12 Mayıs 2014 Pazartesi

“Polis Yedi Yılda 155 Kişi Öldürdü”

Baran Tursun Vakfı, Anneler Günü sebebiyle yayınladığı mesajda polisin öldürme gücüne dikkat çekti ve PVSK’nın değiştirildiği 2007’den bu yana 155 kişinin polisçe öldürüldüğünü açıkladı.

Baran Tursun Vakfı, çocukları polis tarafından öldürülen annelerin anneler gününün kutlanamayacağını belirterek, çocukları polis tarafından öldürülmeyen annelerin anneler gününü kutladı.

Polisin öldürme gücünün sadece Gezi direnişinde öldürülen sekiz kişi üzerinden görmenin polisin gerçek öldürme gücünü hafife almak anlamına geldiğinin belirtildiği açıklamada 2007’de yapılan Polis Vazife ve Selahiyetler Kanunu’nda (PVSK) yapılan değişiklik sonrası bugüne kadar polisin toplam 155 kişiyi öldürdüğüne dikkat çekildi.

27’si karakollarda toplam 155 kişi

“Polis terörü sonucu yaşama hakkı ihlal edilen çocuklarımız, Gezi eylemleri ilintili hayatını kaybeden kişiler ile sınırlı olmayıp, bu gün ki tarih itibari ile 155'tir. (2007-2014)

“Baran Tursun Vakfı olarak bizler, 27'si karakollarda olmak üzere 155 kişinin ölümünden polisin sorumlu olmasından ötürü, polis şiddetine dair oluşturduğumuz etkin direnme platformlarında, karşılaştığımız algılardan biri de polisin öldürme gücünün Gezi olayları sonucu hayatını kaybeden kişilerle sınırlı olduğu şeklindedir. Bu algı işimizi ve çalışmalarımızı etkisizleştiriyor ve zorlaştırıyor.

“Polisin öldürme gücünü Gezi olayları sonucu hayatını kaybedenlerle sınırlı tutulması ise polisin gerçek öldürme gücünün hafife almak anlamına gelmektedir. Bu da biz polis şiddeti mağduru ailelerin, polis şiddetine dair oluşturduğu etkin direnme platformlarımızı ve çalışmalarımızı gölgelemektedir.

“Başta basın yayın organları, yazarlar ve akademisyenler olmak üzere, insan haklarına duyarlı sivil toplum örgütleri ve bu yönde organize olunan büyüklü küçüklü topluluklara sesleniyoruz.  Panel, konferans, platform ve söyleşi gibi toplantılarınızda polisin öldürme gücünü Gezi olayları ilintili sekiz kişi ile sınırlı tutmayınız.

“Aralarında bebek ve küçücük çocuklarında olduğu 27'si karakollarda olmak üzere 155 kişi olduğunu tekrar ve tekrar ve altını çizerek vurgulamanızı rica ediyoruz.

“Katiller tarafından evlatları öldürülen biz ailelerin; Anneler günü, Babalar günü, Sevgililer günü gibi günlerimizin asla olamayacağı bilinci ile bizim gibi evlatlarını kaybetmeyen sevgili annelerin anneler gününü kutluyoruz.

* Baran Tursun Vakfı tarafından 2007-2014 arasında polis tarafından öldürüldüğü tespit edilen kişilerin tam listesi için tıklayınız.

Kaynak: Bianet

Ali İsmail Korkmaz davasında değişen bir şey yok

Haziran ayaklanması sırasında üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'ı öldüren sivil polis ve sivil faşistlerin yargılanmasına Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Mahkeme, tutukluluk halinin devamına karar verirken, savcılığın ve avukatların taleplerini reddetti. Duruşma 14 Temmuz'a ertelendi.


Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesiyle ilgili Kayseri’de görülen davada tanık ifadelerine geçildi. Tanıklardan Yapıcı, sanık polisler ile sivil sanıklardan bazılarını mahkemede teşhis etti.

Kayseri'de 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Ali İsmail Korkmaz davasının bugün görülen ikinci duruşması sona erdi.

Ali İsmail Korkmaz'ın annesi Emel Korkmaz ise duruşma arasında basın açıklaması yaptı. Korkmaz çok konuşamayacağını, destek için gelenleri selamlamak için kürsüye çıktı. Basın açıklamasına katılanlar "Ağlama anne, evlatların burada" sloganlarıyla yanıt verdi.

Ağabey Gürkan Korkmaz da duruşmayla ilgili bilgi verdi ve adalet aramak için geldiklerini, kendilerine çıkartılan engellemeleri eleştirdi.

Antakya’da Gezi direnişinde hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın kardeşi Zafer Atakan da konuştu, “Emel Anne’yi yalnız bırakmayacağız” dedi.

İstanbul Gezi direnişinde yaşamını yitiren Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş da söz aldı, “Eşim oğlunun ardından gitti” dedi.

Konuşması sık sık sloganlarla kesildi, Gezi direnişinde öldürülenler anıldı.

Mahkeme, savcılığın polis Yalçın Akbulut'un tutuklanma talebini reddetti. Bununla birlikte, tutuklu sanıkların tutukluluk haline devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 14 Temmuz'a ertelendi.

* Bu haber, bianet ve ETHA'dan derlenmiştir.

Danıştay'dan Senoz Vadisi için önemli karar

Danıştay, Senoz Vadisi'nin HES tehdidinden kurtulması için önemli bir karar verdi. Karar, vadinin doğal SİT alanı ilan edilmesinin önüne açıyor.

Rize'nin Çayeli İlçesi'ndeki Senoz Vadisi'nin, doğal SİT alanı ilan edilmesi için yıllar önce yapılan başvuruyu reddeden Trabzon Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun kararını iptal eden yerel mahkemenin kararını onayan Danıştay, vadinin HES tehdidinden kurtulması için çok önemli bir karara daha imza attı. Danıştay, itirazı reddederek kararı ikinci kez onadı. Böylece, 6 yıldır doğal SİT alanı ilan edilmesi için çaba harcanan Senoz Vadisi için yeniden umut doğdu.

Biri faaliyette, 3'ü de inşa halindeki hidroelektrik santralinin bulunduğu Senoz Vadisi'ndeki 11 köyün muhtarı, vadinin doğal SİT alanı ilan edilmesi için 2008 yılının Haziran ayında Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na başvurdu.

Kurul, 2009 yılının Kasım ayında, 'Vadinin taş ocakları ve HES çalışmalarından olumsuz etkilendiği için doğal SİT gerektiren özelliklerini yitirdiği' gerekçesiyle doğal SİT alanı ilan edilmesi talebini reddetti. Yöre halkı bunun üzerine, kurul kararının iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme, 2010 yılının Eylül ayında Trabzon Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararını iptal etti.

RAPORU MÜZE ARAŞTIRMACISI HAZIRLAMIŞ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, mahkemenin iptal kararı üzerine Danıştay 14'üncü Dairesi'ne temyiz başvurusunda bulundu. Başvuruyu değerlendiren Danıştay 14'üncü Dairesi, 2013 yılı Mart ayında yerel mahkemenin verdiği kararı onadı.

Danıştay kararında, doğal SİT talebini reddeden kurulun hazırladığı raporun bir harita mühendisi ve müze araştırmacısı tarafından hazırlandığına dikkat çekildi, doğal SİT alanı özelliği taşıyıp taşımadığının farklı bir branşın uzmanı olan müze araştırmacısı tarafından tespit edilmesinin tartışmalı olduğu vurgulandı. Kararda ayrıca, yetkinliği saptanmış ve yeterli tecrübeye sahip uzmanlardan yaralanılmadan, yeterli bir alan araştırmasına dayanmayan tespitlerle karar verildiğine vurgu yapıldı.

İKİNCİ KEZ ONANDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bunun üzerine Danıştay 14'üncü Dairesi'ne karar düzeltme talebinde bulundu. Kararı yeniden inceleyen Danıştay 14'üncü Dairesi geçen ay verdiği kararla yerel mahkeme kararını onaylayarak, Trabzon Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun kararının iptalini kesinleştirdi. Böylece, Senoz Vadisi'nin doğal SİT alanı ilan edilmesi için yeniden umut doğdu.

Senoz Vadisi'nin kıyı çizgisinden başlayan ve Kaçkarlar'a kadar uzanan önemli bir vadi olduğunu ifade eden TEMA Vakfı Rize Temsilcisi Nevzat Özer, "Senoz Vadisi sahip olduğu biyolojik zenginlik yanında, tarihi ve kültürel özellikleriyle de mutlak korunması gereken bir alandır. Bu halk, vadide yaşayanların son nesil olmadığını çok iyi bilmektedir. Koruma kararlarını kendileri için yaratacağı mağduriyetlere rağmen ısrarla istemektedir. Bu çok saygın ve onurlu bir davranıştır" dedi.

Senoz Derneği avukatı Münir Yazıcı da "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı'na görev düşüyor. Mahkeme 'SİT değildir' kararını iptal ederken çok önemli doğa dersleri veriyor, kamu idaresine görev hatırlatmasında da bulunuyor. İlgili kurumlara düşen, mahkemenin iptal kararında belirtilen koordinasyon, yeterlilik, bilimsellik, halkın katılımı gibi kriterlere uyarak bu kararı ciddi bir şekilde ele almasıdır" değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: ETHA

9 Mayıs 2014 Cuma

İstanbul Gezi Davası 13 Mayıs'a Ertelendi

İstanbul Gezi Davası'nın üçüncü celsesinde ifade veren sanıklar nasıl gözaltına alındıklarını ve gözaltında yaşadıklarını anlattı. Aralarında köfte yemeye çıktığında, polise sığındığında, otobüs beklerken gözaltına alınanlar var.

Gezi Parkı olaylarına ilişkin 255 tutuksuz sanığın yargılandığı davanın dünkü üçüncü duruşmasında 13 sanık daha ifade verdi. Aralarında üniversite öğrencilerinin de olduğu sanıklar suçlamaları reddetti, beraatlerini talep etti.

Hakim Yener Yıldırım, sanıkların savunmalarının alınmasının tamamlandığını belirterek duruşmayı 13 Mayıs Salı günü saat 09.00'a erteledi.

İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nce görülen davanın 225 sanığı arasında 1 Haziran 2013’te Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii'ne girenler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan yedi kişi de var.

Sanıkların tamamı 2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten bir yıl ile 11 buçuk yıl arasında değişen hapis cezaları istemiyle yargılanıyor.

“Polise sığındım, gözaltına alındım”

Cnntürk ve Hürriyet’te sanıkların ifadeleri şu şekilde yer aldı.

Mahmut Mert Baygüz: Olayların meydana geldiği sırada ben yaralandığım için polise sığındım Polise sığınmadan önce Gümüşsuyu Taşkışla'nın yanında bir diklik vardı. Polis gazla müdahale edince kaçmak için oraya tırmanırken suya düştüm, su da gazlıydı. Polise sığındım. Onlar da beni bu halde gözaltına aldılar. Otobüsün içerisindeki memura yararlı olmamı söylememe rağmen polisin tepkisi bana tokat atmak oldu. Bunun etkisiyle kafamı cama vurdum. Travma da geçirmiş olabilirim. Çünkü yüzümü yere çarpmıştım. Yaklaşık 3 saat otobüsün içinde bekletildik.

Levent Erden: Olay günü Gezi Parkı'ndaki ağaçlar için bekleyen arkadaşlara destek için oraya tek başıma gittim. Önce İstiklal Caddesi'ne gittim. Motosikletimi park ettiğim sırada kaskım başımda iken gaz fişeği kaskıma geldi. Kaskım çatladı bende düştüm. Kendime gelmeye çalıştığım sırada bir grup polis gördüm. Polislerin amiri olduğunu düşündüğüm kişi beni yanlarına çağırdı. 4-5 polis üzerime atladı ve kelepçeledi. Ekip otosuna konuldum.

