19 Nisan 2010 Pazartesi

25 NİSAN KADIKÖY MİTİNGİNE ÇAĞRI


ÇERNOBİL'İN 24. YILINDA

Yaşamı yok edecek enerjilere izin vermemek için

25 Nisan'da Kadıköy'de buluşuyoruz...

ÇERNOBİL felaketinin, başta Karadeniz kıyıları olmak üzere Türkiye'yi radyasyon yağmuruyla kirletmesinin üzerinden 24 yıl geçti. Zamanın yöneticileri hiçbir önlem almadığı gibi radyasyonlu çayları insanlara içirdiler, radyasyonlu fındıkları halkımıza dağıttılar. Bugün, Karadeniz'in her evinde, insanlar yakınlarını kanserden kaybediyorlar. Yetmezmiş gibi şimdi de nükleer santral belası için seçtikleri yerlerden biri Çernobil kurbanı Karadeniz'in Sinop kenti. Hükümetin nükleere karşı 40 yıldır direnen Mersin Akkuyu için planladığı dört nükleer reaktör projesi de sürüyor. Bugün Türkiye'yi nükleer karanlığa mahkum etmek isteyenlere karşı sesimizi her zamankinden daha yüksek çıkartmak zorundayız. Akkuyu'da, Sinop'ta, dünyanın hiçbir yerinde nükleer santral istemiyoruz.

Akkuyu ve Sinop Çernobil olmasın demek için Kadıköy meydanındayız.

Karadeniz'in el değmemiş vadileri, Ege ve Akdeniz'in dere ve çayları, Türkiye'nin her yerindeki akarsular, doğayı yok etme pahasına kâr peşinde koşanların saldırısı altında. Sadece Doğu Karadeniz’de 750'ye varan HES projesiyle, enerji bahanesiyle sularımızın kullanım hakkı şirketlere devrediliyor, sular tünellere hapsediliyor, yatağında akan su bırakılmıyor, Artvin, Rize, Trabzon, HESlerin, maden ve taş ocaklarının, yayla yollarının çok yönlü saldırısı altında: Dünyanın en nadide yağmur ormanları, doğal eski ormanları, akarsu vadileri tarümar ediliyor, üstelik bir de enerji nakil hatlarının yayacağı radyasyonla adeta her vadi bir Çernobil’e dönüştürülüyor.

Çoruh’tan Senoz Vadisi’ne, Yuvarlakçay’dan Fındıklı'ya, Görele'den Alakır'a , Loç Vadisi'ne kadar Karadeniz, Ege ve Akdeniz'de derelerinin kurutulmasına, vadilerin yok edilmesine, HES inşaatları için ağaçların kesilip ormanların tahrip edilmesine karşı yöre insanları direniyor.

Doğayı yok eden HES'lere karşı hareketlerimizi büyütmek için 25 Nisan'da Kadıköy’ deyiz.

Barajlar sadece akarsuları ortadan kaldırıp vadileri yok etmekle kalmıyor, insanları yerinden yurdundan ediyor ve tarihi mirası sulara gömüp ortadan kaldırıyor. Aynı zamanda milli park olan MUNZUR vadisini yok edecek sekiz baraj projesi Dersim halkının yıllardır süren mücadelesine rağmen devam ediyor. Yüzyılların mirası Küre Dağları Milli Parkı içinde akan Devrekani Çayı üzerine altı adet baraj projesi monte edilmeye çalışılıyor ve dünyanın ikinci büyük kanyonu olan Valla Kanyonu da HES'lerle tehdit ediliyor. ALLİANOİ'yi kurtarmak için yapılan girişimler dikkate alınmıyor ve Bergama'da yapılan Yortanlı barajı Allianoi antik kentini sular altında bırakmak için gün sayıyor. Tarihin en önemli tanıklarından HASANKEYF antik kentini sonsuza kadar baraj sularına gömecek olan Ilısu barajı bütün dünyaya mal olan dirençli mücadelelere rağmen sürdürülüyor.

Munzur ve Devrekani özgür aksın, Hasankeyf ve Allianoi yaşasın demek için 25 Nisan'da Kadıköy’ deyiz.

Termik santraller sadece iklim değişikliğini geri dönüşsüz noktaya yaklaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda bacasından çıkan zehirli dumanlarla çevresinde yaşayan insanlarda ciddi hastalıklara yol açıyor, ormanları ve tarım alanlarını tahrip ediyor. Buna rağmen hükümet 50'yi aşkın yeni kömürlü termik santral projesiyle Gerze'den Bartın, Erzin, Yalova, Çanakkale'ye kadar Türkiye'nin her yerinde hem halkın sağlığını, hem doğayı, hem de yeryüzünün geleceğini tehlikeye atmaya devam ediyor. Doğaya ve yaşama sahip çıkmak için kömüre hayır diyoruz.

Termik santrallere karşı çıkmak, iklim değişikliğini durdurmak için 25 Nisan’da Kadıköy'deyiz.

Yaşama kasteden projeler enerji yatırımlarıyla da sınırlı değil. Bergama, Eşme, Havran, Ulukışla gibi yerlerde altın madenleri, İstanbul'da üçüncü köprü, yeni otoyollar, taşocakları, çimento fabrikaları, golf sahaları gibi ormanlara, sulak alanlara, tarım alanlarına ve insan yerleşimlerine zarar veren, kentsel dönüşüm adı altında insanları yaşadıkları yerden koparan bütün yanlış projelere karşı Türkiye'nin her yerinde protestolar ve kampanyalar yükseliyor.

Hepimiz 25 Nisan’da Sinop’ta, Mersin’de ve Kadıköy’de meydanlarda buluşuyoruz.

Tüm doğayı ve yaşamı savunanları 25 Nisan'da Kadıköy meydanına davet ediyoruz.

25 Nisan Pazar – Saat:12.00

Kadiköy- Tepe Nautilus önü

25 Nisan Mitingi İrtibat Bürosu: Süslü Saksı sok. No:13/2 Beyoğlu Tel:0212 293 67 38

25nisanmitingi@ gmail.com

ÇAĞRICILAR

EGEÇEP-ALLİANOİ GİRİŞİM GRUBU

CİDE-LOÇ VADİSİ KORUMA PLATFORMU

HASANKEYF'İ YAŞATMA GİRİŞİMİ

KARADENİZ İSYANDADIR PLATFORMU

MUNZUR KORUMA KURULU (DEDEF)

İMZACILAR

ANKARA ARTVİN KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

ARTVİN'LİLER HİZMET VAKFI

BARTIN ÇEVRE GÖNÜLLÜLERİ

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ

BASIN-İŞ

BURSA ARTVİN SU PLATFORMU

CİDE GÖKÇELER KÖYÜ DERNEĞİ

ÇUKUROVA ANTİ-NÜKLEER İNİSİYATİF

ÇORUH HAVZASI GRUBU

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK HAREKETİ

DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK HAREKETİ

DEVRIMCI ANARSIST FALIYET

DOĞA DERNEĞİ

DOĞAL VE KÜLTÜREL YAŞAM İÇİN ÇEVRE GİRİŞİMİ

DUTLAR EKOKÖYÜ GİRİŞİMİ

EGE DOĞAL YAŞAMI KORUMA DERNEĞİ

EKOLOJİK ÜRETİCİLER DERNEGİ

EMEP

EMEKÇİ HAREKET PARTİSİ

ERZURUM İSPİR AKSU VADİSİ DOĞAL YAŞAMI KORUMA DERNEĞİ

ESİTLİK VE DEMOKRASİ PARTİSİ

FEMİNİST KADIN ÇEVRESİ

GEBZE ARTVİNLİLER DERNEĞİ

GÖRELE EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU

HAVA-İŞ

HALKIN TAKIMI DERGİSİ

HALK EVLERİ

HEMŞİNLİLER EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ

İSTANBUL TABİP ODASI

İSTANBUL ECZACILAR ODASI

İMECE EVİ

İZMİRİZMİR.NET

KASTAMONU AZDAVAY DERNEKLER FEDARASYONU

KAYYDER

KİBELE EKOLOJİ VE ÇEVRE KOOPERATİFİ

KÜRESEL EYLEM GRUBU

KÜLTÜR VE SİYASETTE FEMİNİST YAKLAŞIMLAR

K. ÇEKMECE SİNOPLULAR KÜLTÜR YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

NKP İSTANBUL

NÜKLEERE KARŞI ORGANİK İNİSİYATİF

PETROL-İŞ

PAPART DERELERİ PLATFORMU

PALOVİT VADİSİ DUYARLILIK PLATFORMU

RED DERGİSİ

SİNOP ÇEVRE DOSTLARI

KAĞITHANE SİNOPLULAR DERNEĞİ

BAYRAMPAŞA SİNOPLULAR DERNEĞİ

ZEYTİNBURNU SİNOPLULAR DERNEĞİ

SON IRMAK DOĞA PLATFORMU

SIRTÇANTAM GEZİ KÜLTÜRÜ DERGİSİ

SOSYALİST PARTİ

SOSYALİST DEMOKRASİ PARTİSİ

SOSYALİST GELECEK SİYASETLERİ

TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PLATFORMU

TÜRKİYE GERÇEĞİ PLATFORMU

YERYÜZÜNE ÖZGÜRLÜK DERNEĞİ

YEŞİL VE SOL

YEŞİLLER PARTİSİ

YUVARLAKÇAY KORUMA PLATFORMU

78 LİLER

14 MAYIS PLATFORMU

15 Nisan 2010 Perşembe

Tilki için kiralık katil tuttular!

İngiltere’nin Sussex Kenti’nde bir golf kulübü, golf sahasına dadanan tilkiyi, kiralık katil tutarak öldürttü.



Golf kulübünün bu tutumu bazı müşteriler ve hayvanseverler tarafından öfkeyle karşılandı. Yaklaşık 20 kişi bir araya gelerek kulübün bu eylemini protesto etti. Kulübün Genel Müdürü Dave Brooks ise “Yıllarca çevremizde tilkiler yaşadı, ancak bu tilki tam bir baş belasıydı” dedi.

