29 Eylül 2012 Cumartesi

HAYVANLARIN YAŞAMA HAKKI İÇİN SOKAĞA "Ne Bizi Ne de Hayvanları Uyutabilirsiniz"

Hayvan hakkı savunucuları, hayvanları koruma kanun tasarısına karşı pazar günü tüm Türkiye'de sokakta olacak. 38 örgütün tasarıya karşı yayınladıkları deklarasyonu Erkan Can'dan Yıldız Kenter'e birçok sanatçı da desteklerken, şimdiye kadar 75 bin kişi imza verdi.
Hayvan hakkı savunucuları 30 Eylül Pazar günü birçok ilde eşzamanlı eylemlerle "5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na karşı sokakta olacak.
Daha önce ortak bir deklarasyona imza atarak, mecliste görüşülmesi beklenen tasarıların geri çekilmesini ve oluşturulacak yeni bir komisyonla hayvanların korunmasına dair yeni bir yasa hazırlanmasını talep eden sivil toplum kuruluşları kamuoyunu duyarlılığa ve pazar günü gerçekleştirilecek eylemlere çağırıyor.

Sanatçılardan tasarıya tepki

Birçok STK'nın ortak yayınladığı deklarasyona Abdullah Şahin, Aydan Şener, Bahtiyar Engin, Belma Müjde, Bennu Yıldırımlar, Berna Sağlam Naipoğlu, Cem Sürücü, Cengiz Baltepe, Deniz Arcak, Ediz Hun, Erkan Can, Ferda Yalçın, Fulden Akyürek, Gani Müjde,Hazal Kaya, Haluk Şahin, Levent Candaş, Levent Üzümcü, Melike Demirağ, Meltem Vural,Nurseli İdiz, Olgun Şimşek, Oktay Kaynarca, Oya Prosçiler, Pelin Cini, Sarp Sanin, Sibel Nançin, Sumru Yavrucuk, Uğur Taşdemir, Umut Akyürek, Vatan Şaşmaz, Volkan Sevarcan,Yıldız Kenter, Zeynep Özden Ayyıldız gibi sanatçıların yanısıra 75 bine yakın kişi imza verdi.
Ayrıca hayvansever ve hayvan hakları aktivistleri 30 Eylül'de yasa tasarısına karşı sokağa çıkmaya hazırlanırken, Hayvan Özgürlüğü İnsiyatifi de bakanları katıldıkları açılışlarda, protokollerde protesto edeceğini duyurdu.

"Amaçları korumak değil öldürmek"

Hak savunucuları yasa tasarısına neden karşı olduklarını şöyle özetliyor:
* Öldürmenin "uyutma" tanımlamasıyla yasaya girmesi ve meşrulaştırılması kabul edilemez. Hayvanları yaşatmak yerine ne şekilde öldüreceğinin tanımlandığı bir yasa kabul edilemez.
* İki sene hapis cezasıyla sınırlandırılması alınabilecek cezaların para cezasına döndürülebilecek olması cezaların ağırlaştırılmasının asıl amacı olan suçu engellemenin önüne geçecektir. Hayvanlara işkence cezasını sadece 750 TL'lik bir idarî para devlete ödeyerek devam edilen bir suç halini alacaktır. Hiçbir caydırıcılığı yoktur.
* Evlerde kaç hayvan bulundurulacağının izne tabii olması ve hayvan "sahiplerinin" eğitime tabii tutulması ucu açık bir tanımlamadır. İleride "hayvan korumacının hak" ihlaline kadar varabileceği ve belki de "bir hayvan sahibi olmakla" sınırlandırmaya kadar gidebileceği için bu tanımlama bu şekliyle tasarıda yer alamaz.
*  Hayvanların ırklarına göre sınıflandırılıp "sahipleriyle" birlikte yaşam haklarının ellerinden alınması asla kabul edilemez. Dövüşçü ya da bahisçi "sahiplere" yönelik önlemler almak yerine ırkları cezalandırmak kabul edilemez ve merdiven altı üretime sebep olacaktır.
* Hayvanların imhasına olanak sağlayan 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun yeni tasarıda da yer alması kabul edilemez.
* Deneylerdeki denetimlerin keyfiyete bağlanması kabul edilemeyeceği gibi hayvanları koruma kanunu gibi bir kanunun içinde hayvanların yaşam hakkını hiçe sayan deneylerin yer alması kabul edilemez.
* Mobil kısırlaştırmanın meşrulaştırılması hiçbir koşulda kabul edilemez. Olması gereken belediyelerin kendi veteriner hekim kadrolarını oluşturmasıdır. Hali hazırda mevcut yönetmeliklerdeki mobil kısırlaştırma maddesinin yasaya aykırı olduğuna ve iptaline yönelik İstanbul Veteriner Hekim Odası (IVHO) tarafından açılmış bir dava mevcutken mobil kısırlaştırmayı yasalaştırma çabası kabul edilemez.
* Amacın hayvanları korumak ve hakları gözetmek değil, hayvanları bertaraf etmek olduğunu kanıtlamaktadır.

Eylem takvimi

Tasarıya karşı hayvanların yaşam hakkını savunmak üzere düzenlenecek eylemler tüm illerde saat 14.00'da gerçekleştirilecek.
Katılımcıların siyah ağırlıklı giyinmesi ve hayvanların ürkmemesi için eyleme köpeklerini getirmemeleri isteniyor.
30 Eylül Pazar 14.00
* İstanbul, Taksim Meydanı
* İzmir, Konak YKM önü
* Adana, Adana İstasyon .meydanı
* Antalya, M. Paşa Cami Kapalı Yol Halk Bankası
* Aydın, Zafer Meydanı
* Bodrum, Belediye önü
* Bursa, Kent Meydanı
* Çanakkale, Cumhuriyet Meydanı
* Denizli, Denizli Belediyesi önü
* Eskişehir, Adalar Migros
* Giresun, Atapark Kent Meydanı
* Mersin, Çarşı- Taş Bina önü
* Samsun, Cumhuriyet Meydanı
* Tekirdağ, Tuğlalı Parkı
6 Ekim Cumartesi 14.00
* İstanbul,, Taksim Meydanı
7 Ekim Pazar 14.00
* Ankara, Sakarya Cad. Meydanı
* Kocaeli, Migros önü
* Trabzon, Ganita önü
Yasaya karşı çıkan STK'lar: Aliağa Sokak Hayvanlarını Koruyanlar Derneği (ASKOD),  Amargi Kadın Kooperatifi, Ankara Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, Animal Protection Group Arbeitsgruppe für Tierrechte e.V. Almanya, Büyükçekmece Sokak Hayvanlarını Koruma ve Sevenler Derneği(SOHAYKOSEV), Bodrum Hayvan Hakları Derneği, Bontvoordieren, Hollanda, Çandarlı Hayvan Koruma Derneği (ÇANHAYKODER), Çeşme Doğa ve Hayvanseverler ve Koruyanlar Derneği, Datça Çevre ve Turizm Derneği, Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES), Devrimci Sosyalist İşçi Partisi(DSİP), Doğa ve Çevreyi Koruma, Yaşatma Derneği (DOĞÇEV), Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD), Edremit ve Beldeleri Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği, Etik Vegan Yaşam Grubu, Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen), Feminist Sanatçılar Platformu, Hayvanları Doğal Ortamda Yaşatma Derneği(HAYDOY), Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği (Hayvist), Hayvan Hakları Derneği, Turgutreis, Hayvan Hakları için Veteriner Hekimler Derneği(HAYHAVEDER), Hayvan Hakları Savunucuları Dernegi (İzmir HAYSAV), Hayvanları Kurtarma Derneği, Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD), Hayvan Severler Derneği (HaySev), Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi (HÖİ), İmece Evi - Doğal Yaşam ve Ekolojik Çözümler Merkezi, İstanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği,  İzler Derneği, İnsanca Yaşamı Destekleme Derneği, İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, İzmir Veteriner Hekimler Odası, İzmir Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu, İzmir Yenikapı Tiyatrosu, Kaos Gl, KESK - ESM (Enerji, Sanayi, Maden Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul Şubesi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, Muğla Savaş Karşıtı Kadın İnisyatifi, Muhtaç Hayvanlar Koruma Sevme ve Barındırma Derneği (KORUSEV), Manisa Hayvanları Koruma Derneği (HAKDEM), Meliha Yılmaz Doğal Hayatı Koruma, Geliştirme, Sağlık, Eğitim ve Kültür Vakfı, Pembe Hayat Lgbtt Dayanışma Derneği, Sea Shepherd, Stichting ATAR, Hollanda, Stichting Dierennood, Hollanda, Stichting Menodi, Hollanda, Stop Huntingdon Animal Cruelty, UK, Sinop Çevre Dostları, Sokak Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği (HAYKUR), TIERSCHUTZ OHNE GRENZEN e.V., Almanya, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği, Hatay, Yaşam Hakkına Saygı Derneği (YHS), Yedikule Hayvan Dostları Derneği, Sol Arayış, Sosyalist Parti, Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı, Validebağ Gönüllüleri Derneği,  Vegan Kolektif, Yedikule Hayvan Dostları Derneği, Yenişehir Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Yeşiller Partisi, Yunuslara Özgürlük Platformu.

