14 Ekim 2013 Pazartesi

Lambda'da etin cinsel politikası tartışılacak

Bayramın ikinci gününde saat 16:00'da Marmara'nın kan gölüne dönmesinden veya yaşı büyük bazı insanların hatrının sadece bayramlarda sorulmasındaki samimiyetsizlikten sıkılanlar için bir etkinlik planlanmış.

Vegan Kolektif ve Diren Vegan isimli gruplardan tanınan Gülce Özen Gürkan, Türkçesi piyasaya yeni çıkan Etin Cinsel Politikası kitabından yola çıkarak hazırladığı sunumla cinsiyetçilik ve türcülük arasındaki bağları deşifre edecek. Sunumun ardından ortalık bu kez kan gölüne değil soru gölüne dönecek.

"Türcü ve Cinsiyetçi İdeolojilerde Et"

Gün/Saat: 16 Ekim 2013 Çarşamba, 16:00
Yer/Adres: Lambdaİstanbul, Tel Sokak No:2 Kat:2, Beyoğlu İstanbul

13 Ekim 2013 Pazar

30 Hayvan Elektrik Akımından Öldü

İstanbul’da 30’a yakın büyükbaş hayvan kurban edilerek kesilmelerine iki gün kala elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.


İstanbul’da Başakşehir Belediyesi’ne ait kurban satış ve kesim alanında, 30’a yakın büyükbaş hayvan kurban edilerek kesilmelerine iki gün kala elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti.

Hayvanların bulunduğu çadırlardaki elektrik panolarının su aldığı öğrenildi.

Gazetelerde yer alan haberlere göre, “mal sahipleri” olaya müdahale etmedi, dört büyükbaş hayvan ölmeden önce “sahipleri” tarafından kesildi.

Belediye yetkilileri, ölen hayvanları iş makineleri yardımıyla çadırlardan çıkartarak kamyonlara yükledi.

Alanda çalışan satıcılardan biri “33 hayvanımız telef oldu. Burada insan da olabilirdi. Buradan bana bir tutanak bile verilmedi. Hayvanlar kamyonlara konulup çöpe atıldı ama yetkililerden kimse açıklama yapmadı. Burada 250 bin lira zararım var” diye konuştu.

Kaynak: Bianet

12 Ekim 2013 Cumartesi

Elektroşok Silahıyla 500 Kişi Öldü

Adli Tıp Uzmanı Fincancı, polisin elektroşok silah kullanmasının insan sağlığı için çok riskli olduğunu belirterek bunun sadece asayişte kullanılacağının da hiç inandırıcı olmadığını belirtti.


Polislere üç günlük eğitimin ardından elektroşok silahlar verildi.

İstanbul'da Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü Ekipleri'ne gönderilen 20 silahın kadına şiddet olayları, rehin alma olayları, polise mukavemet, intihar gibi başlıca olaylarda kullanılacağını belirtti.

Ajanslardaki habere göre, silah yedi metreye kadar etkili ve kişiyi şok dalgalarıyla 10 saniye sersemletiyor.

Öldürücü özelliği olmadığı belirtilen silahın bir kişiye 24 saat içinde üç kereden fazla kullanıldığında zarar verebileceği belirtildi.

Ölenlerin yüzde 90'ı silahsızdı

Elketroşok silahı Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada ve Birleşik Krallık dahil 126 ülkede kullanılıyor.

Uluslararası Af Örgütü ve birçok insan hakları örgütü, bu silahın acımasız ve kötü kullanıma açık olduğunu belirterek ölümlere neden olduğunu ifade ediyor.

Yine Af Örgütü'nün 2008 raporuna göre, ABD'de bu silah nedeniyle 2001-2008 arasında 334 kişi Kanada'da ise 25 kişi hayatını kaybetti. 2012'de bu sayı 500'ü buldu. Ölenlerin yüzde 90'ı silahsızdı.