“Yanlış zamanda yanlış yerdesin”

Furkan Bülent Ongan: Ben karakolda avukat huzurunda ifade vermiştim. Bu ifadem aynen geçerlidir. Ancak şunu ekleme istiyorum ki, Olay günü Taksim Meydanı'nda otobüs durağında bekliyordum. Gazdan etkilenmiştim. Polise sığındım limon sıkıp yardımcı oldular. Sivil polisler de vardı etrafta, toplu gözaltı yapıyorlardı. Beni de aldılar. Suçum yok neden beni alıyorsunuz? diye sorduğumda ise polis bana, 'Yanlış zamanda yanlış yerdesin' dedi. O sırada elimde telefonum vardı, telefonumu zorla elimden alarak hiçbir şekilde çekmememe rağmen içerisindeki bütün fotoğraf galerisini temizlediler. Özel resimlerimin hepsi silindi. Suçlamaları kabul etmiyorum.

Çağatay Karakuş: Karakolda susma hakkımı kullandım. Çünkü kendimin baskı altına alındığımı düşüncesindeydim. Gözaltı süresi bir gün olmasına rağmen üç buçuk gün bekletildik. 28 saat kadar bir süre yemek, su ve diğer ihtiyaçlarımız giderilmedi. Sonradan savcılığa getirdiler ve ben savcılıkta avukat huzurunda ifade verdim. O ifadem aynen geçerlidir. Olay yerinde bulunan insanlara yasalara uygun herhangi bir ihtar yapılmadı, 'dağılın' uyarısında bulunulmadı. Bir anda herkesi aldılar. Benim üzerimde suç teşkil eden herhangi bir şey olmamasına rağmen ters kelepçe yapıldım. Bizi tam üç buçuk saat yeni yapılan köprünün içinde beklettiler. Suçlamaları kabul etmiyorum

“Köfte yemeye çıkmıştım"

Can Özhan: Taksim Meydanı'nda eşimle birlikte faturasını sunduğum otelde müşteri olarak kalmaktaydım ve dışarıya köfte ekmek yemeye çıkmıştım. Eşim otelde kalmıştı. Sonrasında ifademde belirttiğim şekilde oldu. Ben olay mahallinde görevlilerin 'dağılın' tarzında herhangi bir uyarısını duymadım ve yapılmadığını düşünüyorum. Salonda sanık olarak Mahmut Mert Baygüz'ün yaralı halini gördüm ama nasıl yaralandığını görmedim. Olay sırasında ben de polisler tarafından darp edildim ancak kimin darp ettiğini bilmiyorum. Muayene için götürüldüğüm Haseki Hastanesi'nde hekimle yalnız kalamadık, bu hakkımız bize kullandırılmadı.

Umur Arslan Eraslan: Arkadaşlarımla Beşiktaş’ta buluştuk. Yemek yemek için Taksim’e gittik. Hamburger yerken gözaltına aldılar ve buralara kadar geldi. Üzerimde şort, tişört, cep telefonu ve cüzdanım vardı. Eyleme katılmadım.

Kaynak: Bianet

3. Havalimanı İçin Kaç Ağaç Keseceklerini Bilmiyorlar

Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, soru önergesine verdiği yanıtta, 3. havalimanı için "kesilen ve kesilecek olan ağaç sayıları henüz bilinmemekte" dedi.


İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu 3. havalimanı ile ilgili  Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi vermişti.

Proje bitince belirlenecek

Önergeye verilen yanıtlar içinde en dikkat çekeni projede kamulaştırılan 6 bin 172 hektarlık ormanlık alanın bu projeden nasıl etkileneceği ve bu tahribatın nasıl telafi edileceği sorusuna verilen yanıttı:

"Proje nedeniyle kesilen ve kesilecek olan ağaç sayıları henüz bilinmemekte olup, kesin rakam proje tamamlanmasından sonra belirlenecek olup, kesilecek her ağacın yerine de 5 katı ağaç dikiminin gerçekleştirilmesi planlanmıştır."

Mülkiyet birliği adına

Bir diğer dikkat çeken nokta ise 3. havalimanı için yapılan acele kamulaştırmanın "hakkaniyetten uzak yapılmasına neden olacak mıdır?" sorusuna verilen "bölgenin mülkiyet birliğinin sağlanması" yanıtı oldu.

"Söz konusu alana ilişkin olarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8. maddesi gereği, uzlaşma görüşmelerinin yapılması ve uzlaşmalarda anlaşma sağlanamaması durumunda ilgili mahkemelere müracaat edilerek, açılacak bedel tespiti ve tescil davaları sonucunda mahkemelerce tespit edilecek değerler üzerinden taşınmazların TOKİ adına tescil edilmesi çok uzun zaman alacağı düşüncesiyle bölgenin mülkiyet birliğinin sağlanması hedeflenmiştir. İstanbul 3'üncü Havaalanı Projesinin bir an evvel başlatılabilmesi için bölgedeki kamulaştırma işlemlerinin biran evvel sonuçlandırılması gerekmektedir."

Ne olmuştu?

Bakanlar Kurulu kararıyla Arnavutköy ilçesi, İmrahor, Tayakadın ve Yeniköy köyleri ile Eyüp İlçesi, Ağaçlı, Akpınar ve İhsaniye köylerinde yer alan bazı taşınmazlar, 3. Havaalanı Projesi kapsamında Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından acele kamulaştırılmıştı.

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, 3. havalimanı ile ilgili incelemeleri yetersiz bulup bilirkişi keşfi yapılana kadar inşaat faaliyetlerinin yapılamayacağına hükmetmişti.

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, 3’üncü Havalimanı için İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin verdiği durdurma kararını kaldırdı. 3. Havalimanı’ndaki işlemler kaldığı yerden devam edecek.

2017'de ilk etabı açılması planlanan havalimanının ihalesini Kolin- Limak- Cengiz -Kalyon-MAPA ortaklığı 52 milyona almıştı.

Kaynak: Bianet

TBMM, tarihi bir karara imza atıp esareti sonlandıracak mı?

Yunuslara Özgürlük Platformu ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği, yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin artık tamamen yasaklandığı yönündeki hatalı bilgilendirme ve haberler hakkında kamuoyunu bilgilendirdi. Aynı zamanda yunus parkı işletmecilerinin bu haberler doğrultusunda TBMM Çevre Komisyonu'na ve Alt Komisyon'a baskı yaptığı ve yasağa engel olmaya çalıştıklarına dair duyumları dile getirdi. 



Hayvanlı sirklerdeki ve yunus parklarındaki hayvanların kaderi TBMM ve Çevre Komisyonu'nun elinde!

Yunuslara Özgürlük Platformu ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği, basında çıkan haberlerin doğru olmadığını, bazı sivil toplum temsilcilerinin basındaki demeçlerinin gerçeği yansıtmadığını, henüz yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin kapatılmasına dair nihai kararın TBMM tarafından verilmediğini ve bunun hala tartışmalı bir konu olduğunu belirtti. Örgütler, yunus parkı işletmecilerinin ise, gösteri merkezlerinin kapatılmaması için TBMM'de görüşmelerde bulunduğuna dair duyumlar aldıklarının da altını çizdi.

"Meclis kulislerinde önce altı ay, daha sonra bir yıl içinde kademeli olarak kapatılacağı söylenen yunus parklarının kapatılma süresinin iki yıla çıkartılacağı söyleniyor"

Aktivistler kararlı: Yunus parkları ve hayvanlı sirkler yasaklanmalıdır! 

Kamuoyu farkındalığı ve sivil toplumun baskısı nedeniyle hayvanlı gösterilerin yasaklanmasına dair maddelerin “tavsiye niteliğinde” Alt Komisyon'dan Çevre Komisyonu'na ve TBMM Genel Kurulu'na verildiğini belirten sivil toplum kuruluşları, bu gelişmeler ışığında Çevre Komisyonu'na çağrıda bulundu ve bir kez daha hayvanlı sirklerin ve deniz memelilerinin esaret altında tutulduğu tüm gösteri ve terapi merkezlerinin, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlayacak olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine ilişkin yasa tasarısında yasaklanması gerektiğine dikkat çekti.

“Hayvan tüccarları mağdur rolü oynuyor” 

Bu tesislerdeki hayvan hakları ihlallerinin yanı sıra, bulaşıcı hastalık ve kaza-ölüm risklerinin bilinçli bir şekilde kamuoyundan gizlendiğini vurgulayan Yunuslara Özgürlük Platformu ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği, basında yer alan “Yunus Parkları ve Hayvanlı Sirkler Kapatılacak” başlıklı haberler ile ilgili Meclis kulislerinden aldıkları duyumlardan ve Çevre Komisyonu'na teslim edilen metinlerin şeffaf bir şekilde paylaşılmadığından bahsederek süreci endişe ile izlediklerini duyurdu.

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı, “Meclis kulislerinden aldığımız duyumlara göre önce altı ay, daha sonra bir yıl içinde kademeli olarak kapatılacağı duyurulan yunus parklarının kapatılması süresinin şimdi de iki yıla çıkartılabileceğini öğrendik. Taraf olunan uluslararası sözleşmeler gereği, zaten yıllardır hapsedilen bu hayvanların hakları esnetilemez” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hayvanların eğlence sektöründe sömürülmesine bir son verilmeli"

“Meclis, kamuoyundaki bu ciddi tepkiyi dikkate almalı ve bu tesislerdeki hayvanların yaşamlarını ve haklarını güvence altına alarak bir takım kişilere ticari kazanç yaratmak için ayakta tutulan bu tesislerin en kısa sürede kapatılmasını sağlamalıdır. TBMM ve Türkiye, hayvan ticaretiyle geçinen, yasadışı birçok sürece dahil olmuş birkaç tüccarın yalanlarına ve ticari çıkarlarına alet olmak yerine, sayısız hayvan hakları ihlallerinin ve işkencelerin yanı sıra insan sağlığına da büyük zararı dokunan ve her an ölümlerin, kazaların yaşanabileceği bu tesislerin kapatılması için uğraşmalı. Hayvanların oluşturulacak deniz memelisi rehabilitasyon merkezinde koruma altına alınması ve ömür boyu çalıştırılmaması için deniz memelisi uzmanları ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte çabalamalı. Neden yasaklar için sınırları dahilinde yunus parkı olan İspanya, İtalya ve Fransa gibi kötü modelleri örnek almak yerine, yunus parklarını yasaklamış İsviçre, İngiltere, Yunanistan, Hindistan, Brezilya gibi iyi örneklerden yola çıkılmıyor? Birkaç kişi bu hayvanların transferinden ticaretine, fırsat sitelerinde pazarlamasından denetimlerine kadar binlerce dolar kazanacak diye, neden bunca riske, hak ihlaline ve ayrıntılarıyla açıkladığımız hukuksuzluklara göz yummayı tercih ediyorlar? Doktorların ve uzmanların görüşlerini es geçerek hayvanların esaretinden ve acısından para kazanan bu insanların TBMM kararlarına etki etmesine neden izin veriliyor? Hayvan tüccarları mağdur rolü oynarken, TBMM de 21. yüzyılda dünyaya örnek olabilecek bir kararla 5199'daki değişiklikleri tamamlamalıdır. Artık esareti ve zulümden beslenen eğlence anlayışını sonlandırmanın zamanı geldi.”


“Türkiye'de bir ilk gerçekleşebilecekken geri dönülmemeli“

Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner ise, “Endişe ile izlediğimiz bir süreçten geçiyoruz. Türkiye’de ilk kez yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanacağı duyuruldu. Meclisteki yasa değişikliği toplantılarına katılarak ve bu konudaki görüşlerimizi, bilimsel veriler ile birlikte TBMM Çevre Komisyonu’na ileterek bu esaret işkence kamplarının neden kapatılması gerektiğini anlattık. Hayvan hakları aktivistlerinin tamamı da bu konuda mutabakata vardı. Çevre Komisyonu ve TBMM, doğuştan gelen haklara sahip olan bu sessiz canlıların sesini duymak zorundadır. Çok basit bir amaç uğruna hayvanlar esir edilemez ve hakları gaspedilemez” açıklamasında bulundu.