Kaos GL Derneğinden"Eşcinsellerden Özür Dile!" Protestosu

BASINA VE KAMUOYUNA – 15 Nisan 2010



Bugün basına yansıyan “Bakan Kavaf, Eşcinseller Tarafından Protesto Edildi” başlıklı haberle ilgili Kaos GL Derneği, basını ve kamuoyunu bilgilendirmek için bir basın açıklaması yaptı.

Cinsiyet Eşitliği Ama Eşcinseller Hariç!

İtalyan Eşit Fırsatlar Bakanı Maria Rosaria Carfagna’nın ziyareti vesilesiyle İtalya Büyükelçiliğince organize edilen ve 15 Nisan 2010 tarihinde Rixos Grand Ankara Hotel’de gerçekleşen “Eşit fırsatlar ve cinsiyet eşitliği: İtalya ve Türkiye’nin deneyimleri” başlıklı konferansa Kaos GL üyesi eşcinseller de katıldılar.

Barışçıl ve Sessiz Protestoya Fiziki Saldırıyla Müdahale Edildi

Kaos GL üyeleri, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet bakanı Selma Aliye Kavaf’ın konuşması başladığında, salonda oturdukları yerde, sessizce “Eşcinsellerden Özür Dile!” dövizleri kaldırdılar. Sessiz protestolarına devam eden Kaos GL üyelerine, Rixos Otel güvenlik görevlileri olduğu anlaşılan kişiler müdahale ettiler. Barışçıl ve sessizce sürdürülen protestoya karşılık hoyratça ve fiziki saldırı ile müdahale eden otel güvenlik görevlileri, protestocuları fiziki zorla sürüklediler. Bu esnada sürüklenerek dışarı çıkartılan bir protestocunun iki kolunda da sonradan darp izleri oluştuğu görüldü.

Arkadaşlarının nereye götürüldüğünü soran Kaos GL üyelerine karşı açıklamada bulunmayan otel güvenlik görevlileri diğer protestoculara ve basın mensuplarına karşı da zor kullandılar. Bu esnada Kaos GL üyeleri arkadaşlarının bırakılması halinde sessizce oteli terk edeceklerini bildirdiler. Arkadaşlarının bırakılması üzerine Kaos GL üyeleri otelden ayrıldılar.

Dezenformasyon Üreterek Eşcinselleri Damgalamaktan Vazgeçin!

Cihan Haber Ajansı (CHA)’nın geçtiği haberde verdiği “salonda taşkınlık çıkaran grup” bilgisi doğru değildir. “Kavaf’a eşcinsel saldırı!” gibi yalan üretmeye kadar varan dezenformasyonların sorumlusu Cihan Haber Ajansıdır. CHA’dan derhal bu yanlışlığı düzeltmesini bekliyoruz.

Eşcinsellerin damgalanması, hedef gösterilmesi, ayrımcılığa çağrı yapılmasına yönelik bir protestoyu çarpıtarak sunmak tam da bu homofobik ve ayrımcı yaklaşıma ortak olmaktır. Başta CHA olmak üzere basın-yayın organlarını sorumluluğa davet ediyoruz. Sorumluluktan uzak haberciliğin eşcinselleri hedef göstereceği ve ayrımcılığa çağrı olacağı açıktır.

Düşünce Özgürlüğü Değil, Damgalama ve Hedef Gösterme!

Kaos GL Derneği üyeleri, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ı, eşcinselliğin bir hastalık olduğu ve eşcinsellerin tedavi edilmesi gerektiği yönündeki sözleri nedeniyle protesto etmişlerdir.

Taşınan dövizler şunlardır: “Eşcinsellerden Özür Dile!”, “Düşünce Özgürlüğü Değil, Damgalama ve Hedef Gösterme!”, “Nefret Etme, Özür Dile!”, “Düşünce Özgürlüğü Değil, Doğrudan Ayrımcılıktır!”

Barışçıl ve sessiz protestonun amacı açık ve nettir…

Bakan’ın özür dilemesini hala bekleyen Kaos GL Derneği, homofobik ve ayrımcı söylem ve uygulamaların takipçisi olacaktır!

Kaos GL Derneği

13 Nisan 2010 Salı

Köpeğe cinsel istismara 'mala zarar' davası

İzmir'de hamile bir köpeğe cinsel istismarda bulunan bir kişi, 'konut dokunulmazlığını bozma, mala zarar verme ve hırsızlık yapma' suçundan yargılanacak.


İzmir'de bir avukata ait olan köpeğe cinsel istismarda bulunduğu öne sürülen kişi hakkında, konuk dokunulmazlığını bozma ve mala zarar verme suçlamasıyla dava açıldı.

Alınan bilgiye göre, avukat Senem Avcı'ya ait 'Masum' isimli kangal cinsi hamile köpeğe yaklaşık 1,5 ay önce metruk bir binada cinsel istismarda bulunurken yakalanan M.A'nın köpeğinin yavrularının ölümüne ve yumurtalıklarının alınmasına neden olduğu tespit edildi.

Türk Ceza Kanunu'na göre sahipli hayvan 'mal' kapsamına girdiğinden dolayı, M.A'nın 'konut dokunulmazlığını bozma, mala zarar verme ve hırsızlık yapma' suçundan yargılanacağı öğrenildi.

Kaynak: AA / ntvmsnbc

10 Nisan 2010 Cumartesi

Maden Lobileri mi, Halkın Çıkarı mı?

Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) tarafından gerçekleştirilen forumda, TBMM’deki yeni Maden Yasası Taslağı’nın tehlikelerine dikkat çekildi.


Yeni yasa taslağının çok eleştirilen ve Anayasa Mahkemesi tarafından bazı maddeleri iptal edilen 5177 sayılı Yasa’dan bile daha tehlikeli olduğunun aktarıldığı forumda, sürecin maden lobilerinin baskısı ile oluşturulacak bir Maden Bakanlığına doğru gittiği dile getirildi.


Ahmet Priştina Kent Müzesi’nde gerçekleştirilen “Madencilik Yasası Değişiklik Taslağı ve Çevremize Etkileri” konulu foruma, EGEÇEP bileşenlerini yanı sıra Bornova Belediye Başkanı Kamil Okyay Sındır, Dikili Belediye Başkanı Osman Özgüven, Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve Sarnıç eski Belediye Başkanı Şeref Bozkurt gibi isimler de katıldı. Muammer Sakaryalı ve Dr. Oya Otyıldız tarafından yönetilen forumda konuşan Avukat Arif Ali Cangı, şu an TBMM komisyonlarından birer birer geçen Maden Yasası Değişiklik Tasarısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Yasanın gerekçesine bile bakıldığında ne için çıkarıldığının anlaşılabildiğini aktaran Cangı, hükümetin uyguladığı politikaların neye hizmet ettiğini görmek açısından yasanın son derece çarpıcı bir örnek olduğunu söyledi. Yasa tasarısı ile oluşturulacak 5 kişilik kurulun madencilikle ilgili her şeye karar vereceğini belirten Cangı, “Herhangi bir yatırımla madencilik arasında bir çakışma olmuşsa, bu konuda kurul karar verecek. Soruyorum; Efemçukuru Altın Madeni ile Çamlı Barajı arasında var olan çatışmada, Ankara’da bürokratlardan oluşan kurul neye karar verir sizce? Bu yasa eskisinden de tehlikeli. Yaşam savunucuları sesini daha çok çıkartmalı” diye konuştu.

ÇİFT DİKİŞ

Daha sonra konuşan Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür de uluslararası madencilik firmalarının, Türkiye’de iktidara yakın şirketlerden “stratejik ortaklar” edinerek kendi çıkarları için ülkenin ekonomi-politiğine yön verdiklerini anlattı. Öngür, “Bu stratejik ortaklar her şeyin etrafından dolanırken, Anayasa’da da istedikleri değişiklikleri yaptırmak istiyorlar. Ülkede hukuk yapısı da ayaklarına dolandığı için ayaklar altına alınıyor. Bunu da değiştirecekler. Bugün, yaşamı savunmak her şeyin önüne çıkıyor. Yoksa yaşam kendisini savunacak” diye konuştu. Turgutlu’dan foruma katılan Avukat Hasan Namak ise Anayasa Mahkemesi’nin maden yasasını iptal etmesinin ardından, yürütmenin, bu yasaya dayanılarak verilen tüm ruhsatları iptal etmesi gerekirken bunu yapmadığını belirtti. Namak, “Aksini şimdi işlerini sağlama almak için her şeyi yapıyorlar. Yeni maden tasarısındaki ‘kazanılmış hak’ kavramını kanunun içine koymaya çalışıyorlar. İtirazları baştan yok etmek için bir önlem bu. Kanun yapma tekniğine de aykırı. Tasarıya ileride yeni maddeler ekleneceğini düşünüyorum. Bu maddelerle artık madenlerle ilgili davaları Danıştay’da açmamız ve çok yüksek teminatlar göstermemiz gibi maddeler gelecek” dedi.

LOBİLERE DEĞİL HALKA HİZMET EDİN

Birçok bileşen temsilcisinin söz alıp maden yasa tasarısı ve yaşadıkları bölgelerdeki çevresel sorunlarla ilgili görüşlerini aktardığı forum sonucunda, milletvekillerine maden yasa tasarısının ülkenin çıkarlarına olmadığını belirten mektuplar gönderilmesi ve yasaya karşı mücadele sürecinin geniş bir zaman dilimine yayılarak sürdürülmesi kararlaştırıldı. Milletvekillerine gönderilen mektupta, “Maden lobilerinin çıkarlarını değil halkın-ülkenin-yaşamın çıkarlarını savunmalısınız. Maden yasası bu haliyle çıkarsa, küresel sermayenin isteklerini yapmış olacaksınız ama tarihin ve toplumun vicdanını kanatacaksınız” dendi.


BELEDİYE BAŞKANLARI NE DEDİ?

Osman Özgüven (Dikili Belediye Başkanı): Geçtiğimiz günlerde aklandığımız ‘Su Davası’ bütün dünyayı ilgilendiren bir dava. Tüm dünyada suyun özelleştirilmesine karşı mücadele edenlerden tebrikler alıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Bergama’da milletvekillerini yok sayanlar halka neler yapmazlar? Bergama Ovacık’ta 600 dönüm alan çıplak kaldı. Sesimizi çıkarmazsak Kozak’ta çıplak kalacak.