Son olarak bir ay önce Maimi sahilinde 18 yaşında Mc Donalds'a graffiti yapan Hernandez-Llach bu silahla vurulduktan bir saat sonra hayatını kaybetti. Yine 2007'de Florida'da bir öğrencinin konferanstaki protestosunda üzerinde beş polis olmasına rağmen gereksiz ve acımasız elektroşok kullanımına tanıklık ediliyor.

Fincancı: İnsan sağlığı için çok riskli

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bianet'e daha önce bu silahın insan sağlığı için çok riskli olduğunu belirterek Türkiye’de bunun sadece asayişte kullanılacağının da hiç inandırıcı olmadığını belirtmişti.

 "Vücutta elektrik akımının ölüme yol açma riski yüksek. Nereye isabet ettiği önemli, akımın izlediği yol önemli. Kalbe zarar verebilir,  ani kasılmalara, solunum yetersizliğine neden olabilir. İnsanlarda varolan hastalığı tetikleyebilir. Kasılmalarla birlikte kontrolsüz bir şekilde yere düşünce çeşitli yaralanmalara, hatta kafa travması ile ölüme neden olabilir. Türkiye’de bu silahın kullanımının sadece asayişle sınırlandırılacağı hiç inandırıcı değil. Çünkü biz gaz bombasının nasıl ateşli silah gibi kullandığını görüyoruz."

Bakkalcı: Elektrik işkencesinin sokağa inmesi

TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı da bu silahın kullanılmasının kesinlikle insan haklarına aykırı olduğunu belirtmişti.

“Elektroşok silah kullanımı, bu ülkede yüzbinlerce insanın yaygın olarak maruz kaldığı elektrik işkencesinin doğrudan sokağa inmesidir. Türkiye’de özellikle 2005’ten sonraki yasal düzenlemelerle özel olarak da 2007’deki Polis Vazife ve Selahiyat Kanunu'ndaki değişiklliklerle güvenlik güçleri, insanları doğrudan da öldürme yetkisini de içerecek olağanüstü sınırsız şekilde yetkilerle donatıldı."

Kaynak: Bianet

11 Ekim 2013 Cuma

Pozantı'dan Sincan'a Getirilen Çocuklara Zorla Çıplak Arama

İHD’den Avukat Biçer, Sincan Cezaevi’nde kalan çocuklarla görüştü. Çocuk mahpuslar, zorla çıplak aramaya maruz kaldıklarını, tuvaletlerin kilitli kapılarının açılması için saatlerce kapıları yumrukladıklarını anlattı.


İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Cezaevi Komisyonu’ndan Avukat Hürmüz Biçer, Sincan’daki Ankara Çocuk ve Gençlik Kapalı Cezaevi’ndeki üç çocuk mahpusu ziyaret etti ve beş sayfalık bir rapor hazırladı.

Avukat Biçer, 16 Eylül ile 9 Ekim’de cezaevindeki avukat görüş odasında 17 yaşındaki H.E. ile K.Ş. ve 16 yaşındaki E.T. ile görüştü. Biçer raporunda, çocukların anlatımından yola çıkarak özetle şunları yazdı:

Dört gardiyanla zorla arama

Görüşülen üç çocuktan ikisi hastane sevki için ring aracına bindirilmeden önce çıplak aramaya maruz kaldıklarını anlattı.

Çocuklardan biri Haziran ayında hastane öncesi kamerasız odaya alındıklarını, bir gardiyanın ‘soyunmalarını’ söylediğini, kabul etmediklerinde de odaya 4-5 gardiyanın girdiğini, çocukların kıyafetlerini zorla çıkardığını söyledi.

Diğer bir çocuk da hastane sevkine tek başına gittiği bir günde, dört gardiyanın zorla kıyafetlerini çıkarttığını ve çıplak arama yaptıklarını anlattı.

Herkesin içinde kaba dayak

Çocuk mahpuslar, diğer çocuk mahpusların, diğerlerinin doğrudan görüp/duyabilecekleri mesafelerde kaba dayağa ve ağır hakaretlere maruz kaldıklarını belirttiler.
Kendileri de diğer çocukların dövüldüğünü gördüklerini anlattılar.