Özgüner, öte yandan, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin Change.org sitesinde “Türkiye’de Hayvanlı Sirkler Yasaklansın” (http://chn.ge/1jkAvnQ) başlıklı bir kampanya yürüttüklerini söyledi ve “Hayvanlı sirklerin yasaklanması için 10.000 imza topladık. Bu imzalar, ilgili kişi ve kuruluşlarla paylaşıldı. Bu kadar ciddi bir kamuoyu talebi karşısında yunus parkları da dahil hayvanlı sirklerin yasaklanması, yıllardır esir edilen ve yoğun işkenceye maruz kalan bu hayvanlara bir borçtur. Sadece birkaç kişiye ticari kazanç sağlamak için ayakta tutulan bu işkencehanelerin ivedilikle kapatılması gerekiyor” açıklamasında bulundu.

Kaynak: GazeteA24








7 Mayıs 2014 Çarşamba

Çocuk cezaevlerinde istismar bitmiyor!

Evrensel'in gündeme taşıdığı cezaevinde tecavüz olayı Adli Tıp raporuyla doğrulandı.

Adana’nın Ceyhan ilçesindeki M Tipi Kapalı Cezaevinde 15 yaşındaki F.O’ya tecavüz, Adli Tıp raporuyla artık kesinleşti.

Cezaevinden, yaklaşık 1 ay önce tahliye olan F.O, koğuştaki diğer çocuklar tarafından günlerce taciz ve tecavüze uğradığını anlatmış, tüm taleplerine rağmen cezaevi yönetiminin gerekli önlemleri almadığını söylemişti. Gazetemiz haberi manşetine taşımıştı.

SPERM VE DNA’SI TESPİT EDİLDİ

Raporda, F.O’nun iç çamaşırından, çarşafından alınan örneklerde tecavüz şüphelisi M.A’ya ait sperm ve DNA’sı tespit edildi. Alınan örneklerde M.A’ya ait olmayan başka bir sperm örneği daha bulundu. Bunun üzerine savcılık koğuştaki diğer çocuklardan da DNA örnekleri alınmasını istedi.

F.O’nun avukatı ve İHD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Tugay Bek, Adli Tıp raporuyla F.O’ya tecavüzün kesinleştiğini, bundan sonra sorumluların yargılanması gerektiğini söyledi.

SAVCI YETKİSİNİ AŞTI

İHD MYK Üyesi Av. Tugay Bek, Cumhuriyet Başsavcılığından cezaevi ortamında çekilen görüntülerin soruşturma ile ilgili kısmının verilmesini isterken, savcılık CD’nin diğer tutuklu ve hükümlülerin özel hayatlarını ihlal etme ihtimaline atıf yaparak talebi reddetti. Av. Bek ret kararına Ceyhan Sulh Ceza Mahkemesine sunduğu dilekçe ile itiraz etti. “Savcı kanunda olmayan bir yetki kullanımı yaptı” diye konuştu.

Ayrıca F.O. savcılığa ifade vermeye ailesiyle birlikte giderken; savcı, aileye, olayın kamuoyuna taşınmasından ve kamuoyunda tartışılmasından rahatsızlık duyduğunu açıkça dile getirdi.

GARDİYANLAR DA ŞİDDET UYGULADI!

Tecavüzün kamuoyuna yansımasının ardından F.O. Cumhuriyet Başsavcısı Veli Dökme tarafından ifadeye çağrıldı. Savcılığa ilk kez ifade veren F.O. cezaevinde idare tarafından da şiddet gördüğünü açıkladı. F.O. gardiyanlar tarafından gördüğü şiddeti şöyle anlattı: “Koğuşta M.A’nın ‘Bağırmazsan döveriz’ tehdidi üzerine bağırmaya başladım. Amaçları eğlenmekti. Bunun üzerine gardiyanlar geldi. Beni alıp baş memurluk odasına götürdüler, iki memur tarafından ellerime coplarla vuruldu. Oysa ben o gün idareye, yaşadığım bağırma olayının benim isteğimle gerçekleşmediğini ve koğuşta beni dövdükleri için koğuşumu değiştirmek istediğimi söylemiştim”

Kaynak: Evrensel

1 Milyar Ağaç Yasadışı Yollarla Kesildi

Türkiye'de son 76 yılda 2 milyon 403 bin 355 dekar orman alanı usulsüz açma ve yerleşme nedeniyle zarar görüp yok oldu. Bu dönemde 1 milyar 224 milyon 622 bin 900 kilogram ağaç yasa dışı kesildi.


Orman Genel Müdürlüğü Orman Zararlılarıyla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 2013 yılı değerlendirme raporuna göre, orman suçlarına karşı düzenli kayıtların tutulmaya başlandığı 1937’den 2013’e kadar 76 yılda toplam 3 milyon 544 bin 129 suç tutanağı düzenlendi. Tutanağa geçen suç sayıları ve kategorileri şöyle oldu:

“Yasa dışı kesim 1 milyon 371 bin 489, usulsüz açma ve yerleştirme 677 bin 50, nakil fiillerinden 1 milyon 69 bin 351, ayrıca 1994’ten bu yana bulundurma suçundan 55 bin 555, 1997’den itibaren işgal suçundan 52 bin 135, otlatma suçundan 294 bin 876 ve diğerleri.”

Raporda, ayrıca son 10 yıllık dönemde yıllık ortalama suç sayısının 16 bin 906 olduğu, 2013’te ise bu sayının 11 bin 749 olduğu belirtildi. 

YASA DIŞI KESİM

Söz konusu rapordaki veriler kapsamında Türkiye’de son 76 yılda 1 milyar 224 milyon 622 bin 900 kilogram orman ağacı yasa dışı kesildi, yasa dışı ağaç kesimi için bu süreçte 1 milyon 371 bin 489 tutanak düzenlendi.

2013 yılında ise 3 bin 620 suç tespiti yapıldı, kesilen ağaçlar kilogram cinsinden 2 milyon 164 bin 900 olarak belirlendi. Bu yasa dışı eylemlerin yüzde 72’sinin, yani 2 bin 611’inin faili bilinirken, 1009 suç faili meçhul kaldı. 2013 yılında usulsüz kesme fiillerinde suç sayısına göre ilk 5 sıra Amasya (382), Giresun (265), Zonguldak (252), Antalya (232) ve Adapazarı (224) olarak gerçekleşti.

USULSÜZ AÇMA VE YERLEŞME

Ormanlık arazilerde yalnızca usulsüz açma ve yerleşme eylemlerine karşı 1937 yılından 2013 sonu itibarıyla 677 bin 50 suç tutanağı düzenlendi. Bu suçlarda 2 milyon 403 bin 355 dekar orman alanı zarar görüp yok olurken, usulsüz açma ve yerleşmeler esnasında 927 bin 9 metreküp yakacak odun ve 822 milyon 979 bin kilogram yakacak odun nitelikli orman emvali kesildi.

2013 yılındaki usulsüz açma ve yerleşme eylemindeyse suç sayısı 1930 oldu. Tahrip edilen saha 7 bin 143 dekar olarak belirtilirken, bu esnada ayrıca 3 bin 147 metreküp endüstriyel odun ile 554 bin 900 kilogram yakacak nitelikli orman emvali kesildi. 2013 yılında açma-yerleşme eylemlerinde ilk 5 sırada 254 suçla Giresun birinci olurken, onu Kahramanmaraş (178), Mersin (162), Amasya (159), Adana (143) takip eti. Alan olarak ise ilk beş sırada yine Giresun 602 dekarla birinci olurken, İzmir (598 dekar), Mersin (563 dekar), Adana (506 dekar) Kahramanmaraş (493 dekar) sıralamaya giren iller oldu.

İŞGAL

Türkiye’de ormanların işgali ve buna bağlı olarak faydalanma 1997 yılından itibaren değerlendirilmeye başlandı. Son 16 yılda yasa dışı kabul edilen bu eylem nedeniyle 52 bin 135 adet suç tespiti yapıldı. Bu suça 260 bin 39 dekar orman alanı konu oldu.

2013 yılında 2 bin 623 adet eylem ve 9 bin 387 dekar saha için yasal işlem yapıldı. Aynı yıl işgal eylemlerinde suç sayısı bakımından bölgeler itibarıyla ilk 5 sıralama İstanbul (472), Kahramanmaraş (286), Adana (210), Amasya (183), Muğla (135) şeklinde oluştu.

ANTALYA’DA 593 ORMAN SUÇU

Antalya’da 2013 yılında 232 kesme suçu meydana geldi. Bu suçların 119’unun faili saptanabilirken, 113 suç faili meçhul kaldı. Antalya’da 2013’te yasa dışı olarak 178 bin 900 kilogram ağaç kesildi. Yine geçen yıl içinde 90 adet açma ve yerleşme suçu belirlendi. Bu suçlar nedeniyle 446 dekar orman alanı zarar gördü. Antalya’da son 9 yıl içinde işlenen suç sayısı azalırken, bu suça bağlı olarak zarar gören orman alanında ise bir değişiklik olmadı.

Değerlendirme raporuna göre, Antalya’da 2004 yılında 150 suça karşılık 450 dekar orman alanı zarar görürken, 2007’de 140 suç nedeniyle 530 dekar, 2010 yılında 120 suç nedeniyle 364 dekar ve 2012’de 98 suça bağlı olarak 372 dekar orman alanı tahrip edildi. Antalya’da ormana karşı işlenen suçlar arasında işgal nedeniyle 2013 yılında 124 suç belirlendi. Toplam 346 dekar orman alanı bu suç nedeniyle yok olurken, Antalya’da son 9 yılın en yüksek rakamı 269 suç ve zarar gören 808 dekar orman alanıyla 2009 yılında gerçekleşti. Antalya’da 2013 yılında ormana karşı 593 suç işlendi. 

Kaynak: Evrensel

Polis kimseyi öldürmemiş, Gezi de yaşanmamış!

İçişleri Bakanı Ala'ya göre, polis 2002-2013 yılları arasında hiç kimseyi öldürmemiş. Hatta, Gezi direnişi bile yaşanmamış!

İçişleri Bakanı Efkan Ala, HDP Milletvekili Ayla Akat Ata'nın, Antakya'da Ahmet Atakan'ın ölümüne ilişkin verdiği soru önergesini yanıtladı.

2002-2013 yılları arasında polis tarafından öldürülen ve yaralananların sayısını öğrenmek isteyen Ata, kaç polis hakkında soruşturma ve dava açıldığını sormuştu.

Ata, "10-11-12 Eylül 2013 tarihlerinde, Ahmet Atakan'ın polisler tarafından öldürüldüğü iddiasından sonra yurdun çeşitli illerinde gerçekleşen olaylarda gözaltına alınan kişi sayısı kaçtır? Gözaltına alınan bu kişilerden kaçı tutuklanmıştır?" sorusunu yöneltmişti.

Polisin kullandığı şiddetin dayağını da sorun Ata, "Eğer varsa bu gerekçe veya dayanak nedir? Eğer herhangi bir gerekçe veya dayanak yoksa, bu tür uygulamaları gerçekleştiren görevlilere yönelik bakanlığınızca herhangi bir yaptırım olacak mıdır? Bu konuda güvenlik güçlerinin keyfi tutumunu önleyecek herhangi bir planlamanız bulunmakta mıdır" diye sormuştu.

YANIT YARIM SAYFA BİLE DEĞİL

İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yarım sayfayı bile bulmayan yanıt yazısında hiçbir sorunun cevabı yer almadı.

Bakan Ala, polis şiddetiyle yaşanan ölümleri yok saydı.

Yanıt şöyle: "Toplumsal olaylar sırasında, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu yargı kararıyla kesinleşen bir ölüm olayı bulunmamaktadır. Önergeye konu edilen tarihlerde Hatay ilinde yapılan gösterilerde gözaltına alınan şahıs olmamıştır.