Çiçek Tahaoğlu
Kaynak: Bianet

28 Eylül 2012 Cuma

Savda'nın Barış Yürüyüşü Durduruldu

Halil Savda'nın beş kişiyle birlikte sürdürdüğü "Barış yürüyüşü", Osmaniye'nin Bahçeli ilçesinde "halkın hassasiyetleri" gerekçe gösterilerek durduruldu. Savda ve arkadaşları oturma eylemi başlattıktan sonra polis araçlarına alınarak Adana'ya doğru yola çıkartıldı.
1 Eylül Dünya Barış Günü'nde Roboski'den Ankara'ya Barış Yürüyüşü başlatan vicdani retçi Halil Savda, yürüyüşünün 28. gününde 700. kilometrede Osmaniye girişinde polisler tarafından durduruldu.
Yürüyüşlerine izin verilmeyen Savda ve beraberindeki Bingöl Elmas, İbrahim Yaylalı, Serap Halvaşi ve Merve Çöger halkın hassasiyetleri gerekçe gösterilerek durdurulurken, yürüyüşçüler oturma eylemi başlattı.
bianet'e konuşan Savda, emniyet amir vekilinin önce talimatın Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah'tan geldiğini söylediğini ifade etti.
Ancak daha sonra talimatın Bahçeli ilçesi emniyet amiri tarafından verildiğinin anlaşıldığını söyleyen Savda, sözlerine şöyle devam etti:
"Bu ilçede çatışmalarda yaşamını yitiren asker olduğunu ve halkın hassas olduğunu söylüyorlar. Biz de yürümek konusunda ısrarlı olduğumuzu söyledik. Çünkü biz de farklı bir şey söylemiyoruz. Biz gittiğimiz her yerde 'barış' diyoruz."
"Bütün şehirlerimizin barışa ihtiyacı var. 'Hassasiyetler' deyip hep savaş dili mi kullanacağız?"
"Toprağa 60 bin can düştü. Bu topraklara düşen canlar bizim canımızı yakıyor. Bizi arabalara bindirip buradan sürmek isteyenlerin canları yanmıyorsa, onların kendi tercihi ama biz o arabalara binmeyeceğiz ve yolumuza planladığımız şekilde devam edeceğiz."
Savda'yla görüşmemizin ardından facebook'taki "Ölüm yolunda barış yürüyüşçüsü" sayfasından Savda ve arkadaşlarının oturma eylemi başlattığı, bunun üstüne zorla Adana Emniyet Müdürlüğü'ne doğru götürüldükleri bilgisi verildi.
Savda'nın arkadaşlarından Eda Rüzgar Erdener, facebook'tan gelişmelerle ilgili barış yürüyüşçülerinin mesajını paylaştı:
"Saat 12:00'de Osmaniye'nin Bahçeli ilçe girişinde çevik kuvvet ekipleri yolumuzu kestiler. Bizlere Osmaniye'nin hassas bir bölge olduğunu Osmaniye il sınırlarında yürümenize izin veremeyeceklerini söylediler. Bizler Osmaniye'nin Türkiye içinde özel bir cumhuriyet olmadığını Roboskiden beri yedi yüz kilometre yürüdüğümüzü herhangi bir engellemeyle karşılaşmadığımızı yürüyüşümüzün barışçıl amaçlar taşıdığını Osmaniye'nin de barışa ihtiyacı olduğunu Osmaniye'de yürümeye kararlı olduğumuzu söyledik. Aramızda anlaşma sağlanamayınca bizi oturduğumuz yerde iki buçuk saat beklettiler. Biz yürüme isteğimizde diretince saat 14:30'da bizleri yerlerde sürükleyerek çevik kuvvet arabasına aldılar bu arada Halil'in arabaya çarpan sırtı şişti. Merve'nin sırtında ve kolunda morluklar oluştu. Serabın kolu morardı. Telefonlarımıza el koydular ve hakkımızda herhangi bir yasal işlem yapmadan iki bucuk saatlik bir yolculuk sonrası bizleri Ceyhan otoyolu gişelerinin önüne bıraktılar. Şu an Adana polisi eşliğinde bu yasadışı alıkoyma suçunu teşhir etmek için İHD'nin organize ettiği İnönü parkındaki basın açıklamasına gidiyoruz."
Kaynak: Bianet

27 Eylül 2012 Perşembe

"Biz Sokakta Hayvansız Olamayız"

Hayvanların "doğal yaşam parklarına" gönderilmesi, "gerektiğinde" uyutululabilmesi, evde beslenecek hayvan sayısının Bakanlıkça belirlenmesi gibi maddeler içeren yasa tasarısına hak savunucuları tepkili. "Yepyeni bir yasaya ihtiyacımız var" diyorlar.
Hayvan hakları savunucuları Orman ve Su İşleri Bakanlığı'nca hazırladığı ve Başbakanlık'ça Meclise sunulan "5199 numaralı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na tepkili; Mecliste görüşülmesi beklenen iki ayrı yasa tasarısının da geri çekilmesini talep ediyor.
Hayvan hakları savunucuları sahipsiz hayvanların uyutulması gibi konularda mevcut yasanın özünü koruyan, doğal hayat parkları, evde beslenecek hayvan sayısına kısıtlama gibi yeni maddeler içeren tasarının hayvanları değil insanları koruma amacı güttüğünü söylüyor.
bianet'in konuştuğu İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Hülya Yalçın, Yaşam Hakkına Saygı Derneği'nden Özgün Öztürk, Manisa Hayvanları Koruma Derneği'nden Reyhan Elbirliler ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden Burak Özgüner hayvanları korumak için yepyeni bir yasaya ihtiyaç olduğunu savunuyor, yeni yasa için de sivil toplum örgütlerinin de katıldığı bir komisyon kurulması gerektiği konusunda birleşiyor.

Yalçın: Toplumun görüşü alınmalıydı

Kararlar masaüstünde alınır ama bu kararların malzemesi ve mutfağı sokaktır. Yani bu kararı alırken toplumdan ve sahada bulunanlardan görüş alınması gerekiyor.
Eski yasaya göre iyileştirme yapılan tek nokta tecavüz ve işkenceye verilecek ceza. Ancak bu hayvanlar şehir dışına götürüldüğünde böyle bir suç işlendiğinde de kimsenin haberi olmayacak.
Eğer iyi niyetli bir yasa olsaydı, pet shoplardaki satışları durdururlardı. Yurtdışından hayvan getirilip satıldığı sürece, sokaklardaki hayvanların toplanması ranta dönüştürülecek. Canlının acı çekmesi ve ya bizlerin onları korumaya çalışması bu tasarının kesinlikle umrunda değil.

Öztürk: Yepyeni bir yasaya ihtiyaç var

Mecliste iki yasa tasarısı var: Umut Oran'ın Şubat'ta verdiği tasarıyla şu anda tartışılan Veysel Eroğlu'nun Mayıs'ta verdiği tasarı. İkisine de karşıyız. Tasarılarından herhangi biri geçerse, Türkiye'de hayvan haklarının sonu gelecek. Sokakta hayvan kalmayacak.
İki tasarı da geri çekilsin ve bu konuda çalışan sivil toplum örgütlerinin katılımıyla yeni bir komisyon oluşturulsun.

Elbirliler: Sokakta hayvansız olamayız

İçinde "ötenazi", "ölüm", "deney" olan bir kanun "koruma" başlığında geçemez. Bu yasada, adı üzerinde korumayla ilgili maddeler olması lazım. Meclisteki iki tasarıdan biri yasalaşırsa, her tarafta sayısız Hayırsız Ada'lar oluşacaktır.
Mevcut hayvanları koruma yasaları uygulanmadı. Şimdi belediyelerin ihmalinin ceremesini hayvanlar çekecek. Tasarıda görevler yanlış yerlere verilmiş. Örneğin, kısırlaştırma görevini Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na vermişler. Bu bakanlığı ilgilendiren hayvan sadece ettir, gıdadır.
Ben barınakta çalışıyorum. Hem kültürel olarak hem ekolojik denge açısından, biz sokakta hayvansız olamayız. Ayrıca barınaklar, kendine özgü bir dokusu olan ormana taşınamaz.