Kamil Okyay Sındır (Bergama Belediye Başkanı): Bergama’nın en ciddi çevresel sorunları arasında taş ocakları, çimento fabrikaları ve baz istasyonları var. Bunlara karşı yetkilerimizi kullanmakta kararlıyız.

Sefa Taşkın (Bergama eski Belediye Başkanı): Geçmiş yıllarda Bergama’da yaşananlar artık toplumun büyük kesimini ilgilendirir oldu. Halktan tepki alınca ve yasalarda da toplumu koruyan birtakım maddeler bulununca, bu maddeleri kaldırmaya çalışıyorlar. Bergama’daki madenin değeri 1 milyar dolar. Bu büyük parayı koruyabilmek için her şeyi yaparlar.

Kaynak: Evrensel

9 Nisan 2010 Cuma

Hatanın Bedelini 20 Bin Yarasa Ödedi

Havran Barajı suları altında kalan mağaralarda barınan 20 binin üzerindeki yarasanın DSİ tarafından 3 milyon lira harcanarak yapılan “Yapay mağara”lara taşınmadığı bilirkişi raporu ile bir kez daha ortaya kondu.


Baraj su tutmadan önce projeden vazgeçilmesi için uğraş veren çevrecilerin haklılığı bilimsel raporlarla kanıtlanmış oldu. Şimdi, “Yapay mağaralara taşınma sırasında bir tek yarasa dahi ölmedi” diyen Çevre Bakanı Veysel Eroğlu ve DSİ yetkililerinin bu bilirkişi raporlarının ardından ne diyecekleri merak konusu.

GÜMÇED tarafından baraj gövdesi üzerinde yapılan açıklamada konuşan Edremit Körfezi Şubesi Başkanı Mehmet Akif doğal mağaraları sular altında kalacak olan yarasaların yapay mağaraya taşınmaları sırasında, kaybolduklarını hatırlattı. Barajın kurulduğu alanda bulunan İnboğazı Mağarası’nda Türkiye’nin en büyük yarasa kolonisinin yaşadığını belirten Öznal, “DSİ, 4’ü endemik, 16 türden 20 bin yarasanın taşınması için 3 milyon lira harcayarak yapay bir mağara yaptırdı. Tüm uyarılarımıza rağmen doğal yerlerinden yapay mağaraya taşındığını söylediler. ‘Taşınmadılar’ dedikçe bizi yalancılıkla suçladılar. Havran Asliye Sulh Mahkemesine başvurduk ve delil tespiti istedik. Ne yazık ki bu güvensizliğimizde haklı çıktık. Bilirkişi raporlarının elimize ulaşmasından sonra yarasalar için daha da endişeliyiz” diye konuştu. Öznal, yarasaları korumakla görevli olan Çevre ve Orman Bakanlığı ile ona bağlı bir kurum olan DSİ hakkında davacı olacaklarını belirtti. Öznal, “Burada adeta yarasa katliamı yapıldı. Yarasalar evsiz kaldı. Hani taşınmıştı? Baştan bu yana yapılan hatanın bedelini 20 bin yarasa ödedi” dedi.

BİLİRKİŞİ RAPORU

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsünden Yrd. Doç. Dr. Raşit Bilgin’in hazırladığı Bilirkişi Raporu’nda şu tespitler var. “Havran Mağarası’nda yaklaşık 20 bin olan yarasa sayısının 25–30 bine çıkması beklenmekte ve bu sayıdaki yarasa popülasyonlarının hiçbir mevsim ve durumda tahliyeleri mümkün görülmemektedir. Yapay mağaraların yarasaların ekolojik yaşam koşullarına uygun özellikler taşımadığı ve ancak yaz aylarında birkaç yarasanın tek başına rastlanabileceği bir tünel olduğu belirtilmektedir..Yapay mağaranın mevcut 25 bin yarasanın barınabileceği büyüklüğe sahip olmadığı görülmektedir. Yapay mağaranın doğal mağara yanında adaptasyon için hiçbir özelliği yoktur ve oldukça küçüktür.

Kaynak: Evrensel

8 Nisan 2010 Perşembe

ODTÜ'de Yok Olan Canlar

ODTÜ tafafından 40'tan fazla köpek toplatıldığı söylenirken ve hâlâ kafesler içinde köpekler götürülürken barınaktaki köpek sayısı 20'yi geçmiyor. Peki bu köpekler nerede? ODTÜ'den alınıp başka yerlere mi bırakılıyorlar? Yoksa fazla uyuşturucudan ölenler çöplere mi atılıyorlar? Tüm bunlar yaşama hakkına aykırı ve insanlık dışıdır...

Çoğumuz görmüşüzdür, üniversitelerin kendilerini tanıtmak için kullandıkları broşürleri vardır. Bu broşürler genelde kampüsün ne kadar rahat ve samimi bir yaşam alanı olduğunu gösteren fotoğraflar içerir.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nin de (ODTÜ) böyle broşürleri var. ODTÜ'nün tanıtım broşürlerine baktığınızda dikkatinizi çeken fotoğraflardan biri de şu olur: çimler üzerinde vakit geçiren öğrenciler ve onların arasında uzanan bir köpek. Bu fotoğrafa baktığınızda ODTÜ'de hayvanların ve insanların nasıl uyumlu yaşadığını düşünebilirsiniz ya da fotoğrafı görünce gülümsersiniz.

Peki, o köpeğe ne oldu biliyor musunuz? Artık o köpek ve onun gibi birçok köpek ODTÜ'deki yaşam alanından çıkartılıyor. Görüntüleri hala o broşürlerde yer almasına rağmen, fotoğrafları ile ODTÜ'nün imajı için reklam olmaya devam etmelerine rağmen o köpekler artık ODTÜ'de yaşamıyorlar. Şubat ayından itibaren düzenli olarak toplatılıyorlar. Ancak toplatılma işlemleri 5199 nolu Hayvan Hakları Koruma Kanuna aykırı bir şekilde gerçekleştirilmekte. Köpekler kanuna göre belediyenin görevlendirdiği kişiler tarafından ve veteriner eşliğinde toplatılmalılar. Dahası toplatılan köpekler yine yasa gereğince gerekli tedavi ve aşıları yapıldıktan sonra alındıkları yerlere geri bırakılmalılar.

Peki ODTÜ ne yapıyor? Köpekleri kendi görevlendirdiği, uyuşturucu silah kullanma bilgisi ve yetkisi olmayan kişilere, yanlarında bir veteriner olmadan toplatıyor. Toplatılmaların veteriner eşliğinde olmasının önemi şu: Veteriner, köpeğin yaşına ve kilosuna uygun olarak uyuşturucunun dozajını ayarlıyor. Oysa barınakla yapılan görüşmelerden öğrenildiğine göre ODTÜ'deki toplatılma işlemleri sırasında uyuşturulup uyanmayan köpekler mevcut. Çünkü birçok köpeğe yaşına ve kilosuna göre fazla dozda ilaç veriliyor. Yine ehil kişiler bu işi yapmadığı için uyuşturucu iğne yiyen köpekler korkup orman içlerine kaçıyor ve belki de oralarda ölüyorlar.

Toplatılan köpekler Çankaya Belediyesi'nin barınağına götürülüyor ve ODTÜ köpekleri için ayrılan bir tel kafeste tutuluyor. Bu köpekler ODTÜ ormanlarında özgürce koşabilecekken, daracık mekânlarda bir sürü köpekle beraber yaşamak zorunda bırakılıyor. Kimi insanlar da barınakları cennet mekânlar sanıyor. Sanki köpeklerin yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında... Ancak çoğumuz şahit olmuşuzdur ki dar alanlarda birçok köpek çoğu zaman kendi pislikleri ile beraber yaşıyor. Daha yeni Ankara'daki bir barınaktan "açlıktan ölü bir köpeği yediği için zehirlenip ölen köpekler" haberi gelmişken insanlar köpekleri barınaklara kapatmanın nesini olumlu buluyor?

Dahası ODTÜ tafafından 40'tan fazla köpek toplatıldığı söylenirken ve hâlâ kafesler içinde köpekler götürülürken barınaktaki köpek sayısı 20'yi geçmiyor. Peki bu köpekler nerede? ODTÜ'den alınıp başka yerlere mi bırakılıyorlar? Yoksa fazla uyuşturucudan ölenler çöplere mi atılıyorlar? Tüm bunlar yaşama hakkına aykırı ve insanlık dışıdır...

Bu durum ben ODTÜ'lüyüm diyen, hatta ben insanım diyen hangi kişinin içine siner? ODTÜ değil mi devrimi bağrına kazıyan? Sahipsiz köpekler bir sorun ama bunun üstesinden gelen üniversiteler mevcut. Örneğin, Boğaziçi Üniversitesi, İzmir Teknoloji Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve yurt dışındaki birçok üniversite... ODTÜ'nün ne eksiği var? Eksiği alternatif çözümlere kulak tıkaması, en kaba yönteme başvurması.

Bütün bunlar yapılan görüşmelerle dile getirildiği halde ODTÜ yönetimi yalnızca dinliyormuş gibi gözüküyor. "Tamam tamam" deyip hâlâ köpekleri toplatmaya devam ediyor. Herkes köpekleri sevmek zorunda değil, hepimiz topluca gezen köpeklerden korkabiliriz, birçoğumuz da korkuyoruz.

Ancak köpeklerden korkumuzun bedelini köpekler ödememeli. Alternatif çözümler mümkün. Ring servislerinin artırılması ve geç saatlerde insanların orman alanı içerisinden geçmek zorunda kalmaması faydalı olabilir. Artık yemeklerin orman alanı içerisinde belli noktalara bırakılması ve bu sayede köpeklerin kampüs içerisine inmesinin önlenmesi de... Ayrıca, herkes yanında köpeklerle karşılaştığında kullanmak için bir düdük taşıyabilir.