Ayrıca ilgili mevzuat, emir ve talimatlara aykırı hareket eden personel hakkında derhal adli ve idari işlem başlatılmaktadır."

Kaynak: ETHA

255 kişinin yargılandığı "Gezi" davası dün başladı

255 kişinin yargılandığı İstanbul Gezi Direnişi davasının ilk duruşması dün başladı. Savunmalarını veren sanıklar suçlamaları reddetti, beraatlerini istedi.


Gezi Parkı olaylarına ilişkin 255 tutuksuz sanığın yargılandığı dava dün başladı. Dava İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nce Mayıs ayı boyunca Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde görülecek. Dava 22 Mayıs'ta son bulacak.

255 sanık arasında 1 Haziran 2013’te Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camii'ne girenler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan yedi kişi de var.

Sanıkların tamamı 2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten bir yıl ile 11 buçuk yıl arasında değişen hapis cezaları istemiyle yargılanıyor.

Davanın bugünkü davanın ilk duruşmasına çoğunluğu üniversite öğrencisi 32 sanığın yanı sıra müştekilerden Ali Çezik ile taraf avukatlar katıldı. Kimlik tespitinin ardından sanıklar savunmalarını verdi. Sanıklar suçlamaları kabul etmeyerek beraatlerini istedi. Dava yarın devam edecek.

“Hayatıma kast edildi”

Hürriyet ve Radikal'de yer alan haberlere göre Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Cami’sinde bira içtiği iddia edilen Emre Öztürk de savunmasını verdi. Öztürk hakkında çıkan fotoğraf ve haberlere tepki gösterdi.

“İnsanlara 'elinde bira vardı' diye yansıtıldı. Hayatıma kast edildi. Eğlenmek için Beşiktaş'a gitmiştik. Birden müdahale oldu ve biz de insanlara yardım etmek istedik ama böyle bir haber çıktı. Hayatıma tecavüz edildi diye dava açtım. Elimde bir kola var ve 'camide bira içildi' diye servis edildi. İnsanlar minibüste falan beni tanıyorlar.

“Olay günü yanımda arkadaşım Doğan Öztürk vardı. Olay zamanı yaralanan insanlar oldu ve camiye sığındılar. Ben de yardım amaçlı camiye girdim. Caminin içine gaz sıkıldı. Gazdan etkilendiğim için gözlerim yandı ve ben de kola kutusunu gözüme tuttum. Fotoğrafım çekildi, basında yer aldı. Ben de bununla ilgili suç duyurusunda bulundum. Ben olaylar sırasında gözaltına alınmadım, davet üzerine karakola gittim. Bana kamu malına zarar verilip verilmediği soruldu ve tanık sıfatıyla ifadem alındı"

Öztürk’ün avukatı Abdullah Onur Eyüboğlu müvekkilinin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınmadığını fakat iddianamede şüpheli olarak yer aldığını belirterek, "Müvekkilim net delil olmadan suçlanmıştır. Atılı suçlamayı kabul etmiyoruz. Caminin müezzini de 6 gün boyunca camide bira içilmediğini söyledi ve bulunduğu camiden sürüldü. AKP Genel Başkanı tarafından da bu bira içme meselesi dile getirildi" diye konuştu.

“Ne olduğunu anlamadan polisler yakaladı”

Seçkin Cebeci, arkadaşları ile buluşmak için Taksim'e gittiğini sırada gözaltına alındığını söyledi.

"Dört arkadaşımla birlikte Taksim'de  yürüyorduk, ne olduğunu anlamadan polisler bizi yakaladı.”

Görkem Celiloğlu ise, 3 Haziran 2013'te üç kameraman arkadaşıyla beraber gelir elde etmek amacıyla çekim yapmak için eylemlerin sürdüğü yerlere gittiğini ifade etti

"Beşiktaş civarındayken eylemci grubun arasındaydım polis gaz atınca grup bir anda geri çekildi ve ben önde kaldım. Gözaltına alındım. Kimseye direnmedim.”

“Polis ‘sen de gel’ dedi”

Gizem Ünek de eylem amacıyla yürüdükleri sırada arkadaşını polislerin çağırdığını, yanına gidince de gözaltına aldıklarını belirtti.

Ünek kendisinin "Nereye götürüyorsunuz onu?" diye sorması üzerine ise polislerin "Sende gel o zaman" diyerek gözaltına alındığını söyledi, polisin uyarısını duymadığını belirtti.

“Polis itti, düştüm, gözaltına alındım”

Deha Okyay da, Gezi Parkı'nda ağaçların kesildiğini duyduğunu ve barışçıl bir gösteri yapmak için Taksim'e gittiğini, gaz bombası nedeniyle Osmanbey'e doğru kaçtığını söyledi.

"Gazdan çok etkilendim. Çok sevdiğim ve boynumda taşıdığım Fenerbahçe atkımla ağzımı ve burnumu kapatarak gazın etkisini azaltmaya çalıştım. Bu sırada Nişantaşı Kavşağı'nda polisler beni itti yere düştüm. Orada gözaltına alındım."

Okyay, polislere küfür ettiği ve taş attığı iddialarına “Taş atarak ve küfür ederek olayların çözüleceğine inanmıyorum" diyerek karşı çıktı. Emniyette yakalama tutanağının da kendisine zorla imzalatıldığını belirten Okyay, "Tutanağın içeriğini kabul etmiyorum” dedi.

Sanıkların savunmaları devam ediyor.

* Fotoğraf: Gezi Parkı / 11 Haziran 2013

"Camiye Steteskoplarımızla Girdik"

Gezi eylemlerinde Dolmabahçe Valide Sultan Cami'sinde yaralılara yardım ettikleri için yargılanan iki hekimin de bulunduğu 255 kişi, duruşmaya çıktı. Hekimler görevlerini yaptıklarını söylerken adliye önünde dayanışma vardı.


255 sanıklı İstanbul Gezi Davası ikinci gününde. Dolmabahçe Valide Sultan Cami'sinde yaralıları tedavi ettikleri gerekçesiyle suçlanan iki hekim de bugün duruşmadaydı.

Duruşmaya İstanbul Tabip Odası yetkililerin de aralarında olduğu çok sayıda izleyici katıldı. Dr. Eren Yasemin Dokudan ve Dr. Sercan Yüksel’in aralarında olduğu beş sanık savunma verdi. Dört sanık ise diğer celsede savunma yapma taleplerini iletti. İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen dava yarın devam edecek.

Yargılanan hekimler, hastalara yardımın görevleri olduğunu, ortada suç olmadığını belirterek derhal beraatlerini istedi. “Yaralılara hekimlik yapmak suçsa beni de yargılayın" diyen 235 hekim de kendilerini ihbar dilekçelerini mahkemeye teslim etti.

Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi karşısında İstanbul Tabip Odası çağrısıyla düzenlenen basın açıklamasında, “Hekimlik yargılanamaz, hekimleri yargılayanları tarih yargılayacaktır” mesajı verildi.

TTB Başkanı: Hekimler doğruyu yaptı

Açıklamaya İstanbul Tabip Odası’nın yanı sıra insan hakları savunucuları ve avukatların da aralarında olduğu en az yüz kişi katıldı.

İstanbul Tabip Odası imzalı “Camii’ye Ayakkabı ile değil steteskoplarımızla ile girdik”, “Gezi Hekimliği Yargılanamaz” pankartları açan grup Valide Sultan Camii’de doktorların yaralılara yardım ettiği fotoğrafları taşıdı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Özdemir Aktan “Burada yargılanan Türkiye’nin onuru, insan haklarına olan saygısıdır, hükümettir” dedi.

“Ayrımsız sağlık hizmetine devam”


İstanbul Tabip Odası, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Adli Tıp Uzmanları Derneği'nin ortak açıklamasını İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyesi Hakan Hekimoğlu okudu.

Açıklamada Dünya Tabipleri Birliği Uluslararası Tıbbi Etik Kuralları, Dünya Tabipleri Birliği İnsan Hakları Bildirgesi, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü ve Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’nden alıntılarla hekimlerin hastalara her koşulda tıbbi yardımda bulunmasının bir görev olduğunun altı çizildi.

“Yargılamak bir yana, Hekimlik değerlerimizi kabul etmek hatta sadece kabul etmek değil saygı da duymak zorundasınız! Hekimliği yargılayamazsınız...

“Meslek etiğine, insanlık onur ve değerlerine uygun davranışları nedeniyle baskıya, yaptırıma uğrayan bütün hekimler, tıp öğrencileri ve sağlıkçıların yanındayız. Biz de oradaydık, orada olabilirdik, orada olacağız, bu nedenle bizi de yargılayın ve bilin ki, her zaman düşünceleri, politik tutumları, cinsiyet ve cinsel yönelimleri, sosyal durumları ne olursa olsun, ayrımsız olarak tüm insanlara, sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz.”

Dava 22 Mayıs’a dek sürüyor

Dün başlayan dava İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nce Mayıs ayı boyunca Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde görülecek.  Dava 22 Mayıs'ta son bulacak.

Sanıkların tamamı 2911 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten bir yıl ile 11 buçuk yıl arasında değişen hapis cezaları istemiyle yargılanıyor.

Kaynak: Bianet

İlk ve ortaokullarda hayvan özgürlüğü sunumları

Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden öğretmen ve eğitimcilere açık çağrı: Gelin, okul dönemi bitmeden daha fazla öğrenciyi hayvan özgürlüğü mücadelesi ve vegan yaşamla tanıştıralım. Konu hakkında bilgi verici ve çocukların anlama düzeyine uygun video gösterimli bir sunumun ardından konuyu öğrencilerle beraber tartışalım.


Dün (6 Mayıs) Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Güray Tezcan Ulus’taki MEF Okulları’ndaydı. Hayvan hakları ile ilgili proje üstlenen 5. sınıftan 8 uluslararası öğrenciye köleliğin, canlılara acı çektirmenin yanlışlığı; yunus merkezlerinin, mezbahaların, hayvan deneyi laboratuvarlarının arkadaşlarımıza verdikleri zararlar anlatıldı. Eziyet çekenlerle empati kurmanın kar hırsı ve ayrımcılığın önüne geçmesi gerektiğinde ortaklaşıldı. Öğrencilere türcülüğün ırkçılıktan fazla farklı olmadığı ifade edildi. Powerpoint sunumunun videolarla ve soru cevap kısmı ile zenginleştirildiği etkinlikte öğrencilerin ilgisi en üst düzeyde seyretti.


Siz de öğretmeni olduğunuz sınıfta veya idarecisi olduğunuz okulda bir hayvan özgürlüğü paneli düzenlemek isterseniz yeryuzuneozgurluk@gmail.com'dan bizimle irtibata geçebilirsiniz. Daha çok 3-8. sınıf öğrencilerine hitap eden sunum, eğitimcilerle tartışılmaya ve birlikte geliştirilmeye açıktır.

Daracık Sokak’ta Transların Evleri “Kaynakla” Kapatıldı

Daracık Sokak’ta Çağla Joker’in transfobik nefret cinayeti sonucu öldürülmesinin ardından, trans kadınların evleri “kaynaklanarak” kapatıldı.


Beyoğlu Daracık Sokak’ta translara dönük saldırılara bir yenisi daha eklendi. Geçtiğimiz haftalarda Çağla Joker isimli trans kadının öldürülmesi ve Nalan isimli bir trans kadının yaralanmasının ardından; Daracık’taki trans kadınların evleri kaynaklanarak kapatıldı.

İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği’nden yapılan açıklamada transların evlerinin göreve yeni atanan Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Ünal Altıner tarafından usulsüzce kaynaklanarak kapatıldığı belirtildi.

Beyoğlu Emniyeti: Biz yapmadık

Beyoğlu Emniyeti ise kaosGL.org’a açıklama yaparak böyle bir uygulamaları olmadığını, polisin yetkisini aşmayacağını iddia etti. Emniyet’ten detaylı bilgi alma isteğimiz ise reddedildi.

Belediye de bilmiyormuş!

Beyoğlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü de kaynakla kapatma konusunda bir bilgileri olmadığını iddia etti. Daracık Sokak’taki evleri “işletme olarak kullanıldığı, fuhuş yapıldığı ve tatsız olaylar yaşandığı” gerekçesiyle mühürlediklerini öne süren Zabıta Müdürlüğü, “Birimlerimiz birtakım evleri mühürlemiştir; ancak size daha detaylıca bilgi vermem mümkün değildir” dedi.

Avcılar Meis Sitesi’nde yaşayan trans kadınlara dönük linç girişimlerinin ardından da; transların evleri mühürlenmiş, translar sokakta kalmıştı.

Kaynak: KaosGL

İlgili haber: “Daracık Sokak’ta Katiller Vurdu, Polis Koruyor!”

6 Mayıs 2014 Salı

Erkekler Nisan'da 29 Kadın Öldürdü

Erkekler Nisan'da 29 kadın öldürdü. Kadınların dörtte biri koruma kararlarına rağmen öldürüldü. Faillerin yüzde 72’sini kocalar, eski kocalar ve sevgililer oluşturdu.


bianet'in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Nisan’da 29 kadın öldürdü; altı kadına tecavüz etti; 55 kadını yaraladı; yedi kadına cinsel tacizde bulundu.

2014’ün ilk dört ayında erkekler 89 kadın öldürdü; 19 kadına tecavüz etti; 200 kadına şiddet uyguladı; 19 kadını taciz etti.

Cinayet

Erkekler Nisan’da 20 ilde 29 kadın öldürdü.

Kadın katillerinden biri emekli polis memuru, biri emekli gardiyandı. Bir erkek ise cezaevinden izinli çıkıp eski karısını öldürdü.

Nisan ayında öldürülen her dört kadından biri, öncesinde katili hakkında şikayetçi olmuş ya da koruma tedbir kararı çıkartmıştı. Biri sığınmaevine yerleştirilmişti.

Kadınların yüzde 31’i boşanmak istedikleri ya da erkeklerin barışma/birliktelik teklifini reddettikleri için öldürüldü.

Kadınların yüzde 72’si kocaları, eski kocaları ya da sevgilileri tarafından öldürüldü: 13 kadını kocaları, beşini sevgilileri, üçünü eski kocaları, ikisini damatları, birini erkek akrabası, birini babası, birini komşusu öldürdü. İki kadın kocasına/babasına yönelik düzenlenen silahlı saldırı sırasında öldürüldü. Trans seks işçisi bir kadını ise müşterisi öldürdü.

Kadınların yüzde 69’u ateşli silahlarla öldürüldü:  13 kadın tabancayla, sekizi tüfekle, üçü bıçakla, ikisi darp edilerek, biri boğularak, ikisi boğazı kesilerek öldürüldü.

Cinayetlerin ardından üç erkek kolluk kuvvetlerine teslim oldu; yedisi intihar etti; biri intihara teşebbüs etti.

Kadın katli en çok İstanbul ve eski Aile ve Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in Belediye Başkanı olduğu Antep’te yaşandı. Nisan ayında kadın katli yaşanan iller Adana (3), Ankara, Antep (4), Balıkesir, Bursa, Çorum, Denizli (2), Edirne, Eskişehir, Hatay, İstanbul (4), İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Mersin, Muğla, Tokat ve Zonguldak.

Ayrıca bir erkek, iki kadına bıçakla saldıran erkekleri engellemeye çalışırken, bir erkek sevgilisine taciz eden kişileri engellemeye çalışırken öldürüldü. İki jandarma eri ise karısını darp ve tehdit eden bir erkekçe öldürüldü.

Tecavüz

Nisan’da altı ilden altı tecavüz vakası medyaya yansıdı.

Tecavüze uğrayan kadınlardan biri mülteci, biri turistti. Ev işçisi bir kadın ise çalışmaya gittiği evde, ev sahibinin tecavüz girişimine maruz kaldı.

Tecavüzlerin yüzde 50’si sokakta yaşanırken, faillerin yüzde 50’si kadınların tanımadıkları erkekler, yüzde 33’ü ise sevgililerdi.

Üç kadın sokakta, biri işyerinde, biri evde tecavüze uğradı. Bir tecavüz olayının yaşandığı mekan haberlerde yer almadı.

Nisan ayında tecavüzcülerin yaşı 16 ila 86; tecavüze uğrayan kadın ve kız çocuklarının yaşları ise 13 ila 21 arasında değişti.

Tecavüz vakalarının yaşandığı iller Ankara, Antalya, Aydın, İstanbul, Samsun ve Tekirdağ.

Şiddet – yaralama

Erkekler Nisan’da 20 ilde 55 kadına şiddet uyguladı.

Kadınların yüzde 14,5’i boşanmak istedikleri için şiddete maruz kaldı. İki kadın ise gördükleri şiddet nedeniyle şikayetçi oldukları için yeniden şiddete maruz kaldı.

Kadınların yüzde 11’i koruma tedbir kararlarına rağmen şiddete maruz kaldı. Bir kadın ise şikayetini bildirdiği savcı “Çocuk seni seviyor, evlenin” dedikten sonra eski sevgilisi tarafından satırla yaralandı.

Nisan’da erkek şiddetinin faillerinin yüzde 49’unu kocalar, yüzde 9’unu eski koca, eski sevgili ve eski nişanlılar oluşturdu: 27 kadına kocaları, dördüne oğulları, dördüne tanımadıkları erkekler, üçüne eski kocaları, üçüne babaları, ikisine komşuları, ikisine müşterileri, ikisine annelerinin sevgilisi, birine akrabası, birine arkadaşı, birine arkadaşının kocası, birine eski nişanlısı, birine eski sevgilisi, birine otopark valesi, birine iş arkadaşı, birine sevgilisi şiddet uyguladı.

Kadınların yüzde 60’ı darp edildi; yüzde 27’si bıçakla, yüzde 9’u tabancayla ağır yaralandı. İki kadın da kaynar su ve benzinle yakıldı.

Nisan’da şiddet uygulayan erkeklerin yaşları 20 ila 74; şiddete maruz kalan kadın ve kız çocuklarının yaşları 12 ila 79 arasında değişti.

Erkek şiddetinin yaşandığı iller Adana (2), Adıyaman, Balıkesir (2), Batman, Bolu (3), Bursa (4), Çorum (7), Diyarbakır (2), İstanbul (8), İzmir (4), Kayseri (2), Kocaeli (6), Konya, Manisa, Mersin (2), Muğla, Osmaniye (2), Samsun (2), Trabzon (3) ve Urfa.

Taciz

Nisan’da altı şehirden yedi cinsel taciz vakası medyaya yansıdı.

Taciz olaylarının üçü sokakta, biri telefon aracılığıyla, ikisi evde, biri araçta, biri hizmet alınan bir mekanda gerçekleşti.

Kadınların üçü tanımadıkları erkekler, biri akrabası, biri hizmet aldığı kişiler, biri kardeşi, biri öğretmeni tarafından taciz edildi.

Tacizci erkeklerin yaşları 18 ila 80; taciz edilen kadın ve kız çocuklarının yaşları 12 ila 30 arasında değişti.

Nisan’da taciz vakalarının yaşandığı iller Antalya, Bandırma, İstanbul (2), Trabzon, Uşak ve Zonguldak.

Bölgelere göre

Nisan’da 34 ilde 97 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası basına yansıdı.

En çok şiddet sırasıyla Marmara ve Karadeniz’de yaşandı. 97 erkek şiddeti vakasından 33’ü Marmara, 21’i Karadeniz, 13’ü Akdeniz, 12’si Ege, dokuzu Güneydoğu Anadolu, sekizi İç Anadolu, biri Doğu Anadolu bölgesinde gerçekleşti.

Kaynak: Bianet

* Click here to read the article in English.

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor
Nisan'da erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları...

Erkekler 2013’te 214 kadın ve 10 çocuğu öldürdü, 167 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti/tecavüz girişiminde bulundu, 241 kadın ve kız çocuğuna şiddet uyguladı, 161 kadın ve kız çocuğuna cinsel tacizde bulundu.

İnfografik: 2013 erkek şiddeti çetelesi

5 Mayıs 2014 Pazartesi

"Dağı, Tarımı, İnsanı Taş Ocağına Teslim Ettiler"

Antalya, Boğaçay sakinleri taş ocaklarının insan sağlığını olumsuz etkilediğini, solunum yolları hastalıklarının arttığını ve bölgeden ürün alınamadığını söyleyerek taş ve mermer ocaklarının kapatılmasını talep etti.


Antalya’daki Boğaçay bölgesinde yaşayan köylüler bölgedeki taş ocaklarının kapatılmasını istedi.

Çakırlar, Zümrüt, Aydınlık, Kuruçay, Hurma, Suiçece, Demirciler, Hacısekiler, Akdamlar, Yenimahalle Halkı ve A Platformu (Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu) biraraya gelerek bölgedeki Üzümcük dağının, tarımın ve insan sağlığının taş ve mermer ocaklarına teslim edilmiş olmasına tepkilerini dile getirdi.

Yeni taş ocakları

A Platformu’ndan Hediye Gündüz’ün verdiği bilgiye göre, geçmiş yıllarda verilen mücadelelerin sonucunda Boğaçay’daki kum ve çakıl ocakları kapatılmıştı, ancak bazı ocaklara taş-mermer ocağı ruhsatı verilerek çalışmalara devam edilmesi sağlandı.

Taş ocaklarından çıkan tozun hem insan sağlığını hem de tarımı olumsuz etkilediğini vurgulayan Gündüz, bu yıl Hacısekiler Mahallesi’ne, tam tarım arazilerinin karşısına ve Kum Mahallesi civarına iki yeni taş ocağı daha eklendiğini vurguladı.

Ürün alınamıyor


Bölge halkının katılımıyla dün gerçekleşen eylemde de Üzümcük’ün karşısında yaklaşık üç bin insan yaşadığı, taş ocaklarından dolayı astım gibi solunum yolları hastalıklarında artış görüldüğü belirtildi ve tozların tarımı da etkilediği hatırlatıldı.

“Çok geniş narenciye bahçelerinin yanı başında gece gündüz toz üreten taş ve mermer ocağı çalışmaktadır. Taş ocaklarına yakın bölgede neredeyse hiç ürün alınamamaktadır.

Ürün alınamadığı gibi ağaçlar da sağlıklı  değil artık. Bu durum bölge çiftçilerini canından bezdirdi.”

Çam ağaçları yok edildi

Eylemde bölge halkının yıllardır patlatılan dinamitlerden zarar gördüğü, evlerde çatlakların oluştuğu ve su kaynaklarının yerini değiştiği de vurgulandı ve binlerce çam ağacının da kesildiğine dikkat çekildi.

Konyaaltı bölgesinin Boğaçay’dan malzeme taşıyan yüzlerce kamyonunun hareket yeri haline geldiğini ve ağır tonajlı kamyonların gürültü, trafik gibi sorunlar yarattığı ifade edildi.

“Şehrin orta yerinden bu kadar ağır tonajlı kamyonların geçmesi kent yaşamına uygun değildir.”

Kaynak: Bianet

Dört Ayda En Az 396 İşçi Öldü

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi nisan ayında 115 işçinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Dört ayda ölen işçilerin 373’ü erkek, 23’ü kadın.


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bu yılın ilk dört ayında en az 396, nisan ayında ise en az 115 işçinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Yazılı, görsel, dijital basından takip edilerek ulaşılan verilere göre, dört ayında yaşamını yitiren 23’ü kadın, 373’ü erkek 396 emekçinin 351’i işçi, memur statüsünde çalışan ücretlilerden; 33’ü çiftçilerden/küçük toprak sahiplerinden ve 12’si kendi hesabına çalışanlardan/esnaflardan oluşuyor.