Tuvalet de izne tabi

Koğuşlardaki tuvaletler gün boyunca otomatik kapılarla kilitli kalıyor ve kapıları sadece gardiyanlar açabiliyor. Dolayısıyla koğuşlardaki tuvalete gidebilmeleri gardiyanın iznine tabi.

Her odada birer tuvalet ve banyo bulunuyor. Sabah 07:00’deki sabah sayımıyla birlikte çocuklar sabah sporu için çıkıyor, sonra da gün boyu ortak alanda bulunuyorlar. Çocuklar çıktıklarında, odalar otomatik kilit ile gardiyanlarca kilitleniyor.

Çocuk mahpuslar uyudukları, şahsi banyo ve tuvaletlerinin bulunduğu odaya gün içinde girebilmek için gardiyana seslenmek zorunda kalıyorlar. Gardiyan yerinde ayrıldığından, çocuklar tuvalete girebilmek için uzun süre kapıları yumruklamak zorunda kalıyorlar.

İzin alırken de onur kırıcı hakaretlere maruz kalıyorlar.

“Bunlar terörist, konuşmayın”

Pozantı ve Mersin cezaevlerinden sevkle getirilen çocuklar, cezaevi yönetiminin ve gardiyanların diğer çocuklara “bunlar terörist, bunlarla konuşup etmeyin” dediğini aktardı.

Sevkle gelen dört çocuk mahpus, kendileriyle havalandırmada konuşan diğer bir çocuğun gardiyanlarca azarlandığını ve dövüldüğünü anlattı.

Haziran ayında Kürtçe türkü söyleyen çocuklara, diğer koğuşlardaki çocukların sözlü sataşmasıyla başlayan tartışma, çocukların bir araya geldikleri etkinlikte birbirlerini darp etmesiyle sonuçlandı.

Dört çocuk mahpus, bu nedenlerle etkinliklerde ve sosyal faaliyetlerde diğer çocuklarla birlikte olmak istemiyor, dördü birlikte sabah sporuna çıkıyor, kütüphaneye gidiyorlar. Diğer çocuklarla yan yana gelmemek için bilgisayar hakkından yararlanamıyorlar.

“İdari ve cezai soruşturma”

Avukat Hürmüz Biçer, raporunun sonuç bölümünde şu ifadelere yer verdi:

* Çocukların dile getirdiği hak ihlalleri ciddi bir araştırmaya tabi tutulmalı ve sonlandırılmalı.

* İlgililer hakkında gerekli idari ve cezai soruşturma yürütülmeli.”

* Uygulanan disipline etme sistemi ve onur kırıcı uygulamalar sonlandırılmalı.”

Kaynak: Bianet

9 Ekim 2013 Çarşamba

"Önleyici Gözaltıyla Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kalmaz"

Yrd. Doç. Dr. Altıparmak, “önleyici gözaltı” uygulamasının hayata geçmesi durumunda işkence ve kötü muamelenin artabileceğini söyledi ve ekledi: "AİHM ne diyorsa tam tersini yapıyorlar."



Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, polisin, eylem yapma ve olay çıkarma olasılığı olanları hakim, savcı izni olmadan direkt gözaltına alabileceği ve “memura mukavemet”e verilen cezaların artırılacağı yönünde düzenleme yapılmasıyla ilgili olarak “Daha düzenlemeyi net olarak görmedim, haberlerden takip ediyorum. Ancak son derece tehlikeli buluyorum. AİHM ne diyorsa, tam tersini yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

“İşkence ihtimali yükselir”

bianet’e konuşan Altıparmak, “önleyici gözaltı”nın iki alt başlıkta önemli sorunlar yaratacağı görüşünde.

“Birincisi herhangi bir meydana giden bir kişinin çantasını arayıp içinde gaz maskesi veya solüsyon bulurlarsa o kişiyi gözaltına alırlar. Bunu da rutin haline getirirler ve beş gün çıkarsan beş gün gözaltına alınırsın. Hem gözaltına alındığın için fişlenirsin hem de Türkiye'de toplantı ve gösteri yürüyüşü diye bir şey kalmaz.

