12 Ocak 2013 Cumartesi

KKTC Cumhurbaşkanlığı Protesto Edildi!

Soykırım Yüzyılın Utancı

TBMM'nin tepkiler üzerine beklemeye aldığı 'Hayvanları Koruma Kanunu'yla benzer içerikteki 'Hayvan Refahı Yasası' KKTC Meclisi'nden geçti. Buna göre, KKTC'de sokak hayvanları bir sahip bulunmazsa ya öldürülecek ya da deneylerde kullanılacak. Hayvan hakları savunucuları ayakta!

TBMM'nin gelen tepkiler üzerine beklemeye aldığı "Hayvanları Koruma Kanunu"ndaki değişikliklerin benzerini içeren yasa KKTC Cumhuriyet Meclisi'nden geçti. Ölüm yasasına karşı hayvanseverler ayakta. KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın Facebook sayfasından tepki mesajları yağdırılan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu yasayı veto etmezse, KKTC'de sokak hayvanlarının sonu yuva bulunamadığı takdirde ya ölüm ya da laboratuvar olacak. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, direkt hayvanların yok edilmesini düzenleyen yasalar hem KKTC, hem benzeri ülkeler, hem de bizim için yüzyılın utancıdır diyerek, "Bir başka canlının hayatı üzerinde ahkam kesmek insanın doymaz cüretinin bir sonucudur. Türkiye KKTC olmamalı, olmadığı gibi KKTC'ye bu konuda örnek olacak bir karara imza atmalı. Doğal ortamları yaşadıkları yer, yani mecburen sokaklar olan hayvanların toplanarak utanç dolu bir kıyımla yok edilmesini yasalaştıran KKTC Meclisi'ni şiddetle protesto ediyor, aynı utanca TBMM'nin imza atmaması için var gücümüzle çalışmaya, insanları bilinçlendirmeye devam ediyoruz" dedi. Efsanevi aktris Brigitte Bardot’un Abdullah Gül’e mektup yazarak kanun tasarısının gözden geçirilmesini istemişti.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda Çarşamba günü "oybirliğiyle" onaylanan "Hayvan Refahı Yasası" kimsesiz hayvanlarının toplatılması, yuva bulunamazsa öldürülmesi ve canlı hayvanlar üzerinde deney yapılmasının önünü açması nedeniyle KKTC’de ve Türkiye’de hayvanseverlerin büyük tepkisine neden oldu. Türkiye’deki hayvanseverlerin kaygıyla takip ettiği düzenlemelerin yasalaşması sokak hayvanlarına uygulanacak soykırımın önünü açması nedeniyle büyük önem taşıyor. 5199 sayılı kanunda yapılacak değişiklikle ‘güçten düşmüş’ sokak hayvanlarının zehirli iğne yapılarak 'uyutululması', 'doğal yaşam parklarına' götürülmesi, evlerdeki evcil hayvan sayısına dahi bir düzenleme getirilmesi gibi ‘yenilikler’ Eylül-Ekim aylarında yapılan gösterilerle protesto edilmişti. Türkiye’nin birçok ilinde on binlerce kişinin eşzamanlı yaptığı eylemler yurtdışında da yankı bulunca AK Parti yasa tasarını yeniden inceleme kararı almıştı. KKTC’deki Hayvan Refahı Yasası’nın kabul edilmesi ise internette büyük tartışma yarattı ve hayvanseveri ayağa kaldırdı. İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, KKTC’de gelişmeleri Türkiye’de yapılacak olan değişikliklerle karşılaştırarak AKŞAM’a yorumladı:

Sahip bulunamazsa öldürülecekler

"KKTC’de onaylanan "Hayvan Refahı Yasası" Türkiye’de yapılmaya çalışılan düzenlemenin neredeyse aynısı. KKTC’de kabul edilen yasa maalesef refah adı altında düzenlenmiş, sokak hayvanlarına soykırım yapma yasasıdır. Uygulamaya yönelik ucu açık tedbirlerin iyimser açıklamalarla dolanılmaya çalışılması bile yasanın yaratacağı vahşi sürek avlarının gelişini gizlemeye yetmez. Henüz koruyan bir yasa varken bile Türkiye'de her gün yaşanan sayısız yaşam hakkı ihlaline karşı sürdürdüğümüz mücadelede yeterli bir noktaya gelemediğimiz ortadadır. KKTC Hayvan Refahı Yasası ana metni ve başlangıcı itibariyle "sahipsiz, başıboş hayvanlar" tanımlaması yapıp, ardından toplama kriterlerini ve en iyimser süre ile iki hafta arasında sahiplenilmeyenlerin öldürülmesini açıkça hükme bağlamıştır. Bu toplamadan muaf tutulanlar ise "av yaparken, bekçilik yaparken bağlı olmayan -bir anlamda başıboş- köpekler"dir metne göre. Burada hayvan refahından ya da yaşam hakkından söz etmek mümkün değildir. Tamamen sokaktaki cansız bir çöpü ortadan kaldırmakla eş bakış açısına sahip bu düzenleme daha ilk cümleleriyle kendini ele vermiştir. Ne gerekçeyle olursa olsun " bir canlının hayatına son verilmesi" kararını kanunla düzenleyen hiçbir uygulama hayvan korumak ya da insani, ya da medeni olarak adlandırılamaz. Kanun yapıcıların niyeti ne yazık ki burada da KKTC’de de aynı şekilde işliyor.

Hayvanlar üzerinde korkunç deneyler yapılacak

Hayvanların deneysel amaçlarla kullanılması dünyada "etik" bulunmayarak tartışılırken, bunu direkt yasa maddesinde kalıplaştıran uygulama Türkiye’deki mevcut ve yeni önerinin aynısıdır. Hayvanları çalıştırmaya, kullanmaya, öldürmeye, her türlü iş için materyal olarak kullanmaya dair düzenlemeleri sanki hayvanlar için harika bir hayat şekli seçmişler gibi servis etmelerini anlamak mümkün değil. Artık bu bir bilinçlenme ve can savunma aşamasına giren sürecin başıdır. Yıllardır yaşanan birbirinden hunharca hayvan zulümlerine karşı yasal bir düzenleme yapılmadan, popülasyonu yavaşlatmak için önlemler alınmadan; direkt hayvanların yok edilmesini düzenleyen yasalar hem KKTC, hem benzeri ülkeler hem de bizim için yüzyılın utancıdır. Bir başka canlının hayatı üzerinde ahkam kesmek insanın doymaz cüretinin bir sonucudur. Mesela örnek bir cümle; " onaylanmış deneysel gerekçeler haricinde canlı hayvanları yem olarak kullanmak" nedir? Onaylanmış dediği anda tanım bitmiştir. Hani korumak? Nasıl korumak? Tüm cümleleri baştan sona aldatıcı, asla koruma içermeyen, sırf yasaya ölüm koşullarını bağlayarak ileride çıkacak kurtarma reflekslerinin önünü kesmek amacıyla oluşturulmuş bir metindir. Oy birliğiyle onaylanması ise endişe vericidir. Bir örnek cümle daha; "Tıbbi nedenler ve onaylanmış deneysel gerekçeler dışındaki herhangi bir gerekçeyle hayvanların tırnaklarını çekmek, dişlerini sökmek, ses tellerini almak, zehir bezlerini almak, sağır veya kör etmek," ne demek mesela? Biz hangi aşamada ve nasıl karşı durup, nasıl aksi durum kanıtlayarak bir hayvanı koruyabileceğiz? "Tıbbi nedenler, onaylanmış deneysel gerekçeler" gibi kapalı fakat sonsuz ihlale açık maddeler tamamen hayvan yaşam hakkına saldırıdır.

