Tüm muhaliflere yöneltilen devlet terörünü ve bu hafta düzenlenen KESK, ESP, Etkin Haber Ajansı (ETHA), Atılım gazetesi, Güneş Ajans’a yönelik operasyonları kınıyor, baskılar ve gözaltılar karşısında herkesi dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz.
Türkiye, hükûmetin iddia ettiği gibi "genişletilen özgürlükler"in değil, gözaltı furyalarının, baskı ve sindirme politikalarının, devlet terörü-polis şiddeti-hapishane ve karakol işkencelerinin ülkesi haline dönüştürülmüştür. Ve bizler buna “ileri demokrasi gazabı” diyoruz. Her gün yeni bir gözaltı ve operasyon furyasının haberi ile güne başladığımız, böylesine baskıcı bir ülkede yaşadığımız için artık utanamıyoruz, tüm bu olup biten saçmalıkları çaresizlik ve öfke ile izliyoruz. Türkiye adeta hukuk değil, bir “tutuk” devleti haline gelmiştir.
Devletin toplumsal meselelerle ilgili samimi olmayan çözüm yöntemlerini eleştirenler, devletin müsebbibi olduğu hak ihlallerini protesto edenler, bedenini erkek egemen devlet zihniyetine teslim etmek istemeyen ve bunun için direnen kadınlar ve hak mücadelesi veren nice aktivisitler bir bir gözaltına alınarak gerçeklerle alakası bulunmayan delillerle, yasal dayanağı olmayan belgelerle cezaevine gönderilmektedir.
Geçtiğimiz ay derneğimize ve bağımsız hayvan hakları aktivistleri ile birlikte anarşistlere de operasyon düzenlenmiş, 15 anarşist 1 Mayıs’a katıldıkları, facebook’ta 1 Mayıs videoları paylaştıkları ve kara bayrak tuttukları gerekçesiyle tutuklanmış, böylelikle neredeyse gözaltını "tatmayan" hiçbir muhalif birey kalmamıştır. HES'lere direndikleri için yerellerdeki insanlar hakkında onlarca dava açılmış, bizzat kolluk şiddetine maruz kalmalarına rağmen insanların mağdur değil sanık olarak mahkemelerde yargılanmalarına devam edilmektedir. Seks işçiliği yapan transseksüeller polisin "bonus" sisteminin sistemli olarak mağduru haline getirilmiştir, özgürlük mücadelesi verdikleri için haklarında hapis cezası kararları verilmiştir. Sosyalist görüşlü bir çok insan akıl almaz gerekçelerle tutuklanmakta, birçok siyasî partiye, yayın organına, sivil toplum örgütüne sürekli olarak operasyonlar düzenlenmektedir.
Günün her dakikasında sömürülen işçiler de patron-devlet şiddetinin "vazgeçilmez" öznesi haline getirilmiştir. Sendikalara baskınlar düzenlenmiş, birçok sendikacının özgürlüğü gaspedilmiştir. Daha iki gün önce birçok şehirde eşzamanlı olarak KESK üyelerine operasyon gerçekleştirilmiş, sendika ofisleri didik didik aranarak darmadağın edilmiş, onlarca sendika üyesi tutuklanmıştır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde ve mitinglerden sonra onlarca muhalif kadın, feminist gözaltına alınmış, bedenleri, düşünceleri için özgürlük mücadelesi veren kadınlar da tutuklanmıştır. Aslında tepki verilmemesi absürd olan haksızlıklara, adaletsizliklere isyan eden, eylemlere katılan muhalif öğrenciler hapishanelere tıkılmaktadır. Kürtlerin özgürlük mücadelesinden ekoloji hareketine, feminist mücadeleden çeşitli toplumsal konular üzerine yazıp çizen, kafa yoran akademisyenler de yargının, devlet organlarının mağduru haline getirilmiş, özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Devletin bakanının tabiriyle tacizden, tecavüzden içeride yatan gazeteciler ise yazıp çizdikleri, gün yüzüne çıkardıkları rezaletler nedeniyle aylardır hapiste... İnsan hakları savunucuları, hayvan hakları/özgürlüğü aktivistleri, vicdanî retçiler, anarşistler, sosyalistler, muhalif Kürtler, feministler, gazeteciler, akademisyenler, çevreciler/ekoloji aktivistleri, muhalif öğrenciler, LGBTT hakları aktivistleri ve daha birçok muhalif birey operasyonlarla, sorgularda hepsi birer saçmalıktan ibaret olan sorularla, soruşturma adı altında yürütülen tonlarca hak ihlali ile yıldırılmak, sesleri kesilmek istenmektedir.
Roboskî'de işlenen savaş suçunun hesabını vermek bir yana, Suriye'ye karşı savaş çığırtkanlıklarının yapıldığı şu günlerde, hükûmet insan hakları konusunda diğer ülkelere ders vermeye devam etmektedir. Ancak kendi ülkesinde, ulusal ve uluslararası hukukun ayaklar altına alındığını, hapishanelerin "düşünce suçluları" ile dolup taştığını, politik menfaatler uğruna binlerce insanın cezaevlerinde yazılmak bilmeyen iddianameleri, günü gelmek bilmeyen duruşma tarihlerini beklediğini görmezden gelmektedir. Görmezden gelmektedir çünkü tüm bu olup biten hukuk skandallarının müsebbibi hükûmettir, kendi çizdikleri sınırların dışına çıkan, kendi belirledikleri oyunun kurallarına aykırı oynayan tüm kesimler, hükûmet tarafından "düşman" ilan edilmiştir. Üstüne üstlük birer cehennemi aratmayan cezaevlerinde yaşanan tüm işkencelere, tutsakların ve çocukların cinsel istismarına, koğuşlarda, ring araçlarında insanların diri diri yanmasına göz yuman idareciler, bizzat devlet tarafından terfi ettirilmekte, tutsaklar için hepsi birer ağır travma olan hak ihlalleri, sonu hiçbir tatmin edici yaptırıma ulaşmayan, göstermelik soruşturmalarla geçiştirilmektedir. Cezaevlerindeki hasta tutuklular uğradıkları haksızlıklar karşısında seslerini duyurmak için açlık grevine başvurmak zorunda bırakılmakta, cezaevi idareleri tarafından ölüme terk edilmektedirler. Birçok hasta tutuklu yeterli tedavi görmediğinden hayatlarını kaybetmektedir.
Son olarak ise haber alma hakkı ve basın özgürlüğü yine engellenmek istenmiş, Etkin Haber Ajansı (ETHA), Atılım gazetesi, Güneş Ajans polisler tarafından basılmıştır. Özgür basın emekçilerine yapılan bu saldırı ve yıldırma girişiminin, diğer toplumsal alanlarda özgürlük mücadelesi verenlere yapılanlardan hiçbir farkı yoktur, hatta bir parçasıdır. Sadece ve sadece özgürlük mücadelesi veren kesimler, düşüncelerini açıkça ifade ettikleri için, bu ülkede artık ayyuka çıkmış hak ihlallerini protesto ettikleri için, sanki birtakım gizli deliller elde edilmiş gibi ana-akım medyanın da yardımı ile Terörle Mücadele Kanunu paçavrası ve Özel Yetkili Mahkeme denilen hak gaspçısı kurumlarca hak ve özgürlükler kısıtlana kısıtlana nihayetinde devletin belirlediği tipte, görüşte bir "vatandaş" profilinin oluşturulmak istendiği, bu profile uymayanların ise zindanlarda çürütülmek, her türlü şiddet ve işkence ile yıldırılmak niyetinin artık hükûmetin resmî ideolojisi haline geldiği bilinen bir gerçek olarak yüzümüze tokat gibi çarpmaktadır.
Bu tokat karşısında, bizlere dayanışmayı yükseltmek ve güçlendirmekten başka bir çare bırakılmamaktadır. İnsan-hayvan-doğa demeden, farklı mücadele kulvarlarında özgürleşme için direnen, isyan eden tüm bireylere ve oluşumlara çağrımızdır. Ağzımızı açtığımız anda bizleri yıldırmak için elinden geleni yapanlara, bizlere sözde demokrasi dersi veren, hiçbir işe yaramayan mevzuatı ile göz boyamaktan ve hak ihlallerini meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmayan, iki yüzlü, samimi olmayan, tecridin, katliamların baş aktörü olan bu sistem karşısında dayanışmayı güçlendirelim. Bunu yapamadığımız sürece, her gün, arkadaşlarımız, dostlarımız, ailelerimiz, yoldaşlarımız aramızdan sökülüp alınmaya, özgürlüklerimiz gaspedilmeye devam edecektir.
YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ
28 Haziran 2012 Perşembe
27 Haziran 2012 Çarşamba
"Benim Ülkem Sana Dar Gelir" Davası Karara Yaklaşıyor
Hayvan hakları mücadelesinde 24 yıldır faaliyet gösteren bir derneğin kurucusu olan Eva Aksoy’u “Benim Ülkem Sana Dar Gelir, Sen Erivan’a Git” diyerek Türk olmadığı için Türkiye’den kovan, toplum içerisinde ötekileştirmeye çalışan ve bu girişimlerinde başarılı olan ve yıllardır ırkçı hakaretlerin, tehditlerin hedefi olmasına sebep olan kişi hakkında açılan kamu davası dün İstanbul 30. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görüldü.
Duruşmada Eva Aksoy'un vekili Av. Ömer Kavili ve Av. Ahmet Tamer, atılı suçun yasal unsurları oluştuğundan sanığın alt sınırdan değil üst sınırdan cezalandırılmasını talep etti. Duruşmaya Aksoy'la dayanışmak için Çağdaş Hukukçular Derneği'nden avukatlar da katıldı.
Eva Aksoy'un suç duyurusunun kamu davasına dönüşmesinin ardından sanık M.A.Ö, Aksoy hakkında çok sayıda suç duyurusunda bulunmuş, bir de tazminat davası açmıştı. Sanığın Eva Aksoy'a ve bir haber nedeniyle Sabah gazetesine açmış olduğu tazminat davası ile sanığın Aksoy aleyhinde açmış olduğu (hakaret, eziyet vs. konularındaki) tüm davalar takipsizlikle sonuçlanmıştı.
Davaya yayın yasağı talebi reddedildi
Dün gerçekleştirilen duruşmaya sanık M.A.Ö her zamanki gibi katılmazken, sanığın vekili "Müvekkilim ve benim hakkımda basında ve internette 'ileri geri' çok sayıda yayın yapılmakta" diyerek davaya yayın yasağı konmasını, tehdit, hakaret maillerinin müvekkilinin bilgisayarından çıkıp çıkmadığı konusundaki bilirkişi istemini yineledi, fakat sanık müdafiinin talepleri mahkemece reddedildi.
Polisler: Olayı bilmiyoruz, sanıktan bilgisayar almadık
Geçen celsede, sanık M.A.Ö'nün iddiası değerlendirilmiş, M.A.Ö'nün evinde bir süre ikâmet eden polis memurlarının tanık ifadelerinin alınması için duruşma ertelenmişti. Sanık, üzerine atılı olan suçlamayı kabul etmeyerek, bir dönem evinde oturduğunu belirttiği polis memurlarınca tehdit ve hakaret maillerinin gönderildiğini ima etmişti. Bu celsede Van 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nden gelen cevapta tanıklığına başvurulan polis memurlarının, dava konusundan bihaber oldukları ve ifadelerinin sanığın iddiasını desteklemez nitelikte olduğu görüldü.
Aksoy'un vekillerinden Av. Kavili, Hrant Dink cinayetine gönderme yaparak "Bu ülkede arkadan kurşunlanarak öldürülen bir vatandaş da önce çok sayıda ölüm tehdidi almıştı. 'Benim Ülkem Sana Dar Gelir', 'Senin sonun darağacıdır' demek birer ölüm tehdidir. Bu nedenle, suçun faili kim olursa olsun, bu gibi davaların sanıkları en üst sınırdan cezalandırılmalıdır. Ayrıca, müvekkilimin soyadı imalı bir şekilde değiştirilerek, müvekkilim toplumun içinde dışlanmaya, hedef haline getirilmeye çalışılmaktadır" dedi.
Aksoy: Sanığın tacizleri devam ediyor
Sanığın tacizlerine devam ettiğini belirten Eva Aksoy "Sanık, geçtiğimiz ay devamlı gittiğim veteriner kliniğine gitmiş ve benim hakkımda işyeri sahipleri ile özel olarak görüşmek istediğini söylemiş. Bu isteği reddedilince sanığın işyeri sahiplerini de üstü kapalı olarak tehdit ettiğini öğrendim. Yıllardır tehditlere, hakaretlere, iftiralara maruz kalmam bir yana, sanık insanlarla olan ilişkilerimi de etkilemeye çalışıyor. Gittiği klinikte, beni özel olarak, arabamdaki mobil kamera aracılığıyla izlediğini de söylemiş. Aracımı arattım ancak herhangi bir izleme cihazı çıkmadı. Sanığın ne yapmaya çalıştığına anlam veremiyorum" dedi.
Duruşma, sanık müdafiinin esas hakkındaki beyanları için 19 Temmuz 2012 tarihine ertelendi.
Ne olmuştu?
Eva Aksoy, yıllar boyunca ırkçı hakaretlere maruz bırakıldı, ölüm tehditleri aldı, kendisine Türkiye'yi terk etmesi emredildi, ikâmetgâhının adresi internette yayınlandı, fiziksel saldırı girişimine maruz kaldı, evine ateş edildi, camları kırıldı, mahallede yapılan kulis çalışmaları ile "Türk düşmanı" olarak damgalandı, tehdit maillerinde geçen "Senin sonun darağacıdır" sözlerini hatırlatırcasına kapısının önüne metrelerce kalın halatlar bırakıldı. Aksoy'a gönderilen hakaret ve tehdit maillerinin bazıları, "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye bitiyordu ve "biz, insanları arkadan hançerleyen Ermeni ırkından değiliz" deniliyordu maillerde. Son olarak da "Hocalı Katliamı'nı anma" mitinginden sonra bahçesine, mitingde dağıtılan "Ermeni Yalanına Sessiz Kalma" şapkalarından biri atıldı. Üstelik şapkayı bahçeye atan kişinin sanığın avukatlığını yapan emekli bir savcı olduğu da güvenlik kamerası kayıtlarından tespit edildi.
Irkçı hakaretlerin ve ölüm tehditlerini takiben, ikâmetgah adresinin internette yayınlanmasının ardından Aksoy, e-maillerin göndericisi olan sanık M.A.Ö. hakkında suç duyurusunda bulunmuş, M.A.Ö. aleyhinde kamu davası açılmıştı.
24 Haziran 2012 Pazar
BUGÜN Trans Onur Yürüyüşü'ndeyiz...
Her türlü tahakküme karşı çıkan tüm kesimleri Trans Onur Yürüyüşü'nde birlikte yürümeye davet ediyoruz.
Irkçılık, türcülük gibi tüm ayrımcılık çeşitleriyle paralel giden aynı faşist ve ayrımcı düşünce sisteminde ısrarla görmezden gelinen trans nefret cinayetlerini bir kez daha hatırlatmak ve trans dostlarımızı aramızdan söküp alan, gündelik hayatta evlere kapatan transfobik nefret söylemlerini /tutumlarını protesto etmek ve dayanışmayı güçlendirmek için BUGÜN 24 Haziran Pazar günü, saat 17.00'da Trans Onur Yürüyüşü'nde Taksim Meydanı'nda buluşuyoruz.
Doğa, hayvan, insan için bambaşka özgürlük tahayyülleri için mücadele veren derneğimiz, bu yıl da translarla birlikte yürüyecek ve onların varlığını, dertlerini bir kez daha hep birlikte haykıracağız.
"Sokağındaki kuytu köşeyi bile bir köpeğe fazla gören göz, muhitindeki transseksüele kinle bakan gözden farklı değildir"
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Irkçılık, türcülük gibi tüm ayrımcılık çeşitleriyle paralel giden aynı faşist ve ayrımcı düşünce sisteminde ısrarla görmezden gelinen trans nefret cinayetlerini bir kez daha hatırlatmak ve trans dostlarımızı aramızdan söküp alan, gündelik hayatta evlere kapatan transfobik nefret söylemlerini /tutumlarını protesto etmek ve dayanışmayı güçlendirmek için BUGÜN 24 Haziran Pazar günü, saat 17.00'da Trans Onur Yürüyüşü'nde Taksim Meydanı'nda buluşuyoruz.
Doğa, hayvan, insan için bambaşka özgürlük tahayyülleri için mücadele veren derneğimiz, bu yıl da translarla birlikte yürüyecek ve onların varlığını, dertlerini bir kez daha hep birlikte haykıracağız.
"Sokağındaki kuytu köşeyi bile bir köpeğe fazla gören göz, muhitindeki transseksüele kinle bakan gözden farklı değildir"
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
21 Haziran 2012 Perşembe
Irkçılığa, faşizme karşı dayanışmayı yükseltmeye çağırıyoruz
Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği - HYHKD'den Eva Aksoy’a
yönelik olarak, yaklaşık 8 senedir düzenli biçimde sürdürülen faşizan,
ırkçı söylem ve tavırları, hakaret ve tehditleri kınıyor; 26 HAZİRAN, Salı günü, saat 11.45’de, Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde 30.
Sulh Ceza Mahkemesi (6. kat) duruşma salonundaki altıncı duruşmaya
katılım sağlayarak, ayrımcılık karşıtı tüm bireylere dayanışma
çağrısında bulunuyoruz.
Her duruşmada olduğu gibi bu duruşmada da ırkçılığı lanetlemek ve dayanışmayı yükseltmek için o gün orada olacağız.