Özgüner: Steril sokaklara doğru

Bu tasarı, özellikle sokakta yaşayan hayvanların bir bir toplanıp devletçe oluşturulacağı iddia edilen "doğal yaşam parkları"na hapsedilmesini öngörüyor. Devlet, bu yasa tasarısı ile "steril" sokakları hazırlamak için düğmeye basmış durumda. Bunu da kentsel dönüşümde ya da uluslararası zirve toplantılarında olduğu gibi yok ederek, yıkarak yapmak istiyor.
Bazı köpek ırklarının devlete teslim edilmesi isteniyor. Bunun adı faşizmden başka bir şey değil. Devlet, elli köpeklik barınaklarına hapsettiği köpeğin, kedinin en doğal yaşamsal ihtiyacını karşılamakta acze düşmüş iken oluşturmak istediği o orman hapishanelerinde ne zulümler yaşatacak hayvanlara, kim bilir.
Tasarı geri çekilmeldiği takdirde hayvanlara yasal bir soykırım ve tecrit uygulanmaya başlanacak. Zaten koruma yasası diye sunulan yasaya, hayvan katlinin kılıfı olarak hazırlanmış olan Gıda, Yem ve Veteriner Hizmetleri Kanunu ile Umumî Hıfzısıhha Kanununun eklenmesi de bu endişelerimizle örtüşüyor, niyeti alenen ortaya koyuyor.
Çiçek Tahaoğlu
Kaynak: Bianet

23 Eylül 2012 Pazar

Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri Bakanları Protesto Edecek

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun değiştirilmesi için yazılan tasarının TBMM Başkanlığı’na sunulmasının ardından Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi : “Bu yasa tasarısı ne hayvan korumayı amaçlıyor ne de hayvan haklarını gözetiyor aksine hayvanları izole ederek katletmeyi meşrulaştırıyor” açıklamasında bulundu.

Tüm hayvan hakları aktivistlerini harekete geçmeye çağıran Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi aktivistleri, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’i rahat bırakmayacaklarını duyurdu.

İnisiyatif, hayvanlara daha iyi bir yaşam sağlayacağı iddiası ile tanıtımı yapılan bu yasa tasarısının kabul edilmesi ile birlikte sokakta yaşayan hayvanların bir bir toplanıp yasa tasarısında tanımlanan “doğal yaşam parkları”na hapsedileceğini, bazı köpek ırklarının devlet barınaklarına teslimini, sokakta hayvanların yaşamasını olanaksız hale getirerek evlerde kaç hayvan bulundurulabileceğini bakanlığın inisiyatifine bırakıyor.” dedi.

Açıklamalarına devam eden İnisiyatif:  “Bu yasa tasarısı, meclis tarafından kabul edilirse bırakın hayvanları korumayı, ortada korunacak, haklarından bahsedilebilecek hayvan kalmayacak. Bu yüzden bu yasa tasarısının baş mimarları olan Bakan Eroğlu’nu ve Eker’i protesto edeceğiz.” dedi.
 
Hükûmet, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu değiştirmeye hazırlanırken, öte yandan, binlerce hayvansever ve hayvan hakları savunucusu da hayvanlara ölüm getireceği gerekçesi ile yasa tasarısına karşı gelmek için 30 Eylül Pazar günü saat 14:00’da Türkiye’nin dört bir yanında ölüm yasasına hayır demek için eylem yapmaya hazırlanıyor.

Antalya, Bodrum, Bursa, Çanakkale, Eskişehir, Giresun, İzmir, Tekirdağ, Trabzon ve İstanbul’da eş zamanlı yapılacak eylemlerde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa gönderilen “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” protesto edilecek.

Önümüzdeki günlerde bu konuda ne şekilde eylemler yapılacağı merak konusu olan Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi, en son 4 Ekim Hayvan Hakları Günü'nde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a plaket takdim edilirken borazanlı protestoda bulunmuştu. Protokolde arbede yaşanmasına neden olan hayvan özgürlüğü savunucularının bu sefer nasıl bir çıkışta bulunacağı da tahmin edilemiyor.

İstanbul İndymedia'da Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi tarafından yayınlanan bildiri:

YASALARINIZI SİZE YEDİRECEĞİZ!..

Hükûmet, hayvan katliamlarını meşru kılacak 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu değiştirmeye hazırlanırken bizler de hayvan katliamlarının, sürgünlerinin daha da sistematikleştirilmesine yönelik değişikliğe karşı içimizde büyüyen öfkeyi bundan sorumlu olanların suratında patlatmaya hazırlanıyoruz.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa gönderilen ve TBMM'ye sunulan “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” elbette ki hayvan korumayı, hayvan haklarını veya özgürlüklerini gözetmeyi değil, hayvanları izole etmeyi, katletmeyi meşrulaştırıyor. Zira, herhangi bir yasanın ne hayvanları ne de insanları özgürleştirebileceğini düşünüyoruz.

Ancak, bu yasa tasarısının kabul edilmesi ile birlikte sokakta yaşayan hayvanlar bir bir toplanıp yasa tasarısında tanımlanan “doğal yaşam parkları”na hapsedilecek. Hükûmetçe hayvanlara daha iyi bir yaşam sağlanacağı, hayvan hakları ihlallerinin daha caydırı cezalarla önleneceği iddiası ile tanıtımı yapılan tasarı, bazı köpek ırklarının devlet barınaklarına teslimini öngörüyor, sokakta hayvanların yaşamasını olanaksız hale getiriyor, evlerde kaç hayvan bulundurulabileceği bakanlığın inisiyatifine bırakıyor. Bu yasa değişikliği girişiminin adı, tam anlamı ile faşizmdir.

Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi olarak, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’i rahat bırakmayacağımızı buradan ilan ediyoruz. Zaten bu bakanlardan Eroğlu, önünü açtığı HES projeleriyle doğayı ve yaban hayvanlarının hayatını da zindana çeviren, sömüren; Eker ise gerek yıllar önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yaptığı Veteriner İşleri Müdürlüğü görevi ile binlerce sokak hayvanının katledilmesinden, bakanlığı sırasında da düşürdüğü ithalat vergisi ile okyanus ötesi ülkelerden Türkiye’ye yüzbinlerce hayvanın taşınmasından kaynaklanan, başta ölümler, işkenceler olmak üzere birçok hak ihlalinin bir numaralı sorumlusudur. Her iki bakan da görünürde olduğu gibi, hayvan haklarının Türkiye’de geliştirilmesi için çabalamamakta, aksine hayvanların sadece nasıl daha iyi sömürüleceğini, soykırıma tabii tutulacağını belirlemekte ve saçma sosyal sorumluluk projeleri ile hayvan zulmünün üzerinin kapatılmasına katkı sunmaktadır.

Bu yasa tasarısı, meclis tarafından kabul edilirse bırakın hayvanları korumayı, ortada korunacak, haklarından bahsedilebilecek hayvan kalmayacak. Bu yüzden bu yasa tasarısının baş mimarları olan Bakan Eroğlu’nu ve Eker’i protesto etmek, tepkilere karşı takındıkları vurdumduymaz tavırlar karşısında ve hak ihlallerinin artmasında birincil sorumlu oldukları için mecburi olmuştur. Önümüzdeki günlerde, bu bakanların katıldığı açılışlara, protokollere yönelik yasa tasarısının geri çekilmesi için tepkimizi dile getirmek için ani çıkışlarda bulunmaya hazırlanıyoruz. Defalarca bu bakanları uyardık, kendilerine açık mektup gönderdik ancak uyarılarımızı dikkate almadılar. Bu yasa tasarısı bıçağın kemiğe dayandığı son nokta oldu. Hak ve özgürlüklere duyarlı her kesimden insanı başka bir “ölüm yasası” daha olan bu yasanın mimarları olan bakanlara karşı eyleme geçmeye çağırıyoruz.

ÖLÜM YASASINA KARŞI EYLEME GEÇ!

HAYVANLARLA DAYANIŞMAK İÇİN ONLARA ZULMEDENLERİ HEDEF AL!

YAŞASIN HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ!

Kaynak: Hayvanozgurluguhareketi.com

18 Eylül 2012 Salı

Ahmet Yıldız Davası 25 Ocak 2013’e Ertelendi

Eşcinsel olduğu gerekçesiyle babası tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’ın davasına, İstanbul Bağlarbaşı’ndaki Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.


"Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma, tasarlayarak öldürme, yakın akrabayı öldürme, yaralama" suçlarından aranan sanık baba Yahya Yıldız hakkındaki yakalama emri infaz edilemediği için 25 Ocak 2013 tarihine ertelenen duruşmayı Kaos GL, İstanbul LGBTT, Listag, Lambdaİstanbul, SPoD gibi LGBT dernekleriyle, Uluslararası Af Örgütü ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nden temsilciler de izledi.

Bugün görülen 11’inci duruşmada, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanık hakkında çıkarılan yakalama emrinin “sehven” kapatıldığına ilişkin bilgiler sorgulandı ve yakalama emrinin infazının beklenmesine; kaldırılıp kaldırılmadığının araştırılarak kaldırılmış ise hakkında yeniden CMK 94’üncü maddesi uyarınca yeniden yakalama emri çıkarılmasına; ayrıca sanık hakkında çıkarılan kırmızı bültenle arama kararının işleme konup konmadığının araştırılmasına karar verildi.

Kaos GL’nin davaya müdahil olma talebi, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 237 ve devamı maddeleri anlamında mağdur veya suçtan zarar gören niteliğinde olmadığından” reddedildi. Avukat Fırat Söyle’nin “Katılma talebinde bulunan dernek eşcinsel hakları adına kurulan bir dernektir. Dernek üyeleri bu olaydan ciddi anlamda etkilenmişlerdir, katılma taleplerinin kabulünü istiyoruz”  şeklindeki sözlerine karşılık olarak iddia makamı, sanık avukatının “Daha önceden de bu şekilde katılma isteğinde bulunulmuştu ve reddedilmişti” yolundaki itirazını da dikkate alarak katılma talebinin reddine mütalaa etti.