17 çocuk işçi öldü


İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerinin bazıları şöyle:

* Hayatını kaybeden 14 yaş ve altında 6 çocuk işçi; 15-17 yaş arasında 11 çocuk/genç işçi; 18-27 yaş arasında 67 işçi; 28-50 yaş arasında 186 işçi; 51 yaş ve üstünde emeklilik çağında 77 işçi bulunuyor. 49 işçinin yaşıyla ilgili bilgiye ulaşılamadı.

* İşçi ölümleri en fazla İstanbul’da görüldü, 31 kişi hayatını kaybetti. Ankara’da 23 ölüm, Kocaeli’nde; 18 ölüm yaşandı.

En fazla ölüm inşaat sektöründe

* En fazla ölümün tespit edildiği işkolu inşaat oldu: 108 işçi hayatını kaybetti.

* Tarım, orman işkolunda 56 emekçi; taşımacılık işkolunda 47 emekçi; ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 33 emekçi öldü.

Ölüm nedenlerinde trafik başta

* Trafik, servis kazası nedeniyle 119; düşme nedeniyle 79; ezilme, göçük nedeniyle 65; zehirlenme, boğulma nedeniyle 21; elektrik çarpması nedeniyle 17; patlama, yanma nedeniyle 8; nesne düşmesi, çarpması nedeniyle 7 işçi ve kesilme, kopma nedeniyle 2 işçi can verdi. Meslek hastalıkları dahil diğer nedenlerden dolayı (kalp krizi, intihar, yıldırım düşmesi, saldırı vb.) 78 işçi öldü.

* 2014’te Ocak ayında 87 işçi, Şubat ayında 77 işçi, Mart ayında 117 işçi ve Nisan ayında 115 işçi yaşamını yitirdi.

2014 Ocak, Şubat, Mart ve Nisan Ayları İş Cinayetleri Raporu’na buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Bianet

1 Mayıs Gözaltılarının Tamamı Serbest

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Taksim’e yürümek istedikleri için gözaltına alınan 171 kişinin tamamı serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan dört kişinin haftada bir karakola gidip imza vermesi kararlaştırıldı.


İstanbul'da 1 Mayıs kutlamaları için Taksim Meydanı’na yürümek istedikleri için gözaltına alınan 171 kişinin tamamı serbest bırakıldı.

Dün gün içinde gözaltına alınanlardan 153’ü serbest bırakılmıştı. Kalan 18 kişiden 17’si ise gecenin ilerleyen saatlerinde serbest bırakılırken bir kişi tutuklanma talebiyle çıkartıldığı mahkemece serbest bırakıldı.

Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilenlerden dört kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bu kişiler haftada bir karakola giderek imza vermek durumunda.

Gözaltına alınanların dün sabah gözaltı sürelerinin dolmasına rağmen geriye dönük olarak gözaltı süreleri bir gün uzatılmıştı.

Geriye dönük gözaltı süresinin uzatılmasının hukuka aykırı olduğunu belirten Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatları bugün saat 12.30’d Çağlayan Adliyesi C Kapısı’nda bir araya gelerek gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin karar veren savcıları Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) şikayet edecekler.

Kaynak: Bianet

* Click here to read the article in Turkish. 

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Katalonya Plastik Mermiyi Yasakladı

Katalonya’da polisin plastik mermi kullanması yasaklandı. Yasak kararı, Barselona’daki gösterilerde yedi kişinin gözünü kaybetmesinin ardından alındı.

Katalonya Özerk Yönetimi, Barselona’daki eylemlerde plastik mermi nedeniyle gözünü kaybeden yedi kişinin yürüttüğü kampanya sonucu, polisin plastik mermi kullanmasını yasakladı.

İspanya İçişleri Bakanı da geçen ay yaptığı açıklamada, teknelerdeki göçmenlere karşı polisin plastik mermi kullanmasının hata olduğunu açıklamıştı.

Gözünü kaybedenlerden kampanya

Kampanyayı başlatanlardan Ester Quintana, Barselona’da Kasım 2012’deki genel grev sırasında gözünden vurulmuş ve tek gözünü kaybetmişti.

Nicola Tanno da 2010 Dünya Kupası kutlamalarındaki polis saldırısında plastik mermiyle vuruldu, bir gözünü kaybetti.

Görgü tanıkları, polisin Tanno’nun yüzünü hedef alarak 30 metre uzaktan plastik mermi attığını anlatmıştı. Gözünü kaybeden diğer üç kişi de 2009’daki bir maç sonrası kutlamada Las Ramblas’da polis saldırısına maruz kaldı.

“Polis ‘cezasızlıktan’ cesaret alıyor”

Guardian gazetesinin haberine göre, “İspanya mahkemelerinde adalet sağlanamayınca, Ojo con tu Ojo (Gözlerine Dikkat Et) ve Stop Bales de Goma grupları birlikte bir kampanya başlattı.”

Kampanya boyunca sosyal medyayı da kullanan gruplar, polisin ceza almamasından cesaret aldığını, bu cezasızlık sürdükçe sonuçlarını düşünmeden hareket ettiklerini anlattılar.

İngiltere’de 70’lerden beri yasak

Avrupa Parlamentosu ve Birleşmiş Milletler de kampanyayı destekledi. İngiltere’de de İrlandalılara karşı kullanılan plastik mermiler, 70’li yıllarda yasaklanmıştı.

Ancak Katalonya’da İspanya’daki ekonomik krizin de yükselmesiyle birlikte artan protestolarda, giderek daha fazla kullanılmaya başladı. Katalonya, Avrupa’da nüfusuna oranla en yüksek polisi barındıran ülkelerden biri, 1000 kişi başına 5,05 polis düşüyor.

Türk Tabipleri Birliği’nin açıklamasına göre, Gezi direnişi sırasında da en az 11 kişi, gaz fişeği ve plastik mermi isabet etmesi nedeniyle gözünü kaybetti.

Kaynak: Bianet

2 Mayıs 2014 Cuma

Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde orkinos katliamı

Deniz biyoloğu Azade Simavi, bir ihbar üzerine gittiği Saros Körfezi’nde avlanma yasağı delinerek gerçekleştirilen orkinos katliamını ortaya çıkardı.


Simavi, balıkçıların en az üç haftadır yasağa rağmen nesli tükenmekte olan mavi yüzgeçli orkinos avına çıktığını belirleyince, hafta başında balıkçıların arasına karışarak katliamı bizzat görüntüledi.

Avlanma her sabah saat 07:00’de Çanakkale’deki Saros Körfezi’ne açılan 30’un üzerinde balıkçı teknesi tarafından yapılıyor. İrili ufaklı bu tekneler akşama kadar denizde kalarak, deyim yerindeyse orkinos sürüsünün ‘canına okuyor.’ Simavi’nin av sırasında çektiği fotoğraflar da katliama delil teşkil eder nitelikte.

Azade Simavi, gördüklerini şöyle anlatıyor: “Çoğu 3 metre olan küçücük balıkçı tekneleri her sabah Saros’un koylarından denize açılıyor. Aynı anda hareket eden bu tekneler, kan revan içinde sahile dönüyor. Balıkçılar akşama kadar denizde kalıp orkinos sürülerinden geriye hiçbir şey bırakmıyor. Bunlar çok iri balıklar. Yakalanan orkinoslar içinde 100 kilo ağırlığında olanlar da var. Balıklar sahilde istif halinde tutuluyor. Sonra da minibüslerle taşınıyor. Bu balıklar kime satılıyor, belli değil”

Simavi’ye göre, “Tüm bunlar aslında herkesin gözü önünde oluyor ama yetkililerden hiç ses çıkmıyor. Ne bir uyarı ne bir müdahale var. Maalesef mavi yüzgeçli orkinosların kökünü kazımamıza çok az kaldı, zaten 1980’lerde bir kere kazımıştık.”

Saros Körfezi aslında Özel Çevre Koruma Bölgesi ve orkinosların dünyadaki birkaç üreme alanından biri. Şu sıralar orkinosların üreme mevsimi. Dolayısıyla burada 26 Mayıs’a kadar orkinos avlamak kesinlikle yasak.

Avlanma yasağı sona erince, kurayla belirlenen az sayıda tekneye yalnızca bir aylığına izin veriliyor. Bu bir aylık dönemde de, Uluslararası Atlantik Orkinosu Koruma Komisyonu’nun (ICCAT) belirlediği kotaların dışına çıkmak yasak. Türkiye’nin bu yılki kotası 556 ton.

Ancak geçen yılki veriler göz önüne alındığında, Saros’daki katliam bu hızla sürerse, daha yasak sona ermeden sadece yasadışı yollardan avlanan orkinos miktarı 200 tonu geçecek. Üstelik de bu orkinoslar üreme döneminde oldukları için, avlanmaları orkinos populasyonunu ‘kurutan’ bir etkiye sahip.

Atlantik’ten buraya üremek için gelen bu balıklar öylesine değerli ki Japonya’da iki yıl önce 269 kiloluk bir orkinos bir suşi zinciri tarafından yaklaşık 750 bin dolara (1.4 milyon TL) satn alındı. Saros Körfezi’nde yasadışı bir şekilde avlanan orkinoslar ise kilosu sadece 3 TL’den gidiyor.

Orkinoslar normalde, av sezonunda canlı yakalanıp balık çiftliklerinde iyice yağlandırıldıktan sonra satılıyor. Öyle olunca balığın kilosu 70 TL’den alıcı buluyor.

Türkiye’de orkinos avına ilişkin kurallar Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tebliğinde çok detaylı bir şekilde anlatılıyor. Ancak kuralları uygulayan yok.

Kaynak: Demokrat Haber

1 Mayıs'ta yaşanan polis şiddeti ve devlet terörü hakkında, kurumlar açıklama yaptı

1 Mayıs 2014 Komitesi bileşenleri 1 Mayıs’taki polis şiddetini kınadı. DİSK Genel Başkanı Kani Beko 1 Mayıs’a katılan ve katılmayanların “iktidarın akıl ve hukuk dışı yasağının bedelini ödediğini" söyledi.


1 Mayıs 2014 Komitesi bileşenleri DİSK, KESK, TTB ve TMMOB temsilcileri 1 Mayıs’ta Taksim’in kapatılması ve yaşanan polis şiddetiyle ilgili Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Merkezi’nde basın açıklaması yaptı.

Açıklamaya Kani Beko (DİSK Genel Başkanı), Arzu Çerkezoğlu (DİSK Genel Sekreteri), Lami Özgen (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu/KESK Genel Başkanı), Dr. Osman Öztürk (Türk Tabipleri Birliği/TTB Merkez Konsey Üyesi), Süleyman Solmaz (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği/TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri) katıldı.

Bileşenler adına açıklamayı okuyan Kani Beko polis şiddetinin sonuçlarına dair bilgiler paylaştı. Taksim’in kapatılmasını ve polis şiddetini “devlet terörü” olarak tanımlayan Beko "eylemci görünümlü sivil polislerin yürüyüşe karıştığını" söyledi.

Polis şiddeti olmadıkça 1 Mayıs'ların barış içinde geçtiğini yineleyen Beko, “1 Mayıs meydanımızı er geç kazanacağız, seneye de mutlaka Taksim’de olacağız” dedi.

Kamboçya ve Türkiye’de polis şiddeti

Açıklamada 1 Mayıs kutlamalarının dünyada sadece Kamboçya ve Türkiye’de polis saldırısı ile karşılaştığı söylendi. Afganistan’ın Başkenti Kabil’de 20 yıl yasaktan sonra ilk kez 1 Mayıs’ın kutlandığını belirten Beko oradaki işçileri ve halkı kutladı.

“Taksim’e çıksaydık ellerimizde karanfillerle orayı gelincik tarlasına dönüştürecektik. Şarkılarımızı, türkülerimi söyleyecek, sorunlarımızı anlatacaktık. Türkiye ve dünyaya çok güzel bir mesaj vermiş olacaktık.”

“Akıl ve hukuk dışı yasağın bedeli”


Beko, “Sadece 1 Mayıs ile ilgisi olanlar değil 1 Mayıs'a katılmayanlarda iktidarın akıl dışı ve hukuk dışı yasağının bedelini ödedi” diyerek yaralananlara ilişkin bilgiler paylaştı.