Düdüğün sesi işitme sistemi hassas olan köpeklerin dikkatini dağıtıp onları kaçırmaktadır. Toplantılar yapıp insanları köpeklerle karşılaşınca ne yapacakları konusunda bilgilendirmek de mümkün. Bunun için gerekli uzman kişiler bile ayarlandı, ODTÜ'nün bir bütçe ayırması da gerekmiyor.(EG/EÜ)

Her konuda işbirliği yapmaya ve yardımcı olmaya hazır gönüllüler mevcutken ODTÜ'nün tüm seslere kulağını tıkaması ve bildiğini okuması hiçbir sorunu çözmüyor.. ODTÜ geniş bir alan ve bu alanı fanusla kaplamadıkça köpek giriş çıkışları her zaman olacaktır. Bugün birilerine köpekler havladı diye köpekler sürülüyor, yarın birileri kuşlardan korkunca ne olacak? ODTÜ sadece insanların yaşam alanı değil hayvanların da yaşam alanıdır. Beraber yaşamak mümkün. Melih Gökçek ile sorun yaşadığında ona yasaları hatırlatan ODTÜ'nün de uymakla mükellef olduğu yasalar ve saygı göstermesi gereken yaşam hakkı var...

Kaynak: Esra GEDİK / bia

Yuvarlakçay'da Zafer Köylünün

Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Yuvarlakçay’da 128 gündür derelerine hidroelektrik santralı (HES) yapılmaması için nöbet tutan köylüler, ilk hukuk zaferini kazandı. İdare Mahkemesi, Muğla Valiliği tarafından verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının yürütmesi durduruldu. Keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıncaya kadar, HES ihalesini alan AKFEN, bölgede hiçbir çalışma yapamayacak.

Yuvarlakçay’da nöbet tutanlar önceki akşam öğrendikleri mahkeme kararını büyük bir coşkuyla kutladı. Yuvarlakçaylılar, karara rağmen nöbetlere devam edeceklerini söyledi.

Topgözü mevkiinde 3 Aralık’tan bugüne nöbet tutan köylüler, adına bugüne kadar 11 idari dava açmıştı. Bu davalardan Muğla Valiliği’ne yürütmeyi durdurma istemli ‘ÇED gerekli değildir’ kararı aleyhine açılan dava kabul edildi. Böylece şimdilik Yuvarlakçay’da HES yapımı durmuş oldu.

Muğla Valiliği, Yuvarlakçay’a yapılması istenen 3.40 megavat gücündeki HES projesi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı vermişti. Valilik, bu kararını Çevre ve Orman Bakanlığı’nın o dönem yürürlükte olan ÇED Yönetmeliği’nde ‘10 megavattan düşük güce sahip santrallar için ÇED Yönetmeliği’ne dahil değildir’ yer alan maddesine dayandırmıştı. Ancak daha sonra yönetmelikte yapılan düzenlemeyle ÇED için kurulu güç ‘0.5 megavata kadar çekilmişti. Yönetmelikle yapılan değişiklik gerekçesiyle açılan davada, yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Kararda “Dava konusu işlemin niteliği ve uygulanması halinde telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunması nedeniyle, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra sonra bu konuda yeniden bir karar verilinceye kadar, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına oybirliğiyle karar verildi” denildi.

Davanın müdahil avukatı Berna Babaoğlu Ulutaş, köylülerin karara çok sevindiğini belirterek şunları söyledi: “Mahkeme böyle bir kararı vererek keşif ve bilirkişi incelemeleri yapılana kadar meydana gelecek zararları da önlemiş oldu. Mahkemeyi kutluyorum. Sonuçta bir tedbir kararı ancak gerekli incelemelerin ardından esastan da burada HES yapımını durduracak bir karar çıkmasını bekliyoruz. Kaçak kesilen anıt ağaçların henüz tespiti yapılmadı. Bir an önce gerekli tespitlerin yapılmasını talep ediyoruz. Geride 10 idari davamız daha var. Bu davaları da kazanacağımıza inanıyoruz.”

"MAÇ 90 DAKİKA"

Muğla 1. İdari Mahkemesi kararı 30 Mart’ta aldı. Önceki akşam öğrenilen karar Yuvarlakçay’da nöbet tutan köylüler tarafından sevinçle karşılandı.

Pınarköylü Mustafa Daşkın, haberi duyar duymaz herkese haber verdiklerini ve Topgözü’ndeki nöbet tutulan kamp alanında eğlence düzenlediklerini anlattı. Daşkın, “Yaklaşık 1000 kişi toplandı. Türküler söyledik. Basın açıklaması yaptık. Mahkeme kararını okuduk. Bizim için büyük bir sevinç oldu. Çünkü ilk karar bu. Ancak daha yolun başındayız. Maç 90 dakika. Biz 11 dava açtık, şu anda birinden karar çıktı. Yani 1-0 öne geçtik. Bizler davamızda yüzde 100 haklıyız. Bu yüzden kazanacağız” diye konuştu.

Kaynak: SERKAN OCAK / Radikal

7 Nisan 2010 Çarşamba

Köylüler HES'i Durdurdu

Rize’nin İkizdere Vadisi’nde Sanko Holding tarafından yapımı planlanan ve Kalkandere ilçesine bağlı Soğuksu köyü sınırları içerisinde de yapım çalışmaları devam eden Cevizlik-1 ve 2 Regülatörleri ve HES projesinin şalt sahası için Rize İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurdu.


Soğuksu köylülerinden Mehmet Kurt ile Ahmet Aycibin, bölgede yapımı devam eden Cevizlik HES’in yüksek gerilim hatlarının bulunduğu şalt sahasının yürütmesinin durdurulması ve iptali için Rize İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme de köylüleri haklı bularak bölgedeki çalışmaların durdurulmasını kararlaştırdı. Mahkeme süreci devam etmesine karşın şalt sahasında inşaatın büyük bölümünün bitmesine yöre halkı tepki gösterdi. Mahkemenin kararının dün de hâkim Dinçer Yılmaz başkanlığında, bilirkişi heyeti ile birlikte davacılar Kurt ile Aycibin, davalı vekili avukatlar Berrin Demirbaş ile Reşat Salimoğlu bölgede inceleme yaptı. Jandarma köyün girişinde güvenlik önlemi alırken, gazeteciler ile çevreciler bölgeye alınmadı.


Kaynak: Cumhuriyet

6 Nisan 2010 Salı

Avusturya'nın Siyasi Baskısı 22 Dilde İfşa Ediliyor



Tüm dünyadan insan hakları aktivistleri şu an Avusturya'da meydana gelmekte olan siyasi baskıya karşı bir kampanya yürütmek için bir araya geldi. Hayvan koruma aktivistlerinin şu anda sürmekte olan siyasi davalarının arka planının 22 dilde ifşa edildiği “Shame on Austria” (Utan Avusturya) adında uluslararası bir site açıldı. Gelecek haftadan itibaren, 6 aylık dava süresince her hafta farklı bir ülkede (Türkiye de dahil olmak üzere) en azından bir protesto gösterisi düzenleneceği zincirleme bir kampanya başlıyor.

Kampanyanın Türkiye koordinatörü (Yeryüzüne Özgürlük Derneği – Freedom to Earth Association), “Tüm dünya Avusturya'da neler olduğunu öğrenmeli. Tüm dünya Avusturya'nın, siyasi aktivistlerin gösteri düzenlemek ya da konformist olmayan fikirler beyan etmek gibi aktivitelerden ötürü beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kaldıkları bir yer olduğunu öğrenmeli” diyor.

13 Nisan’da Madrid ile başlamak üzere, protesto gösterilerinden oluşan zincirleme kampanya her hafta farklı bir ülkede kendini gösterecek. Aktivistler, ana akım medyada yer almalarını garantileyecek kadar yaratıcı eylemler yapmayı planlıyor. “Avusturya'daki siyasi baskılara dair mesajı uluslararası kamuoyuna ulaştırmak için elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Bu skandal yeterince uzun bir süre boyunca örtbas edildi.”



Aktivistler kampanyanın, Avusturya halkına karşı değil, yalnızca Avusturya devlet gücüne karşı olduğunun üzerinde duruyor. “Avusturya halkına saygı duyuyoruz ve onların büyük bir çoğunluğunun da demokrasi yanlısı olduğunu biliyoruz. Bu nedenle inanıyoruz ki kampanyamız onları uyandıracak ve hukukun egemenliğini Avusturya'ya geri getirmek için siyasi temsilcilerine baskıda bulunmalarını motive edecektir.”

E-mail: turkish@shameonaustria.org
Web: www.shameonaustria.org/tr

Deniz kaplumbağalarından sonra sıra köpeklerde...

Köpeklere akılalmaz işkence!

Fethiye'de, ayaklarına kum dolu bidon bağlanan köpekler canlı canlı denize atıldı. Olay, köpeklerden bazılarının kıyıya vurmasıyla ortaya çıktı.



Pazar günü piknik yapmak için Fethiye'nin Boncuklu Koyu'na gidenler açık denizde su yüzeyine çıkan siyah bir cisim gördü.

Uzaktan deniz üzerindeki cismin resmini çeken vatandaşlar daha sonra rüzgarın etkisiyle kıyıya yaklaşan cismi görünce insanın kanını donduran manzarayla karşılaştılar. Dalgaların kumsala getirdiği siyah cismin ayaklarına ve beline kum dolu bidon bağlanıp denize atılmış bir köpek olduğunu gören piknikçikler dehşete düştü. Çocuklar gördükleri manzara karşısında ağlarken babaları ölü köpeği sudan çıkardı.



İnsanı dehşete düşüren görüntünün şokunu atlatan vatandaşlar köpeğin ayaklarındaki kum dolu bidonları bıçakla keserek köpeği piknik alanının az ilerisinde bulunan çöp kovasına attı. Henüz bu olayın şokunu üzerinden atamayan vatandaşlar az ileride sazlıklar arasında aynı şekilde ayaklarına kum dolu kova bağlanıp denize atılmış ikinci bir köpeğin ölüsüyle karşılaştı. Olay bölgede toplu bir köpek katliamı olduğu ve suyun derinliklerinde bu şekilde öldürülmüş daha çok köpek olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Ankara'da TEKEL İşçisine Sıkıyönetim

Hükümetin ‘demokratikleşme’ iddiasıyla hazırladığı anayasa paketi görüşülmeyi beklerken, TEKEL işçileri başkentin ortasında polisin saldırısına maruz kaldı. Kendilerine dayatılan 4-c uygulamasına karşı seslerini yükselten ve Ankara’daki 78 günlük direnişlerinin ardından 1 Nisan’da Ankara’da “buluşmak” üzere ayrılan TEKEL işçileri yeniden Ankara’ya geldi.