Türkiye KKTC’ye örnek olmalı

Bu uygulama sonunda ciddi bir ihlaller aşaması olacağı aşikardır. Araya serpiştirilen hayvan polisi, ihbar, cezalar gibi kavramlar ise uygulamada yıllardır birebir yaşadığımız tecrübeler nedeniyle bizlere fazla bir şey ifade etmiyor. Yeni yeni hayvan haklarına ilgi duyanların "aman ne güzel, bakın işte ceza da var" diyebileceği türden içi boş, uygulamada zayıf ve en çabuk terk edilecek maddelerdir. Ülkemizde endişeyle izlediğimiz Meclis sürecinde böyle hain ve ihlalden başka bir şey içermeyen bir yasanın çıkmamasını sağlamaya çalışıyoruz. Aylardır herkes kendi bölge vekillerine sürekli bu konuda bilgilendirme yapıyor, sürekli telefonlarla görüşmeler yapıyor ve basını durmadan alarmda tutabilmek için inanılmaz bir mücadele veriyoruz. Türkiye KKTC olmamalı, olmadığı gibi KKTC’ye bu konuda örnek olacak bir karara imza atmalı. Doğal ortamları yaşadıkları yer, yani mecburen sokaklar olan hayvanların toplanarak utanç dolu bir kıyımla yok edilmesini yasalaştıran KKTC Meclisi’ni şiddetle protesto ediyor, aynı utanca TBMM’nin imza atmaması için var gücümüzle çalışmaya, insanları bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Yasa maddelerini maddesel bazda bile değerlendirmek gerçekten içimden gelmiyor. Kelime oyunları, incelikler veya yorum farkları hiçbir şeyi değiştirmez. En özet şekliyle bütün sokaklar hayvanlardan en kanlı, en sinsi ve en insanlık dışı şekilde arındırılacak. Masumiyet öldürülecek."

Kaynak: Akşam

Şanslı Sayfa" olarak, KKTC Cumhurbaşkanlığı da Hayvan "hakları" yasasıyla öldürmeyi onaylamaktan dolayı protestoya konu oldu...


KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANLIĞI
www.kktcb.org
Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakere sürecinin yeniden
başlayabilmesi için yeni bir yöntem ve yol haritasının şart olduğuna
işaret ederek, Türk tarafının yol haritasının “bir zaman takvimi, bir
al-ver egzersizi ve bunun sonunda yer alacak ve garantörlerin de
katılacağı çok taraflı bir to...
  • xxxxxx Hayvan katili olmayın !
    Perşembe, 21:58 · Beğen · 10
  • xxxxxxxxx 5199 kere hayır!!
    Perşembe, 21:59 · Beğen · 12
  • xxxxxxxxxxxHayvanlarin insan tiranligindan uzak ozgurce yasamaya haklari var,aynen sizin gibi.Bu cizgiyi gecen artik bir hak degildir,bir yetenektir;tolere edilmemesi sanki gecerli birseymis gibi korunmamasi gerekir.Iste bir hayvanin her ne sekilde olursa olsun yasama ve savunulma hakkinin bir ticaret girisiminin bu hayvanlarin somurulmesi ya da olumunden para kazanilmasindan once gelmelidir.
    Perşembe, 22:00 · Beğen · 11
  • xxxxxxxxx Hayvan Refahı adı altında masum hayvanların ölmesine izin vermeyin
    Perşembe, 22:00 · Beğen · 11
  • xxxxxxxxxx Bir canlının yaşamını elinden almak kimsenin hakkı değildir. Bu yasaya onay verenleri kınıyorum.
    Perşembe, 22:02 · Beğen · 10
  • xxxxxxxx Bu vebale girmeyin; lütfen durdurun bu katliam yasasını. Masum canlıların katliamına onay vermeyin.
    Perşembe, 22:03 · Beğen · 10
  • xxxxxxxx secilen politikacilarin isi halki temsil etmek adina olum yasasi cikartmak degil, temsil ettiklerinin farkliliklarina saygi duyup yasami savunan ve daha iyi bir hale getirerecek yasalar cikartmaktir. oldurulenlerin sahipsiz hayvanlar olmasi hic birseyi degistirmez- kimseye zarari olmayan bir canliya bu kadar kaddar olan bir devlet, isyanindan korktugu halkina kim bilir neler yapar? KKTC meclisi katliami ve soykirimi savunuyor!!!
    Perşembe, 22:09 · Düzenlendi · Beğen · 11
  • xxxxxxxx Hayvan dostlarımızı öldürmek nasıl oluyor da "hayvan refahı" adını alıyor?
    Perşembe, 22:06 · Beğen · 11
  • xxxxxxxx bu yasa onaylanır ve uygulanırsa nazilerden bir farkınız kalmayacaktır
    Perşembe, 22:07 · Beğen · 9
  • xxxxxxxx tasari onaylanmis;her yerde kan var!
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 8
  • xxxxxxxx sizden bu kanlı yasayı veto etmenizi bekliyorum
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 8
  • xxxxxxxxxxxxxxxx Hayvan katili olmayın !
    Perşembe, 22:11 · Beğen · 9

10 Ocak 2013 Perşembe

7. Kürk ve Deri Fuarı Protestosu 17 Ocak’da Tüyap’ta


Ekoloji ve Hayvan Katliamına Hayır! 

Kürk ve Deri Endüstrisinde Bilmedikleriniz

Bu yıl 7. düzenlenen Uluslararası Deri ve Kürk Fuarı, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Kürke Hayır Platformu, Ergene İnisiyatifi, Bağımsız Hayvan Özgürlükçüleri ve bu zulme karşı çıkan tüm hak savunucuları tarafından 17 Ocak Perşembe günü saat 12:00’de Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde protesto edilecek. Protestolar 18-19 Ocak günleri de devam edecek.

Kürk denilince akla ilk olarak kürkün avlanılarak elde edildiği ve kürkün çok pahalı olduğu fikri geliyor, derinin ise sağlıklı ve ekolojik olduğu oysa artık ne kürk bir lüks tüketim ürünü ne de deri ekolojik. Ergene İnisiyatifi ve Hayvan Hakları Savunucuları yaptıkları açıklamada; “Deri ve kürk sanayiinde kullanılan kimyasallar yüzünden dereler, nehirler kirlenmekte ve bölgede yaşayan halkta ciddi kanser artışları görülmektedir. İnsanlar deri alırken kendi sağlıklarını düşünürken ekolojinin sağlığını da düşünmeli. Bugün kürk hayvanlarının çok az kısmı avlanılarak ve tuzak kurma yöntemiyle elde ediliyor. Her alanda olduğu gibi kürk hayvanları da endüstriyel üretim çiftliklerinde eşya gibi seri üretilip seri katlediliyorlar. Çin ve Doğu Asya’da ise her yıl 2 milyonun üzerinde kedi ve köpek sokaktan toplatılarak canlı canlı derileri yüzülüyor ve farklı etiket isimleri ile tüm dünyaya pazarlanıyorlar.” dedi.

AB parlamentosu ve Amerika kedi, köpek ve fok kürkünün ithalatını yasaklarken, İngiltere, Avusturya, Hırvatistan ve İsviçre kürk çiftliklerini tamamen yasakladı. Buna rağmen Türkiye dünya kürk ihracatının %40’ını karşılıyor ve her geçen gün kürk çiftliklerinin sayısı artıyor.



Kedi, Köpek ve Tavşan Kürküne Dikkat!

Kürke Hayır Platformu kedi, köpek ve tavşan kürklerine dikkat çekerek “Dünyada yaklaşık 500 milyon insan bilinçli veya bilinçsiz 5-10 TL’ye satılan kürklü atkıları, eldivenleri, hediyelik eşyaları satın almaktadır. Hayvan hakları savunucularının lobi çalışmaları, aktivist ünlülerin imza kampanyaları ve de Avrupa Birliği Parlamento üyelerinin zorlu mücadelesi sonucunda kedi-köpek kürkleri hem AB ülkelerinde hem de Amerika’da yasaklandı. Ne var ki, etiketlerde yapılan sahtekarlıklar sayesinde Çin‘deki kedi-köpek katliamı devam etmektedir. Sokaklardan toplanan hayvanlar kürkleri daha dayanıklı olsun diye inanılmaz soğuk odalarda aç susuz günlerce bekletilip, canlı canlı derileri yüzülmektedir. Derisi yüzülürken gözlerinden yaşlar akan hayvanların, derisi yüzüldükten sonra 10-15 dakika can çekişip ölen hayvanların tüyler ürperten video çekimlerini kurkehayir.org’dan izleyebilirsiniz. Bu konuda insanları, hükümeti ve millet vekillerini göreve çağırıyoruz.” dedi.

Kürk Üretim Çiftliklerinde Yaşanan Vahşeti Biliyor musunuz?