Duruşma sonunda, davayı izlemek üzere gelen LGBT derneklerinin adliye binası önünde yaptıkları basın açıklamasında, Ahmet Yıldız’dan başka temmuz ayında Diyarbakır’da babası ve amcası tarafından 14 kurşunla öldürülen R. A. ve Adanalı genç tiyatrocu İdo da anıldı. R.A. cinayetinde yerel ve ana akım medyanın, olayın nefret cinayeti boyutunu görmezden gelip yalnızca adli bir vaka gibi yansıttığına dikkat ekilen açıklamada “Nefretin dili, milliyeti, sınıfı yok. Homofobi cehaletin ya da yetersiz eğitimin sonucu değil, bilakis evde, sokakta, okulda, iş yerinde ve heteroseksist toplumun her kesiminde sıfırıncı yaştan itibaren verilen sıkı ve titiz bir eğitimin sonucudur. (…) Sözde gelişmiş şehirlerin göbeğinde de ne yazık ki aynı şekilde yaygın ve bizi öldürmeye, yaralamaya, hayatın dışına itmeye devam ediyor” denildi.

Açıklamanın ardından “Susma haykır, cinayetler dursun!” ve “Nefrete sessiz kalma, suça otak olma” sloganları atıldı.

Kaynak: KaosGL

17 Eylül 2012 Pazartesi

Vicdani Retçi İnan Süver Yine Cezaevinde

Vicdani retçi İnan Süver, 21 Nisan 2011′de Manisa’da cezaevinden firar ettiği gerekçesiyle beş ay hapis cezasına çarptırıldı. Cezanın Yargıtay tarafından onaylanmasının ardından Süver, 13 Eylül'de cezaevine gönderildi.
Vicdani retçi İnan Süver, 21 Nisan 2011′de tutuklu bulunduğu Manisa Saruhanlı Açık Cezaevi’nden firar ettiği gerekçesiyle yeniden tutuklandı.
Süver’in avukatı Davut Erkan, bianet’e yaptığı açıklamada, Süver’in geçen yıl yaşanan firar olayı nedeniyle beş ay hapis cezasına çarptırıldığını söyledi.
Erkan, Süver’in dün öğleden sonra 16.00 sularında Bağcılar’da yürürken Genel Bilgi Tarama (GBT) kontrolüne takıldığını ve yapılan kontrolde hakkında kesinleşmiş hapis cezası olması nedeniyle gözaltına alındığını belirtti.
Bugün karakolda işlemlerin sona erdiğini belirten Erkan, Süver’in Metris Cezaevi’ne götürüldüğünü ifade etti.
Ne olmuştu?
İnan Süver, Manisa Saruhanlı Açık Cezaevi’nde kalırken 21 Nisan’da hastaneye götürüldüğü sırada firar etmiş ve “Ben suç işlemedim ki, sadece askerlik yapmak istemedim. Neden cezaevindeyim” demişti.
22 Nisan’da İzmir’de yakalanan Süver, götürüldüğü Buca Cezaevi’nde açlık grevine başlamış, ancak açlık grevi yaptığı gerekçesiyle nakledildiği Manisa E Tipi Kapalı Cezaevi’nde 20 gün hücre cezasına çarptırılmıştı.
Süver, 2001′den bugüne kışla-cezaevi arasında geçen hayatını ve Türkiye’de vicdani retçi olmanın bedelini 9 Aralık 2011′de cezaevinden tahliye edildikten sonra bianet’e anlatmıştı.
 Kaynak: Bianet

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bülten: İmroz'da Hayvan Katliamı

Çanakkale'ye bağlı İmroz(Gökçeada)'da insanların ilgilendikleri ve tedavisini üstlendikleri köpekler, son günlerde bir anda ortadan kaybolmaya başladı. Ada'da nereye baksanız kayıp köpek ilanıyla karşılaşıyorsunuz.

Katledilen hayvanların tam sayısı bilinmiyor 

Daha önce de, kedilerin çuvalla denize atıldığı, köpeklerin köylüler tarafından tüfekle öldürüldüğü söylenen Ada’da, bu hafta içerisinde, pansiyonlar köyü olan Yeni Bademli Köyü'nde atılan arı zehirli etten dolayı onlarca kedi ve köpek zehirlendi. Hayvanların bir çoğu ölü olarak bulundu, köpeklerden ikisi ise son anda veterinere götürülerek kurtarıldı. 

Yeryüzüne Özgürlük Derneği yaptığı açıklamada “Hayvanları besleyen insanların evlerinin bahçelerine dahi bırakılan zehirlerin, kim tarafından bırakıldığı açıkça söylenmiyor. Belediye, bu katliamı sahiplenmek veya yapanları ortaya çıkarmak yerine, hayvan düşmanı birilerinin varlığını meşrulaştırma yolunu seçiyor.  Bu katliamı yapanların açığa çıkmaması, çıkarılması için hiçbir adım atılmaması, devletin bu hayvan katliamını onayladığını ve desteklediğini gösteriyor. Anlaşılan o ki, Ada'da yaşayan hayvanların canı, turizmden elde edilecek para için satılıyor.” dedi.

Belediye her zamanki gibi, "biz sokağa saldık" diyor
Ada'da yaşayan Çirusk Ararat, bir ay önce tedavi ettirdikleri iki uyuz köpeğin ortadan kaybolduğunu farkettiklerinde, durumu belediyeye sorduklarını söylüyor. Ararat, "Belediye, tedavileri yapıldıktan sonra köpeklerin sokağa salındığını söyledi. Tüm aramalarımıza rağmen köpekleri halen bulamıyoruz ve katledildiklerini düşünüyoruz. Çünkü Ada adlı köpek daha önceden kilometrelerce uzak bir köye bırakılmasına rağmen, günler sonra kendi yaşam alanına döndü. Fakat, bizim baktığımız köpekler bir aydır ortalıkta yok. Ada'da birlikte yaşadığımız dostlarımıza yönelik bu katliamın büyümesinden korkuyoruz. " dedi.

6 Eylül 2012 Perşembe

Sevag kezi bidi çimornank


Irkçı bir nefret cinayetine kurban giden, askerlik yaptığı sırada katledilen Ermeni er Sevag Şahin Balıkçı için Nor Zartonk'un çağrıcısı olduğu eylemdeydik. Ayrımcı, ırkçı, faşist, nefret dolu zihniyet kışlada, sokakta, evde, hayatın dört bir yanında kirli yüzünü göstermeye, katletmeye ve katliamlarını meşrulaştırmaya devam ediyor.

Eylemin haberi:


"Sevag Davasının Takipçisiyiz"

Sevag Balıkçı davasının karar duruşması öncesi Nor Zartonk İnisiyatifi öncülüğünde Taksim'de toplanan insan hakları aktivistleri, Balıkçı'nın katil zanlısı Ağaoğlu'nun tutuksuz yargılanmasını protesto etti ve Türkçe, Ermenice ve Kürtçe sloganlarla yürüyüş yaptı.



Zorunlu askerlik yaparken 24 Nisan 2011'de er Kıvanç Ağaoğlu'nun silahından çıkan kurşunla ölen Sevag Balıkçı Taksim'de anıldı.

Ağaoğlu'nun tutuksuz yargılandığı davanın 7 Eylül Cuma günü Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde görülecek karar duruşması öncesi Nor Zartonk İnisiyatifi öncülüğünde saat 19.00'da Taksim Meydanı'nda toplanan yaklaşık 500 kişi "Militarizm öldürür" pankartının arkasında Galatasaray Meydanı'na kadar yürüdü.

Yürüyüşe insan hakları aktivistleri ve savaş karşıtlarının yanı sıra Sevag Balıkçı'nın ailesi de katıldı.

Yürüyüş süresince Türkçe, Ermenice ve Kürtçe olarak "Hepimiz Sevagız hepimiz Ermeniyiz", "Katil devlet hesap verecek", "Askere gitme kardeş kanı dökme", "Sevag seni unutmayacağız", "Öldürmeyeceğiz ölmeyeceğiz, kimsenin askeri olmayacağız", "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganları atıldı.

Balıkçı'nın Ermeni soykırımının 96. yıldönümünde öldüğüne dikkat çekilerek, olayın kaza olduğunun iddia edilmesine rağmen bunun gerçeği yansıtmadığı ve Sevag'ın hesabının sorulacağı mesajı verildi.

"Ermeni olmak yine pahalıya mal oldu"

Galatasaray Lisesi önünde Nor Zartonk İnisiyatifi tarafından okunan basın açıklamasında cuma günü Diyarbakır'da görülecek karar duruşmasının takipçisi olunacağı ve mahkeme önünde basın açıklaması yapılacağı duyuruldu.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Balıkçı'nın Ermeni soykırımının 96. yıldönümü olan 24 Nisan 2011'de zorunlu askerlik yaparken Ağaoğlu'nun silahından çıkan kurşunla 'kazara' öldürüldüğü söylendi. Ermeni olmak bir kez daha pahalıya mal oldu ve ırkçılık onu aramızdan aldı."