“İkincisi, gözaltına alınan kişinin normalde sorgulanacağı varsayıldığı için bir sürü usul güvencesi var. Normal şartlarda hekime götürülmen, 24 saatte hakim karşısına çıkarılman, gözaltı kaydının yapılması gerekiyor, avukatla görüştürülüyor, vs.

“Önleme soruşturmasında ise sorgu yok diyecekler, o yüzden savunma için avukat görüşmesi muhtemelen olmayacak, hakim önüne zaten çıkarılmayacak, ne zaman kayda alınıp ne zaman kayda alınmadığını kestirmek çok zor olacak.

“Bu da çok büyük tehlikeler yaratacak. İşkence, kötü muamele ihtimalini de yükseltecek.

“AİHS’e de Anayasa’ya da aykırı”

“Anayasa'nın 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesine göre bu çerçevede bir düzenleme kesinlikle Anayasa'ya da AİHS’e de aykırı olur.

“Biz bunu idari kolluk ve adli kolluk diye ayırıyoruz. Gözaltı ve tutuklama meselesi Türkiye'de bir suç işlendiğine dair iddianın üzerine yapılıyor. Bu nedenle de bu bir adli mesele sayılıyor. Şimdi burada bahsedilen şey idari, yani önlemeye yönelik bir düzenleme. Daha suç oluşmadan yapılacak şey.

“O nedenle ardından da soruşturma yürütülmeyecek. Bir risk üstüne sadece bunu yapacaklarını söylüyorlar.

“Avrupa’daki gibi istisnai uygulama olmaz”

“İstisnai olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasında ‘b’ bendi uyarınca bir vakada bu usulün uygulanabileceğini kabul etti. Ama orada da çok özel koşullar vardı.

“Bir holiganın çok somut verilere dayanarak gerçekten bir olaya katılacağına dair veri toplamışlar ve dört saat gözaltında tutmuşlar. AİHM'de bunu sözleşmeye aykırı bulmamış.

“Ama önerilen şey göründüğü kadarıyla böyle istisnai olmayacak, sistematik herkese yönelik olacak. Muhtemelen de bu kadar ince eleyip sık dokumadan toplantı ve gösteri yürüyüşünü ortadan kaldıracak düzeyde olacak. O nedenle AİHS’e de aykırı olduğunu düşünüyorum.

“AİHM’in dediklerinin tam tersini yapıyorlar”

Diğer mesele de memura mukavemet durumunda ceza artırılmasının öngörülmesi. Zaten Türkiye'de memura mukavemet nedeniyle inanılmaz çok dava açılıyor. İnsanların her türlü hakkı bu şekilde engelleniyor.

“Şimdi memura mukavemet cezasını daha da ağırlaştıracaklarından bahsediyorlar. Sokakta polisten şiddet gören kişi eğer ağır cezalarla cezalandırılma riski varsa gidip şikayet etmez. Bu da kötü muamele uygulamalarını çok artırır ve önü alınamaz hale gelir.

“AİHM kararları Türkiye'ye ne yap diyorsa, bunlar tam zıttını yapıyorlar. Polis şiddetini engellemeleri gerekirken polis şiddetini daha da meşrulaştırıyorlar.

“İnsanların üstlerini, çantalarını yasalara aykırı şekilde arayıp maske, solüsyon gibi malzemeler bulunca gözaltına alıyorlardı. Şimdi bu hukuk dışı uygulamalarına hukuksal zemin hazırlamaya çalışıyorlar.”

Kaynak: Bianet

Etin Cinsel Politikası ve Veganizm kitapları çıktı


Hayvan özgürlüğünü yakından ilgilendiren iki kitap Veganizm ve Etin Cinsel Politikası bu ay okurlarla buluştu. İkisinin de Türkçe yazına getirdiği ilkler var: Veganizm isimli kitap, veganlığın felsefesi ve politikası hakkında Türkçe yazılmış ilk kitap olma özelliği taşıyor. Etin Cinsel Politikası ise feminizm ve hayvan özgürlüğü mücadelelerinin kesişme noktasını Türkçe literatüre taşıyor.