Yeryüzüne Özgürlük Derneği kürkün giyimden, hediyelik eşyaya kadar her alanda karşımıza çıktığını söyleyerek “Geçmişte doğayla bütünleşik yaşayan insanın ısınma aracı olarak kullandığı kürk, modern zamanlarda burjuvanın elinde zenginlik ve görgüsüzlük timsali simgeleşmiştir. Bugün burjuvanın elinden de çıkan kürk, sokaktaki herkesin kullandığı bir aksesuar haline gelmiştir. Dünyada her yıl 50 milyonun üzerinde hayvan moda uğruna kürkleri için katlediliyor! Daracık pis kafeslerde hasta, aç ve stres içinde yaşamaya mecbur bırakılan hayvanlar ya da doğada korkunç acılı yöntemlerle yakalanan hayvanlar;  boyun ve belkemiği kırma, asma, kesme, vajinadan-anüsten elektrik verme, tel ile boğma, kaynatma ve kimyasallarla zehirleme gibi zalim süreçlerden geçirilerek canlı canlı katlediliyorlar.” dedi.

Kürk ve Deri Endüstrisi Ekolojik Felakettir!

Bu endüstrinin yıkımı sadece hayvanlarla da sınırlı değil. Pek çok insan deri ve kürkün ekolojik olduğunu sanıyor. Oysa satın alınan deri ve kürkler yerelde köylülerin kullandığı deri ve kürkle aynı değil. Deri ve kürk sanayiinde harcanan enerji, kullanılan kimyasallar ve oluşan atıklar yoluyla dereler, nehirler ve doğa onarılamaz zararlar görmektedir.  Bu konuda sadece  Çorlu bölgesinde yaşanan kirlilik ve kanser oranlarındaki artış ekolojik felaket olarak gösterilebilir.

Bağımsız Hayvan Özgürlükçüleri “İnsanları zulmü görüntülemeye çağırıyoruz. Türkiye’deki mezbahaları, tavuk çitliklerini, kürk çiftliklerini, deney merkezlerini, hayvanat bahçelerini, sirkleri kısacası tüm hayvan zulümlerini video aktivizminin gücü ile insanlara göstermeli ve nasıl bir dünya da yaşadıklarını duyurmalıyız.” dedi.

Çorlu Ergene İnisiyatifi: http://www.facebook.com/corlu.inisiyatifi

Kürkün Muazzam Hikayesi: http://www.youtube.com/watch?v=McpKvG9SvBc

Stella McCartney – Kürk Karşıtı: http://www.youtube.com/watch?v=LmgPAGS0QAQ

Tarih: 17 Ocak 2013, Perşembe (18-19 Ocak, saat: 12:00-18:00 protestolar devam edecektir)
Saat: 12:00 - 18:00
Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi
Adres: E5 Karayolu Gürpınar Kavşağı, 34522, Beylikdüzü, Büyükçekmece




4 Ocak 2013 Cuma

Vakko'ya Kürk Protestosu

Hayvan Özgürlükçüleri Bu Kez Vakko'yu Hedef Aldı!

Dün gece Hülya Avşar'ın 20 bin dolara kürk almasını facebook’ta protesto eden hayvan özgürlükçülerinin bu seferki durağı Vakko'ydu!


Kürkün nasıl elde edildiğine dikkat çekmeye çalışan hayvan özgürlükçüleri, dün gece saat 22:00 - 23:30 sularında 1,5 saat boyunca, Vakko'nun resmi facebook sayfasında kürk karşıtı mesajlar verdi. Grubun paylaştığı afişlerde "Hayvan sever olarak tanınan Cem Hakko'nun rakunları da sevmesini diliyoruz" yazıları dikkat çekti.

1,5 saat boyunca editörlerinin  dikkatini çekmeden eylemini sürdüren aktivistlere Vakko sayfası beğenenlerinden de destek gelerek yapılan yorumlar like’landı.

Vakko sayfasında mutlu yeni yıl mesajlarının altına yansıyan yorumlar arasında şunlar göze çarptı: “Kürk cinayetin giyilebilir halidir”, “Başka bir canlının acısını sırtınıza giymeden de şık olabilirsiniz”, “ZULÜM hiç bu kadar şık olmamıştı”, “Kürk hayvanların acıdan gözleri dışarı çıkana de derisinin yüzülmesiyle elde edilir”, “Hayvanlar moda sektörünün ham maddesi değildir.” “Tasarımlarınızı can almadan yapabilirsiniz, kansız moda mümkün”, “Cem Hakko: Hayvan sevgin kedi ve köpekleri sevip diğer hayvanların çığlıklarına kulak tıkamak olmamalı”, “Kürk cinayettir, zulümdür”. Moda, hayvan cesetleriyle para kazanmak için değildir.”, “ Hayvanlarla aynı dünyada yaşıyor olmak bir ayrıcalıktır. Çünkü hayvanlar hiç bir canlıyı zevk için öldurmez” “Tilkilerin kürkü sadece tilkiler için”, “Vakko firmasını, hayvanlara yapılan zulüm ve vahşete ortak olduğu için kınıyorum”, “Hayvanları ve doğayı katlederek, bizi insan olduğumuza utandırarak bize nasıl mutlu bir yıl dilersiniz?” “Tilkileri katledip kopekleri sevmek! Bu ne yaman çelişki?”, “Canlıyken derinizin yüzüldüğünü düşündünüz mü hiç?” “Bir insan kürk giymediği zaman ne kaybeder ? Ama hayvanlar canlarını kaybediyorlar”, “Yakışıyor mu Vakko firmasına bu vahşete ortak olmak!”, “Vakko'nun bir an önce bu cinayete son vermesini istiyoruz.”

Eylemciler Vakko'dan bir açıklama beklediklerini söyleyerek, Vakko'ya yeni yıl mesajlarını ilettiler: "Hayvanlara adalet, sevgi, şefkat ve merhametle davrandığınız, kürk ve deri vahşetine ortak olmadığınız bir yıl diliyoruz. Bu yıl kürk ve deri ürünlerinin ticaretinden vazgeçin ve binlerce hayvanın çığlıklarına acılarına son verin. Moda can almasın, katliam olmasın" 

Kürk Gerçeği: 

Kürk Kampanyası/Tanıtım Filmleri: 








3 Ocak 2013 Perşembe

Hülya Avşar'a Kürk Protestosu

Hayvan Hakları Savunucuları Hülya Avşar’ı Protesto Etti!



Dün gece (2 Ocak, Salı) sosyal medya da bir araya gelen kürk karşıtı pek çok insan, Hülya Avşar'ın facebook sayfasını ziyaret ederek Prada’dan satın aldığı 20 bin liralık kürkü protesto etti.

Hülya Avşar’ın ablasının doğum gününe denk gelen sayfa ziyareti, oldukça farklı sahnelere sebep oldu. Bir yandan doğum günü kutlamaları yapılırken bir yandan kürk cinayettir mesajları ile yaşam hakkı savunuldu.

Prada'dan 20 bin liralık kürk aldığı iddialarını yalanlamayan Hülya Avşar, 'Size yalan söylemek istemem ancak bu konuları da konuşmak bana göre değil'' dedi.

Bu açıklamanın ardından Hülya Avşar’a tepkilerini göstermek isteyen pek çok kişi Avşar’ın sayfasına girerek: "Güzellik için kürke ihtiyacın yok", "Vicdanı olan kimse kürk giymez", “Kürk hem cinayet, hem de duyarsızlığın görgüsüzlüğün, bilinçsizliğin ve cehaletin sembolüdür", "Kaç ceset birleşip seni ısıtacak bir yığın seçenek varken neden canlı canlı yüzülen hayvanların derisini üzerine giyersin", "Kürk çiftliklerindeki hayvanlar bütün hayatlarını daracık, kirli, paslı tel kafeslere kapatılarak geçirir ve boğma, elektrik verme, gaz ve de zehir gibi en ucuz en zalim öldürme yöntemleri ile katledilir",  “Böyle bir doğal güzellik dostlarımızın kanlarıyla katil çirkinliğe bürünmesin" yorumlarını yazarak Hülya Avşar’ı kınadılar.

Hayvan Hakları Aktivistleri tarafından yapılan açıklamada "Kürk cehaletin, görgüsüzlüğün, bilinçsizliğin ve duyarsızlığın sembolüdür. Yurtdışında pek çok ünlü hayvan haklarına olan duyarlılığını dile getirip kürk giymiyor ve de hayvan deneyleri yapan ürünleri kullanmayarak teşhir ediyor. Maalesef Türkiye'de bu örnekleri veremiyoruz. Oysa bu duyarlılığı hem sanatçılardan hem de tüm insanlardan bekliyoruz. Zulme ortak olmayın! Toplum tarafından takip edilen bir sanatçının ise bu şekilde kürk giymeye özendirmesini kınıyoruz. Seçenekler bu kadar fazlayken kimsenin başka bir canlının derisine ihtiyacı yok. Hülya Avşar, kürkünü giymeden önce "kürk nasıl elde edilir" videolarını izlemesini istiyoruz.” dediler.