"Suçu ne olduğu dahi bilinmeyen basın emekçileri, öğrenciler, Kürt siyasetçiler, devrimciler ve akademisyenler sırf düşündükleri, sorguladıkları ve eleştirdikleri için tutsak edilirken, Balıkçı'nın katil zanlısı ilk duruşmada serbest bırakıldı."

"Bu davada da çeşitli oyunlarla sınandık. Ancak katillerin foyası ortaya çıktı. Tanıklardan Halil Ekşi ifadesini değiştirerek, Ağaoğlu'nun silahını dolduruşa alıp ateşlediğini ve akrabalarının Kıvanç lehine ifade vermesini söylediğini belirtti."

"Katil zanlısı ve temsil ettiği zihniyet hala mahkum edilmedi. 1915'te olduğu gibi bir Ermeni'yi öldürmek ülkede meşruluğunu hala koruyor ve katiller cezalandırılmıyor."

"Kışlalarda işlenen bu cinayetler 'şaka', 'intihar' gibi bahanelerle örtbas edilmeye çalışılıyor.devletin bu kanlı ve kirli sisteminde yer almak istemeyen uzun hapis cezalarına çarptırılıyor, tutuldukları 'disko' denilen disiplin koğuşlarında işkenceye maruz kalıyorlar."

"Egemen zihniyet tek tipleştiremediklerini kurban etmeye doymadı. Son 30 yıldır süren savaşta birçoğu çocuk olmak üzere binlerce kişi kışlalardan açılan ateş sonucu, havan mermisiyle, mayınlarla öldürüldü. Kışlaların içinde de, şüpheli ölüm olarak adlandırılan, fakat gerçekte ne olduğuna dair şüpheye yer bırakmayan 'intihar' ve 'kazalar' ile yüzlerce insan öldürülüyor."

"Kışlalarda yalnızca insanlar değil, insanlık da öldürülüyor. Yaşamı savunan bizler, kışlanın dışında çocukların, kışlanın içinde ise gençlerin ölümüne neden olan, hayatın her alanına nüfuz etmiş militarizm ile mücadele için herkesi duyarlı olmaya, somut adım olarak da gençleri askere gitmemeye, kardeş kanı dökmemeye çağırıyoruz."

Kaynak: Bianet

* Fotoğraf: ETHA

18 Ağustos 2012 Cumartesi

15 tutsak anarşist serbest bırakıldı

1 Mayıs'ta çeşitli banka, çok uluslu şirket ve devlet kurumlarına yönelik doğrudan eylemlerin gerçekleştirilmesinin ardından, dernek üyelerimizi de kapsayan operasyon ile 60′ın üzerinde anarşist, hayvan özgürlükçüsü, hayvan hakları aktivisti ve anti-otoriterin evlerine yapılan baskın sonunda tutuklanan ve 96 gündür Metris Cezaevi'nde tutulan 15 anarşist, 17 Ağustos'ta tahliye oldu.

Daha önce mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 9 kişi, tahliye olan 15 kişi ve operasyonlarda gözaltına alınıp emniyetten ve savcılıktan serbest bırakılan 24 kişinin ilk duruşması 25 Ocak 2013 tarihinde görülecek. Bilindiği gibi dava Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla Ağır Ceza’ya geçmiş, ordan da Asliye Ceza Mahkemesi'ne düşmüştü. Cumhuriyet Savcısı Halit Kırşehirli tarafından yeniden hazırlanan iddianameyle 48 "sanık" hakkında “kamu malına zarar vermek” ve “toplantı ve gösteri yürüyüşlerine silah veya araçları taşıyarak katılmak” suçlarından toplam 5 yıl 4 ay ile 29 yıl hapis cezalarıyla yargılanmaları talebinde bulundu.

Serbest bırakılanları karşılamak üzere saat 15:00′ten itibaren Metris Cezaevi önünde bekleyen tutuklu aileleri ve arkadaşları 15 anarşisti alkışlarla karşıladı.

Ne olmuştu?

1 Mayıs'ta yaşanan olaylarla ilgili, derneğimiz üyelerinin de içinde bulunduğu onlarca kişi, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince 14 Mayıs'ta düzenlenen eşzamanlı operasyonla gözaltına alınmış, 4 gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde tutulmuştu. Gözaltına alınan tüm dernek üyelerimiz bırakılırken, içlerinde vegan ve vejetaryenlerin de olduğu 9 kişi tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. Aynı soruşturmanın ikinci operasyon dalgası ile de 6 kişi daha tutuklanmış, farklı görüşlerden 15 anarşist ve antiotoriter 96 gün boyunca Metris Cezaevi'nde tutsak edilmişti.

Tutsaklık süreci boyunca Türkiye'de İstanbul, Ankara ve İzmir; Almanya'da Berlin, Stuttgart ve Hamburg; Yunanistan'da Exarchia; Fransa'da Lyon ve Paris; İsviçre'de Bern; İngiltere'de Cardiff; Avusturya'da Viyana; Belçika'da Brüksel ve İskoçya'daki Faslane Barış Kampı'nda dayanışma eylemleri düzenlenmiş, tutsakların derhal serbest bırakılması istenmişti.

Derneğimiz de bir basın toplantısı düzenleyerek operasyon ve tutuklamalarla ilgili basında ısrarlı bir şekilde sürdürülen dezenformasyon ve karalama kampanyalarını kınamış, tüm muhalif kesimleri bu süreçte tutsaklarla dayanışmaya çağırarak tutsakların tahliye edilmesini istemişti.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi de "F Oturmaları"nın 26. haftasında tutsaklarla dayanışmak için bir eylem düzenlemişti.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Rock-A'daydık: Türcülük ve diğer tahakküm çeşitlerinin ilişkileri tartışıldı

Derneğimiz, Rock-A Festivali'ne katılarak türcülük, faşizm ve cinsiyetçilik bağlantısına dair bir sunum ve açık tartışma düzenledi. Broşürlerimizin, çeşitli fanzinlerin, dokümanların ve manifestomuzun bulunduğu bir de stant açtık. Yoğun ilgi gören etkinliğe yer veren Rock-A organizasyonuna teşekkürlerimizle...


30 Temmuz 2012 Pazartesi

Türcülüğün ırkçılıkla ilintisi Rock-A'da da konuşulacak


Dayanışmanın festivali Rock-A, özgür ve eşit bir dünya için altıncı kez kapılarını açacak. Anti-hiyerarşi yanlısı ve anti-kapitalist eğilimlerin bir araya geldiği festivalin bu yılki teması enerji safsatası olarak belirlendi. Bir yandan tüketim kültürü pompalanırken bir yandan da acil enerji ihtiyacı yalanlarıyla nükleer santrallerin dikildiği dünyanın düzenine çomak sokmayan herkese "Sistem seninle besleniyor" hatırlatması yapılıyor. 3-5 Ağustos 2012'de Foça'da Acar Camping'de yapılacak festivalde çok çeşitli atölyeler ve müzik grupları yer alacak.

İnsanmerkezciliğin ve türcülüğün doğanın çöküşünü hızlandıran ve savaşları pompalayan en önemli faktörler olduğunun bilincinde olan Rock-A bileşenleri, iki yıl önce almış oldukları önemli bir kararı bu sene de uygulayarak festival mutfağında hayvan cesetlerine yer vermediler. Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin festival dahilinde yapacağı türcülük atölyesi, belki bu kararlılığın üzerine bir kat daha fazla önem kazandı; zira festivale katılanların bir kısmı Türkiye'nin ilk vejetaryen festivaline kafalarında soru işaretleri ile gelebilirler. Türcülük atölyesi ve bunun ardından yapılacak soru-cevap kısmı katılımcıların tahakküm ve kölelik kavramlarını hayvanlar açısından yeniden değerlendirmesine yol açacak.

http://rock-a.org/

24 Temmuz 2012 Salı

"Benim Ülkem Sana Dar Gelir" Davası Rafa Kaldırıldı

Davanın avukatlarından Ömer Kavili: Bu karar adliyenin ve hükûmetin adaletidir.

Kamuoyunda “Benim Ülkem Sana Dar Gelir” davası olarak bilinen, hayvan hakları aktivisti Eva Aksoy’un Ermeni olduğu gerekçesi ile ırkçı tehditlere maruz kalmasından ötürü 3 yıldır süren davası, 3. Yargı Paketi kapsamında değerlendirildi ve kovuşturma ertelendi. Karar ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz insan hakları ve demokrasi konusunda birçok davada avukatlık yapan Avukat Ömer Kavili; “Bu karar adliyenin ve hükümetin adaletidir” dedi.

Eva Aksoy’un da avukatlığını yapan Ömer Kavili mahkemenin kararı için; “Bugünkü aşamada, bugünkü duruşmada, yargıç, kovuşturmayı erteleme kararı vermek zorunda kalmıştır. Yargıcın bu kararı, Yargıtay tarafından temyiz incelemesine tabi olup, mağdurun avukatları olarak bu kararı temyiz edeceğiz. Bu kararın bozulmasını isteyeceğiz. Bu karar adalet değildir. Bu karar adliyenin ve hükümetin adaletidir. Hukukun adaleti değildir. Hukuk bu değildir.” dedi.