Zülal Kalkandelen ve Can Başkent tarafından söyleşi tekniği ile hazırlanmış olan Veganizm, Propaganda Yayınları'ndan e-kitap olarak çıktı. Veganlığın beslenme boyutuna, ekonomik/politik açılımına ve etik boyutuna değinen üç bölüm, kitabın temel bölümlerini oluşturuyor. Şu bağlantıdan satın alınabileceği gibi buradan ücretsiz de okunabilir.


ABD’li yazar Carol J Adams 1990 yılında Etin Cinsel Politikası’nı yazdığında yaklaşık yüz yıl önce etkisi hissedilen feminist hayvan özgürlüğü savunuculuğunun üstüne toprak örtülü olduğundan kitap şok etkisi yaratmıştı. Adams, yaklaşık 15 yılını verdiği kütüphane çalışmasıyla hem 18. YY’da vejetaryen olduğu için deli yakıştırması alan düşünürleri hem de feminizmin dünyada adını duyurmaya başladığı günlerde ataerkinin yansıma alanlarından birinin de et yeme ve avcılık olduğunu tespit ederek hayvan hakları savunucusu olan birçok feminist kuramcıyı gün ışığına çıkarıyor.

İngilizce ve Türkçe dışında dört dilde daha yayınlanan bu kitabın merkezinde kayıp gönderge kavramı var. Adams’a göre et yiyeni yediği hayvandan hayvanı da markette satılan biçiminden yalıtan kültürel duvara kayıp gönderge denir. Kimse kahvaltısının en büyük keyfi olan sucuğunun bir zamanlar nefes alan ve ne zaman özgür kalacağı beklentisi ile esaret altında günlerini geçiren bir canlıdan geldiğini ve sucuk olabilmek için korkunç ve kanlı bir süreçten geçmesi gerektiğini düşünmek istemez; çözümü göndergeyi kaybettirmekte bulur. Kayıp göndergenin var olabilmesi için nesneleştirme-parçalama-tüketme biçimindeki şiddet döngüsünün tamamlanması gerekir.

Pornoda parça parça tüketilen kadın bedeni ile sofrada parça parça yenen hayvan bedeni arasında her ikisinin de özünde sömürülmemesi gereken varlıklar olduğunu yadsıyan erkek egemen zihniyet vardır. Erkeklik inşasının bir kısmı et yemek ise, bir başka kısmı da ötekileştirilmişlerin bedenlerini denetim altında tutmaktır. Güray Tezcan ve Mehmet Emin Boyacıoğlu’nun Türkçe’ye kazandırdığı cinsiyetçilikle türcülük arasındaki bağlantıya ışık tutan bu kitap Ayrıntı Yayınları’ndan piyasaya çıktı ve şuradan indirimli olarak edinilebilir.

7 Ekim 2013 Pazartesi

Etsiz benzinsiz parasız Avrupa turu

2014 Bahar mevsiminde İstanbul'da alternatif kültür için uzun bir yolculuk başlıyor. Ekolojik yaşamın, doğaya-hayvanlara düşmanlık gütmeden hayatta kalmanın ve de endüstriyel sisteme bağlı kalmadan ihtiyaç duyulan gereçleri üretebilmenin (kendin yap/do it yourself kültürü) mümkün olduğuna inanan Rüzgar Yolgezer bu güzel projesini bizlerle paylaştı. Yeryüzüne Özgürlük'e gönderdiği mektup şu satırlardan oluşuyor:


Merhaba, Bugünlerde, bisiklet ve kanoyu birleştirerek bir proje hazırlıyorum. Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki ekolojik çiftliklere pedallayıp Tuna Nehri'ni de kano ile geçerek Türkiye’ye dönmek şeklinde. Proje süresince seyahatimi tamamen kas gücüyle, fosil yakıt kullanmadan ve et yemeden gerçekleştireceğim. Amacım ekolojik yaşamın ve sürdürülebilirliğin önemini vurgulamak. Mart 2014'te yola çıkmayı düşünüyorum. Bu proje için oluşturduğum rota; bisiklet için Istanbul-Yunanistan-Arnavutluk-Karadağ-BosnaHersek-Hırvatistan-İtalya-İsviçre-Fransa-Belçika-Hollanda-Almanya-Danimarka-Almanya, son olarak Romanya-Bulgaristan-Türkiye. Bisiklet yolculuğu 10000 km'yi aşacak. Son olarak kano ile (bisiklet kanoda taşınarak) Tuna Nehri geçilecek, 2900 km civarı. Fosil yakıtlar kullanmadığım gibi, çöp üretmeden, ekolojik ürünler kullanarak ve et endüstrisinden beslenmeyerek (halihazırda vejetaryenim) turu tamamlamak istiyorum. 

Yol boyunca geçimini Avrupa'da uğrayacağı ekolojik çiftliklerde çalışarak ve atıklardan takı üretip satarak sağlamayı planlayan Rüzgar Yolgezer, ayrıca bu tur boyunca kullanacağı güneş kremi ve diş macununu da kendi üretmeyi planlıyor. Yolda süreceği bisikleti kendi üretmek için de bisikletforum.com sitesinde atölye oluşturmuş ve Facebook'ta bir tartışma sayfası açmış:

http://www.bisikletforum.com/showthread.php?t=122597
https://www.facebook.com/groups/145229582350936/

İnsanmerkezci uygarlığa, türcülüğe ve kapitalizme karşı çevirilen her pedalı destekliyoruz. İlerleyen günlerde Rüzgar'dan güzel haberleri bekliyoruz ve bu projede kalbi Rüzgagr'la birlikte atan ve vakti olan herkesi ona katılmaya davet ediyoruz.

4 Ekim 2013 Cuma

4 EKİM Dünya Hayvanlar Günü'nü Kutlamıyoruz!

Aşağıda sıraladığımız sebeplerden, 4 EKİM Dünya Hayvanlar Günü'nü kutlamadığımızı deklare ediyoruz. 

"Hayvana, insana, yeryüzüne özgürlük" şiarı ile hareket eden Yeryüzüne Özgürlük Derneği olarak, aşağıda bir kez daha hatırlatmak istediğimiz iç karartıcı tablo nedeni ile 4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü'nü kutlamıyor, yaşanan hak ihlallerinden, katliamlardan devleti ve göstermelik mevzuat çalışmaları ve girişimleri ile hayvanların haklarını değil, onların daha "insanî" koşullarda sömürülmesini, katledilmesini güvence altına alan hükûmeti sorumlu tuttuğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz.

- Türkiye’de sürmekte olan sokak hayvanlarının topluca katledilmesi, bu katliamların faillerine yönelik ciddi bir yaptırım uygulanmaması, barınakların birer temerküz kampına dönüştürülerek hayvanlara tecrit koşulları altında her türlü ölümcül hastalığın ve acılı ölümün reva görülmesi, bunlardan kamuoyunda yankı bulanların sadece idarî para cezaları ile geçiştirilmesi; tecavüz gibi çok ciddi acılara neden olan haksız fiillerin yok sayılması,



- Mezbahalarda ve hayvan çiftliklerinde yaşanan işkence, her türlü kötü muamele vb. hak ihlalleri;




- Hayvanlı sirklerin Türkiye’de halen insanların eğlencesi için yaygın olarak ticarî faaliyetlerine izin verilmesi; eğlencenin değil zulmün pazarlanarak bu kirli tacirliğin onaylanması,


- “Aquapark” ya da yunus gösteri/terapi merkezleri adı altında faaliyet gösteren ticarî zulüm ve hapishane işletmelerinin kurulması ve ruhsatlarının yenilenmesinden doğan birçok hak ihlalinden,


- Hayvan deneylerinin iyice serbestleştirilmesi, devlet tarafından hayvan deneylerinin ve deney hayvanı yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi,


- Müebbetlik birer hapishane şeklinde faaliyet gösteren hayvanat bahçelerinin açılmasının teşvik edilmesi;