Saat 22:00 ile 23:00 arasında yapılan sanal eylem 1 saat boyunca farkedilmeden sürdürüldü. 1 saatin sonunda ise sayfa yöneticileri yorum yapan facebook kullanıcılarını engelleyerek yorumlarını silmiştir.

Hülya Avşar'ın facebook sayfasını 300.000'den fazla kişi takip ederken, 40.000'e yakın kişi tarafından da yorumlandığı görülüyor.

Fotoğrafların üzerine tıklayarak tamamını görebilirsiniz.



20 Aralık 2012 Perşembe

Noel ve Yılbaşında KATLİAMA HAYIR!




Noel ve Yılbaşında KATLİAMA HAYIR!

Her yıl yılbaşı ve şükran gününde sistematik olarak katledilen hindileri, çam ağaçlarını ve de tüketim çılgınlığını protesto etmek için herkesi 22-23 Aralık Cumartesi ve Pazar günü saat 17:00'de Taksim Galatasaray Lisesi önünde buluşmaya davet ediyoruz.

Amacımız modern toplumun sorgulamaya fırsat vermeden dayattığı “tüketim ve şiddet kültürü”nü deşifre ederek; bu kültürün acı ve zulüm dolu olduğunu gözler önüne sermektir.

Her yıl binlerce hindi endüstriyel çiftliklerde kapalı kapılar ardında güneş ışığı görmeden, sürekli antibiyotik alarak, korku ve acı dolu bir yaşamın ardından ve yine pek çoğu da geleneksel çiftliklerde sömürü dolu bir yaşamın ardından katlediliyor.  Ortalama boya gelmesi yaklaşık 10 yıl süren çam ağaçları ise çeşitli ışıklar ve hediyelerle süslenerek birkaç günlük bir eğlencenin kurbanı ediliyor. Her şeyin aşırılaştığı bir günde harcanan elektrik enerjisi ve alınıp satılan hediyelik eşyalar da ekolojinin daha fazla zarar görmesine neden oluyorken tüm bunların yeni yılın ruhu adına yapılıyor olması gerçekten düşündürücü…

Yeni yıla girerken tüketim kültürünü sürdürmeye devam eden insanlar; ‘‘gelenek’’, ‘‘inanç’’ ve ‘‘eğlence’’ uğruna binlerce canlının öldürülmesine neden oluyor. Bu yüzden doğayı, hayvanları, insanları sömüren tüketen bu tekno-endüstriyel kapitalist sistemin ‘‘normal’’ ve ‘‘kabul edilebilir’’ şeyler olmadığını vurguluyor ve bu geleneğe karşı çıkıyoruz.

Bugün modern toplumlarda yeni yıl denilince akla istisnasız bir şekilde hindi, çam ağacı ve tüketim kültürü geliyor. Küreselleşme adı altında yerli kültürler yok edilerek endüstriyel kültürün egemenliği dayatılıyor. Modern dünyanın tüketime dayalı yozlaşmış eğlence kültürü hayatlarımızı işgal ederek, doğada, insanda hayvanda ve gezegende korkunç travmalara neden oluyor.

Teknoloji, bilim, ilerleme ve gelişme adı altında kurgulanan yaşamlarımız, doğaya hükmetmek isteyen egemenlerin çıkarları için sınırsızca kullanılıyor.

Bizler bu sürecin yarattığı travmaları göstermek ve bu modern insan kültürünün hem doğaya hem de kendisine verdiği zararları ortadan kaldırması için, doğayla barışması ve bu kanlı şiddete dayalı geleneklerden vazgeçmesi için doğanın bir parçası olması gerektiğini savunuyoruz.

Ölümle, kanla kutsanmış hiçbir “gelenek”, ‘‘kültür’’ eğlence ya da bayram kabul edilemez.

İnsana Hayvana Yeryüzüne Özgürlük!

14 Aralık 2012 Cuma

Şiddeti mağdurlar ve tanıklar anlatıyor

Türkiye’deki şiddet olaylarının, mağdurların ve tanıkların anlatımlarıyla arşivlendiği Türkiye’den Şiddet Hikayeleri çalışması, siddethikayeleri.com adresinde yayına başladı.


Kültürlerarası Araştırmalar Derneği’nin yürüttüğü şiddet izleme – vaka yaygınlaştırma çalışması Türkiye’den Şiddet Hikayeleri, Siddethikayeleri.com adresinde yayına başladı. Çalışma kapsamında, Şiddet mağdurlarının ve şiddet olaylarına tanıklık edenlerin hikayeleri röportajlarla anlatılıyor, hikayeler aynı zamanda fotoğraf çalışmaları olarak da sunuluyor.

Şiddet olaylarının 13 farklı kategoride arşivlendiği çalışma, deneyimlerin ve tanıklıkların birinci ağızdan anlatılmasıyla istatistik haline dönüşen ve sıradanlaşan şiddet eylemlerini daha gerçek bir zemine oturtmayı, şiddet mağdurları ve tanıklar ile hak savunuculuğu yapan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirmeyi ve veri oluşturmayı hedefliyor.

Şiddet olayları fotoğraflarla anlatılıyor

Türkiye’den Şiddet Hikayeleri çalışmasında, son yıllarda tüm dünyada sıkça kullanılan bir ses duyurma yöntemi kullanılıyor. Şiddet mağdurları ve tanıklar başlarından geçenleri, yaşadıkları olay hakkındaki düşünce ve yorumlarını yazdıkları bir karton veya kağıt parçasıyla fotoğraf çektirerek duyuruyorlar. Fotoğraflarda özetlenen olaylar, çalışmanın gönüllü muhabirlerince yapılan röportajlar yoluyla detaylandırılıyor. Tanıklığının çalışma kapsamında yayınlanmasını isteyenler ise site arayüzünü kullanarak editörlere ulaşabiliyorlar. Tanıklar kendi oluşturdukları görsellerle çalışmaya katılabildikleri gibi, editörlerle iletişime geçerek kendileriyle röportaj ve fotoğraf çekimi yapılmasını talep edebiliyorlar.

Güneydoğu’da çatışma bölgesinde yaptığı zorunlu askerliği sırasında esir düşen, sonrasında savaş karşıtı olan İbrahim Yaylalı; gözaltında kaybedilenlere tanıklık eden, kendisi de işkence gören İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe; Türkçe’ye çevirdiği Yumuşak Makine kitabı yüzünden yargılanan çevirmen Süha Sertabiboğlu ile çevirmen ve yayıncıların karşılaştığı baskıların tanığı Mehmet Moralı; polisin hukuksuz müdahalelerini defalarca yargıya taşıyan trans aktivist Selay Tunç; Türkiye’nin en uzun süre hapis yatan kadın siyasi mahkumlarından olan, cezaevi koşullarını anlattığı kitabı yasaklanan Nevin Berktaş; 2003’te canlı kalkan olarak gittiği Irak’ta ABD işgaline şahit olan aktivist Osman Akkuş, Hak arama mücadelesi sırasında polis şiddetinin her türlüsüyle karşılaşan, Ankara’daki Hopa protestoları yüzünden 6 buçuk ay tutuklu kalan Ozan Gündoğdu, çalışma kapsamında halihazırda tanıklıkta bulunmuş isimler arasında.

Çalışmayı yürüten Kültürlerarası Araştırmalar Derneği, sivil topluma kuruluşlarından, inisiyatiflerden, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan toplumsal gruplardan, şiddet mağdurları ve tanıklardan çalışmaya
katılımın artırılması noktasında destek bekliyor.

13 Aralık 2012 Perşembe

"PINAR SELEK" DAVASI: Reddi Hakim Talebi Tekrar Görüşülecek

14. yılını dolduran Mısır Çarşısı davasında, Selek ve Öztürk hakkındaki beraat kararını bozan mahkeme heyetinin değişmesini isteyen avukatların talebi tekrar değerlendirilecek. Bir sonraki duruşma 24 Ocak'ta.


Pınar Selek'in üç kez beraat ettiği ve on dördüncü yılını dolduran Mısır Çarşısı davası bugün Çağlayan Adliyesi'nde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Duruşma öncesinde, hak savunucuları Pınar Selek'e destek için adliye önünde toplandı.

Duruşmayı izlemeye aralarında Avrupa Birliği Delegasyonu ve 27 ülkenin büyükelçiliklerinin de olduğu yurtiçi ve yurtdışından birçok gözlemci geldi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç, CHP'li vekiller Musa Çam ve Sezgin Tanrıkulu da Çağlayan'daydı. Tanrıkulu "Biz yargıya adalet dağıtsın diye yetki verdik, onlar zulüm dağıtıyor; bu dava da onların şahikalarından biri" diye konuştu.