* En az 266 kişi İstanbul’da, 300’ü aşkın kişi tüm ülkede gözaltına alındı.

* Yüzlerce yaralı var. Bunlar arasında en az dördü kafa travması, bir kulak kesiği, bir kol kırığı, 15-20 gaz kapsülü ile yaralanma, bir göz kaybına yol açabilecek göz yaralanması var.

* Milletvekillerine yönelik şiddet görüntülerine tanıklık ettiniz. 12 basın emekçisi polis saldırısı sonucu yaralandı, 1 haberci gözaltına alındı.

* 1 Mayıs’a katılmayanların da içinde olduğu çok sayıda çocuk ve yaşlı yoğun gaz kullanımından etkilendi.

* Okmeydanı Hastanesi’ne gaz bombası atıldı, tepki gösterenlere plastik mermi sıkıldı

* İşe gitmek, eve dönmek isteyenler ulaşım yasakları nedeniyle insansızlaştırılmış bölge uygulamasına hapsedildi. Tepki gösterenlere şiddet uygulandı.

Fotoğraflarla polis şiddeti


Beko “Taksim Karakolu’nda gözaltına alınanlara işkence yapıldığını’”, “Tek tip sırt çantası, mont ve şapka giyen, eylemci görünümlü sivil polislerin Halaskargazi Caddesi'nde eylemcilerin arasında karıştığını” ve “esnafın camlarının polis tarafından kırıldığı” öne sürdü. DİSK Genel Başkanı bu anlara ilişkin olduğunu belirttiği fotoğrafları gösterdi.

İstanbul Tabip Odası'ndan 1 Mayıs Sonrası İlk Açıklama

İstanbul Tabip Odası, dördü kafa travması, biri kol kırığı olmak üzere binlerce kişinin cop, plastik mermi, tazyikli su, biber gazı ve fişekle yaralandığını açıkladı. ÇHD'ye göre İstanbul’da 266 kişi gözaltına alındı.


İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şen, 1 Mayıs’ta polis şiddeti sonucu yaralananlarla ilgili açıklama yaptı. Şen, binlerce kişinin polis copu, plastik mermi, tazyikli su, biber gazı ve fişekle yaralandığını söyledi.

Yaralılarla ilgili hekimlerden İstanbul Tabip Odası’na ulaşan bilgilere göre, dört kafa travması, bir kulak kesisi, bir kol kırığı, 15-20 gaz kapsülü ile yaralanma meydana geldi.

İstanbul Tabip Odası bianet’e yaptığı açıklamada da “çok yoğun gaz kullanıldığını, TOMA’dan sıkılan suda da kimyasal madde bulunduğu” belirtildi.

“Yoğun gazdan etkilenenler, ara sokaklarda astım gibi sebeplerle kriz geçirenler, gazdan, tazyikli ve kimyasal sudan etkilenenler in hepsi yaralı olarak değerlendirildi.”

Valilik ve ÇHD'den yaralı ve gözaltı açıklaması

İstanbul Valiliği İl Basın Ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklama ise şöyle:

“19′u polis memuru olmak üzere toplam 90 kişi hastanelere tedavi görmek üzere intikal etti. Halen 23 yurttaşımız müşahede altında tutulmakta olup hayati tehlikeleri bulunmamaktadır.”

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi de gözaltına alınanlarla ilgili basın açıklaması yaptı:

“Üçü avukat 266 kişi gözaltında. Yaklaşık 50 kişi yaralandı. Yaralıların içinde gözünü kaybetme tehlikesi olanlar, hayati risk taşıyanlar, kolu ve burnu kırılanlar da var.”

Gözaltına alınan avukatlar dün akşam serbest bırakıldı, diğer gözaltılar savcılığa çıkarılmak için bekliyor.

Kaynak: Bianet

İHD: Şiddet uygulayan polisler soruşturulsun

İHD, 1 Mayıs'ta işçi ve emekçilere şiddet uygulayan polisler ve yetkililer hakkında soruşturma başlatılmasını istedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir'de yaşanan polis şiddetine ilişkin yazılı açıklama yaptı. İHD, şiddet uygulayan polisler ve emri veren yetkililer hakkında soruşturma açılmasını istedi.

İHD, Ankara'da 1 Mayıs'ı Kızılay'da kutlamak isteyen emekçilere polisin izin vermediğini, biber gazı ve tazyikli suyla saldırdığını hatırlattı. Ankara'da Ethem Sarısülük'ün öldürüldü alanın demir kafesle çevrelendiğini kaydeden İHD, "Kızılay Meydanı'nın sıhhiye girişine ise demir kale örülmüştür" dedi.

Polisin, Kolej'de toplanarak Kızılay’a yürümek isteyen emekçilere de saldırdığını kaydeden İHD, ardından gözaltıların yaşandığını ifade etti. Polisin yetişkin çocuk ayrımı yapmadan şiddet uyguladığını kaydeden İHD, kapalı alanlara da yasak olmasına rağmen polisin gaz bombası attığını söyledi.

1 Mayıs günü İstanbul'da 3'ü avukat olmak üzere 266 kişinin gözaltına alındığını, 4 kafa travması 1 kol kırığı 15-20 gaz kapsülü ile yaralananların doktorlara başvuru yapıldığını bildiren İHD, "Ayrıca binlerce kişi polisin cop, plastik mermi, tazyikli su, biber gazı ve gaz fişeğiyle yaralanmıştır. Ankara’da en az 105 kişi gözaltına alınmış ve 1’i çocuk 3 kişi ağır olmak üzere 25 kişi yaralanmıştır" dedi.

İzmir'de ise polisin, 1 Mayıs kutlaması sonrası dağılan kitleye biber gazı ve coplarla saldırdığını ifade eden İHD, 36 kişi gözaltına alındığını söyledi.

'İHD'NİN GÖZLEMCİ OLMASI ENGELLENDİ'

İHD İstanbul Şubesi'nin İstanbul'daki 1 Mayıs'ında gözlemci olma talebinin İstanbul Valiliği tarafından reddedilmesini eleştirdi. İHD, "Kuruluşundan beri toplumsal olayları izleyen ve bu olaylarda ortaya çıkan hak ihlallerini rapor eden derneğimizin İstanbul’da görevini yapması üyelerimizin polis ablukasına alınmasıyla engellenmiştir. İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış tüzüğümüzün hükmü olan 'hak ihlallerini izleme' görevimiz engellenmiştir. Biz deneyimlerimizden biliyoruz ki ne zaman nerede İnsan hakları Derneği engellense orada o anda insanların hakları ihlal edilmektedir. 1 Mayıs’ta ortaya çıkan durum da bunu bir kez daha göstermiştir" dedi.

İHD, "Siyasal iktidarı insan hakları ve hukuka uygun davranmaya çağırıyor; 1 Mayıs 2014 İşçi Bayramı kutlamalarını yasaklayanlar, işçilerin göstericilerin kent meydanlarına girmelerini engelleyenler, şiddet uygulayanlar hakkında bir an önce soruşturma açılmasını talep ediyoruz" dedi.

Kaynak: ETHA

1 Mayıs 2014 Perşembe

Hükûmetin 1 MAYIS Savaşı: İstanbul gaza boğuldu

Haziran ayaklanmasında ağır yenilgi alan AKP Hükümeti, Haziran'ın da arifesi olan 1 Mayıs'ta adeta ayaklanmayı bastırma provası yaptı. AKP'nin "alternatif" 1 Mayıs'ları da tutmadı. Saatlerce süren barikat savaşları, 1 Mayıs iradesinin Taksim olduğunu gösterdi.


AKP Hükümeti, dünyanın en kitlesel 1 Mayıs'larına ev sahipliği yapan Taksim'i yasaklamak için, adeta tüm İstanbul'u kapattı.

DEVLET TERÖRÜNDE USTALIK

AKP Hükümeti, işçi ve emekçilerin Taksim'e çıkışını engellemek için İstanbul'da fili sıkıyönetim ilan etti. Deniz, kara ve raylı toplu ulaşım araçlarının tümü iptal edilirken, Unkapanı ve Galata köprüleri kapatıldı. Avrupa yakasında çok geniş bir alan, polis işgali altına alındı. Levent'ten Topkapı'ya, Unkapanı'ndan Mecidiyeköy'e ve Beşiktaş'a kadar çok geniş bir alan tamamen abluka altına alınırken, ara sakaklar bariyerlerle, ana caddeler de çevik kuvvet polisleri ve TOMA'larla kapatıldı. Abluka, özellikle Taksim ve çevresinde yoğunlaştırıldı. İstiklal Caddesi'ne çıkan tüm sokaklara 3 sıra halinde bariyerler konuldu, Taksim Meydanı da birkaç sıra bariyerlerle kapatıldı. Şişli-Taksim arası ve Mecidiyeköy'e kadar uzanan bütün yollar da yine abluka altındaydı.

AKP'nin sıkıyönetiminden tüm İstanbul halkı nasibini aldı. Taksim'e çıkan tüm yollarda hiçkimsenin geçişine izin verilmedi. İşlerine gitmek isteyenlerden işyerinden imzalı kağıtlar istenirken, sağlık çalışanlarına dahi izin verilmedi. Polislerin sokak başlarına çektiği emniyet şeritleri önünde bekleyen kalabalık gruplar, AKP'ye ve İstanbul Valisi'ne tepki gösterdi. Böylece, AKP Hükümeti'nin, "kent yaşamı olumsuz etkileniyor" iddiası da çökmüş oldu. AKP, tüm kentte ilan ettiği olağanüstü halle, İstanbullulara adeta işkence yaşattı.


Sırtını Taksim'e dönenler için yollar açılırken, yüzünü Taksim'e dönenler polis şiddeti ve engelleme ile karşılaştı. AKP, 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak isteyenlere karşı devlet terörünün en "usta" halini uyguladı. Meydanların özgürleşmesiyle birlikte ezilenlerin de özgürleştiğini gören iktidar, bu korkusunun en çıplak halini bugün Taksim'de gösterdi.

40 bin polis, günler öncesinde tatbikatları yapılan 50 TOMA, onlarca zırhlı araç, tonlarca su, binlerce gaz bombası ve yüz binlerce plastik mermi ile işçi ve emekçilere saldırdı. Binlerce kişi, polisin cop, plastik mermi, tazyikli su, biber gazı ve gaz fişeğiyle yaralandı. En az 4 kafa travması, 1 kulak kesiği, 1 kol kırığı, 15-20 gaz kapsülü ile yaralanma, bir görme kaybına yol açabilecek göz yaralanması ve yüzlerce gaza mağduriyet nedeniyle yaralanma meydana geldi. 200'den fazla kişi de gözaltına alındı.

Pek çok yerde gaz bombasının sesleri dakikalarca susmazken, özellikle Okmeydanı, Şişli ve Beşiktaş gaz bulutu altında kaldı. Ses bombası da kullanan polisler, ayrıca direnişçilere taş attı.


AYAKLANMAYI BASTIRMA PROVASI

AKP Hükümeti'nin, 2007-2009 yıllarında 1 Mayıslarda ve Haziran ayaklanmasında uyguladığı şiddeti daha da "profesyonelleştirdiği" görüldü. Bugün İstanbul'da yaşanan hem sıkıyönetim uygulamaları hem de yoğun polis şiddeti her an patlamaya hazır olan yeni ayaklanmaları bastırma provası gibiydi. İstanbul'da yaşananlar, AKP'nin toplumsal rıza üretme yöntemlerini tamamen terk ederek, tek bildiği yöntemin şiddet ve zorbalık olduğunu da bir kez daha gösterdi.