Lütfen
şimdiden duruşma gününü kaydedin. En azından yarım saatinizi ayırıp
duruşmaya bizzat katılarak faşizan hakaret ve tehditler karşısında Eva
Aksoy'un yalnız olmadığını gösterin.
Hayvanların
Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD) Başkanı Eva Aksoy, Türk olmadığı
gerekçesiyle ötekileştirilerek, Türkiye’de birlikte yaşadığı insanların
içinde yalnızlaştırılmaya çabalanarak, yaklaşık 8 yıldır düzenli olarak
faşizan hakaret ve tehditlere maruz bırakılıyor.
Eva
Aksoy'a gönderilen hakaret ve tehdit maillerinin bazıları, "Ne Mutlu
Türküm Diyene" diye bitiyordu ve "biz, insanları arkadan hançerleyen
Ermeni ırkından değiliz" deniliyordu maillerde... Aksoy, yıllar boyunca
son derece çirkin ırkçı, faşizan hakaretlere maruz bırakıldı, ölüm
tehditleri aldı, kendisine Türkiye'yi terk etmesi emredildi,
ikâmetgâhının adresi internette yayınlandı, fiziksel saldırı girişimine
maruz kaldı, evine ateş edildi, camları kırıldı, mahallede yapılan kulis
çalışmaları ile "Türk düşmanı" olarak damgalandı, tehdit maillerinde
geçen "Senin sonun darağacıdır" sözlerini hatırlatırcasına kapısının
önüne metrelerce kalın halatlar bırakıldı. Son olarak da Hocalı
mitinginden sonra bahçesine, mitingde dağıtılan "Ermeni Yalanına Sessiz
Kalma" şapkalarından biri atıldı...
Eva
Aksoy'un "katılan" sıfatıyla yer aldığı, kamuoyunda "Benim Ülkem Sana
Dar Gelir" diye bilinen dava, tüm deliller sabit olmasına rağmen 3
yıldır, sanığın ve sanık vekillerinin anlamsız talepleri ile devam
ediyor. Eva Aksoy'un bahçesinde bulunan "Ermeni Yalanına Sessiz
Kalma" şapkasının ise Aksoy ile aynı sokakta oturan ve davada sanık
olarak yargılanan kişinin avukatlığını yapan, bir emekli savcı
tarafından atıldığı, güvenlik kamera kayıtları ile tespit edildi. Eva
Aksoy bu kadar yoğun tehdit altındayken ve tüm bunlar gündelik
yaşantısını etkilerken, açık bir tehdit olduğu kolayca anlaşılan bu
nefret eylemi hakkında yapılan suç duyurusu ise, daha "millî" gördükleri
konularda pek keskin olan savcılarımızın verdiği "takipsizlik kararı"
ile sonuçlandı ve dava açılmasına gerek dahi duyulmadı.
Halklar
arasındaki kardeşlik bağını budamaya çalışan, ırk ayrımcılığını
kışkırtan ve toplumu ırkçı söylemlerle farklı etnik gruplara karşı
harekete geçirmeye teşvik eden sanık (Ergenekon iddianamesinde “Kafes Eylem Planı”nda adı “saldırıya uğrayan gayrimüslimler” listesinde saldırgan olarak işaretlenen) hakkında açılan kamu davası, 6. duruşma ile görülmeye devam edilecek.
Haklara
saygılı tüm bireyleri bu duruşmaya katılmaya, dayanışmaya, bu vesile
ile bir kez daha ırkçılığı ve ayrımcılığın her türlüsünü lanetlemeye
çağırıyoruz.
Yeryüzüne Özgürlük Derneği
Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu
İletişim:
20 Haziran 2012 Çarşamba
Ormana Adım Atmak Parayla Olur mu ?
Orman
Genel Müdürlüğü Eğitim Daire Başkanlığı’nın 2010 yılında hazırladığı “Bazı
Faaliyetlerin Ücretlendirilmesi” başlıklı yazıyla bundan sonra orman alanı
kapsamına giren yerlerde yapılacak “doğa yürüyüşü”, “fotoğraf çekimi” ve “video
çekimi” gibi faaliyetlerden ücret alınması resmen yürürlüğe girmiş bulunuyor.
Orman alanlarında gezi yapacak gruplardan kişi başına 1,5 TL, fotoğraf çekimlerinden ise 100 TL gibi ücretler alınması tüm canlılara ait olan yaban hayat alanlarının resmen bakanlığın tapulu malı haline getirildiğini belirten Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nden Yaban Hayatı Araştırmacısı Selçuk Armağan: “Şehirdeki modern hayata hapsedilmiş insanların, en azından hafta sonlarında bile olsa hobi olarak yabanla bütünleşmesine imkan veren amatör faaliyetlerin ücrete tabi tutulması; dünya üzerindeki tüm canlılara ait olan “yaban hayatı” alanlarının ne yazık ki yine ticarî bir meta unsuru olarak algılandığını gözler önüne serdi. Bu uygulamaya göre; amatör olarak dahi olsa bütün dernek, topluluk, doğa sporları kulüpleri gibi kuruluşların yapacağı her türlü orman içi aktivite ücrete tabi tutulacaktır. Ayrıca bu uygulamayla birlikte, insanlar bir parçası oldukları doğaya ücret ödemek zorunda kalacağı gibi, aynı zamanda da Anadolu topraklarındaki koruma çalışmalarının da büyük sekteye uğrayacağı da açık olarak gözükmektedir. Bugün devletin maddi imkansızlıkları öne sürerek yapmadığı birçok koruma faaliyeti, bu amatör grupların kendi çabalarıyla yaban hayatı alanlarında kuş, sürüngen, bitki ya da memeli hayvan popülasyonlarının dağılımları ile ilgili yaptıkları faaliyetler sonucunda belgelenmektedir.” dedi.
Hafta sonlarında modern yaşantıdan uzaklaşarak doğa
aktiviteleri yapmak isteyenlerden ücret talep edilmesinin akıl dışı olduğunu
söyleyen Selçuk Armağan açıklamalarına devam ederek “Profesyonel olarak
fotoğrafçılık ve kuş gözlemi yapan kişilere de bu uygulamayla Av Turizmi
ruhsatı alması zorunluluğu getirilmiştir. Doğa için yapılan faaliyetleri;
avcılık gibi doğayı tamamen yok etmeye yönelik bir faaliyetle aynı kefeye koyan
zihniyetin; doğa ve yaban hayatı konusunda ne kadar bilgi sahibi olduğu ve
doğaya bakış açılarının ne olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Doğa
severlerden ücret talep eden bakanlığın, her yıl binlerce av ruhsatı vermesi ve
binlerce av fişeğini bedava olarak zararlı hayvanlarla (domuz,kurt,çakal,vs)
mücadele kapsamında dağıtması da başka bir vahim olaydır. Amatör veya
profesyonel olarak yaban hayatı araştırmacılığı yapan kişilere, eli kanlı avcı
muamelesi yapılması affedilemez bir durumdur. Biz bir parçası olduğumuz doğadan
koparılmamıza seyirci kalmamamız gerektiğini belirterek bu uygulamanın acilen
geri alınmasını; doğayla uyumlu yapılacak kuş-bitki-sürüngen-kelebek-memeli
gözlemciliği, doğa fotoğrafçılığı, dağcılık, doğa yürüyüşü, kampçılık gibi
faaliyetlerin tamamen ücretsiz olması dışında; avcılık gibi doğaya zarar veren
tüm faaliyetlerin de tamamen durdurulmasını talep ediyoruz.” dedi.
5 Haziran 2012 Salı
TEPKİLİYİZ: 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
ORTAK DEKLARASYON
5199 sayı ile 2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili olarak, gerek basında gerekse hükûmet kaynaklarında birçok haber çıkmış, Kanunun hayvan hakları kuruluşlarını tatmin edecek şekilde düzenleneceği, hayvanların kapsamlı bir şekilde korunacağı ve zaten sahip olunan hakların geliştirilip gözetileceği kamuoyuna duyurulmuştur.
Şu anda TBMM Çevre Komisyonu’nda bekletilen iki adet kanun teklifi olmakla birlikte, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanmış başka bir değişiklik tasarısının da Başbakanlığa gönderildiğini ve görüşüldüğünü öğrenmiş bulunmaktayız. Meclis ihtisas komisyonlarında bekleyen tekliflerden 2 / 366 sayı numaralı olan düzenleme, bugüne kadar yürürlüğe sokulan ve görüşülmek üzere bekleyen diğer teklif ve tasarılar gibi, hayvanları korumaktan, yaşam haklarını gözetmekten son derece uzak, ülkeye özgü koşullar umursanmadan ve göz ardı edilerek, pek çok hayvan ırkını toptan yok edecek felaketlerin önünü açmak maksadı ile hazırlanmıştır.
Söz konusu teklifle, hayvanların ne şekilde öldürüleceği hükme bağlanmakta, hayvanların korunması ve yaşatılması değil, hayvanlar için asgarî "lüks" standartlarından oluşan “hayvan refahı” düşüncesi şart koşularak, 5199 sayılı Kanunun maddelerideğiştirilmek istenmektedir.
