti.

Taciz eden erkeklerin yaşı 29 ila 83, tacize uğrayan kadın ve kız çocuklarının yaşı 8 ila 26 arasında değişiyor.

Temmuz’da cinsel tacizlerin yaşandığı iller Amasra, Çorum, İstanbul (3), Konya (12) ve Zonguldak.

Bölgelere göre

Temmuzda 24 ilde 58 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası basına yansıdı. En çok şiddet Marmara ve İç Anadolu’da yaşandı.

57 erkek şiddeti vakasından 14’ü İç Anadolu, 13’ü Marmara, dokuzu Akdeniz, sekizi Ege, yedisi Karadeniz, üçü Doğu Anadolu, üçü Güneydoğu Anadolu’da yaşandı.

Kaynak: Bianet

Temmuz ayındaki erkek şiddetinin tam metnine ulaşmak için tıklayın.

Temmuz ayındaki erkek şiddetine karşı kadınların mücadelesi ile ilgili habere ulaşmak için tıklayın.