Mete Çubukçu, Ömer Laçiner, Yıldırım Türker, Lale Mansur, Pelin Batu, Gençay Gürsoy, İpek Çalışlar, Jülide Kural, Özcan Alper, Esmeray, Akın Birdal, Rıdvan Akar, Nur Sürer, Oya Baydar gibi isimler Adliye önündeydi; Notre Dame de Sion Lisesi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri de okullarından mezun olan Pınar Selek'e destek için gelmişti. Destekçiler arasında THY direnişçileri de vardı.

Avukatların itirazı kabul edildi

Duruşmaya farklı şehirlerden gelen 50 kadar avukat katıldı. Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu'nun müdahillik dilekçesi mahkemeye sunuldu.

Duruşmanın 20 kişilik salonda görülmesinden dolayı, uluslararası gözlemcilerin bir kısmı duruşmaya katılamadı.

Mahkeme, avukatların 30 Kasım'da yaptığı reddi hakim talebini reddetti. Gerekçesinde "5271 sayılı CMK'nın 22. maddesinde yazılı red sebeplerinden herhangi birinin bulunmadığı, aynı zamanda 'Tarafsızlığı şüpheye düşürecek diğer sebep' koşulunun da mevcut olmadığı" söylendi.

Avukat Akın Atalay, reddi hakim taleplerinin reddedilmesine itiraz edeceklerini, bu kararın CMK 31. maddenin son fıkrasına aykırı olduğunu söyledi. Ayrıca talebin reddine itiraz kullanma hakkı verilmeden duruşmanın görülmesinin yasaya aykırı olduğunu ifade etti, "Yasa hükmüne göre bu heyetin duruşmaya çıkmaması gerekir" dedi.

Avukat Bahri Belen de kararın avukatlara tebliğ etmeden 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine tepki gösterdi. "Avukatlar itiraz hakkını kullanmadan kararınız 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gidemez, giderse yasa çiğnenmiş olur" dedi.

Duruşmaya 15.50 itibariyla ara verildi.

Saat 17.00'da tekrar başlayan duruşmada mahkeme heyeti, avukatların reddi hakim talebinin reddine itirazlarını kabul etti. Avukatların itirazı 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüşülecek.

Bir sonraki duruşma 24 Ocak 2013 saat 10.00'da.

"Tanık olmak sorumluluktur"


Hala Tanığız Platformu adına yapılan Deniz Türkali'nin okuduğu basın açıklamasında, yıllardır süren davada adalet istendi, şu ifadelere yer verildi:

"Bugün bir kez daha mahkeme kapılarındayız. Aradan geçen zamanda Beşiktaş Mahkemesi'nden Çağlayan Adalet Sarayı'na terfi ettik ama hukuk yoluyla işlenen zulümde zerre gerileme olmadı. Biz de Pınar Selek'e tanık olmaktan, bu bitmek bilmeyen adaletsizliğe direnmeye evrildik. Adaleti onun şahsında hepimiz için istedik. Başka türlü bu ülkede nasıl hiçbir şey olmamış gibi yaşanabilir bilemedik.

"Tanık olmak sorumluluktur. Gereği yerine gelmezse suç otaklığına dönüşür. İnfialimiz bundan. Göz göre göre yaşatılan bu hukuk cinayetinin, bu insanlık ayıbının utancına katlanamayışımızdan.

"Pınar Selek'in elini tutmaktan gurur duyuyoruz. O eli hiç bırakmayacağız. Ta ki hep birlikte bu ülkenin sokaklarında onun özgürlüğünün şenliğini kutlayana kadar. O gün Pınar yine en önde olacak. El edecek hepimize, hep birlikte şarkılarımızı söyleyelim diye. İşte o gün bütün bu basın açıklamalarını konfeti yapıp havalara savuracağız ve kahkahalarla güleceğiz.

"Adalet dediğimiz de bu resimden ibaret."

* Açıklamaya destek verenler: 1 Milyon İmza - 1million4equality, Amargi, İzmir Amargi, Ankara Kadın Platformu, Avrupa Kadın Lobisi - AKL Türkiye, Kadınlarla Dayanışma Vakfı - KADAV, Avrupa Parlamentosu, Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen), Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Fransa Destek Komitesi, GIT Kanada, GIT Fransa, GIT Kuzey Amerika, İşkenceye Karşı Dünya Örgütü - OMCT, İsveç Parlamentosu, Kadın Adayları Destekleme Derneği - KADER, Kadın Dayanışma Vakfı, KAOS GL, Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği, Lambdaistanbul, Muğla Savaş Karşıtı Kadın İnisiyatifi, Nü.kolektif, Pen Almanya, Sessiz Kalmamak Gerek İnsiyatifi, Sosyalist Feminist Kolektif, Sosyoloji Mezunları Derneği - SOMDER, Strazburg Üniversitesi, Strazburg Belediye Başkanı, Türkiye'de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu - GIT Türkiye, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Uluslarası Gey Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu - IGLHRC, Uluslararası İnsan Hakları Dernekleri Federasyonu -FIDH, Uluslararası Pen, Uluslararası Pen Kadın Yazarlar Komitesi, Wiener  Enstitüsü -VIDC, Yeryüzüne Özgürlük Derneği.

* Gözlemciler: Türkiye'de Araştırma ve Öğretim Özgürlüğü Uluslararası Çalışma Grubu- GIT Türkiye, Uluslararasi Af Örgütü Türkiye Şubesi, İstanbul Barosu, Mazlumder, Avrupa Birliği Delegasyonu, 27 ülkenin büyükelçilikleri, Lambdaistanbul LGBT Dayanışma Derneği, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği -SPOD, Yeryüzüne Özgürlük Derneği.

Dava kronolojisi için tıklayın.

Kaynak: Bianet

Pınar Selek Davası "Beni De Yargılayın"

"Bizi de Yargılayın"

Pınar Selek duruşması öncesinde, bugün saat 10:30’da sosyal medya da ve de çeşitli platformlarda yer alan pek çok insan “Pınar'la beni de yargılayın” diyerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na kendisi için suç duyurusunda bulundu.


Aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği, Katılımcı Hukukçular ve Özgürlükçü  Avukatlar’ın da olduğu bir grup basın açıklamasıyla tepkilerini dile getirerek; ne değişti de Pınar Selek 3 kez beraat etmesine ve alayhte tek bir rasyonel delil olmamasına rağmen, yerel mahkemenin beraatte direnmekten vazgeçip yeniden ağırlaştırılmış müebbet ve yargılama kararına döndüğünü sordu.

Dilekçeyi imzalayanlar arasında hayvan hakları savunucuları da adliyeye gelerek "Pınar Selek’le beni de yargılayın" dilekçesi verdi. 

Dilekçeyi İmzalayanlar: Ali Akay, Ammar Kılıç, Aslı Takanay, Ayşe Kilimci, Ayşe Nur Doksat, Ayşe Lebriz Berkem, Ayşegül Sönmez, Ayşen Candaş, Ayten Zara, Belgin Oral, Bennu Yıldırımlar, Burak Özgüner, Burcu Çelik, Cengiz Alğan, Cevat Çapan, Dilek Hattatoğlu,Doğan Şahin, Eda Aslı Şeran, Emine Uçak, Emrullah Beytar, Erol Köroğlu, Ersin Salman,Esmeray Yoğun, Eva Aksoy, Ezgi Başaran, Figen Batur, Füsun Çeliköz, Gülsüm Ekinci, Hakan Akçura, Hakan Tahmaz, Hande Demircioğlu, Hülya Gülbahar, Işık Yenersu, İnci Hekimoğlu, İsmet Akça, Leyla İpekçi, Mehmet Atak, Meltem Gürler, Meryem Koray, Meryem Rabia Taşbilek, Mustafa Sütlaş, Naim Dilmener, Nazan İpşiroğlu, Nihal Koldaş,Orhan Aydın, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Pelin Batu, Püren Dinçer, Roni Margulies, Serap Güre, Sevin Okyay, Sezai Temelli, Sibel Özbudun, Suzan Samancı, Şanar Yurdatapan, Şenol Karakaş, Temel Demirer, Tülay Günal, Ümit Biçer, Yeşim Ustaoğlu, Yıldız Tar.