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa sunulan “HAYVANLARI KORUMA KANUNUNDA VE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI” da diğer kanun tekliflerinde olduğu gibi beraberinde birçok hak ihlalini getirecektir:
Şöyle ki;
1- Evlerde kaç hayvan bulundurulacağı; “tehlikeli ırk” adıyla hayvanların yaftalanması; hayvanlardan kaynaklanabilecek sorunlara dair tedbirlerin (öldürme, toplu imha, izolasyon vs.) diğer bakanlıklarla birlikte belirlenerek yönetmeliklerin çıkartılması,
2- Hayvanların imhasına olanak sağlayan 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun yeni tasarıda da yer alması,
3- Deneylerde kullanılacak denek hayvanların etik kontrolden uzaklaştırılması, bu konuda mümkün olduğunda denetimlerin keyfiyete bağlanması,
4- Kanun tekliflerinin ve tasarının içeriği incelendiğinde, amacın hayvanları korumak ve hakları gözetmek değil, hayvanları bertaraf etmek olduğunu kanıtlanmaktadır.
Biz, aşağıda imzası bulunan STK ve oluşumlar,
Hem TBMM komisyonlarında bekletilen yasa tekliflerini hem de Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa gönderilen yasa tasarısını, aşağıdaki nedenlerle desteklemediğimizi, tüm bu felaket tasarılarına karşı çıktığımızı ve tekliflerin bu hali ile yasalaşması halinde, uluslararası resmî teşkilatlarca (Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı vb.) uygulatılmak ve bizzat devletçe de uygulanmak istenen “hayvanlardan arınma” politikasının teşhiri için gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında her türlü propaganda aracını kullanacağımızı kamuoyuna ve ilgili makamlara duyururuz.
- Amacı ve adı “HAYVAN KORUMA” olan bir yasada hayvanların sorun olarak görülmesi, her canlının şahsına özgün fizikî ve karakter özellikleri, yetiştirilişi ve geçmişi, yaşadıkları incelenmeden, “tehlikeli” sıfatıyla yaftalanması asla kabul edilemez; basit, insanî mazeretlerle hayvanların öldürülmesi ve nasıl bertaraf edilecekleri de adı koruma olan bir kanunun ESASINI OLUŞTURAMAZ. Bu nedenle değiştirilmek istenen 5199 sayılı yasa, 5996 ve 1593 sayılı kanunlardan ayrı bir şekilde ele alınmalı ve bu kanunlar da 5199 sayılı yasaya göre güncellenmeli, bu yasaların içinde yer alan imha maddeleri derhal kaldırılmalıdır.
- İnsanî bir seçenek, çözüm olarak sunulan, “uyutma” diye bilinen, solunumu durdurucu iğne ile öldürme yöntemi, bir hak değil, aksine yaşam hakkının sonlandırılmasıdır. Bu nedenle, hayvanların refahını sağlama adı altında yürürlüğe girecek herhangi bir yasanın içinde de bu maddeye yer verilemez. Bu hakkı, hiçbir kurum, kişi ve kuruluş, çok istisnai durumlar haricinde, tıbbî gerekçesiz, uygulayamaz.
- Tasarı, yasalaştığı takdirde evlerde yaşayan hayvanların sayısına ciddi kısıtlamalar getirilecek ve muhtemelen bu sayı, tek bir hayvan ile sınırlandırılacaktır. Bir hayvan “sahibi”nin, evinde tek ya da birkaç hayvan bulundurma sınırlandırmasına, dayatmasına yasalar ile kesinlikle karar verilemez. Bu hayvan hakları ihlali olduğu kadar, aynı zamanda da bir insan hakları ihlalidir ve Anayasa’daki, mülkiyet hakkına aykırılık teşkil etmektedir. Adı üzerinde, mevzuata göre “evcil” olarak tanımlanan hayvan türleri, ferdin hanesinde, kendi tasarrufundadır ve mülkiyet hakkından ayrı düşünülemez. Şahsî mülkiyet edinmek de kişinin kendi tasarruf inisiyatifindedir. Anayasa ile koruma altına alınmış bu hakka hiçbir şekilde dokunulamaz.
- Kısırlaştırma, yeni bir iş, istihdam, kolay para kazanma kolu olarak görülemez, bu konuda ihaleler açılamaz. “Sahipsiz” hayvanlara devletçe uygulanan kısırlaştırma işlemi, günümüzde bir “soykırım” haline dönüşmüştür. Zorunlu bir uygulama, şart haline getirilen bu işlemin, ciddi bir operasyon olduğu unutulmuş veya bilinçlice göz ardı edilmiştir. Operasyon öncesinde, sırasında ve sonrasında asgarî önlem ve işlemler dahi uygulanmamakta, bu da ciddi hayatî riskler ve eziyetli hak ihlallerinin ölümle sonuçlanmasına neden olmakta, kısırlaştırmayı bir imha aracı haline getirmektedir. Koruma, hayvanlara soykırım uygulayarak sağlanamaz.
- Hayvanların, deneylerde kullanılması da başlı başına etik bir sorundur. Ancak mevzuat, etik sebeplerden dolayı oluşan bu karşıt görüşümüzü değil, devletin ve ilaç endüstrisinin çıkarları doğrultusunda hayvanların birer denek olarak kullanılmasını onaylamaktadır. Bakanlığın, Başbakanlığa sunmuş olduğu yasa tasarısında ise, hayvan deneylerinde veteriner hekimin bulundurulması zorunluluğu da ortadan kaldırılacaktır.
- İşkence ve kötü muamele, idarî para cezaları ile geçiştirilmektedir. Yine Bakanlığın Başbakanlığa sunduğu tasarıda, hayvanlara işkence yapan kişi, sadece 750 TL’lik bir idarî para cezasını devlete ödeyerek bu fiilini gerçekleştirebilecektir. Hak ihlallerinin yasal hükümlerle önlenmesi gayesi taşınıyorsa cezaların caydırıcı olması ve yükseltilmesi şarttır.
- Mevzuatça “tehlikeli ırk” olarak tanımlanan hayvanların, bakımevlerine teslim edilmesi zorunluluğu da Türkiye’de belli hayvan ırklarına karşı yapılmak istenen haksız bir yaftalamadır. Bu uygulama, insanlara yapıldığında ya da yapılacak olduğunda adı “soykırım” olurken, yasa koyucu, bu uygulamayı hayvanlar için çok rahat bir şekilde dile getirebilmekte, bunu bir çözüm olarak sunmaktadır. Hukuken ve vicdanen böyle bir uygulamanın meşruiyeti mümkün değildir.
- Hayvanlar, sadece kedi, köpek gibi evcil hayvanlardan oluşmamaktadır. Ancak mevcut Kanun ve bu Kanunun değiştirilmesi için sarfedilen çabalar, daha çok evcil hayvanları kapsamaktadır. Her gün muazzam bir zulme maruz bırakılan, “çiftlik hayvanları” diye anılan ya da mevzuatça “kesim hayvanı” olarak tanımlanan hayvanlar, deneylerde sömürülen ve işkence edilen hayvanlar, “yarış hayvanları”, hayvanlı sirklerde, gösteri endüstrisinde sömürülen ve hak ihlallerine maruz kalan hayvanlar, hayvanat bahçelerinde hapishane koşullarında yaşayan yaban hayvanları için hiçbir olumlu düzenleme getirilmemektedir. Bu, büyük bir samimiyetsizlikten ve illüzyondan başka bir şey değildir.
- AB müktesebatı dâhilinde hayvan refahı ile ilgili Türkiye’de yürürlüğe giren tüm mevzuat, hayvanların haklarını değil insanların refahını korumaktadır; insanmerkezci ve bencil bir düşünce yapısıyla hazırlanmıştır ve hayvanların “ekonomiye katkı payı” hesabı ile yaşatılmasına veya öldürülmesine karar verme yetkisini ısrarla otoritelere vermek istemektedir. Bu nedenle, maksat, yine hayvanları korumak değil “hayvan refahı” adı altında göz boyamak ve hayvanlara uygulanan zulmü, işkenceyi ve tahakkümün devamını sağlamaktır. Bu yüzden mevcut olan tüm mevzuatı reddediyor ve hayvan haklarını gözetmek iddiasıyla yürürlüğe konmak istenen mevzuatın hazırlanmasında rol alan hayvan refahı derneklerini, hayvanseverleri ve Bakanlık yetkililerini kınıyoruz.