Kararın teknik yönünü de açıklayan Kavili; “Bugünkü karar teknik olarak: “Kısa karar” diye adlandırılır. Gerekçeli karar ise sonra tebliğ edilecek. Gerekçeli karar; mahkemenin, böyle bir sonuca nasıl olup da ulaştığının ayrıntılarını belirten bir karardır. O karar geldikten sonra biz de ayrıntılı temyiz dilekçemizi sunacağız. Fakat bu kararla, sanık da beraat edecekse eğer beraat hakkına kavuşamamıştır. Yani öyle bir kanun yapmıştır ki bu meclis, ne sanık memnundur, ne katılan mağdur memnundur. Her iki tarafı da acı, ıstırap içinde bırakan bir sonuçtur ve bu sonucun sorumlusu, kanun adı altında metin çıkaran meclisteki siyasal çoğunluktur.” diye ekledi.

Kevork Altınkaya: Davanın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Av. Ömer Kavili:
Dava, henüz sonuca bağlanmış değil, bitmiş değil. Yargıç sadece, meclisin yeni düzenlemesi nedeniyle bu dava dosyasını aldı, rafa kaldırdı ve üç yıllık bir süre koydu. Dedi ki: “Eğer sanık üç yıl içerisinde yeniden bir suç işleyecek olursa, ertelenen kovuşturmaya devam olunacağını ihtar ediyorum.” Yani yargıç, bu kadar aşamaya rağmen hâlâ sanıktan kendine gelmesini bekliyor; ‘bak, dikkat et, ceza tehdidi altındasın’ diye sanığı hukuki normlara uygun davranmaya, bundan sonra suç işlememeye yönelik uyarmaya çalışıyor ama müdahil tarafın istediği bu değil.

Bu nedenle henüz mahkemedeki dava dosyası kapanmış değildir. Fakat ileride karara bağlanma konusu Yargıtay’ın kararı bozmasına ve sanığın yeniden bir suç işlemesine bağlıdır. Yani; “Başka kapıya gidin, size adalet madalet yok burada.” denmiş oldu.

Kevork Altınkaya: Azınlık toplumlarındaki bireylere böyle saldırılar yapıldığında genelde dava açılmıyor. Sadece bir avukat değil, insan hakları savunucusu olarak, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Av. Ömer Kavili:
Bu davada ceza kararını yargıç açıklayacakken, meclis yargıcın elini kolunu bağlamasaydı, bu karar örnek bir karar oluşturacaktı. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın diğerine eziyet etmesi, onu huzurlu yaşayacağı evinde huzursuzluğa sevk etmesi, hele hele ölümle tehdit etmesi hukuken kabul edilemez. Bu yönüyle, bu davanın bu şekilde rafa kaldırılması adalet duygusunu tatmin etmemiştir.

Kevork Altınkaya: Sizin gözünüzde, bu kararın, benzer hareketleri önleyecek şekilde bir caydırıcılığı olabilir mi?

Av. Ömer Kavili:
Sanık veya o zihniyetttekiler eğer uslanmayı, hukuk kavramını, hukuka saygı duymayı kabul edeceklerse, ona hukukça bir şey diyemeyiz ama ceza çıksaydı, bu ceza kesinleştiğinde örnek olacaktı ve diğer mahkemelerde de kullanılacaktı. Burada cezanın bir gün dahi olmasının önemi yok. Önemli olan yapılan davranışın insana yakışmadığının, hatta suç kategorisine girdiği mahkeme ile tespit edilmiş olacaktı. İşte bugünkü kararla bu fırsat kaçırılmış oldu.

NE OLMUŞTU?
Eva Aksoy, yıllar boyunca ırkçı hakaretlere maruz bırakıldı, ölüm tehditleri aldı, kendisine Türkiye’yi terk etmesi emredildi, ikâmetgâh adresi internette yayınlandı, fiziksel saldırı girişimine maruz kaldı, evine ateş edildi, camları kırıldı, mahallede yapılan kulis çalışmaları ile “Türk düşmanı” olarak damgalandı, tehdit maillerinde geçen “Senin sonun darağacıdır” sözlerini hatırlatırcasına kapısının önüne metrelerce kalın halatlar bırakıldı. Aksoy’a gönderilen hakaret ve tehdit maillerinin bazıları, “Ne Mutlu Türküm Diyene” bazılarında “biz, insanları arkadan hançerleyen Ermeni ırkından değiliz” deniliyordu.. Son olarak da “Hocalı Katliamı’nı anma” mitinginden sonra bahçesine, mitingde dağıtılan “Ermeni Yalanına Sessiz Kalma” şapkalarından biri atıldı. Üstelik şapkayı bahçeye atan kişinin sanığın avukatlığını yapan emekli bir savcı olduğu da güvenlik kamerası kayıtlarından tespit edildi. Irkçı hakaretlerin ve ölüm tehditlerini takiben, ikâmetgah adresinin internette yayınlanması üzerine Aksoy, e-maillerin göndericisi olan sanık M.A.Ö. hakkında suç duyurusunda bulunmuş, M.A.Ö. aleyhine kamu davası açılmıştı.


Kevork Altınkaya / Nor Radyo

18 Temmuz 2012 Çarşamba

“Benim Ülkem Sana Dar Gelir” Davası YARIN!


Kamuoyunda "Benim Ülkem Sana Dar Gelir" davası olarak bilinen, hayvan hakları aktivisti Eva Aksoy'un Ermeni olduğu gerekçesi ile ırkçı tehditlere maruz kalmasından ötürü 3 yıldır süren davası, YARIN 19 Temmuz Perşembe günü saat 13.50'de Çağlayan İstanbul Adliyesi'nde karara bağlanacak. Duruşma, adliyenin 6. katındaki 30. Sulh Ceza Mahkemesi'nde görülecek.

"Benim Ülkem Sana Dar Gelir" davasının her duruşmasında olduğu gibi bu duruşmada da sizlere dayanışma çağrısında bulunuyoruz. Çok büyük bir ihtimalle karar celsesi olacak bu duruşmaya bizzat katılım göstermeniz, ırkçılık ve faşizme inat bir kez daha dayanışmayı güçlendirdiğimizi göstermemiz ve toplum içinde dışlanması, yalnızlaştırılması, hatta çeşitli imalarla, mağdur kişilere karşı insanları harekete geçmeye teşvik eden bu zihniyeti bir kez daha lanetlemek için oldukça önemli.

Irkçı hakaret ve ölüme kadar varan tehditler nedeniyle hakkında dava açılan kişi ise tacizlerine son vermiyor. Aksine kendince suçlar uydurarak "sonu dar ağacı" olarak belirlenen Eva Aksoy ve Aksoy'un yanında olan kişi ve kurumlar hakkında karalama kampanyaları düzenleniyor. Davayı haberleştiren gazeteciler dahi tazminat davaları ile adliyelerde süründürülmeye çalışılıyor.

Duruşma 19 Temmuz Perşembe günü saat 13.50'de Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'nde görülecek. Irkçılığa, faşizme yönelik mahkemenin vereceği karara hep birlikte tanık olalım ve Eva Aksoy'un yalnız olmadığını bir kez daha gösterelim.


Ne olmuştu?

Eva Aksoy, yıllar boyunca ırkçı hakaretlere maruz bırakıldı, ölüm tehditleri aldı, kendisine Türkiye'yi terk etmesi emredildi, ikâmetgâhının adresi internette yayınlandı, fiziksel saldırı girişimine maruz kaldı, evine ateş edildi, camları kırıldı, mahallede yapılan kulis çalışmaları ile "Türk düşmanı" olarak damgalandı, tehdit maillerinde geçen "Senin sonun darağacıdır" sözlerini hatırlatırcasına kapısının önüne metrelerce kalın halatlar bırakıldı. Aksoy'a gönderilen hakaret ve tehdit maillerinin bazıları, "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye bitiyordu ve "biz, insanları arkadan hançerleyen Ermeni ırkından değiliz" deniliyordu maillerde. Son olarak da "Hocalı Katliamı'nı anma" mitinginden sonra bahçesine, mitingde dağıtılan "Ermeni Yalanına Sessiz Kalma" şapkalarından biri atıldı. Üstelik şapkayı bahçeye atan kişinin sanığın avukatlığını yapan emekli bir savcı olduğu da güvenlik kamerası kayıtlarından tespit edildi. Irkçı hakaretlerin ve ölüm tehditlerini takiben, ikâmetgah adresinin internette yayınlanmasının ardından Aksoy, e-maillerin göndericisi olan sanık M.A.Ö. hakkında suç duyurusunda bulunmuş, M.A.Ö. aleyhinde kamu davası açılmıştı.