İşçilerin Ankara’ya gelişine karşı alarma geçen polis, Ankara’yı adeta sıkıyönetim koşullarına taşıdı.

Gün boyunca Türk-İş binasının bulunduğu Sakarya Caddesi TEKEL işçilerine ve Ankaralılara yasaklandı. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun içişleri bakanıyla yaptığı görüşmeden de olumlu sonuç çıkmadı.

Ankara’da çetin bir mücadele yürüttükten sonra memleketlerine dönen TEKEL işçileri dün 24 saatlerini geçirmek için geldikleri Ankara’ya ve Türk-İş önüne alınmadılar.

Ankara Valiliği’nin emriyle sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara girişlerini tutuna polis, TEKEL işçilerini getiren tüm otobüsleri bağladı. İşçileri saatlerce bekleten polis, saatler sonra tek tek geçmelerine izin verdiği işçileri kilometrelerce yürüttü. Gölbaşı ve Ankara’nın tüm girişlerinde yaşanan bu manzaralar AŞTİ’de de yaşandı. Bölgeden şehirlerarası otobüslerle gelen işçiler saatlerce AŞTİ’den çıkartılmadılar.

SAKARYA’DA KUŞ UÇURTULMADI

Polis, Türk-İş binasının bulunduğu Sakarya Caddesi ve çevresindeki tüm sokakları da ablukaya aldı. Tüm sokak ve cadde girişlerini kapatan polis, TEKEL işçisi olduğunu düşündüğü hiç kimseyi sokmadı, çalıştığı işyeri Sakarya Caddesi’nde bulunanlar da ancak kimlikleriyle kanıtlayarak girebildiler. Bazı noktalarda polisin, Sakarya Caddesi’ne girmek isteyenlerin ellerine bakıp, işçi olup olmadığını anlama girişimleri de “işçi avına çıkmış” görüntüsü verdi. Sakarya Caddesi’ne ve Türk-İş’in bulunduğu sokağa sadece işçiler değil, gazetecilerin girişine de engel olan polis, tam bir terör ortamı yaratmaya çalıştı.

BARİKATI ZORLADILAR

Mithatpaşa Caddesi’nden Sakarya Caddesi’ne girmek isteyen TEKEL işçileri ile onlara destek veren Ankaralılar polis tarafından tartaklandı. Zaman zaman gergin anlar yaşanırken, işçiler bir süre caddeyi trafiğe kapattılar. Polislerin otobüs şoförlerine, araçları yolu kapatan işçilerin üzerine sürdürmeye çalışması dikkat çekti. Polis amirleri, “Sür arabayı sür” diye talimat verirken, şoförler bu talimata uymadılar.
Buraya yığınak yapan polis işçileri, Türk-İş’in önündeki sokağın karşısına, Tuna Caddesi’ne sürdü. Polis barikat kurarak, işçilerin ve destek verenlerin geçişlerini engelledi.

Tek Gıda-İş Genel Sekreteri Mecit Amaç ve şube yöneticileri de işçilerle birlikte barikatta bulunurken, daha sonra Türk-İş Genel Mali Sekreteri Ergün Atalay da geldi. Atalay barikatın kaldırılması için çabaladıklarını ifade etti, ancak girişimler bir sonuç vermedi. Sendikacılar daha sonra alandan ayrıldılar.

SINIF DAYANIŞMASI

İşçilere bir destek de Tariş, İSKİ ve İstanbul İtfaiye işçilerinden geldi. “TEKEL, Tariş ölümüne direniş”, “Yaşasın Tariş direnişi” pankart ve sloganlarıyla TEKEL işçilerinin yanına geldiler. Ayrıca, “İşimizi istiyoruz” pankartı açan İSKİ işçileri, İstanbul İtfaiye işçileri, “Ücretlerimizi istiyoruz, yaşasın sınıf dayanışması” pankartı açan Samatya Hastanesi İnşaat işçileri de destek verdiler. Sık sık “Her yer TEKEL her yer direniş” sloganı atıldı.

SANKİ YÖNETİME EL KONULDU’

KESK Genel Başkanı Sami Evren ve Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç da işçilerin yanına geldiler. Evren burada yaptığı konuşmada, Ankara Valisi’nin, iktidarın talimatıyla6 Kızılay Meydanı’nı, Türk-İş’in önüne kuşattığını belirterek, “Sanki bu böygede sıkıyönetim var. Sanki darbe oldu da darbeciler bu bölgeye el koydu” diye konuştu.

Hak arayanlara bu ablukanın niye olduğunu soran Evren, bu zihniyetteki iktidarın demokratik bir anayasa yapamayacağını söyledi. Hak arayanın önüne barikat kurulamayacağını kaydeden Evren, “Hükümetin cilası dökülmüştür” dedi. İktidarı, “aklını başına almaya” çağıran Evren, aksi halde KESK’in işçilere yapılacak saldırıyı kendisine yapılmış sayıp, her yeri eylem alanına çevireceğini söyledi.
Evren’in Türk-İş dahil tüm konfederasyon başkanları ve sendikacıları barikatın önüneş işçilere destek vermeye çağırması ise sadece söylemde kaldı.

TMMOB’DAN KİTLESEL DESTEK

TMMOB üyesi mimar, mühendis ve şehir plancıları ve oda çalışanları da TMMOB önünde toplanıp, oradan polis barikatı önünde bekleyen işçilerin yanına yürüdüler. TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı ve bağlı odaların başkanlarının da bulunduğu kortej işçiler tarafından alkışlarla karşılandı.

KESK’E GAZLI-COPLU SALDIRI


İşçilere Tuna Caddesi’nde barikat kurulurken, TEKEL işçilerine destek vermek için günler öncesinden buluşma çağrısı yapan KESK Ankara Şubeler Platformu üyeleri aynı saatlerde Ziya Gökalp Caddesi’nde buluştular. Polis KESK’lileri de barikat içine aldı. KESK’lilerin yürümek istemelerine karşı polis doğrudan gaz sıkarak, copla müdahale etti. KESK’lilerin yanı sıra EMEP, ÖDP ile TEKEL işçilerinin de bulunduğu gruba polisin saldırısı oldukça sert oldu. Kimi sendika yöneticilerinin yerlerde sürüklendiği, ağız ve gözlerine sıkılan gazlardan fenalık geçirdikleri gözlendi. Saldırının ardından tekrar toplanan grup, daha sonra yürüyerek TEKEL işçilerinin bulunduğu Tuna Caddesi’ne geldiler.

YOL-İŞ TEKEL İÇİN EYLEMDEYDİ

Maltepe Karayolları işçileri, Anakara’da polis engeline takılan ve ablukaya alınan TEKEL işçilerine destek vermek için eylem yaptı. Yemekhaneden işyeri önüne kadar alkış ve sloganlarla yürüyen Karayolları işçileri, burada basın açıklaması yaptı. Yol-İş 1 No’lu Şube Başkanı Erdem Ercan, mücadeleyi yükselten TEKEL işçilerinin yanında olduklarını ve bu onurlu mücadelede birlikte hareket edeceklerini açıkladı. “İşçiler ve sendikacılar 1 Mayısı ve 26 Mayısı birlikte ve alan tartışmalarına izin vermeden kendi taleplerimiz etrafında birleşerek hazırlanacak ve mücadele edeceğiz” diyen Ercan, TEKEL işçilerinin mücadelesini daha ileriye taşımak için bütün imkanlarını seferber ettiklerini duyurdu.


EYLEMDEN NOTLAR....

* Yüksel Caddesi’nde toplanan gruba müdahele eden polisin attığı gaz bombası Mimar Kemal İlköğretim Okulu bahçesine düştü. Teneffüs saatine denk gelmesi nedeniyle atılan gazdan çok sayıda öğrenci etkilendi.
* Polis gün boyunca havadan da kontrol uçuşları yaptı. Uçuşlar o kadar sık aralıklarla ve alçaktan yapıldı ki, zaman zaman “12 Eylül’de bile böyle olmadı” yorumlarına yol açtı.
* Batman’dan 34 plakalı otobüsle gelen TEKEL işçileri, polis durdurduğunda “biz TEKEL işçisi değiliz” diyerek, Ankara dışında durdurulmalarını engellediler. İşçilerin tanınmış siması ‘Pala’yı ise otobüsün en arkasına yerleştirip, ‘polislere görünme’ dediler. İşçiler kente ancak bu şekilde girebildiler.
* Ankara Valiliği’nin tüm illere yazı göndererek, “TEKEL işçilerini göndermeyin” talimatı verdiği öğrenildi. Hatay’dan gelen işçiler, emniyete ve terörle mücadeleye çağrıldıklarını ve bu yazıların kendilerine gösterilerek, “sizi gönderemeyiz” denildiğini, ancak engel olamadıklarını söylediler. İşçiler araçlarının Ankara dışında tutulduğunu da söylediler.
* Trafik kazasında yaşamını yitiren TEKEL işçisi Hamdullah Uysal da unutulmadı. Dev posterli pankartla arkadaşlarını anan işçiler sık sık “Hamdullah Uysal ölümsüzdür” sloganı attılar.
* İşçiler sık sık “Biz haklıyız, biz kazanacağız”, “Her yer TEKEL, her yer direniş” sloganları ile seslerini yükselttiler.
* Eş ve çocuklarıyla adeta bayram yerine gelir gibi gelen işçiler, kendilerine reva görülen bu baskı ve saldırılara karşı çok öfkelendiler.
* Polisin müdahalesine karşı barikatın en önüne kocaman bir Türk bayrağı getiren TEKEL işçilerine, arkadaşları “o bayrak fayda mı edecek sanıyorsun, Abdi İpekçi’yi unutuyorsun” diyerek, Abdi İpekçi Parkı’nda polisin ellerinde Türk bayrağı olan işçilere yönelik saldırısına atıfta bulundu.