Savcılığa verilen dilekçede "Bizlerin vergileriyle işleyen bir devlet aygıtı olan Yargı’nın, farz edilen görevi adaleti sağlamak yerine, verglerimizle bizi de suç ortağı yaparak bir masumu “olmayan bir suç”tan, ömür boyu hapsetme ısrarı karşısında, 13 Aralık Perşembe günü aynı “olmayan suç”tan Pınar Selek’le beraber, 12. Ağır Ağız Ceza Mahkemesi’nde ben de yargılanmak istiyorum" ifadelerine yer verildiği görüldü.

9 Aralık 2012 Pazar

Panelde türcülük ve hayvan hakları tartışıldı

İnsan Hakları Film Festivali kapsamında Tütün Deposu’nda gerçekleştirilen “Uygarlık: Tüm Canlıları Yok Etmeden” başlıklı panelde hayvan hakları, türcülük, canlıların yaşam hakkı ve değiştirilmesi planlanan 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu tartışıldı.

İnsan Hakları Film Festivali kapsamında düzenlenen “Uygarlık Tüm Canlıları Yok etmeden” başlıklı panel İstanbul Tophane’de bulunan Tütün Deposu’nda gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü Ezgi Aktaş’ın üstlendiği panelde İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı ve Hayvan Hakları Hukuku Öğretim Görevlisi Avukat Hülya Yalçın “Yaşam hakkına HAYVAN parantezi açmalı”, Yeryüzüne Özgürlük Derneği Aktivisti Burcu Çelik “Türcülük, Tekno-endüstriyel Kapitalist Sistem, Hayvan Özgürlüğü, Vegan-Vejetaryen Beslenme” başlıkları altında konuşurken, Yaşam Hakkına Saygı Derneği’nden gazeteci-yazar Özgün Öztürk sokak hayvanları konusunda bir sunum yaptı. Çok sayıda dinleyicinin katıldığı panelde hayvan haklarına ilişkin yasalara dikkat çekilerek örgütlenmenin önemi vurgulandı.

“YAŞAMAK İÇİN GEREKÇEYE İHTİYACIMIZ YOK”

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı ve Hayvan Hakları Hukuku Öğretim Görevlisi Avukat Hülya Yalçın, insanın her şeyi kendi hakkı gören kompleksli bir yaratılışa sahip olduğunu ifade etti. “Kendisine ait olmayan, kontrol edemeyeceği, güdemeyeceği veya kullanamayacağı hiçbir şeyi değerli addetmiyor. Ama hayvanların yaşam haklarının korunması insanın ona değer verip vermemesinden bağımsızdır” diyen Yalçın şöyle konuştu: “Pek çok insan yaşlandı diye hayvanlardan vazgeçiyor. Bunu tartışabiliriz. Ancak Devlet’in resmi eliyle yaptığı yaşam hakkı ihlalleri bizim için çok daha önemli. Mesela bir av kanunu koyuyor ki, yaşam hakkının direk ihlalidir ve Hayvanları Koruma Kanunu’ndan Av Kanunu’na atıfta bulunuyor. Av Kanunu ne demek? “Ben sana izin verdiğim sürelerde izin verdiğim silahlarla izin verdiğim kadar hayvanı öldürebilirsin” demek. Hayvanları Koruma Kanunu olan bir ülkede yasal olarak av olabilir mi? Elbette ki olmamalı. Yine aynı şekilde deney, hiç tartışmasız bir hayvan yaşam hakkı ihlalidir. Bir de 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda deney tarifleri yapılmıştır. Biz şimdi yasal bir zeminde mücadele etmeye çalışırken elimizdeki yasal donelere baktığımızda yasal zeminden kaymak zorunda kaldığımız bir noktaya doğru gidiyoruz. Devlet, 5199 Sayılı Kanunu çıkardı, daha beteri Meclis’te bekliyor. Şunu söylüyor, “Benim gösterdiğim sınırlar içinde hayvanların yaşam hakkı vardır.” Nasıl bir cesaretle, hangi hükümet bir hayvanın yaşam hakkına sınır koyabilir? Yaşamak için gerekçeye ihtiyacımız yok.”

“TÜRKİYE’DE HAK SAVUNUCULUĞU ZOR”

Yaşam Hakkına Saygı Derneği’nden gazeteci-yazar Özgün Öztürk, yaşam hakkına saygı derken ya da yaşam hakkına sahip çıkarken tamamen canlıların acı çekmeme hakkı perspektifinde davranılması gerektiğini belirtti.

Türkiye’de yaşam hakkı gibi hakları savunmanın zorluğunu vurgulayan Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü: “Toplumda hak savunuculuğu yapıyorsanız size iyi insan demezler. Genelde bıyık altından gülünen, tecavüz-şiddet dediğinizde hala insanların cahilce güldüğü bir konudur, hayvan hakkı savunmak. Türkiye’de şu anda hayvan haklarıyla ilgili korkunç bir dönemden geçiyoruz. Mevcut 5199 Sayılı Yasa’nın değişikliğiyle ilgili Bakan Veysel Eroğlu tarafından verilen yasa tasarısı var. Yeni tasarıyla zaten yetersiz olan 5199 Sayılı Yasa daha da yetersiz hale sokulmak isteniyor. Yeni tasarıda sokakta hayvan kalmayacak ve janjanlı adıyla doğal yaşam parkları yapılacak. Ama buraya konulacak hayvanlar ne ayı, ne tilki. Buralar artık evcilleşmiş ve insana yakın yaşayan hayvanların özellikle köpeklerin yaşayabileceği yerler değil. Hepsi oraya kapatılacak deniliyor. Bugüne kadar 300-500 kapasiteli barınaklarda bu hayvanlara bakamamış olan hükümetimiz ve yerel yönetimler böyle 20 bin-30 bin kapasiteli barınaklarda zaten o hayvanlara bakamayacaklar.”

“EGO MU, EKO MU?”

Yeryüzüne Özgürlük Derneği Aktivisti Burcu Çelik, “Türcülük, insana doğanın efendisi gibi kendisini en üst merkeze yerleştirmesidir. Bugüne kadar din, felsefe, bilim sürekli insana bunu öğretmeye çalıştı. Ama artık bu böyle değil. Nasıl ki, ırkçılık teşhir edildiyse şu an türcülük de teşhir ediliyor” dedi. Çelik konuşmasını şöyle sürdürdü: “İnsan merkezcilik bugün “ego mu, eko mu?” tamamen bununla ilgili aslında. Bildiğiniz gibi hemen hemen bütün dinler hayvanların insanlar için yaratıldığını söylüyor. Modernizmle birlikte insan merkeziyetçilik en yüksek seviyeye ulaşıyor. Ama artık neden bu hayvanları ötekileştirip sömürdüğümüzü düşünmemiz gerekiyor. Irkçılık, cinsiyetçilik, türcülük, Yahudi soykırımı, Dersim katliamı gibi örneklerin aynısı bugün hayvanlara yapılıyor.”

Kaynak: ANF

6 Aralık 2012 Perşembe

PANELE DAVETLİSİNİZ: "Uygarlık Tüm Canlıları Yok Etmeden"

Bu yıl 4. kez düzenlenen Hangi İnsan Hakları Film Festivali'nde yaşam hakkı ihlalleriyle ilgili filmlerin içerisinde hayvan haklarına ait belgesel ve filmler de gösterilecek. Hayvan sömürüsündeki son durumu ve gerçekleri gözler önüne sermek için 08 Aralık  2012, Cumartesi günü saat 16:00'da Tütün Deposu'nda "Uygarlık Tüm Canlıları Yok Etmeden" isimli bir panel gerçekleşecek.

Yönetmen Tolga Öztorun moderatörlüğünde gerçekleşecek panelde; İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı ve Hayvan Hakları Hukuku Öğretim Görevlisi Av.Hülya Yalçın; "Yaşam hakkına HAYVAN parantezi açmalı" konuşmasıyla, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burcu Çelik "Türcülük, Tekno-endüstriyel Kapitalist Sistem, Hayvan Özgürlüğü, Vegan-Vejetaryen Beslenme" ile ilgili konuşmasıyla ve Yaşam Hakkına Saygı Derneği'nden Gazeteci-Yazar Özgün Öztürk "Her şey bitti sıra itlere geldi/Sokak Hayvanları" konuşmasıyla bir söyleşi gerçekleştirecek. 