ALTERNATİF 1 MAYISLAR TUTMADI

Devlet terörüne rağmen, devrimci-ilerici güçlerin Taksim iradesinin, önceki yıllar kadar güçlü ve canlı olduğu görüldü. 1 Mayıs iradesi Taksim'de açığa çıktı. AKP'nin Taksim'e alternatif 1 Mayıslar yaratma planları da tutmadı. Hak-İş ile Kayseri, Türk-İş ile Kadıköy ve Memur Sen ile Diyarbakır'da yaratmaya çalıştığı "alternatife" rağbet olmadı. Başbakan'ın öve öve bitiremediği Yenikapı'ya ise bir köfteci dışında hiç kimse gitmedi.

İşçi, emekçi ve ezilenler, yüzlerini Taksim'e döndü. Her yeri Taksim, her yeri direniş alanına çevirdi. AKP için ölüm kalım meselesine dönüşen Taksim iradesinin yenilemeyeceği, bugünkü direnişte bir kez daha görüldü.

1 MAYIS İRADESİ TAKSİM'DİR

Tüm yollar kapatılmasına rağmen toplanma noktaları olarak belirlenen Şişli ve Beşiktaş'a çok sayıda kişi geldi. DİSK, yine gece saatlerinden itibaren pek çok kişiye ev sahipliği yaptı. DİSK'e ulaşamayanlar ise bulundukları yerleri 1 Mayıs alanına çevirdi.

En şiddetli çalışmalardan birisi Okmeydanı'nda yaşandı. Yüzlerce kişi, Taksim'e girebilmek için saatlerce polisle çatıştı. Okmeydanı Hastanesi ve Çağlayan'da yoğunlaşan çatışmalarda, devrimci ve ilericiler, barikat barikat savaştı. Büyük barikatlarla ilerleyen devrimciler, polisin saldırılarına taş, molotof kokteyli ve havai fişeklerle karşılık verdi. Polis özellikle havai fişek atılırken hareket edemedi, yoğun taş yağmuru nedeniyle TOMA'ları hareket ettiremediği de görüldü. Okmeydanı'nda bir TOMA, atılan molotofla ateş aldı.

Çatışmaların bir diğer merkezi ise DİSK'in etrafı oldu. Şişli'deki çatışmalar, yoğun polis ablukası nedeniyle çok geniş bir alanda olmasa da, saatlerce sürdü. Ablukayı yaran birkaç bin kişi, DİSK'in önüne gelmeyi başardı. Bu bölgede kurulan barikatlarda, geceden getirilen polis bariyerleri de kullanıldı. Pek çok kez TOMA'lar, yoğun taş ve bilye yağmuruyla durduruldu.

Diğer toplanma noktası olan Beşiktaş'ta da saatler boyunca Taksim'e girebilmek için mücadele edildi. Sabah saatlerinden itibaren toplanmaya başlayan kitle, Çarşı grubunun gelmesiyle birlikte polis barikatına yüklenmek için yürüyüşe geçti. Ancak sert polis saldırısıyla karşılaştı. TKP, EHP ve Halkevleri'nin yoğunlukta olduğu çatışmalarda, sokaklara büyük barikatlar kuruldu. CHP'liler ise parti binasının önünde bekledi. Beşiktaş'ın dört noktasında süren çatışmalarda, polise havai fişek, taş ve bilyeler atıldı.

En yoğun polis ablukasının olduğu Taksim'de ise kısa süreli çatışmalar yaşandı. Mis Sokak'ta, balıkçılar pazarında ve Tünel'de bazı gruplar, kısa süreli polisle çatıştı.

Çatışmalarda, gençlerin yoğun katılımı dikkat çekti. Ayrıca devrimci örgütlerin, polis saldırılarına karşı hazırlıklı geldiği görüldü. İyi hazırlıklar nedeniyle saatlerce barikat başlarında direniş sürdü.


Devrimci örgütlerden Ezilenlerin Sosyalist Partisi'nin her direniş alanında, barikatlarda en önde çarpıştığı görüldü. Çatışmalara SYKP, SDP, HDP, Partizan, DHF, EHP, EMEP, Kaldıraç, Mücadele Birliği, Halk Cephesi, BDSP, DÖDEF ve YDG-H üyeleri de etkin bir şekilde katılırken, kadın örgütleri ve LBGTİ'ler de 1 Mayıs alanındaydı.

Çatışmalar sırasında radikal eylemler de yapıldı. MLKP pankart açarken, TKP/ML bir polisin silahına el koydu.

ANTİKAPİTALİST MÜSLÜMANLARA SALDIRI


Son 3 yıldır Fatih Cami'den başlayarak 1 Mayıs kutlamalarına katılan muhalif Müslümanlar, bu yıl da 1 Mayıs için sokaktaydı. İki koldan yürüyen Müslümanların kortejlerinde kapitalizm karşıtlığı öne çıktı. Ancak muhalif Müslümanlar'a yönelik de sert polis şiddeti uygulandı. 10 kişi gözaltına alındı.

Irkçı faşistlerin saldırıları bu yıl da yaşandı. Bomonti ve Kasımpaşa'da faşistler, satır ve bıçaklarla saldırdı, silah çekti. Öte yandan, devrimcilere halkın desteği büyüktü. Şişli'de tencere tava çalınarak polis saldırısı protesto edilirken, Beşiktaş'ta da halk polise pek çok kez müdahale etti.

Kaynak: ETHA

İstanbul’dan Gazlı ve Polis Saldırılı-Kuşatmalı Bayram Geçti

Beşiktaş, Şişli, Beyoğlu 1 Mayıs kutlamalarını polis şiddeti altında geçirirken, bazı sendikalar ve İP, Erdoğan tarafından son kez izin verildiği açıklanan Kadıköy’de miting yaptı. 142 kişi gözaltına alındı.


Şişli’de DİSK’in bulunduğu Halaskargazi Caddesi sabah 06.00’dan itibaren araç trafiğine kapatıldı. Mecidiyeköy’den itibaren kapatılan yollara yayaların da geçmesine izin verilmedi. Bu nedenle Şişli Etfal Hastanesi’ne, iş yerlerine ve evlerine gitmek isteyenler de ciddi sıkıntılar yaşadı.

Aynı durum Taksim için de söz konusuydu. Oteller de kalan kişiler otel çalışanları nezaretinde polis barikatlarından geçirildi.

Beşiktaş’ta Barbaros Caddesi başından polis tarafından kesildi ve Dolmabahçe yönüne tüm geçişler kapatıldı.

Bunun yanı sıra Tarlabaşı Bulvarı, Akaretler, Sıraselviler, Gümüşsuyu, Tophane, İstiklal Caddesi, Rumeli Caddesi, Pangaltı ve çevre sokaklar da kapatıldı. Toplu ulaşımın da Taksim, Karaköy, Mecidiyeköy, Şişli, Beşiktaş’a kesilmesi İstanbul’da yaşayanlara zor anlar yaşattı.

Beylikdüzü- Topkapı hattı dışında metrobüs, Levent-Hacıosman hattı dışında metro seferleri ile vapur seferleri iptal edildi. Akşam saatlerinde seferler normale dönmeye başladı.

İstanbul Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, 142 kişi gözaltına alındı, 90 kişi hastaneye kaldırıldı. Saat 19.00 itibariyle 23 kişinin hastanelerde tedavileri sürüyor. Hastanelere kaldırılanlardan 19'unun da polis olduğu duyuruldu.

Şişli

Okmeydanı’nda 1 Mayıs kutlamasına katılmak isteyenlere yönelik polis saldırısı sabah 07.30’da başladı.

DİSK’e çıkan yollardaki polis ablukası nedeniyle işçiler DİSK ve çevresine ulaşmakta zorluk çekti. Sabah 09.00’dan itibaren DİSK’e çıkan ara sokaklarda polisin gaz bombalı saldırıları yaşandı. Mecidiyeköy köprüsü üstünde E-5 karayolunda Eğitim-Sen üyelerine de gaz atıldı. Polisin biber gazlı müdahalesinden Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalanlar da etkilendi.

Saat 11.00’de DİSK’ten Taksim’e yürüneceğinin açıklanmasının ardından Halaskargazi Caddesi üzerinde kortej oluşturan grup polisin saldırısına maruz kaldı.

Ara sokaklarda polis saldırısı sürerken çok sayıda kişi yaralandı ve gözaltına alındı. ÇHD gözaltına alınanların sayısının 100’ü aştığını duyurdu.

Beşiktaş

Beşiktaş’ta polis anonsları sabah saat 07.00 itibarıyla başladı. Saat 09.00 sularında polis Beşiktaş Barbaros Bulvarı ve Köyiçi’ne gaz bombalı, tazyikli suyla ve plastik mermiyle saldırmaya başladı.

Beşiktaş halkı camlardan tencere tava ve “Katil polis” diyerek şiddet uygulayan polislere tepki gösterdi.

Abbasağa Parkı etrafındaki evler, polisin yoğun gaz saldırısı nedeniyle boşaltıldı.

Polis Beşiktaş’taki TKP binasını bastı. Ve çok sayıda gözaltı gerçekleştirdi. TKP’nin web sitesinden yapılan açıklamada “Polis binamıza saldırdı ve yaralıları copluyor, gözaltına alıyor. Bu yasa dışı uygulamaya yol açan İstanbul Valisi ve emniyet yetkililerinin görevlerinden hemen istifa etmesi gerekir” dendi.

Saat 12.30 itibarıyla gözaltılar başladı. CHP Beşiktaş İlçe binasından da dört kişinin gözaltına alındığı açıklandı.

Sonraki saatlerde Barbaros Bulvarı, Yıldız Köprüsü ve ara sokaklarda polis saldırıları devam etti. Çok sayıda kişi gözaltına alındı ve gaz bombaları ve plastik mermilerle çok sayıda kişi yaralandı.

Barbaros Bulvarı saat 17.00’ye doğru trafiğe açıldı.

Taksim

Taksim Meydanı sabahın ilk saatlerinden itibaren araç ve yaya geçişine tamamen kapatıldı. Meydan’ın yanı sıra İstiklal Caddesi, Tarlabaşı Bulvarı, Gümüşsuyu ve Sıraselviler de tamamen polis ablukasındaydı.

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve 50 kişilik bir grup 1 Mayıs 1977'de hayatını kaybedenleri Kazancı Yokuşu'nda karanfiller bırakarak andı. Atalay; "İsteyen istediği yerde kutlasın 1 Mayıs'ı. Bu hoşgörü çok görülmemeli, biz Kadıköy'deyiz. Diğerleri Taksim istiyor. Bu hoşgörü topluma çok görülmemeli" diye konuştu.

Saat 10.00’da 100 kişilik bir grupla önce Kazancı Yokuşu'na karanfiller bıraktı,  ardından Taksim Anıtı'na  çelenk bıraktı.

11.00’e doğru Tarlabaşı’nda ara sokaklarda polis saldırısı başladı.

İstanbul Barosu’ndan bir grup avukatın ise Taksim’e girmesine izin verilmedi. Saat 15.30’da ise manken Tuğba Özay polislere rica ederek Taksim Meydanı’na tek başına girdi.

Saat 16.00 sularında İstiklal Caddesi’ne gelen HDP heyetinden Ertuğrul Kürkçü, "İstanbul'un her yerinde hüküm sürmekte olan olayları protesto ediyoruz. Şu anda İstanbul kendi güvenlik güçlerinin, kendi devletinin işgali altındadır. Kendi öz bayramımızı kutlamamız yasaklanmıştır. Hükümet 1 Mayıs'ta Taksim alanının işçilere yasaklamak istedi, ama bütün İstanbul Taksim 1 Mayıs alanı haline geldi. Güvenlik önlemleri nedeniyle işçiler işlerine bile gidemediler. Nerden baksan tutarsızlık nerden baksan ahmakça" dedi.

Kadıköy

Türk-İş, Türkiye Kamu-Sen, İşçi Partisi, Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği’nin de aralarında olduğu gruplar 1 Mayıs için Kadıköy’de toplandı.

Kadıköy tamamen trafiğe kapatıldı.

Mitingin sonlarına doğru otobüs duraklarında PKK bayrağı açan bir kişi kalabalık tarafından dövüldü.

Kaynak: Bianet