Kaynak: Evrensel

YORUMSUZ: Yine TECAVÜZ!

Fotoğraflarda göreceğiniz köpek, Yedikule Hayvan Barınağı'na "sokakta kanamalı bir köpek var, gelip alın" ihbarı üzerine bulunup barınağa getirilmiş bir hayvan. Yapılan muayene sonucunda köpeğin insanlar tarafından defalarca tecavüze uğradığı, bu yüzden birçok iç organın parçalandığı ve zarar gördüğü ve tecavüzün ardından sokağa bu şekilde atıldığı ortaya çıkmış. Tüm müdahalelere rağmen, barınağa geldikten yarım saat sonra hayatını kaybetmiş.

YORUMSUZ bırakıyoruz bu insan şiddetini ve cinayetini!




Fotoğraflar: Yedikule Hayvan Barınağı

Restorasyon Diye Yıkım Yapılacak



Fatih Belediyesi, Fener - Balat - Ayvansaray Yenileme Projesi adı altında, bazı evlerin yıkılmasını planlıyor... Fatih Belediyesi’nin ihaleye çıkıp proje onaylandıktan sonra açıkladığı “Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Prejesi” çerçevesinde, AB Fonu’yla restore edilen bazı tarihi binalar da yıkılacak... Projenin iptali için dava açmaya hazırlanan Balatlılar “Evlerimize Dokunma” kampanyası başlattı...

Fatih Belediyesi’nin 2007’de GAP İnşaat Şirketi’ne ihale ettiği ve geçen ay İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından da onaylanan “Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi” çerçevesinde İstanbul’un 8500 yıllık en eski yerleşim alanlarından olan Fener-Balat ve Ayvansaray’da aralarında 200 yıllık tarihi evlerin de bulunduğu 900’den fazla bina yıkılacak.

Fatih Belediye Meclisi’nin ardından geçen ocak ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde de kabul edilen avan projeye göre, UNESCO tarafından “tarih mirası” olarak kabul edilen ve Fatih Belediyesi’nin 2003-2008 yılları arasında AB fonuyla restore ettiği bazı tarihi tescilli binalar da yıkılacak binalar arasında yer alıyor.

Yüzde 58 şirkete bırakılacak
Tarlabaşı’nda olduğu gibi burada da ihale şartnamesine göre semt sakinlerinin evlerinin yüzde 58’i GAP İnşaat’ın, yüzde 42’si ise mülk sahibinin kabul edildiği projeye karşı çıkan Balatlılar, bu ay içinde projenin iptali için dava açmayı planlıyor.
Bölgede “Evlerimize Dokunma” kampanyası başlatan Fener-Balat-Ayvansaray Derneği (FEBAYDER) Başkanı Hasan Acar, “Tapusu bize ait evlerimiz bizim haberimiz bile olmadan yenileme alanı kapsamına alındı. Bu bizim barınma ve mülkiyet haklarımızın ihlalidir. Tarlabaşı ve Sulukule örneğinde olduğu gibi bu semtlerde yaşayan bizlerin de buralardan bir şekilde çıkarılmamız söz konusu olacak. Bu, tıpkı Sulukule’deki gibi bir soylulaştırma operasyonudur” dedi.

Acar, “Belediye tarihi binalarda ‘ön cepheyi koruyacağız’ diyor ancak planda binanın altında otopark gözüküyor. Ön cepheyi koruyarak otopark yapması mümkün değil” diye konuştu.

644 konut ile 230 işyeri
Türkiye’nin en büyük yenileme alanı projesi kapsamında, toplam 59 ada 907 parselin tevhid (birleştirme) yapılarak yenilenmesi, 644 konut ile aralarında otellerin de bulunduğu 230 işyeri yapılması planlanıyor.

Bakanlar Kurulu’nca 2006’da kabul edilen 5366 sayılı ‘Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek ve Yaşatılarak Kullanılması’ hakkındaki kanuna dayanarak yapılan yenileme projesinde, yüzlerce binanın yıkılması ve parsel bazında değil, ada bazında tevhid (birleştirme) yapılarak yenilenmesi öngörülüyor.

UNESCO tarafından tarih mirası kabul edilen ve Fatih Belediyesi’nin Avrupa Birliği fonuyla 2003-2008 yılları arasında restore ettiği Balat evlerinin restorasyonunda çalışan restorasyon uzmanı yüksek mimar Ali Emrah Ünlü, Fener-Balat’da toplam 121 binanın “restorasyonunun” yapıldığına dikkat çekerek, “Bu binalardan 38’inin çatısı ve cephesi restore edilip boyanarak yaşanabilir hale getirilmişti. Şimdi bu yapıların çoğunun yıkılıp yeniden yapılarak yenilenmesi öngörülüyor. O zaman doğru bir iş yapılmıştı, şimdi yapılanlar yıkılıyor” dedi.

Projede hiçbir şekilde şeffaflık unsurunun gözetilmediğini savunan Ünlü “Ne yazık ki belediye proje ihale edilip onaylandıktan sonra projeyi insanlara açıkladı” diye konuştu.

Tarihi yapılar ön cepheleri dışında yıkılacak
Yüksek mimar Ali Emrah Ünlü, avan projede şunların yer aldığını söylüyor:
1- Ayakta duran rahatlıkla, yıkılmadan da onarılacak durumda olan tarihi yapılar cepheleri dışında içleri boşaltılmak suretiyle yıkılıyor.
2- Özgün plan şemaları ortadan kaldırılıyor.
3- Plan-cephe ilişkisi koparılıyor. Cepheler ve iç mekân birbirinden apayrı hale getiriliyor.
4- Parseller tarihi yapı düzeni gözetilmeksizin birleştiriliyor.
5- Düşey işleyen plan düzeni, yatay hale getiriliyor. Cephesi ile bir bütün olan tarihi yapı karakteri yok ediliyor.

BAŞKAN DEMİR: MÜLK SAHİPLERİNİN PAYINI ARTIRMAYA ÇALIŞIYORUZ
Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, 2003-2008 yılları arasında Fatih Belediyesi tarafından AB fonuyla restore edilen tarihi tescilli binalardan “sadece depreme dayanıklı olmayanların yıkılacağını” söyledi.

Demir, Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme Projesi’nin, 2003- 2008 yılları arasında Fatih Belediyesi tarafından AB fonuyla yapılan restorasyon projesinden ‘çok farklı’ olduğunu belirterek, “Biz burada tek tek binaları değil, alanı baz alıyoruz, Fener Rum Patrikhanesi’nden surların bitimine kadar olan tüm alan yenileme alanı olacak” dedi.

Demir, buradaki tarihi binalar için neden “restorasyon” yerine “yenileme” yapmayı tercih ettikleri sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Burada hangi bina restore edilebilir? Bıraksanız hepsi yıkılacak. Buranın bu şekilde muhafaza edilmesi imkânsız. Burada büyük sıkıntı var. Tarihi tescilli binaların bazılarında deprem tehlikesi var, deprem tehlikesi olanlar dışındakileri yıkmayacağız.”

Bölgedeki tarihi evlerin ilk yapıldığında cephelerinin sokağa baktığını anlatan Demir, “Biz yapacağımız çalışmada evlerin cephesi denize bakacak” dedi. Demir, mülk sahiplerine yüzde 42’lik hak tanıyan mevcut planın değiştirilerek mülk sahiplerine tanınan payı yüzde 55’e çıkarmayı istediklerini de söyledi. Demir, “Amacımız bu oranı vatandaşın lehine bir yüzdeye çekmek” dedi.

Kaynak: Akşam

"Öldüresiye seven" hayvansever(!)lerden çağrı ve baskı: Yaşlı ayıyı 20 yıllık yerinden edin!

MEYVAN SAVAŞI



Bir aylıkken getirildiği yerde 20 yıldır yaşamını sürdüren ayı Meyvan için hayvanseverler arasında bir savaş yaşanıyor. Meyvan’ın 20 yıldır yaşadığı evinden alınarak Karacabey’deki ayı barınağına götürülmek istenmesi internet sitelerinde de büyük tartışma yarattı.


Hayvanları Koruma Derneği’nin (HAYKOD) yüzlerce hayvana ev sahipliği yapan Ankara’daki barınağında, 20 yaşını dolduran Meyvan için bir savaş yaşanıyor. Ayı Meyvan’ın, bir aylıkken geldiği ve 20 yılını geçirdiği yaşam alanından alınarak, Karacabey’deki ayı barınağına nakledilmesi girişimi büyük tartışma yarattı.


Uzmanların, “Ayı Meyvan’ın bunca yıl yaşadığı ortamdan alınıp yeni bir ortama taşınması, başlı başına ruhsal ve fiziksel bir travma olacaktır. 20 yaşına gelmiş, evcilleştirmek üzere özel eğitim verilmemiş, ancak 20 yılını insan himayesinde geçirmiş, evcilliği ile vahşi içgüdülerinin ne zaman birbirini bastıracağı belli olmayan ayı Meyvan’ın Karacabey’deki kreşte en az 5-6 yıl rehabilite edilmesi, onun ölümü demektir” uyarılarına rağmen kampanyada geri adım atılmıyor.


Meyvan’ı bir aylıkken bulan ve onu himayesi altına alan HAYKOD İkinci Başkanı Gamze Erkök, alıştığı ortamdan koparılan bir hayvanın acılar çekerek hayatını kaybedeceğini belirtti. Meyvan’ı almak isteyenlerin makul bir tavır sergilemediğini savunan Erkök sözlerine şöyle devam etti:


Hayvansever maskesi


“20 yıldır dişimizi tırnağımıza takarak Meyvan’a sahip çıktık. Kamuoyunda, internette Meyvan’ın yaşam koşulları saptırılarak anlatılıyor. Meyvan bugün yaklaşık 300 metrekarelik bir alanda yaşıyor. Meyvan sanki küçücük bir kafeste yaşıyormuş gibi gösterilmekte. Oysa HAYKOD barınaklarında Meyvan son derece rahat ve geniş bir ortamda, özel havuzu ile kendine ayrılmış bir bölümde yaşamını sürdürüyor. Ve ne acıdır ki gerçeğin ne olduğunu araştırma ihtiyacı hissetmeden, yalanlara inanarak, Meyvan’ın ölüm fermanını imzalayan hayvan dostları, hayvan korumacıları, hayvanseverler.