- Hiçbir dernek, federasyon ya da grup, hayvanları ya da hayvan hakları savunucularını tamamı ile temsil tekeline sahip değildir. İnsanlardan çok daha fazlasını hissedebilen, duyguları ve bilinci olan, acı çekme yetileri olan hayvanlar hakkında mevzuat çıkartılırken, hayvanlar mevcut yasalar karşısında birer eşya, mal olsalar dahi, onların gerçekte insanlar gibi acı çeken, hissedebilen, canlı bireyler oldukları unutulmamalıdır. Bu unutulduğu takdirde; insanın, doğanın önemli bir paydası olan, ekosistemde en az insanlar kadar bir yere ve doğal haklara sahip olan hayvanlar üzerindeki bencil hükümranlığının, basit ekonomik hesapların sonucundaki bilançonun iflas olacağı, bunun yaşama karşı ciddi bir suç oluşturacağı, bu suçun yasalar ile meşrulaştırılması ile de önce vicdanlarımıza, sonra da tüm canlılara karşı hiçbir şekilde hesabını veremeyeceğimiz ve telafisi olmayan ciddi zararlar doğacağı, acı gerçeğin ta kendisi olarak karşımıza çıkacaktır.
SONUÇ ve TALEP:
- Hayvanlar aleyhinde olan, hem TBMM komisyonlarında bekletilen tekliflerin hem de Bakanlıkça Başbakanlığa sunulan tasarının ivedilikle geri çekilerek, hayvanlara ve yaşama karşı telafi edilemeyecek felaketlerin önlenmesini talep ediyoruz.
- Hayvan koruma ve hak savunusu iddiası ile hazırlanan yasalar, adına yaraşır bir içeriği barındırmalı, ilkeleri ve amacı ile çelişmemelidir. Bu bağlamda, öncelikle hayvanı korumalı, hayvanları homojen bir toplam olarak kabul edip belli bir potada eritmemeli, hepsinin birer birey olduğunu kabul ederek ve Türkiye şartları (altyapının mevcut olmayışı, kadro yetersizliği, toplumun hayvana bakış açısı vs.) göz önünde bulundurularak, hayvanların YAŞAM HAKLARINI savunurken misyonunda ve vizyonunda samimi olan, amaçlarını faaliyetleri ile ispatlamış STK ve oluşumların görüşü alınarak, katılımcı ve çoğulcu bir perspektifle kaleme alınmalıdır.
İMZACILAR:
1. Amargi Kadın Kooperatifi
2. Animal Protection Group Arbeitsgruppe für Tierrechte e.V., Almanya
3. Büyükçekmece Sokak Hayvanlarını Koruma ve Sevenler Derneği (SOHAYKOSEV)
4. Çandarlı Hayvan Koruma Derneği (ÇANHAYKODER)
5. Çeşme Doğa ve Hayvanseverler ve Koruyanlar Derneği
6. Datça Çevre ve Turizm Derneği
7. Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES)
8. Doğal Yaşam Derneği
9. Doğayı ve Hayvanları Seven Sevdiren Derneği
10. Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD)
11. Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
12. Etik Vegan Yaşam Grubu
13. Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen)
14. Feminist Sanatçılar Platformu
15. Feministbiz
16. Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği (HAYVİST)
17. Hayvan Haklarını Koruma Derneği (HAYHAK)
18. Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
19. Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi (HÖİ)
20. Hayvanları Doğal Ortamda Yaşatma Derneği (HAYDOY)
21. Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
22. Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD)
23. İmece Evi - Doğal Yaşam ve Ekolojik Çözümler Merkezi
24. İstanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği
25. İzler Derneği
26. İzmir Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu
27. İzmir Yenikapı Tiyatrosu
28. KaosGL LGBTT Dayanışma Derneği
29. KESK - ESM (Enerji, Sanayi, Maden Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul Şubesi
30. Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
31. Muğla Savaş Karşıtı Kadın İnisyatifi
32. Sarıyer Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu
33. Sinop Çevre Dostları Derneği
34. Sokak Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği (HAYKUR)
35. Sol Arayış
36. Sosyalist Parti
37. Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı
38. Validebağ Gönüllüleri Derneği
39. Vegan Kolektif
40. Yedikule Hayvan Dostları Derneği
41. Yenişehir Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
42. Yeryüzüne Özgürlük Derneği
43. Yeşiller Partisi
44. Yunuslara Özgürlük Platformu
1. Amargi Kadın Kooperatifi
2. Animal Protection Group Arbeitsgruppe für Tierrechte e.V., Almanya
3. Büyükçekmece Sokak Hayvanlarını Koruma ve Sevenler Derneği (SOHAYKOSEV)
4. Çandarlı Hayvan Koruma Derneği (ÇANHAYKODER)
5. Çeşme Doğa ve Hayvanseverler ve Koruyanlar Derneği
6. Datça Çevre ve Turizm Derneği
7. Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES)
8. Doğal Yaşam Derneği
9. Doğayı ve Hayvanları Seven Sevdiren Derneği
10. Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD)
11. Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
12. Etik Vegan Yaşam Grubu
13. Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen)
14. Feminist Sanatçılar Platformu
15. Feministbiz
16. Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği (HAYVİST)
17. Hayvan Haklarını Koruma Derneği (HAYHAK)
18. Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
19. Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi (HÖİ)
20. Hayvanları Doğal Ortamda Yaşatma Derneği (HAYDOY)
21. Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
22. Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD)
23. İmece Evi - Doğal Yaşam ve Ekolojik Çözümler Merkezi
24. İstanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği
25. İzler Derneği
26. İzmir Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu
27. İzmir Yenikapı Tiyatrosu
28. KaosGL LGBTT Dayanışma Derneği
29. KESK - ESM (Enerji, Sanayi, Maden Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul Şubesi
30. Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
31. Muğla Savaş Karşıtı Kadın İnisyatifi
32. Sarıyer Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu
33. Sinop Çevre Dostları Derneği
34. Sokak Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği (HAYKUR)
35. Sol Arayış
36. Sosyalist Parti
37. Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı
38. Validebağ Gönüllüleri Derneği
39. Vegan Kolektif
40. Yedikule Hayvan Dostları Derneği
41. Yenişehir Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
42. Yeryüzüne Özgürlük Derneği
43. Yeşiller Partisi
44. Yunuslara Özgürlük Platformu
27 Mayıs 2012 Pazar
Devlet 'Kürk'ü Kürt anlayınca
1 Mayıs'tan sonra yapılan 'anarşist avı'nda şiddet karşıtı, vegan/vejeteryan hayvan hakkı aktivistlerine de örgüt operasyonu yapıldı.
1 Mayıs’taki banka saldırılarıyla ilişkili Terörle Mücadele (TEM) ekiplerinin ‘anarşist avı’nda ‘Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin yedi üyesi ve üyelerden birinin 8 aylık hamile eşi de gözaltına alındı. Günlerce gözaltında sorguya çekilen hayvan hakkı aktivistleri, evlerinde barınaklardan ve sokaklardan topladıkları hayvanlarla yaşıyorlar. Dernek tüzüğünde ‘canlılara şiddet uygulayan, ırkçı, faşist, cinsiyetçi, homofobik ve transfobik’ kimseler ile ‘silah taşıyanların’ üye olamayacakları yazılı. ‘Yaşamın şiddetten ve silahtan arındırılmasının savunulması’ derneğin ilkesi.
‘Apolitik ve elitist hayvansever’lerden farklı olarak, insan hakkı ihlalleriyle de ilgileniyorlar: Kürt meselesi de, iş kazaları da, trans cinayetleri de gündemlerinde. “Emniyetin de savcının da anlamadığı nokta, bir hayvan hakları derneğinin bu gibi mevzulara neden burnunu soktuğu. Ama biz hayvan hakları ihlalleri ile insan hakları ihlallerini birbirinden ayırmıyoruz. Resmin bütününü görmeden hiçbir sorunu çözemezsiniz” diyor üyelerden Burak Özgüner.
Üyelere sorgu sırasında ‘Kürt müsün, Kürtçe biliyor musun’ gibi sorular sorulmuş. KCK operasyonlarını eleştirmek için yazdıkları bir basın bildirisi de dernek üyelerinden birinin evinde ‘bulunan’ 104 yıllık bir Ermeni dergisi de sorguya takılmış. Dernek toplantı notlarında geçen ‘Kürk fuarı protestosu’ da sorgu tutanağına ‘Kürt fuarı protestosu’ diye geçmiş. Derneğin felsefe öğrencisi olan bir aktivisti hâlâ tutuklu.
Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Arzu Aydoğan, İstanbul Üniversitesi’nde son sınıf hukuk öğrencisi. Aydoğan anlatıyor:
“Sabah 5’te kapım çalındı, eve bir anda 12 polis girdi. Okul defterlerimin yanında politik gördükleri bütün dergileri de topladılar. Hepimizin evinde baktığı hayvanlar da mağdur oldu. Gözleri görmeyen kedimi tekmelemişler. Yalnız yaşayan bir arkadaşımızın balıklarını başkasına bırakmasına müsaade etmemişler, balıkları öldü. Bir arkadaşımızın kolu kırık kedisini sokağa atmışlar. Adli tıpta tanıdığım diğer hayvan hakkı aktivistlerini görünce ‘Evinde kedisi olanları mı topladınız’ dedim. Gözaltındaki ilk gün vegan ve vejeteryan olduğumuz için bayat ekmekten başka bir şey yiyemedik. Ertesi gün vejeteryan mönüsü getirdiler, bu sefer veganlar aç kaldı. Bir arkadaşımızın annesi yemek getirdi, ‘Vegan hastalığı mı var’ diye sormuşlar, yemeği vermemişler. Ben pasifistim, şiddet karşıtıyım ama banka camı kırmaya şiddet deniyorsa bizi dört gün boyunca tutsak etmek ne oluyor?”