- İthalat vergi oranlarının düşürülerek okyanus ötesindeki ülkelerden Türkiye’ye canlı hayvan ithal edilmesi sırasında yaşanan hayvan hakları ihlalleri,



- “Geleneksellik” kılıfı altında deve, boğa gibi hayvanların dövüşlerinin hâlâ yasaklanmıyor oluşu,


- Türkiye’nin dört bir yanında kurulan, kurulmak istenen hidroelektrik santraller, termik santraller, nükleer santraller ve maden arama, tetkik ve sondaj projeleri, kıyıların rant uğruna kapışılması ile yaban hayvanlarının zorunlu göçe tabii tutulması, binlerce hayvanın ölümü, birçok hayvan türünün ve ırkının yok edilmesi; rant uğruna ekosistemin yok sayılması,



- Son yıllarda teşvik edilen kürk ve deri sanayisinde öğütülen hayvanlara yaşatılanlar,


- Günümüzde bir köle pazarı gibi işleyen petshopların kurulmasını onaylayarak bu işkencehaneleri ruhsatlandırarak faaliyetleri boyunca sayısız hayvanı tüketim toplumuna pazarlarken ortaya çıkan hak ihlallerinden,


- Avcılığı hâlâ bir spor olarak gören devletçi zihniyet ile binlerce hayvanın, insanların eğlencesi için yaşamının acı dolu bir son ile bitmesi, avcılığın sürdürülebilirliğini sağlamak için devlet avlaklarının kurulması ve avlanmak üzere yaban hayvanlarının devletçe yetiştirilip avlaklara salınması,



- Ulusal mevzuatın hâlâ hayvanı birer canlı birey olarak değil de mal olarak görüyor oluşu,

- Savaşlarla, bombardımanlarla ormanlar, dağlar yerle bir edilirken bahsi bile geçmeyen hayvanların çok rahat bir şekilde gözden çıkarılması,





- Doğrudan hayvan hakları ile ilgili olmasa da hayvan hakları ve özgürlüğü için ya da ilişki içerisinde olduğumuz diğer toplumsal mücadele konuları hakkında düzenlenen ve "anayasal hak" diye bizlere "bahşedilen" ifade özgürlüğümüze, eylemlerimize yapılan polis saldırıları, gözaltı furyaları, bu ülkede yeni yeni yeşeren hayvan özgürlüğü hareketi üzerinde kurulması istenen devlet baskısı...




Bu "özel" gün dolayısıyla Evrensel Hayvan Hakları Beyannamesi'ne taraf olan ve kendi ulusal mevzuatı ile de tüm hayvanların yaşam hakkının güvence altında olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükûmetini bir kez daha kınıyor, müsebbibi olduğu, teşvik ettiği, onayladığı hayvan hakları ihlallerinden dolayı teşhir ediyoruz. Devlet insan-hayvan ayırt etmez katleder. Halkların kardeşliğinden rahatsız olanlar türlerin kardeşliğinden söz edemez.



Hayvanlara ve bizlere yaşattıklarınız, tanıklıklarımız nedeniyle yasa çalışmalarınızdan, anayasa taslaklarınızdan, içi boş demokratikleşme paketlerinizden, reformlarınızdan medet ummuyoruz, adaletinize inanmıyoruz, tahakkümü olumlayan genel ahlâkınızı reddediyoruz.

Topyekûn özgürlüğe dek mücadeleye devam!..



Basın açıklamamıza saldıran çevik kuvvet ve devlet şiddeti nedeni ile katledilen hayvanlar için TBMM'de soru önergesi verildi

İstanbul Milletvekili Sn. Melda Onur'a, polis şiddetine ve devlet terörüne sessiz kalmadığı için teşekkürlerimizi sunuyor, kamuoyu bilgisine sunulan bülteni aynen paylaşıyoruz:

İstanbul Milletvekili Melda Onur: 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nü kutlarken... Hayvan haklarını koruyanları bile koruyamıyoruz

İstanbul Milletvekili Melda Onur, İçişleri Bakanı Muammer Güler’in yanıtlaması istemiyle 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma günü kapsamında, polis saldırılarında hayatını kaybeden ve zarar gören hayvanlar için basın açıklaması yapmak isteyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyelerine 28.09.2013 tarihinde yapılan polis şiddeti için soru önergesi verdi.