Meyvan’ın sonu olacak


Bilim insanlarının bilimsel analizlerinin aksine, Meyvan’ın alınmasının uygun olacağı yönünde görüş bildiren Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ, barınağa gelip incelemelerde bulunmadan ayı Meyvan’ın ölüm fermanını imzalamıştır. Yıllarca tek başına yaşayan ve evcilleşen ayı Meyvan’ın Karacabey’e götürülmesi onun sonu olacak. Bırakın oraya gidip uyum sağlayamamasını, daha evinden götürülmek için narkoz ile uyutulduğunda hayatını kaybeder. Onun bu acı sonuna dayanmak mümkün değil.”



Valilik uygun değildir dedi


ERKÖK, Ankara Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden Ayı Meyvan’la ilgili HAYKOD’a gelen resmi yazıda şöyle denildiğini aktardı: “İl müdürlüğümüzde konu birçok kez yerinde incelenmiş, konu ile ilgili uzmanlardan görüş alınmıştır. Ayının yaşının 19 olması, üreme yeteneğini kaybetmiş olması, daha önce kendi cinsinden bir hayvanla karşılaşmamış olması nedeniyle, Karacabey barınağında can güvenliğinin sağlanması konusunda tereddütler olduğu düşünülerek boz ayının yerinden alınarak Karacabey barınağına naklinin uygun görülmediği...”


Kaynak: Hürriyet

2 Nisan 2010 Cuma

Afyonkarahisar - Emirdağ Belediyesi, domuz kurşunuyla 7 yavrulu anne köpeği katletti

AFYONKARAHİSAR’ın Emirdağ ilçesinde belediye ekipleri tarafından domuz kurşunu ile vurularak ağır yaralandığı öne sürülen köpek, 7 yavrusuyla birlikte Eskişehir’e getirildi. Ameliyata alınan anne köpek kurtarılamadı. Annesiz kalan birer aylık 7 yavru köpeğe yuva aranıyor.


İddialara göre Emirdağ ilçesinde belediye ekipleri 5 sokak köpeğine av tüfeğiyle ateş etti. Köpeklerden 4’ü öldü. Bir ay önce 7 yavru dünyaya getirdiği belirtilen 2 yaşlarındaki bir köpek karnına ve sol ön ayağına isabet eden 2 kuruşunla yaralandı. Yaralı halde kaçıp bir evin önüne sığınan köpeği görenler durumu Türkiye Hayvanları Koruma Derneği yetkililerine bildirerek yardım istedi. Dernek yetkilileri ilçeye yakın olması nedeniyle Eskişehir’deki Yerel Hayvan Koruma Görevlisi ve Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Odunpazarı Temsilcisi Ayten Tutkun’a bildirdi.

Ayten Tutkun, kendisi Yerel Hayvan Koruma Görevlisi olan eşi Vedat Tutkun’la birlikte Emirdağ’a gitti. Tutkun çifti, yaralı köpeği ve 4’ü erkek 3’ü dişi olan birer aylık 7 yavrusunu otomobille Eskişehir’e getirildi. Domuz kurşunu ile vurulduğu ve iç organlarının parçalandığı belirtilen yaralı köpek Nuh’un Gemisi adlı veteriner kliniğinde veteriner Naci Uncu tarafından ameliyata alındı. Uncu, “Hayvan, hayati organlarının bulunduğu yerden domuz kurşunu ile vurulmuş. Çok kan kaybetmiş. Vurulduktan yaklaşık 5-6 saat sonra buraya getirildi. Biz 7 yavrunun annesiz kalmaması ve bir hayvana yardımdan öte, insanlık onurunu zedeleyen bu davranışı telafi etmek istiyoruz” dedi. Ancak anne köpek yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Eskişehir Valiliği İl Hayvan Kurulu Yerel Hayvan Görevlisi Ayten Tutkun, Emirdağ ilçesindeki vatandaşların belediye görevlilerinin beyaz bir minibüsle gelerek küçük yaştaki çocukların gözleri önünde sokak köpeklerine ateş ettiklerini söylediklerini belirtti. Belediye yetkilileri hakkında Afyonkarahisar Valiliği’ne suç duyurusunda bulunduklarını açıklayan Tutkun bu konuda valiliğe dilekçe yazıp gönderdiklerini kaydetti.

Annesiz kalan yavru köpekleri evine getirdiği ve bunları sahiplendirmek istediklerini belirten Ayten Tutkun, “Bu yavrular annesiz kaldı. Şimdi de sıcak bir yuva arıyorlar. Hayvanseverleri bu yavruları sahiplenme çağırıyoruz” dedi.

BELEDİYE: ATEŞ ETMEDİK

Bu arada Emirdağ Belediyesi yetkilileri köpeklere ekiplerinin ateş etmediğini, ekiplerin sadece sokak köpeklerini aşılarını yaptırmak ve kısırlaştırmak için toplayıp hayvan barınağına götürdüklerini öne sürdüler.

Kaynak: Hürriyet / DHA

Ilısu'ya Karşı "Boğaziçi Bildirisi"

Baraj bittiğinde, Hasankeyf’in tarihi eserlerinden caminin
minaresi üst kısmına kadar su altında kalacak.


Boğaziçi Üniversitesi'nden 111 öğretim üyesi, imzaladıkları ortak bildiriyle hükümete 'Ilısu Barajı projesi tamamen durdurulsun' çağrısı yaptı. Bildiride hükümetin Hasankeyf'i sulara gömecek barajda ısrar etmemesi, yerli finans kuruluşlarının da projeye destek vermemesi istendi.


Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilusu Barajı’na karşı çevreciler ve sanatçılardan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nin 111 öğretim üyesi de bir bildiriyle ayaklandı. Bölgenin, UNESCO’nun Dünya Mirası kriterlerinin onda dokuzunu sağladığı bilinen yer yüzündeki tek alan olduğu vurgulanan bildiride Ilısu’nun iptal edilmesi istendi.

Yarım asırdır süren yapımıyla yılan hikayesine dönen, son olarak yabancı kredi kuruluşlarının çekildiği Ilısu Barajı’na karşı hükümete bir çağrı da Boğaziçi Üniversitesi’nden geldi. 110 öğretim üyesinin imzaladığı bildiride şu görüşlere yer verildi:

“Hükümetin, Dicle Nehri üzerinde inşası öngörülen ve başta tarihi Hasankeyf olmak üzere çok sayıda doğal ve tarihi alanı sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı konusundaki ısrarcı tavrı bilinmektedir. Çevresel, toplumsal ve kültürel etkileri on yıllardır tartışma konusu olan Ilısu Barajı inşaatına uluslararası finansman yaratmak üzere bundan önce oluşturulan iki farklı konsorsiyum, 2002 ve 2009 yıllarında dağılmak durumunda kalmıştır. Bu iki konsorsiyum, Ilısu Barajı doğa, kültür ve yerleşimle ilgili uluslararası standartları sağlamadığı için projeden geri dönüşsüz olarak çekilmiştir. BM Çevre Programı Barajlar ve Kalkınma Projesi’nin tavsiyeleri, Uluslararası Hidroelektrik Birliği’nin Sürdürülebilirlik Yönergesi, ICOMOS 1990 Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü ve Dünya Arkeoloji Kongresi’nin etik kuralları gibi çok sayıda uluslararası belge de, Ilısu Barajı’nın ne denli yanlış olduğunu göstermektedir. Oysa, kâdim Hasankeyf kentiyle birlikte Dicle Vadisi, insanlığın en değerli doğa ve kültür varlıklarından biridir.”

Ilısu Barajı’nın tamamıyla durdurulması istenilen bildiri şöyle devam etti:

“Türkiye’nin iç hukuku açısından değerlendirildiğinde, Anayasa’nın 63. maddesinin (Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar) ve Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkındaki Kanun’un 9. maddesinin de Ilısu Barajı’nın inşaatına başlamayı planlayan Hükümet tarafından göz ardı edildiği görülmektedir. Biz, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri, hükümeti Ilısu Barajı inşaatından vazgeçmeye, projeye finansman sağladığı iddia edilen Akbank, Garanti ve Halkbank’ı ise, desteklerini çekmeye davet ediyoruz. Tarihi Hasankeyf’in UNESCO Dünya Mirası ilan edilmesini, mevcut Ilısu Barajı projesinin tümüyle iptal edilmesini ve Türkiye’nin enerji ihtiyacının daha bütüncül bir çerçevede ele alınmasını talep ediyoruz.”

Yabancılar kredi vermedi


Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) önemli ayaklarından biri olan Ilısu Barajı’nın ilk hazırlıkları 1954’te yapıldı. 1982’de kesin proje tamamlandı ve 1988’de de yatırım programına alındı. 2007’de Almanya, Avusturya ve İsviçreli üç kredi kuruluşuyla 450 milyon avroluk anlaşma imzalandı. Ancak üç kredi kuruluşu Türkiye’den istediği çevresel, kültürel ve sosyal kriterler yerine getirilmeyince Temmuz 2009’da projeden çekildi. Türkiye de projeyi tamamlamak için yerli kaynak arayışlarına yöneldi.


Kaynak: Radikal

Termik Santrallara Karşı Ortak Ses

Hatay'ın köylerinde ve sahillerinde kurulmak istenen termik santrallara karşı mücadele kızıştı. Hataylı çiftçiler: Ancak ölürsek santralı kurarsınız!


Hatay'ın Erzin ilçesine bağlı Aşağı Burnaz Köyü ve Burnaz Sahili çevresine kurulmak istenilen 5 adet Termik santrala karşı tepkiler gün geçtikçe büyüyor. Termik santrallere karşı örgütlenen bölge halkı sesini yükselterek öfkelerini ve kaygılarını dile getiriyorlar.