3. köprüyü bile sormuşlar
Derneğin Başkan Yardımcısı Burcu Çelik anlatıyor: “Uzun süre barınaklarda çalıştım. Emniyette hücreye atılıp üzerime kapı kapatılınca, kendimi kafeslere kapatılan hayvanlar gibi hissettim. Bel ve boynumda problem olduğu için yoga yapıyorum. 12 kadın yoga yaptık. ‘Emniyette ilk defa böyle insanlar görüyoruz’ dediler. ‘HES’e de, nükleere de, 3. köprüye de karşı mısın?’ diye sordular. ‘Evet’ deyince, ‘Peki trafik ne olacak’ diye sordular. Polis ‘Sizin dernek suçlu değil, ama provoke edilebilir. Basın açıklaması yapacağınızda haber verin, hatta dışarıda da görüşelim’ dedi.”
‘Gerçekleri gizleyemezler’
Dernek üyesi Umut Önder: “Anarşistlerin neredeyse hepsi şiddet karşıtıdır, özellikle de bu topraklardakiler. İlk vicdani retçiler ‘sıfır şiddet’ deyip üniformayı reddeden anarşistlerden çıktı. Ayrımcı politikalara karşı sokaktadırlar. Saatte 500 bin hayvanı katleden McDonald’s gibi firmalara karşı hayvan özgürlüğünü savunurlar. İnsanların isyan etmeleri için anarşistlere ihtiyacı yok. Bankalara ve küresel şirketlere yönelik öfkeyi sadece ‘birkaç marjinalle’ alakalı bir şeymiş gibi göstererek gerçeği gizleyemezler.”
Elif İNCE
Kaynak: Radikal
Derneğimiz üyeleriyle yaptığı bu röportaj için Radikal'den Elif İnce'ye teşekkür ederiz.
23 Mayıs 2012 Çarşamba
BASIN TOPLANTISI: 1 MAYIS KOMPLOSUNU KINIYORUZ!
Bugün, İnsan Hakları Derneği İHD İstanbul Şubesi'nde 1 Mayıs gözaltıları ile ilgili derneğimize ve üyelerimize karşı yürütülmek istenen komployu kınadık ve gözaltındaki hak ihlalleri ile ilgili bir basın toplantısı düzenledik.
Çıkan haberler:
* Hürriyet - Kanat Atkaya'nın köşe yazısı: Sayaç hızlanırken
* Radikal: Devlet 'Kürk'ü Kürt Anlayınca...
* Radikal: Devlet 'Kürk'ü Kürt Anlayınca...
* Bianet: "Kürk protestosu" Nasıl "Kürt Protestosu" Oldu?
* ETHA: Kürk fuarı Kürt fuarı olunca
* ANF: Polis 'Kürk' fuarını 'Kürt' fuarı yaptı
* ETHA: Kürk fuarı Kürt fuarı olunca
* ANF: Polis 'Kürk' fuarını 'Kürt' fuarı yaptı
* Emek Dünyası
Olayla İlgili Yapılan Diğer Haberler:
* Cnnturk: Polisin, anarşistlerle imtihanı
* Radikal - Berrin Karakaş
* Sabah: "Vejetaryen mi O da Ne Demek"
Olayla İlgili Yapılan Diğer Haberler:
* Cnnturk: Polisin, anarşistlerle imtihanı
* Radikal - Berrin Karakaş
* Sabah: "Vejetaryen mi O da Ne Demek"
Okunan basın açıklamasının tam halini aşağıda bulabilirsiniz:
BASINA ve KAMUOYUNA,
23.05.2012,
Çarşamba
14 Mayıs 2012 sabahı, bu yılki 1 Mayıs'ta yaşanan bazı kapitalist
kurumlara ve binalara karşı yapılan saldırılarla ilgili olarak 7'si derneğimiz
Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin üyesi olmak üzere onlarca kişi, yapılan
eşzamanlı operasyonla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube
Müdürlüğü (TEM) ekiplerince gözaltına alınmıştır. Bu 7 kişiden biri de 1 Mayıs
yürüyüşünde olmadığı halde gözaltına alınan, 8 aylık hamile, üstelik bir de
hasta olan bir üyemizdi.
Derneğimiz, 1 Mayıs'ta Şişli güzergâhından, hayvanları andıran yüz
makyajları ve hayvanlara yönelik zulüm ve tahakkümle ilgili dövizler tutan
hayvan hakları savunucuları ile Taksim 1 Mayıs alanına yürümüş ve hayvanlara,
insanlara ve doğaya karşı sömürüyü, tahakkümü her ortamda olduğu gibi 1
Mayıs'ta da teşhir etmek amacıyla sokağa çıkmıştır. Ancak, İstanbul Emniyet
Müdürlüğü'nde gözaltında sorguları yapılan dernek üyelerimize, asılsız ve son
derece çirkin ithamlarda bulunulmuş ve çeşitli suçlar isnat edilmiş; üyelerimiz
4 gün boyunca temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılarak gözaltında
tutulmuştur.
Gözaltına alınan üyelerimizin tamamının vegan (menşei hayvan olan hiçbir
şeyi tüketmeyen ve kullanmayan) ve vejetaryen olan yaşam tarzları sık sık
sorgulanmış; bu tercihlerimize sürekli olarak art niyetli olarak yaklaşılmış,
tercihlerimiz ve yaşam tarzlarımız başka yönlere doğru çekilmek istenmiştir. Gözaltına alınan vegan üyelerimiz, ilk
gün, ekmek dışında hiçbir şey yiyememiş; diğer günlerde ise sabah 9.00'dan
akşam 5.00 - 6.00'a kadar sadece iki adet küçük sandviç ekmeği ile gözaltı
süresini geçirmiştir.
1 Mayıs'ta yaşanan olaylarla ilgili olarak Emniyetçe yapılan soruşturma
ve sorgulamalarda, gözaltına alınan kişiler, terör örgütü kurmak, üyesi
olmak ve bölücülüğü ima eden faaliyetlerle suçlanmış, soruşturmada ısrarla
yasadışı bir terör örgütünün varlığı aranmıştır. Gözaltına alınan ve çoğu
birbirini tanımayan kişilerden oluşan toplamın sorgusunda; ortada bir örgütün
varlığının olmadığını anlayan Emniyet, bu sefer daha da ileri giderek,
derneğimizi yasadışı örgüt kapsamında değerlendirme çabası içine girmiştir. Gözaltının
ilk günlerinde derneğimizin, insanları suç işlemeye teşvik ettiği, bunun için
belli bir yere topladığı ve dernek üyelerinin önce alana yüzleri açık bir
şekilde geldiği ve yürüyüşe başlandığı anda da üyelerimizin yüzlerini kapatarak
çeşitli banka ve binalara saldırdığı Emniyetçe iddia edilmiştir. Olay
günü yaşanan saldırı olayları ile derneğimizin ve üyelerimizin hiçbir ilgisi
olmamasına, bunun görüntülerde sabit olmasına ve yüzü kapalı birçok kişinin
hâlâ tespit edilememiş olmasına rağmen, Emniyet, derneğimizle ilişikleri bulunmayan
gözaltındaki kişilere derneğimiz hakkında yoğun olarak sorular sormuş,
"mülâkat" adı altında sorgulanan insanlar, derneğimizle
bağlantılandırılmaya çalışılmış ve varlığı tespit edilemeyen örgüt olarak da
derneğimiz işaret edilmiştir.
Gerek ceza hukukuna gerekse herhangi bir mevzuata göre suç teşkil
etmeyen pankart, flamaları, 1 Mayıs yürüyüşünde taşıyan, farklı ideolojileri
benimsemiş üyelerimiz de değişik ithamlarda bulunularak sorgulanmıştır. Mülâkat
ve sorgulamalarda, gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanı sıra gözaltına
alınmamış üyelerimiz de töhmet altında bırakılmaya çalışılmıştır. Soruşturma kapsamında adı geçmeyen
üyelerimizin de fotoğrafları ve isimleri, gözaltındaki kişilere sorularak
haklarında bilgi toplanmak istenmiştir.
Bunların yanı sıra, 1 Mayıs'ta Şişli güzergâhı üzerinden bizimle
yürümeyen feminist bir üyemiz de fotoğraflarda görülen yüzü kapalı bir kişi ile
Emniyet tarafından eşleştirilmiş ve gözaltındaki kişilere teşhis ettirilmeye
çalışılmıştır. Keza, 8 aylık hamile olan üyemiz de 1 Mayıs'ta
orada bulunmadığı halde gözaltına alınarak sorgulanmıştır.