Açıklama: Dünyada her yıl milyonlarca hayvan, hiçbir somut fayda beklentisi olmadan deneylerde ısıtılıyor, donduruluyor, zehirleniyor, aç bırakılıyor, parçalanıyor, depresyona sokuluyor, ruh hastası yapılıyor. Her yıl yaklaşık 50 milyar hayvan, eti için öldürülüyor. Sınai hayvancılık tesislerinde hayatlarının her saniyesinde acı çekiyor, güneş ışığı görmeden ya da toprağa ayak basmadan öldürülüyorlar. Spor amaçlı avcılıkta, kürk sanayinde, eğlence sektöründe ise hayvanlara acı çektirmek için herhangi bir gerekçe göstermeye bile gerek duyulmuyor. İnsan tarafından evcilleştirilerek doğadan kopartılıp sokaklara mahkum edilen kedi ve köpekler, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de koruma adı altında “ölüm yasası” ile yok edilmeye çalışılıyor. Sokaklardan köpekler toplatılıyor, yabancı uyruklu gemilere bindirilerek gemi personeline yemek yaptırılıyorlar. Onları koruyacak adalet ve hukuk sistemleri yok! Hayvanlara işkence yapanlar hala kabahatler kanunu ile cezalandırılıyor. Kimi zaman deney için kimi zaman kürk ve etleri için yurt dışına kaçırılan sahipsiz sokak hayvanları, farkında olmadıkları bir sömürü düzeninde acılar içinde ölüyorlar. Sürekli ahlâk, adalet ve eşitlik gibi kavramlardan söz ediyor, ama sıra hayvanlara gelince birdenbire apayrı bir ahlâk anlayışına geçiyoruz. Daha az acı çektikleri, daha az zeki oldukları düşüncesiyle hayvanların zulüm ve acı dolu yaşamı görmezden gelinerek meşrulaştırılıyor. Tekno-endüstriyel kapitalist sistemde kendisini en tepeye koyan insan; doğayı ham madde deposu gibi kullanarak ilerleme, teknoloji ve bilim adına tüm canlıların yaşamlarını tehdit etmeye devam ediyor. Yaşam hakkı ihlallerinin hayvan hakları boyutunu ele alan panele tüm yaşam hakkı savunucularını davet ediyoruz.

Festival'de hayvan haklarıyla ilgili gösterilecek belgeseller: 
HAYIRSIZ ADA, Serge Avedikyan, Fransa-Türkiye
İSTANBUL’UN SOKAK KÖPEKLERİ, Serge Avedikyan, Fransa-Türkiye
KEDİLER, KÖPEKLER VE İNSANLAR / Motoharu Iida, Japonya
ADAK, Amandine Faynot, Fransa-Türkiye

Panel"Uygarlık Tüm Canlıları Yok Etmeden!" 

Tarih: 8 Aralık 2012, Cumartesi 
Saat: 16:00 
Yer: Tütün Deposu

7 Kasım 2012 Çarşamba

Yeni havalimanı göç yolunda

İstanbul’a 3. havalimanının yapılacağı Terkos Gölü civarı yüz binlerce kuşun geçiş alanı olması nedeniyle büyük risk taşıyor.

Kuşların göçü ve uçuş güvenliği açısından 3. havaalanının yerini uygun bulmayan İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu, ilkbahar ve sonbaharda yüz binlerce kuşun o bölge üzerinden göç ettiğini, uçakların tırmanması sırasında motora kuş girme olasılığının çok yüksek olacağını vurguladı. Yeni havalimanının ÇED süreci de bugün yapılacak ilk halk toplantısıyla başlıyor.

İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu (İKGT), Atatürk Havalimanı’nın bile yoğun risk altında olmasına karşın uçuş güvenliği açısından herhangi bir değerlendirme yapılmadan uçuşa devam edildiğini anımsatarak yeni bir havaalanının yapılacağı bölgenin daha riskli olduğunu belirtti.

Terkos Gölü, kışlama alanı...

Topluluk adına yapılan değerlendirmede kuş-uçak çarpışması riskinin sadece göç dönemlerinde geçerli olmayacağı Terkos’un aynı zamanda önemli bir kışlama alanı olduğu kaydedildi. Her yıl on binlerce kuşun bölgedeki göllerde kışladığına dikkat çekildi.

ÇED sürecinde 1.5 ay gibi kısa bir zamanda kuş göçlerine dair ayrıntılı rapor hazırlanamayacağını belirten topluluk en az bir yıl boyunca çok detaylı sayımlar ve izlemelerin yapılması gerektiğini vurguladı. 

ÇED süreci bugün başlıyor

Toplam 91 milyon 666 bin 158 metrekarelik alana sahip projenin ÇED süreci de bugün Arnavutköy Tayakadın İlköğretim Okulu’nda yapılacak toplantıyla başlıyor. Proje kapsamında 3 bin 800 metre uzunluğunda 6 pist yapılacak.

Kaynak: Cumhuriyet

3 Kasım 2012 Cumartesi

Vegan-anarşist tutsak Osman Evcan 7 günlük açlık grevinde!

Kırıkkale F-Tipi Cezaevi'nde bulunan vegan ve eko-anarşist tutsak Osman Evcan, 30 Ekim 2012 tarihi itibariyle 7 günlük açlık grevine girdiğini açıkladı.


20 yıldır Türkiye Cumhuriyeti hapishanelerinde bulunan ve cezaevinde anarşist fikirlerle tanışarak kendisini anarşist olarak tanımlamış olan Osman Evcan'ın geçtiğimiz haftalarda gönderdiği mektupta 30 Ekim 2012 tarihi itibariyle 7 günlük açlık grevinde olduğunu öğrendik. Osman şu an açlık grevinin 5. gününü bitirmektedir.

Osman Evcan gönderdiği mektupta AKP hükümetinin gerek toplumsal yaşamda, gerek ekonomik alanda, gerekse politik alanda uyguladığı faşist ve tahakkümcü politikalarının küresel veya yerel olarak yol açtığı yıkıcı politikaları protesto etmek ve cezaevlerinde 12 Eylül'den bu yana süregelen açlık grevlerine destek amacıyla açlık grevi eylemini gerçekleştirdiğiini bildirdi.

Geçtiğimiz aylarda Kırıkkale F-Tipi cezaevinin hak ihlallerine maruz kaldığını ve buna tepki için açlık grevi eylemi yaptığını, ancak bir sonuç alamadığını, hak ihlallerinin bir devlet politikası olarak uygulanmaya devam ettiğini belirttiği mektubunda, AKP hükümetinin zindanlarda tutulan mahkumların adeta ölmeleri ve sakat kalmaları için çabaladığını bildirmektedir.

Osman son olarak mektubunu şu cümlelerle bitirmektedir:

"Kırıkkale F-Tipi Cezaevi'nde bulunan vegan ve eko-anarşist bir birey olarak, AKP hükümetinin zarar verici, yıkıcı, tahakkümcü, otoriter, sömürgeci politikalarını kınamak amacıyla 7 günlük açlık grevi eylemine başlamış bulunmaktayım. Kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum. 30 Ekim 2012 tarihinde açlık grevine başlamış olacağım. Sevgi ve selamlarımla..."

Osman Evcan
Kırıkkale F-Tipi Cezaevi
Oda No: A-12
71480 Hacılar-KIRIKKALE

 Osman Evcan'ın gönderdiği mektup:

Açlık grevlerinin 53. günü: Devletin vicdansızlığı, tutsakların özgürlük mücadelesi sürüyor

BASINA ve KAMUOYUNA,

AÇLIK GREVİNDEKİ TUTSAKLAR VE DİRENEN KÜRT HALKI YALNIZ DEĞİLDİR!



12 Eylül 2012'den bu yana açlık grevinde olan ve sayıları 700'e yaklaşan siyasî tutsağın, bugün itibari ile eylemlerinin 53. gününe girilmiş bulunulmaktadır. Sağlık durumlarının kritik olması ve gittikçe kötüleşmesine rağmen, hükûmet ve yandaş medya organları, bu sessiz isyanı gözardı etmek için eylemleri, kamuoyu nezdinde manipüle etmek ve halkı oyalamaya çalışmaktan geri kalmayan kirli bir oyun oynamaktadır. Geçtiğimiz sene Aralık ayında Roboski'de olduğu gibi, bizzat devletin ordusunun savaş uçakları tarafından üzerilerine bomba yağdırılıp öldürülen 34 insan için özür dileme gereği bile duymayan, Gazi ve Sivas katliamlarında olduğu gibi birçok katliamda, soruşturmaları zaman aşımına terk eden ve açtığı yaraların kapanması yönünde en ufak bir telafi çabası göstermeyen, yıkıcı politikalarından vazgeçmeye asla niyeti olmadığına her geçen gün şahit olduğumuz iktidar, yine yaşamları hedef almaya devam ediyor.