Önergenin gerekçesi ve soruları:

Gezi Parkı’nı korumaya yönelik protestolar esnasında kolluk kuvvetlerinin biber gazı, kimyasallı su ve plastik mermi, bilye gibi silahların bu süreçte sokaklarda öldürdüğü sokak hayvanlarına dikkati çekmek isteyen ve bu amaçla 28 Eylül 2013 tarihinde, Gezi Parkı merdiveninde basın açıklaması yapmak isteyen Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin bu girişimi Valilikçe engellenmiştir. Bu sırada hayvan hakları savunucuları yapmak istedikleri basın açıklaması esnasında kolluk güçleri tarafından müdahale görmüş, ağır bir şekilde parkın merdivenlerinde darp edilmiştir.

Derneğin aktivistleri Gezi Parkı merdivenlerinde toplanırken, sivil polisler GBT kimlik taraması yapmak istemiş, ardından Gezi Parkı merdivenlerinin “kimlik kontrolü için güvenli olmayışı” gerekçe gösterilerek ve kimliklerine el konularak İstiklal Caddesi girişine kadar sürüklenmiştir.

Dernek tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verilmektedir:

“Saldırı esnasında kucağında bebeği olan bir üyemiz dahi polisin şiddet girişimine maruz kalmış, bir başka arkadaşımız ise yere yatırıldıktan sonra kafası defalarca yere vurularak gözaltına alınmıştır. Gezi Parkı’ndan Taksim Meydanı’na kadar kalkanlarla sürüklenen insanlar darp edilmiş, gösteri ve yürüyüş hakkının şiddetle gasp edildiği saldırıda 14 kişi gözaltına alınmıştır. Basın mensupları da darp edilmiştir ve darp edilerek gözaltına alınan aktivistlere yönelik hak ihlallerinin görüntülenmesi yine polislerce engellenmiştir.”

Eylemde pankart bile açılamamışken ve beş dakika sürecek, bir sayfalık basın açıklaması dahi okunamamışken, Gezi direnişinde yaşamını yitiren tüm canlıların anılmasına bile tahammülü olmayan bir idari anlayış ile karşı karşıyayız. Bu durum devletin vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin açıkça yok saymasıdır. Oysa hukuki açıdan basın açıklaması ve toplantı için izne dahi gerek yoktur.

Bu bağlamda;

1-Kolluk kuvvetlerinin müdahalesi esnasında korumasız, savunmasız bırakılan, biber gazı, kimyasallı su ve diğer silahların etkisinden dolayı hayatını kaybeden veyahut zarar gören hayvanların haklarına dikkat çekmek isteyen barışçıl eylemcilere ve bu eylemi izleyen basın mensuplarına karşı kullanılan şiddetinin gerekçesi nedir?

2- Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyeleri hangi gerekçe ile gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınan dernek üyeleri için ne gibi bir işlem yapılmıştır?

3- Hak ihlallerinin tespiti ve teşhiri için Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapacak olan derneğin, bu girişimini basın açıklaması ile duyuracağı bir eylem ne gibi gerekçelerle tehdit olarak görülmektedir? İçişleri Bakanı olarak bu durumu nasıl değerlendirmektesiniz?

4- Gezi Parkı protestoları sırasında kolluk kuvvetlerinin kullandığı çeşitli silahlarla ölen veya yaralanan kaç sokak hayvanının sayısı bilinmekte midir? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ve Gezi Protestolarının gerçekleştiği ilçe belediyelerinin kontrolü altında bulunan ve kaydı bulunan sokak hayvanlarının ne kadarı bu sürede yaşamını kaybetmiştir?  Bu yönde bir araştırma yapılmış mıdır?

5- İstanbul sokaklarında bu süreçte yaralanan sokak hayvanlarının tedavisi konusunda ilgili kurumlarla bir çalışma yapılmış mıdır?