Dernek kurucularımızın birinin evinden çıkan, dernek toplantı notlarında
yer alan "KCK" başlığı, bu adla bilinen siyasî operasyonları
kınamak amacıyla yazdığımız ve yine kamuoyu
ve basınla açıkça paylaştığımız basın bildirisi, gizli bir not muamelesi
görmüş, "üst yönetime bildirilmek üzere" ibaresi ile
değerlendirilmiş ve derneğimizin KCK ile bağlantısı sorgulanmıştır. Yine aynı üyemizin evinde ele geçirildiği
iddia edilen ve üzerinde, üyemizin anlamını bilmediği, Kürtçe bir cümlenin
yazılı olduğu, üyemizin ve üyemizle aynı evde ikâmet eden yakınlarının el
yazıları ile hiçbir benzerlik göstermeyen, yırtılmış sarı bir kâğıt parçası da
farklı şekillerde değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Yine toplantı notlarının yazılı olduğu aynı kâğıtta, dernek
toplantısında konu olarak görüşülen "Kürk fuarı protestosu" ibaresine de sorgu tutanağında, üyemize
yöneltilen sorularda "KÜRT
fuarı protestosu" olarak yer verilerek üyemiz sorguya alınmıştır.
Tüm bu çelişkili durumlar, derneğimize ve üyelerimize ne şekilde
yaklaşıldığının ve Emniyet'in bize karşı olan tutumunun birer kanıtıdır.
Yaşadığımız gözaltı süreci sadece insanları değil, hayvanları da
etkilemiştir. Gözaltı süresince, üyelerimizin birinin sorumluluğunda olan köpekler,
fiziksel ve görme engelli ve hasta kediler, tek kanatlı, engelli martılara
sunulan bakım da Emniyet’in operasyonu
nedeniyle mecburen kısıtlı olarak sürdürülmüş, aksamıştır. Yine bir
üyemizin evinde arkadaşımızla birlikte yaşayan bir kedi de polis ekiplerince tekmelenerek kötü muameleye maruz
bırakılmıştır. Ayrıca gözaltına
alınan bir kişinin evinde bulunan kırık bacaklı bir kedinin de TEM
ekiplerince sokağa atıldığı, başka bir kişinin sorumluluğundaki balıkların
da ölüme terk edildiği ve sonunda öldükleri edindiğimiz bilgiler
arasındadır.
Derneğimizin ilkelerinin, amacının ve faaliyet konularının yazılı
olduğu, İçişleri Bakanlığı'nca tetkik edilerek onaylanmış dernek tüzüğümüz ve
dernek görüşlerinin açıkça yazılı olduğu manifestomuz, bugüne kadar muhtelif
konularda yazmış olduğumuz basın bildirileri, açıklamaları, tespit ve
görüşlerimizi içeren metinlerin tamamı herkesin erişimine açıktır; kamuoyuyla
ve basınla paylaşılmıştır. Medenî Kanunun 90. maddesinde de belirtildiği
üzere, derneğimiz de tüzüğü çerçevesinde faaliyet göstermekte ve derneğimizin
duruşu, çizgisi birçok kesimce bilindiği gibi, devletin "malûm"
birimlerince de bilinmektedir. Hâl böyle iken, İstanbul Emniyet Müdürlüğü,
gözaltı süresince derneğimizi yasadışı bir örgütmüş gibi değerlendirme
eğilimine girmiş; derneğimizi ve üyelerimizi ısrarla kriminalize etmeye
çalışmıştır.
Anayasa'nın 33. maddesi, Medenî Kanunun 8, 9, 10 ve 57. maddeleri,
Dernekler Kanununun 3. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11.
maddesi, görüşüne bakılmaksızın herkesin dernek kurabileceğini ve derneklere üye
olabileceğini hükme bağlamıştır. Sivil toplum kuruluşları ise, siyaset yapmak
için değil; sivil toplum anlayışı ve tanımı çerçevesinde faaliyet göstermek
için kurulmaktadır. Belli bir amacın tahakkuku amacıyla ve belli ilkeler
çerçevesinde, diğer derneklerde olduğu gibi derneğimiz de farklı ideolojileri
benimsemiş kişilerden oluşmaktadır; hatta bundan daha doğal bir şey de yoktur.
Var olan mevzuata göre de hiçbir ideoloji, dernek kurma ve üyelik hakkının
sınırlandırılmasına engel teşkil etmemektedir. Üyelerimiz de benimsemiş
oldukları ideolojilerinin propagandasını yapmak için değil; dernek amaçları ve
ilkeleri doğrultusunda canlıların esenliği için, hakların uygulanabilirliğini
arttırmak ve geliştirilmesini sağlamak, ekoloji mücadelesi vermek için çalışan
ve hepsi farklı toplumsal mücadele alanlarında kendilerini ifade eden, tanınan
aktivistlerdir. Tüm bunlara ve mevzuatta açık bir şekilde hükme bağlanmış
durumların varlığına rağmen, derneğimiz ve üyelerimiz tek bir ideoloji
potasında eritilmiş, üyelerimizin bireylikleri yok sayılmış, üyelerimizin
benimsemiş oldukları farklı görüşlerin neden aynı olmadığı ısrarla sorgulanmış
ancak “tektipleştirme”ye aykırı olan bu durum, Emniyetçe bir türlü
algılanılamamıştır. Emniyet, manifestomuzda yazılı olan "Hak kavramının
her türlü siyasî ideoloji ve dünya görüşünün üzerinde bir değer olduğunu kabul
etmek" ilkemizi de anlayamamış olacak ki derneğimizi de birimi olduğu
ve “göstermelik” mevzuatlar çıkaran devlet gibi samimi olmayan bir yapı
zannetmiştir. Ancak, Yeryüzüne Özgürlük
Derneği, bugüne dek tüm eylem ve söylemlerinde ilkelerinden ve çizgisinden ödün
vermemiş; istisnai durumlar öne sürerek hak kavramının ve tanımının
esnetilmesine ya da anlamsızlaştırılmasını asla kabul etmemiştir.
2010 yılından bu yana haberdar olduğu her türlü hak ihlaline ve ekolojik
yıkıma, insan, hayvan, doğa ya da ırk, din, dil vb. hiçbir ayrım gözetmeksizin
imkânları dahilinde tepki koymaya çalışan, hak ihlallerine maruz kalanlarla
dayanışma örnekleri sergileyen derneğimiz, hak savunusu yapan ve mücadelesi
veren, İstanbul Valiliği'ne kayıtlı,
resmî ve bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur.
Hiçbir yasadışı faaliyeti bulunmayan ve şeffaflığı ortada olan
derneğimiz, bugüne kadar herhangi adlî ya da idarî bir soruşturma da
geçirmemiştir. Ancak, savcı talimatı ile salıverilen kişilerden öğrendiğimiz
bilgiler, derneğimize ne denli şüphe ile yaklaşıldığını ve derneğimiz hakkında
nasıl bir izlenim oluşturulmaya çalışıldığını gösterir niteliktedir. Resmî
bir STK olan derneğimizle ilgili Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nce özel
bir dosya hazırlandığı, üyelerimizin birçoğunun teknik ve fizikî takip
kapsamında izlendiği, internette haberleşme amacıyla kullanılan elektronik
grubun takip edildiği ve e-postaların depolandığı, Emniyetçe elde edilen bu
verilerin ve gerçeği yansıtmayan çeşitli görsel bilgilerin, şüpheli sıfatıyla
gözaltında tutulan kişilere gösterilerek derneğimiz hakkında şaibeli bir
kuruluş izleniminin yaratılmaya çalışıldığı da salıverilen kişiler tarafından
adliyede bizlere aktarılmıştır. Bu bilgiler, fotoğraflar, teknik ve fizikî
takip sonucunda elde edilen tespitler, tarafımıza sorulmamış, bu bilgilerin
doğruluğunun teyidi için dahi üyelerimiz sorgulanmamıştır. Ancak, konu, gerçek
olmayan iddia ve asılsız ithamlara gelince hiçbir mesnedi olmayan
değerlendirmeler için görgümüze başvurulmuştur. Derneğimizle ilgili hâlihazırda
ulaşılabilir durumda olan bilgiler, gözaltındaki "şüpheli"lere farklı
değerlendirmelerle aktarılmış, gözaltındaki insanların kafası karıştırılmak
istenmiş ve derneğimiz hakkında önceden belirlenmiş bir izlenim
oluşturma çabasına girilerek, olmayan örgütün tespiti için derneğimiz
"günah keçisi" olarak seçilmek istenmiştir.