Siyasi partiler, sendika, kooperatifler, odalar ve derneklerin ortaklığıyla kurulan Termik Santral Karşıtı Platform, en son; Şubat ayında, çevre tahribatına yönelik bir miting düzenlemiş ve "Ak enerji defol bu memleket bizim!" sloganlarıyla, santral projelerini protesto etmişti.

Ankara'ya giderek Bakanlıkları da ikna etmeye çalışan platform üyeleri, olumlu bir yanıt alamamıştı. Ekonomisi büyük oranda narenciye üretimine bağlı olan bu ilçede 90 bin dekar narenciye bahçesi, yıllık 300 bin ton üretim kapasitesi, Türkiye narenciye üretiminin yüzde ıo'u, ihracatında yüzde 12'nin varlığının bulunuyor ve bölge halkı santralların buradaki üretimi baltalayacağı konusunda hemfikir.

TARIMDAN BAŞKA KAYNAĞIMIZ YOK

Mücadeleyle ilgili BirGün'e konuşan Çevre Koruma Derneği Başkanı Cemal Ertaç, "Çevre bakanlığının görevi termik santralcilere olumlu rapor hazırlamak değil halkının sağlığını korumak onların yaşanabilir bir çevrede yaşamasını sağlamak" diyerek yaşanan sürece isyan ederken, Tüm Köy Sen adına Satılmış Başkavak; AKP iktidarının HES'ler aracılığıyla tarımı yokettiğini söylüyor.

Zeytin Üreticileri Birliği Başkanı M. Akif Özer de, "Bizler sanayiye karşı değiliz ama tarım topraklarımızın; sağlığımızın da yok olmasını istemiyoruz. Kurulacak olan sanayi, Bölgemiz şartlarına uygun olmalı. Enerji ihtiyacı güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmalı. Çünkü halkımızın tarımsal ürünlerden başka geçim kaynağı yok" sözleriyle alternatif enerji kaynaklarına yönelinmesi gerektiğini vurguluyor.

PLATFORM: YA ÖZGÜRLÜK YA TUTSAKLIK!

Projeyle ilgili bir açıklama yapan platform ise şunları söylüyor: "Biz; köylüler, üreticiler, çiftçiler ve bilcümle bölge yaşayanları, hep bir ağız tek bir yürek olarak haykırıyoruz: Hey siz! Para uğruna nefsinin mahkumu olmuş doğa katilleri! Ne etseniz de alın terimizle suladığımız topraklarımızı, elvan çeşit yemişler veren bitkilerimizi, portakal çiçeğimizin kokusunu ve yaşamını bizimle paylaşmış bilcümle doğayı, Burnazımızı, Amanoslarımızı, sağlığımızı ve hatta hayallerimizi asla ama asla çakmayacaksınız; Çünkü biz Çukurovahyız, çünkü biz halkız. Ya özgür kalacağız ya da tutsak yaşayacağız!"

Kaynak: BirGün

1 Nisan 2010 Perşembe

Vali ile Polemiğe Girmenin Bedeli

Erzurum’un Tortum İlçesi’nde kurulması planlanan hidroelektrik santrali (HES) ile ilgili düzenlenen konferansta Vali Sebahattin Öztürk ile tartışan Erzurum Tema Vakfı Temsilcisi, öğretmen Işıl Bedirhanoğlu’na, ‘kınama’ cezası verildi.


Tortum’da halkı bilgilendirilmek amacıyla 22 Şubat’ta Çok Programlı Lise salonunda düzenlenen toplantıda TEMA Vakfı Erzurum Temsilcisi, Palandöken İlköğretim Okulu sınıf öğretmeni Işıl Bedirhanoğlu, “Su kaynakları öncelikle burada yaşayanlara, ardından da bize aittir. Masa başında hazırladığınız projelerle bölge halkına ve doğaya zarar veriyorsunuz. İnsanların buradan göç etmelerine neden oluyorsunuz. Kusura bakmayın ama kimse milyon dolarları bırakıp da, sizin köylerinizi düşünmez” diye konuştu.

TÜM SALON ÖĞRETMENİ ALKIŞLADI

Konuşması salondakiler tarafından alkışlanan Işıl Bedirhanoğlu’nun elinden mikrofonu alan Vali Sebahattin Öztürk ise “Salonda aşağı yukarı 200 kişi var. Herkesin görüşü aynı olduğu zaman hepinizi nasıl dinleriz? Bizim buna vaktimiz yok” dedi. Bunun üzerine Bedirhanoğlu, “Sayın Valim herkesin vakti kıymetli, burada 200 insan konuşuyorsa, bunları dinlemek zorundasınız” diye karşılık verdi. Vali Öztürk de, öğretmene, “Yapmayın ya, işimi sizden mi öğreneceğim?” diyerek çıkıştı.

Milli Eğitim Müdürlüğü, konferansın ardından öğretmen Işıl Bedirhanoğlu hakkında soruşturma açtı. Müfettişlerin yaptığı soruşturma sonucu Bedirhanoğlu’na ‘kınama’ cezası verildi. İl Milli Eğitim Müdürü Fevzi Budak, kınama cezasının soruşturma sonrası verildiğini doğruladı.

Kaynak: Birgün

Deniz kaplumbağalarına görülmemiş işkence


Biri ya da birileri Hatay’da 3 deniz kaplumbağasını naylon iple kafalarından birbirine bağladı. Birbirlerinden kurtulmak için çırpınan kaplumbağalar suyun dibine batarak öldüler. Bu inanılmaz vahşeti görenler ise gözlerine inanamadı.


Hatay'ın İskenderun Körfezi'nde boyunlarından birbirlerine naylon iple bağlanarak işkenceyle öldürülen 3 yavru deniz kaplumbağası karaya vurmuş halde bulundu.

Mustafa Kemal Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Turan, bir ihbar üzerine İskenderun Körfezi’nde işkence edilerek öldürülmüş 3 yavru deniz kaplumbağası bulduklarını söyledi. Yavru deniz kaplumbağalarının kendini bilmez bazı kişiler tarafından naylon iple boyunlarından birbirlerine bağlanıp denize bırakıldığını belirten Prof. Dr. Turan, “Hayvanlar, birbirlerinden kurtulmak için çırpınırken suyun dibine batmışlar orada da boğularak ölmüştür. Sonra da karaya vurmuşlar” dedi.

Kaplumbağa ve fok balıklarının nesillerini sürdürmek için İskenderun Körfezi’ne geldiğini kaydeden Prof. Dr. Turan, “Ancak birçok kötü muameleye maruz kalıyorlar. Bazıları balıkçıların oltalarındaki yemleri almak için takılıyorlar. Balıkçılar, olta çekildiğinde kaplumbağa veya fokla karşılaştığında korkudan veya sinirinden başına çekiç veya benzeri aletle vurarak öldürüyorlar. Balıkçıların ağlarına takılanlar da ölüyor. Ayrıca deniz ticareti yoğun olduğu için gemilerin pervanelerine de takılıp ölenler oluyor. Ben balıkçıların biraz daha duyarlı olmasını istiyorum. Nesli tehlikede olan canlılar. Bunlar ileriki yıllarda göremeyeceğiz. Kaplumbağa ölüm vakaları çok alıyoruz. Bir hafta içerisinde ölü kaplumbağalar ve yunus balığı ile karşılaştık. Deniz ile iştigal eden herkesin korumacı bir yaklaşım ile yaklaşmalı, bu canlılar kesinlikle tehlikeli zararlı canlılar değildir. Bunlarda geleceğe bırakacağımız doğal miraslarımızdır” diye konuştu.

"BU DURUM GÜÇLÜNÜN GÜÇSÜZE OLAN EZİYETİ"

Psikolog Ayşe Kayhan:

"Böyle bir olayın altında biyolojik ve psikolojik sorunlar yatar. Bu olaydaki vakayı görmeden tam olarak bir şey söyleyemesem ama patolojik bir rahatsızlıktır.

Ama genel olarak bakıldığında toplumsal bir şiddet bizim toplumumuzda var. özellikle kendinden güçsüze ilk önce hayvana sonra çocuğa ve kadına gösterilen şiddet var. bunların temelinde toplumsal kültür yatıyor.

Güçlünün güçsüze olan eziyeti."

DOĞAL HAYATI KORUMA VAKFI'NDAN VAHŞETE TEPKİ

Hatay'da deniz kaplumbağalarına yapılan inanılmaz işkenceye Doğal Hayatı Koruma Vakfı'ndan (WWF) tepki geldi.

Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak “Göz bebeğimiz gibi korumaya çalıştığımız, türünün azalmasının önüne geçmek ve korumak için büyük bir mücadele verdiğimiz, yaşadığımız coğrafyanın zenginliği, Akdeniz’deki kıyılarımızın ve kumsallarımızın sembolü olan deniz kaplumbağalarının Hatay’da katledilmesini çok büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Nesli dünya çapında tehlike altında olan ve yasalarla korunan deniz kaplumbağalarının yaşamını sürdürmesine yönelik yaklaşık 20 yıldır süren mücadelemizin Türkiye’de doğa korumanın simgesine dönüştüğüne ve pek çok kişinin bu konudaki çalışmalarımıza etkin biçimde katıldığına tanık oluyoruz. Buna karşın, doğal yaşama saygı duyulmadığını görmek hayal kırıklığı yaratıyor. Yaz aylarında Akdeniz’deki yuvalama kumsallarında yaptığımız çalışmalarla, yumurtadan çıkan binlerce deniz kaplumbağasının denize ulaşmasını sağladık. Bu tür olayların tekrarlanmaması için herkesin gereken duyarlılığı göstermesini bekliyoruz” dedi.

Mayıs ayı ortası itibarıyla Akdeniz kıyılarımızdaki yuvalama kumsallarına yumurta bırakmaya başlayacak olan deniz kaplumbağalarının korunması için bu alanları kullanan bireylerin de tedbirli ve sorumlu davranması gerekmektedir. WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, türün yaşamını sürdürebilmesi için yuvalama kumsalları, beslenme ve kışlama alanları başta olmak üzere yaşam alanlarındaki insan kaynaklı tehditlerin en aza indirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Hürriyet / DHA