17 Temmuz 2012 Salı

Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Uluslararası Hayvan Hakları Buluşması’ndaydı





Yeryüzüne Özgürlük Derneği bu yıl 12-15 Temmuz 2012 tarihlerinde Polonya’da düzenlenen Uluslararası Hayvan Hakları Buluşması’nda (International Animal Rights Gathering) dünyanın çeşitli yerlerinden hayvanların özgürleşmesi için çalışan 300’den fazla aktivistle bir araya gelerek Türkiye’deki hayvan hakları durumunu anlattı.


Polonya’nın Wroclaw kenti yakınlarındaki bir kampta düzenlenen buluşma, Doğu Avrupa’da yapılan ilk buluşma olma özelliği de taşıyor. Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin de özellikle davet edildiği bu etkinlik, ABD’den Rusya’ya kadar dünyanın her yerinden kamp alanına gelen yüzlerce kişi ve kuruluşa hayvan hakları deneyimlerini paylaşma fırsatı sundu. Avrupa’daki dirikesim ve hayvan deneyi firmalarının bazılarının, hayvan hakları “ekstremistlerinin”  Doğu Avrupa’ya açılmasından duydukları endişeyi internet ortamında dile getirdiği konuşuluyor.

TÜRKİYE’DE DE TÜRCÜLÜK KARŞITI BİR HAREKET VARMIŞ!

Katılımcı ve organizatörlerden pek çoğu sunum öncesi Türkiye’deki hayvan hakları aktivizmi konusunda hiçbir şey duymadıklarını itiraf ederken yalnızca birkaçı Uluslararası Deri ve Kürk Fuarı protestosunu ve 1 Mayıs’ın ardından yaşanan hayvan hakları eylemcilerinin maruz kaldığı süreci duyduğunu bildirdi. Türkiye’de hayvan refahı yerine “hayvan özgürleşmesi” için çalışan ve hayvan haklarını diğer özgürleşme mücadeleleri ile paralel yürüten bir dernek olduğunun altı çizilen sunumda, yalnızca Yeryüzüne Özgürlük Derneği değil genel olarak Türkiye’deki hayvanlara dair uygulanan yasaları ve öteki hayvan hakları kuruluşlarının yaptıklarına da yer verildi. Sunumun ardından pek çok aktivist ile iletişim bilgileri paylaşılarak Türkiye’deki hayvan hakları gruplarının yurtdışındakiler ile daha güçlü ilişkiler geliştirmesinin yolu açıldı. Bazı katılımcılar tarafından Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin Türkiye’deki LGBT ya da diğer azınlık haklarını savunan derneklerle nasıl bu kadar etkin işbirliğine gidebildiği merak konusu oldu.  Çünkü diğer ülkelerdeki hayvan hakları grupları öteki mücadele grupları ile omuz omuza vermede çoğu zaman zorlanıyor. 


ÇOCUKLAR; HAYVANA YAPILAN AYRIMCILIĞI VE ZULMÜ EN YALIN GÖREBİLENLER!

Buluşmada türcülük karşıtı eğitimin ve hayvan refahı masalına karşı hayvan özgürlüğü fikrinin gerçekte çocukken verilmesi gerektiğine dair pek çok sunum da yapıldı. Belçika’dan buluşmaya katılan ve ortaokullarda yaptığı hayvan hakları sunumlarını gösteren bir aktiviste göre; çocuklar önyargılardan ve ayrımcı düşüncelerden en uzak kitledir; dolayısıyla çocuklara neden insan köleler olmaması gerekiyorsa o yüzden de hayvan kölelerin olmaması gerektiği ve kendimiz acı çekmekten kaçındığımız için hayvanlara da acı vermekten kaçınmamız gerektiğine dair ahlaksal çıkarımı kolayca anlatabileceğimiz bilgisini aktardı. Hayalgücü en fazla çalışan ve ahlaksal değerleri en adil olan kitlenin çocuklar olduğu belirtilen diğer sunumlarda da “doğada özgür hayvan” “mezbahada tutsak hayvan” gibi karşılaştırmalarla endüstrinin hayvanları reklamlarda şirin ve mutlu göstererek çocukları nasıl kandırdığının da katılımcı bir eğitimle ifşa edilebileceği anlatıldı.


VEGANLIĞI YAYMAK YETMEZ! HAYVAN ENDÜSTRİSİNİN ENSESİNDEN AYRILMAMAK ŞART

Hırvatisyan ve Finlandiya’dan gelen kürk karşıtı eylemciler, kürk üretimi ve satışının önümüzdeki yıllarda yasaklanmasını beklediklerini ifade ederken bu beklentilerini artık halkın büyük çoğunluğunun kürke öfkeyle karşı olduğunu gösteren araştırmalarla desteklediler. Buluşmadan çıkan genel kanı, hayvan özgürleşmesi için çalışanların veganlığı teşvik etmeyi ihmal etmezken bir yandan da sadece insanların yemek yeme alışkanlıklarına odaklanmayı bırakması gerektiğiydi. Deri, kürk, et, süt, yumurta, sirk ve dirikesim gibi hayvanları en korkunç yöntemlerle sömüren sektörlere karşı araştırma, ifşa ve medya aracılığı ile baskılama yöntemlerini sürekli ve kararlı biçimde sürdürmeden hayvan özgürleşmesi hedefine doğru yürünemeyeceği ifade edildi. Paylaşılan deneyimlere göre yalnızca güncel hayvan zulmü görüntüleri, kamuoyunun hayvan endüstrisini sorgulamasına ve hayvanlara reva görülen muamelenin değişmesine/son bulmasına yol açabiliyordu. Vegan olmanın da toplumsal adaleti getirmeye yetmeyeceğini bilen pek çok katılımcı, vegan olan insanların diğer tüketim tercihlerinde de çevre ve insan sömürüsüne yer vermeyen, örneğin Çin’de insanların köle gibi çalıştırılmasına göz yuman şirketlerden çıkmayan ürünleri seçmesi gerekliliğini eklediler.

DEVLET HER ÜLKEDE ÖZGÜRLÜKÇÜLERE AYNI BASKIYI UYGULUYOR

Bazı ülkelerin sunumları ise hayvan hakları aktivistlerine karşı devletlerin ve mahkemelerin tutumlarının Türkiye’deki durumla karşılaştırılabilmesine olanak sağladı. Örneğin Belarus’ta hayvan hakları için sokak eylemlerinin – sözde terör gerekçesiyle ama aslında vicdan özgürlüğüne karşın endüstri yararına- yasak olması, eylemcileri mecburen yalnızca iç mekânlarda toplantılar yapmaya itiyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nde yakında yasalaşacağı konuşulan AG-GAG isimli kanun tasarısının mezbahalarda çekim yapanlara 5 yıl hapis cezası öngörmesinin hayvanların yemek olarak görülmeye devam etmesini isteyen hâkim zihniyetin en yeni cezalandırma biçimi olabileceği konuşuldu. İspanya’da vizonları kürk manto olmaktan açıkça kurtarmak isteyen bir grubun kürk üreticilerinin halkla ilişkiler çalışması sonucunda eko-terörist olarak yaftalanması ve kürk firmalarının hayvan hakları savunucularının yargılandığı davalara müdahil olarak yalnızca kurtarmaların değil barışçıl sokak eylemlerinin de terör olarak kabul edilmesini istemesi endüstrinin gerçek amacını ortaya koyuyordu. Savcı tarafından mütalaa edilen suçlar arasında, ‘endüstrinin sırlarını ifşa etmek’ gibi uydurma maddelerin olması, devletin endüstriyi insanlara karşı korumak için var olduğunu kendi kendine açığa çıkarıyordu. İspanyol eylemcilerin gözaltında yaşadıkları Türkiye’de 1 Mayıs’ın ardından hayvan hakları savunucularının yaşadıklarına çok benziyordu; öyle ki onların da telefonları ve internet mesajları aylar önceden izlenmişti, onların da evlerine kalabalık ekiplerce baskın yapılmıştı ve onların evindeki sıradan hayvan hakları broşürleri veya tişörtleri suça delil sayılmaya çalışılmıştı. Avusturyalı kürk karşıtı eylemciler de sivil itaatsizlik çalışmalarına karşılık 14 ay süren bir dava ile yargılanmış, ancak sonunda temel insan haklarından biri olan vicdan özgürlüğü çerçevesinde serbest bırakılmıştı. İngiltere’den gelen hayvan hakları savunucuları ise İngiliz yargısının ilginç bir biçimde firmaları arayıp “işkencelerinize son vermezseniz size karşı kampanya başlatacağız” gibi demokratik bir söylemin şantaj olarak nitelendirip kovuşturma başlattığını, hayvan hakları savunucularını bastırmak için ya yeni yasalar icat edildiği ya da özel mülkiyet gibi eski popüler yasalara başvurulduğunu anlattılar. İspanya’daki eko-terörist yaftasına paralel olarak İngiliz medyası da bütün işkencelere ve öldürmelere karşı olduğu için harekete geçen eylemcilere Neo-Nazi gibi alakasız yaftalar yapıştırmaktan çekinmemişti.