Şiddet tanımının ayrıca ele alınması, tartışılması gerekliliği bir yana,
tüzüğümüzde açıkça belirtilen "Irkçı, faşist, cinsiyetçi, homofobik ve
transfobik, kökten dinci, canlılara şiddet uygulayan, nefret suçu işleyen,
tacizci, silah taşıyan ve ayrımcılık yapan, doğayı tahrip eden işler yapan ve
hakların kullanılmasına engel olmalarıyla tanınmış başvuru sahipleri derneğe
kesinlikle üye olamaz" diye geçen üyelik koşulu ve "Yaşamın
şiddetten ve silahtan arındırılmasını destekleyecek düşünce ve eylemlerin
desteklenmesini, diğer yandan da barışı kalıcı hale getirecek diyalog
zeminlerinin geliştirilmesini savunma" ilkemiz, derneğimizin şiddete
ne şekilde yaklaştığının bir ifadesidir. Şiddet kavramını sürekli sorgulayan,
birçok toplumsal sorun üzerine kafa yoran, yaşamın şiddetten arındırılması gerektiğini
düşünen ve psikolojik olanı da dahil olmak üzere her türlü şiddeti
hayatlarından, zihinlerinden mümkün olduğunca def etmiş, zulmün, tahakkümün,
tutsaklığın en ağır biçimlerine maruz bırakılan hayvanlar için de ezilen
insanlar için de bambaşka bir ahlâk ve toplumsal özgürlük tahayyülü taşıyan,
etik sebeplerle vegan/vejetaryen olmayı seçmiş üyelerimize ahlâk, hak, şiddet
gibi konularda en son ders verecek kurum da AİHM'de yüzlerce kez devleti mahkûm
ettiren hak ihlallerinin, ihmallerin sorumlusu olan Emniyet'tir.
Ayrıca, temel hukuk ilkesi olan masumiyet karinesi de derneğimiz için
ortadan kaldırılmış, derneğimizin üyeleriyle birlikte gözaltına alınan tüm
kişilere en başından beri birer suçlu muamelesi yapılmış, erişime açık olan
bilgiler saptırılarak gözaltı süresi boyunca insanlara psikolojik bir yıkım
yaşatılmıştır.
Gözaltı sürecinde yaşananlara, bize yöneltilen sorulara bakıldığında,
tüm canlılar için topyekûn bir özgürlük talep eden derneğimizin kasıtlı olarak
yıpratılmak istendiği, suçlulaştırılmaya çalışıldığı ve kurduğumuz hayallerden,
bizden ve bize yakın düşüncelere sahip olan çevremizden, devletin ne denli
rahatsız olduğu, hatta korktuğu da aşikârdır.
Kendisini şiddetten, kirli tahakküm ilişkilerinden mümkün olduğunca
arındırmaya çalışan, hayvanlara uygulanan zulme ve tahakküme ortak olmamak ve
bir sivil itaatsizlik örneği olarak vegan/vejetaryen yaşam biçimini benimsemiş,
hiçbir ayrım gözetmeksizin hak ihlallerinin teşhiri ve hak savunusu için
mücadele veren bizler de Terörle Mücadele Yasası (TMY) ve Özel Yetkili
Mahkeme (ÖYM) diye anılan, muhalif kesimleri bir bir susturmaya ve tasfiye
etmeye yarayan yapılardan nihayet nasibimizi almış bulunmaktayız.
Muhalefetin ya da karşı çıkışın, daha ilk belirginleştiği anda devlet
şiddeti ve terörüne maruz kalarak bastırıldığı, muhalif insanların evlerinden,
yataklarından toplandığı bu süreç ile insanlar, hak ihlallerine karşı sesini
çıkaramayacak vaziyete getirilmek istenmektedir. İfade, düşünce ve basın
özgürlüğü, devletin her türlü organı ve olanağıyla baskı altına alınmakta, yok
sayılmakta, temel hak ve özgürlüklerin içi boşaltılmaktadır.
Cezaevlerinin muhalif insanlarla dolup taşmasının müsebbibi olan devlet
ve hükûmet, son yaşanan gözaltı ve tutuklamalarla muhalifleri susturmaya, bu
coğrafyada, insanlar da dahil olmak üzere canlılara ve doğaya uygulanan
tahakküme, sömürüye, soykırıma, tecride ve sonu çok ciddi hak ihlalleri ile
biten sayısız uygulamaya karşı tepki gösteren tüm muhalif kesimlere gözdağı
vermekten ve baskı altına almak istediği kesimleri genişletmekten
vazgeçmeyeceğini bir kez daha kanıtlamıştır. Bugüne dek, düşüncelerini özgürce
ifade etmek isterken, hak mücadelesi verirken ve bizzat devlet ve sermayece
mağdur edilen birey ve gruplarla dayanışırken; insan hakları savunucuları,
sosyalistler, sendikacılar, gazeteciler, muhalif aktivistler, akademisyenler,
avukatlar ve daha birçok kesimden binlerce insan, cezaevlerine gönderilmiş,
varolan ve olası bir muhalefet de devlet şiddetiyle, yıldırma politikalarıyla,
tecrit ve tehditle bastırılmaktadır. Bu
operasyon ve komplo da sadece derneğimizi değil, son yıllarda yükselen, ivme
kazanan anti-otoriter ve özgürlükçü eğilimleri de içeren geniş bir yelpazeyi
kapsamakta, devletin, şiddetini anarşistlere, anti-otoriterlere, hayvan hakları
savunucularına ve ekolojistlere de nihayet yönelttiğini göstermektedir.
Bu 1 Mayıs
operasyonu, hayvan hakları savunucularına, hayvan özgürlüğü aktivistlerine ve
ekolojistlere, “terör” kapsamında düzenlenen İLK kapsamlı operasyon olarak
tarihe geçmiştir. Devlet,
kendisinin ve kapitalizmin yörüngesinden çıkmayan hayvan hakları hareketindeki
radikal kırılmanın bir sonucu olarak, çoğu, apolitik ve elitist olan
"hayvansever"lerin ve bu coğrafyada yeni yeşeren hayvan hakları ve
özgürlüğü hareketinin politize olmasından, diğer ezilen gruplarla dayanışma
içerisine girerek toplumsal mücadele kulvarlarını genişletmesinden büyük endişe
duyarak bu operasyona ve komploya, derneğimizi de katmış, derneğimiz üzerinden
çevremize ve bizlerle benzer düşüncelere sahip kesimlere de “ayar” vermek
istemiştir. Aynı durum, anarşist ve anti-otoriter birey ve gruplar için de
geçerlidir.
Gözaltı süresince derneğimiz ve gözaltına alınan tüm bireyler hakkında
basında ve kamuoyunda yaratılan kasıtlı bilgi kirliliğini, aleyhimizde yapılan
propagandayı kınıyor, en azından demokrasi denilen yalanın uygulanabilmesi ve
siyasî kıyımların son bulması için bir kez daha TMY'nin ivedilikle yürürlükten çekilmesini ve ÖYM'lerin kaldırılması
gerektiğini söylüyor ve gözaltına
alınan tüm üyelerimizin serbest kaldığını duyuruyoruz.
Haklarında tutuklama kararı verilen kişilerin de derhal serbest
bırakılmasını istiyoruz. Belli bir tahakkümü temel alarak toplum hayatına etki
eden sistemlerin değer yargıları ve insanlara verdiği "bölücü",
"suçlu", "ahlâksız", "terörist" gibi sıfatların
sorgulanması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isteyen derneğimiz, benzer
yaftalarla ailelerinin, dostlarının arasından sadece bir kararla çekilip
alınarak özgürlükleri çalınan, cezaevine hapsedilen anarşistler ve onların
aileleriyle herkesi dayanışmaya çağırıyor.
Gözaltı sürecinde, derneğimizi "içeride" yalnız bırakmayan
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Beyoğlu Meclisi'ne, İstanbul Barosu Hayvan
Hakları Komisyonu'na, müdafiiliğimizi yapan dernek vekilimize, avukat
dostlarımıza ve bizlerle dayanışan tüm kuruluşlara, ailelere ve arkadaşlarımıza
teşekkür ediyoruz.
Tüm baskılara rağmen Yeryüzüne Özgürlük Derneği, normun dışında kalan,
baskı ve zulmün nesnesi haline getirilmiş tüm bireyler, "azınlık"lar,
göçmenler, kadınlar, LGBTT bireyler, mahkûmlar, çocuklar, hayvanlar, evsizler,
işçiler, radikaller, asiler, “marjinal” diye tanımlananlar ve ötekileştirilen
tüm canlılar için yeni bir düzen ve adalet anlayışı arayışına, hak ve ekoloji
mücadelesine ve dayanışmayı güçlendirmeye devam edecektir.
Kamuoyuna
duyurulur.
YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ
22 Mayıs 2012 Salı
"Erkekliğin Tahakkümü"nü Tartışmaya Devam Ediyoruz
Sunum ve tartışma: Erkekliğin tahakkümü (Güray Tezcan - Yeryüzüne Özgürlük Derneği)
Yer: Mimar Sinan Üniversitesi, Bomonti Kampüsü
Zaman: 25 Mayıs 2012, 18.30
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