Her türlü devlet organınca baskı altında yaşamaya zorlanan, hapishanelerde türlü işkence ve kötü muameleyle sindirilmeye çalışılan siyasî tutsaklar, açlık grevlerine tamamen insanî talepler üzerinden başladıklarını ve bundan başka çarelerinin kalmadığını belirtmiş, sonunun ölüm veya kalıcı rahatsızlıklara neden olabileceğinin bilincinde olarak, bedenlerini zindanlara karşı son direniş kalesi haline getirmişlerdir. 12 Eylül'de açlık grevine başlayan tutsaklardan bazıları, direnişlerini ölüm orucuna çevirdiklerini çeşitli medya organları üzerinden duyurmuş, çaresizliğe mahkûm edilen, özgürlükleri ve yaşamları gaspedilenler olarak, devletin ve medyanın bu kayıtsız tutumunu teşhir etmek için, direnişi sokağa dökme çağrısında bulunmuşlardır.


Buna karşı devletin, çözümün çok uzağında yer alan tutumu, tutsakların taleplerini hiçe sayarak, eylemleri kamuoyu nezdinde "örgüt infazı"ymış gibi gösteren, kendi sığ politikalarına altyapı kazandırmaya çalışan, dün olduğu gibi bugün de birçok konuda kayıtsızlığına şahit olduğumuz medyaya ek olarak, Bakan Ergin'in “Her şey kontrol altında, açlık grevindekilerin sağlığına ve hayatlarına titizlikle yaklaşıyoruz, olumsuz bir duruma müsaade etmeyeceğiz” gibi 19 Aralık “Hayata Dönüş” operasyonlarından hatırlayacağımız bir üslupla, eylemcilere izolasyon tehdidinde bulunulmaktadır. Ayrıca, bazı cezaevlerinde tutsakların sıvı ve B1 vitamini ihtiyaçlarının giderilmesine izin verilmeyerek, işkence mekanizmasını alttan alta devreye sokan devlet, bununla da yetinemeyerek, çocukları ve yakınları için endişelenerek cezaevi önlerinde toplanan ailelere ve destekçilerine, gaz bombaları ve coplarla müdahale etmiş, ayrıca resmi-sivil faşist grupları eylemcilerin üzerine kışkırtmaktan geri kalmamış ve çığ gibi büyüyen bu tepkiye karşı her türlü baskı mekanizmasını devreye sokmuştur. 


Kürt siyasî tutsakların talepleri, Kürt halkının verdiği hak ve özgürlük mücadelesinin talepleriyle paraleldir. Bu eksende, uzun yıllardır süren bir mücadelenin cezaevlerindeki son hali olan bu direniş, tutsakların öncülüğünde sokaklara taşınmış, Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yerinde ve hatta yurt dışında, cezaevi önlerinde veya şehir merkezlerinde dayanışma eylemleri gerçekleştirilmiştir. Günden güne çığ gibi büyüyen ve 30 Ekim'de birçok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen eylemlerle doruğuna ulaşan tepkilere, kolluk güçleri tarafından ırkçı-faşistlerin de eşlik etmesiyle birlikte zalimce ve insafsızca saldırılmıştır. Devletin ve toplumun bu alışılagelmiş ve kasıtlı suskunluğuna sokaklarda tepkisini gösteren binlerce insan ve tutsak yakını polis şiddetine maruz kalmış, yüzlercesi de gözaltına alınmıştır. 


Son olarak, toplumsal gösterilere katıldıkları gerekçesiyle TMK kapsamında yargılanan ve Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı İnfaz Kurumu’nda tutulan bazı çocukların da süresiz açlık grevlerine katıldıkları haberini almış bulunmaktaydık ki yaşları 14 ile 16 arasında değişen bu çocuklar, BDP'li milletvekili Pervin Buldan'ın ve insan hakları aktivistlerinin ikna çabalarıyla eylemlerini sonlandırmıştır. Yetişkinlere göre açlık grevi sürecinde çok daha bitkin duruma düşen bu çocuklar, açlık grevlerinde herhangi bir ölüm yaşanması durumunda tekrar açlık grevine başlayacaklarını ve ikna konusunda kimse ile görüşmeyeceklerini de duyurmuştur. Bu çocuk tutsakların, açlık grevlerine "çocuk olarak" sağladıkları katılım ve yine çocuk olarak bu süreçte ruhsal ve bedensel olarak yaşadıkları, muhalif kesimler de dahil olmak üzere kamuoyunca fazlasıyla ihmal edilmektedir. Medyada ve toplumda, bir ünlünün giydiği kürk kadar gündem maddesi oluşturamayan bu sancılı süreç, insanlık denilen içi boş kavramın bir kez daha olmadığını bizlere göstermiştir. Medyada yer alan ve Başbakan'ın da kullanmaktan utanmadığı "kuzu şiş" gibi saçma sapan haberlerin ve Bakan Ergin'in "her şey kontrol altında" açıklamalarının aksine, Tekirdağ F-Tipi Cezaevi'nde doktorların açlık grevindeki tutsaklara tıbbî kontrol uygulamamasının ayyuka çıkması, açlık grevindeki insanların ne kadar önemsendiğini gözler önüne sermiştir. Özellikle Siirt E-Tipi Kapalı Cezaevi'nde ve Kandıra 1 No'lu F-Tipi Cezaevi'nde tutsaklarda kalp sıkışması, nabız-tansiyon düzensizliği, böbreklerde ve idrar yollarında ağrılar, şiddetli baş ağrıları, göz kararmaları, çarpıntı, mide bulantısı, çeşitli kanamalar olduğu ve bazı kadın tutsakların midelerinin artık sıvı kabul etmediği, açlık grevini sürdüren tutsakların ısınma sorunlarına dair haberler gelmeye başlamıştır.


Günlerdir, dönüşümsüz açlık grevine devam eden yüzlerce tutsaktan bazıları, musluk suyu ile eylemlerine devam etmekte, geçmiş yıllarda benzer açlık grevlerinde yaşananlardan daha beteri günümüzde yaşanmakta, tutsakların en yaşamsal ihtiyaçları bile cezaevi idarelerince karşılanmamakta ve görmezden gelinmekte, Türk Tabipler Birliği'nin Adalet Bakanlığı'na yapmış olduğu "izleme" başvurusu halen yanıtsız bırakılmakta, tutsaklara ulaşmak isteyen bağımsız, tarafsız, gönüllü hekimlerin girişimleri yok sayılmakta ve açlık grevini sürdüren tutsakların yaşadığı süreç en azından tıbben dahi olsa izlenememektedir. Açlık grevi gibi metabolizmayı yoran ve kalıcı, ölümcül sonucu olan eylemlerde dışarıdan takviye ile alınması zaruri olan B1 vitamininin bile tutsaklara verilmeyişi ve geciktirilmesi, bu konuda cezaevi idarelerince sürdürülen gelişigüzel uygulamalar, bakanların, Başbakan'ın ve medyanın açlık grevlerine karşı tutumu, günden güne bedenlerini tüketen tutsakların hayatlarının ve taleplerinin ne denli dikkate alındığının bir göstergesidir. Bu nedenle, yaşanan bu süreci endişe ile izlemeye devam ediyoruz. 


Zindanlardaki bu çığlığa kayıtsız kalmayı yeğleyen devletin ve medyanın bu tutumunu kınıyor, çok yakın bir süre içerisinde üzücü sonlara sahne olabilecek cezaevlerinde yaşanan ve yaşanacak tüm hak ihlallerinden devleti sorumlu tutuyoruz. Açlık grevindeki tutsakların ve Kürt halkının hak ve özgürlük mücadelelerinde yalnız olmadıklarını ve onları, özellikle yakın tarihte, yaşanan birçok katliamın, faşist eylem ve girişimin, acıların baş sorumlusu olan devletle mücadelelerinde yalnız bırakmayacağımızı bir kez daha belirtmek istiyoruz.


Endişe ile izlediğimiz bu süreçte, haklara duyarlı olan tüm kesimleri dayanışmayı büyütmeye çağırıyoruz.


Birimiz özgür değilsek, hiçbirimiz özgür değiliz!


Tüm politik tutsaklara özgürlük!


İnsana, hayvana, yeryüzüne özgürlük!



Yeryüzüne Özgürlük Derneği
03 Kasım 2012