Tüm bu deneyimler gösteriyor ki hayvan hakları hareketi, hayvan köleliğinin sürmesini isteyen odaklar için dünya çapında tehdit olarak görülmeye başlanmıştır ve devletler ya endüstriye kulak vererek ya da birbirinin soruşturma biçimlerine danışarak aktivistlere karşı uzun hapis gibi benzer yıldırma yöntemlerine başvurmaktadır. Eğer baskıcı devletler, hayvan özgürlüğü isteyen birey ve kuruluşlara karşı bir ağ oluşturmakta ise buna verilecek tek cevap özgürlük yanlılarının da benzer bir uluslararası dayanışma ağını derhal oluşturmasıdır. Devletin eylemcilere karşı harekete geçtiği nokta, İngiliz eylemcilerin tespit ettiği gibi, sömürüden beslenen kapitalist ekonominin yara almaya başladığı noktadır. Tarih boyunca hiçbir özgürleşme hareketi baskı ve yıldırmalar olmadan gerçekleşmediği gibi hayvanların kurtulması da bütün bu haksızlıklara ve terör yaftalamalarına rağmen eylemlere devam etmekle mümkün olacaktır.


Yeryüzüne Özgürlük Derneği

4 Temmuz 2012 Çarşamba

RAGA Buluşması'ndayız

Yeryüzüne Özgürlük Derneği etkinliği


Derneğimizden Güray Tezcan'ın "Türcülük ve Hayvan Hakları" sunumuyla...

Etkinlik Türü: Atölye
Dil: İngilizce
Tarih: 7 Temmuz 2012, Cumartesi
Saat: 15.00 - 16.30
Yer: Petra Kelly Dersliği -  İTÜ Yabancı Diller Maçka / İstanbul

RAGA (Red and Green Alternative Networks) buluşması başlıyor. Türkiye’den Yeşil ve Sol hareketin çağrıcılığını yaptığı buluşma, 5-8 Temmuz tarihleri arasında İTÜ’de gerçekleştirilecek.

RAGA, Avrupa Sosyal Forumu sırasında Fransa’dan katılan politik ekoloji grubuyla bir tanışma ve ortak çalışma yapma fikri üzerine görüşmelerle başladı. Les Alternatifs ve Yeşil ve Sol’un ortak fikriyle Dünya’daki  kızıl ve yeşil alternatiflerin buluşmasına karar verildi.

İki grupta ilk başta Avrupa’dan başlayarak dünya genelinde ulaşabildikleri herkesi imza metnine çağrıcı olarak davet etti. Bu uzun süren görüşmeler ve davetler sonunda gerçek anlamda ilk organizasyon şekillendi. Bu çağrıya resmi olarak cevap veren ilk gruplar Les Alternatifs (Fransa), Alliance for Green Socialism (Britanya) , Mouvement des Objecteurs de Croissance (Fransa),. Ardından , Los Alternativos – Alternativa Roja y Verde (İspanya), Grupo de Contacto RAGA (Brezilya)  katılımcı oldular.

Bu buluşmaya katılanlardan bazıları; Türkiye’den Yeşil ve Sol ; “Nükleer Karşıtı Mücadele” , “Tohum ve Gıda Güvenliği” konusunda, Ekoloji Kolektifi; “21.Yüzyılda Mücadeleler ve Saldırılar” , Karadeniz İsyandadır Platformu; “Yerel Mücadelelerin Kentlerdeki Yansımaları…” konusunda, Yeryüzüne Özgürlük Derneği; ”Türcülük ve Hayvan Hakları” konusunda,AKÇEP-BAÇEP- EGEÇEP; “Mücadele Deneyimleri” başlıklarıyla bu buluşmada yer alıyorlar.

Raga; genel anlamıyla standart bir sosyal forum değil, çözüm üretici ve teorik-pratik anlamda deneyimlerin bir araya gelmesi bakımından genellikle atölyeler  ağırlıkta olacak . Ekoloji mücadelelerinin yoğunlaştığı Türkiye, Avrupa, Latin Amerika deneyimlerinin yeni bir birlik oluşturması için bir ilk adım olması hedefleniyor.    5-8 Temmuz tarihleri arasında İstanbul İTÜ’de gerçekleşecek olan  RAGA (Red and Green Alternatives) buluşmasına herkes aktif katılımcı olarak davetlidir.

Tarih: 5 Temmuz 2012 (Perşembe) – 8 Temmuz 2012 (Pazar)
Yer: İstanbul Teknik Üniversitesi, Yabancı Diller Yüksek Okulu, Maçka Kampüsü-İstanbul, Türkiye.

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Trans Onur Yürüyüşü'ndeydik, LGBTT Onur Yürüyüşü'ndeydik

24 Haziran'daki Trans Onur Yürüyüşü ve 1 Temmuz'daki LGBTT Onur Yürüyüşü'ndeydik. Çünkü bu coğrafyada yaşananlardan rahatsızız. Neden rahatsız olduğumuz konusunda google'da "travesti cinayeti", "haksız tahrik indirimi" gibi kelimeleri aratmanız yeterli. Trans, eşcinsel arkadaşlarımızın aramızdan alınmalarına, katledilmelerine, toplumda dışlanmalarına, polisin "bonus doldurmak" için yazdığı rezil idarî para cezalarına razı değiliz!


Yeryüzüne Özgürlük Manifestomuz'dan:

İnsanın kendini hayvandan üstün görmesi demek; tamamen "damak zevki" için hayvana akıl almaz acılarla dolu kısa bir hayatı ve aynı korkunçlukta bir ölümü reva görmek; kendini cazip göstermek uğruna onların canlı canlı postlarını yüzmek; eğlence uğruna onları yıllar boyu süren tutsaklık, işkence ve türlü yoksunluğa maruz bırakmak; sırf zevkleri ve yalnızlıkları tatmin etmek uğruna evlere, kafeslere hapsetmek; faydası şüpheli olanlardan da öte gereksizlikleri tamamen ortada olan, her anı ve tarafı acı ile bulandırılmış "bilimsel" deneylere tâbi tutmak; "spor" ya da popülasyon kontrolü adı altında can almayı meşru kılmak; kendi yapamayacağı ağır işleri yaptırmak uğruna zorla çalıştırmak ve öldürene kadar sömürmek, ölümden sonra bile tüyünden, tırnağına kadar paraya dönüştürmek; hayvanı süs eşyası ve ticari mal statüsüne indirgeyip yerinden koparılması, alınıp satılması ve tüm bu süreç içerisinde yaşam koşullarının dâhi dikkate alınmaması; insanın bencilliği ve tahammülsüzlüğü nedeniyle hayvanların her gün yaşadığı rutin şiddet ve bunun çözümü olarak görülen barınak mahkûmiyetleri, rehabilite etme kandırmacası altında kısırlaştırılmaları, yani soykırıma uğratılmaları ve asla yaşamlarını sürdüremeyecekleri yerlere sürgüne gönderilmeleri; yine insana hizmet etmekten öte bir sonucu olmayan hayvan refahı fikri ve yasaları ve de sorumluluğunu almak istemediği hayvanları ötanazi kılıfı altında öldürmek demektir. Tüm bu temel hak ihlâlleri, insanın, kendi türü de dahil olmak üzere ötekileştirdiği ve kendini üstün tuttuğu diğerlerinin yaşam alanlarını pervasızca işgaliyle başabaş gider.

Bütün bunlar, insanın kendisinin toplumsal hayatta maruz kaldığı şiddet ve tahakküm türlerinden ayrı düşünülemez. Sokağındaki kuytu köşeyi bile bir köpeğe fazla gören göz, muhitindeki transseksüele kinle bakan gözden farklı değildir. Sirkte gördüğü file kahkahalarla gülen ağız, gözüne kestirdiği kadına laf atma hakkını kendinde gören ağızdır da. Kürkü okşarken haz alan el, varoşun “pisliğine” dokunmaktan iğrenen eldir. Belli bir tahakkümü temel alarak toplum hayatına etki eden sistemlerin değer yargıları ve insanlara verdiği sıfatlar (suçlu, namussuz, hasta, ahlâksız, mantıksız, deli, çirkin vb.) bu nedenle sorguya açık olmalıdır.

Toplumsal alanda şiddet, baskı ve zulüm insanlık tarihinde varlığını hep korumuştur. Yaşadığımız zaman içerisinde tanık olduğumuz haksızlıklar, bu tarihin getirdiği izleri ve güçlendirdiği formları taşımakla beraber, şu anki döneme özgü şekillerde ve yapılarda da vuku bulmaktadır. Patriyarki, milliyetçilik, ırkçılık ve homofobi, etkilerini gün be gün göstermekte ve hissettirmektedir. Dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim farklılıkları nedeniyle yapılan ayrımcılık çok çeşitli ve kompleks şekillerde karşımıza çıkmaktadır. İnsanlık tarihi, ötekileştirilenlerin cinayetleriyle, toplu idamlarla, imhalarla doludur. Mesela, bir kadının salt kadınlık durumundan dolayı tecavüze uğraması ile bir eşcinselin yol ortasında bıçaklanarak öldürülmesi, aynı erkek egemen düzenin yarattığı seksist ve heteroseksist zihniyetin ürünlerinden sadece bir örnektir.