24 Şubat 2014 Pazartesi

Koç'taki hayvan deneyleri panelinde zulüm ifşa edildi

Geçtiğimiz haftalarda (7 Şubat 2014) Koç Üniversitesi'nde Prof. Dr. Hakan S. Örer'in hazırladığı "Hayvan Deneyleri Gerekli mi?" paneli yapıldı. Panele Yeryüzüne Özgürlük'ten ve cehennemegidenyol.com kampanyasından katılan eylemciler, hayvan deneylerinin bilimsel sahtekarlık olduğunu söyleyerek deneylerin tarifsiz işkence ve katliamlara dayanan gerçek yüzünü deşifre etti.

Tüm dünyada hayvan deneylerine karşı duruş gün geçtikçe artığından Türkiye'de böyle bir panelin yapılması elbette bizleri şaşırtmadı. Ancak orada deney karşıtlarının bulunması ve salondaki izleyicilerden de karşıt söylemlerin olması birilerini epey şaşırttı!
Panelden notlara geçmeden önce belirtelim: Hayvanlara yapılan zulümler tıpkı ırkçılık, faşizm, kölelik gibi bir gün tarihin kanlı sayfalarında yerini alarak, utançla anılacak. Çünkü yaşam on bin yıllık kayıtlı tarihe ya da bilimsel ilerlemeciliğe indirgenemez. Çünkü bu insana ait olduğu söylenen “insani”(?) değerlerle bağdaşmıyor. Yeryüzüne lime lime eden insanlık, deneylerde hayvanların gözlerini oyararak gerçeğin özüne ineceğini sansa da, gerçek mahvetiği o gözlerin içinde saklı!

Panelden Notlar
*Aşağıdaki notlarda sadece panelden notları değil, panel boynca ne kadar saçmalandığını da okuyacaksınız. Kısa yoldan deney gerçeğiyle ilgili bilgileri öğrenmek isteyenlerse lütfen burayı incelesin: veganblogg

“Hayvan deneyleri gerekli mi” paneli ALF ile başladı. 
 
ALF ile gelen özgürlük ve etik süreç:
Prof. Dr. Hakan S. Örer daha sunuma başlarken yanlış bir bilgi ile başladı. Küçümseyici ve alaycı bir tonla PETA’nın laboratuar basarak hayvanları kurtardığını söyler. Nasıl bir araştırmayla bu bilgiye ulaştı gerçekten bilmiyoruz, ama PETA laboratuvar basmaz, yapsa yapsa hayvan refahıyla ilgili çalışmalar yapar. ALF – Animal Liberation Front (Hayvan Özgürlüğü Cephesi) ise laboratuarları basarak katliamı ortaya çıkarır ve kamuoyuna gerçekleri sunar.
ALF nedir ne değildir ve ALF ile ilgili güncel eylemleri merak edenler için: 
“Her şey insan için” için sevgilim 

Hem panel sırasında hem de panel bitiminde Örer’le yapılan konuşmalarda, ALF'nin yaptığı eylemlerin bugünkü etik konuşmasının temelini oluşturduğu hatırlatılarak, saygı gösterilmesi gerektiği belirtildi. Örer'de katılıyor olacak ki artık primatların deneylerde kullanılmasına karşı olduğunu belirtti. Çünkü insana en yakın türlerden birisi primatlarmış! Peki ya kuşlar, fareler, tavşanlar ? Bunu merak eden sadece biz de değildik. Salondan bir öğrenci daha, bir kuşa ya da herhangi bir hayvana bunu yapıp yapmayacağımızı sordu. Mesela bize yakın olmadığı için bir tavşanın gözlerini kör edip, kafalarına delik açabilme hakkını kendimizde nasıl görüyoruz ? 

Evet bunun bir cevabı var; İnsanlık için!


Katledilen on milyonlarca can….

Sunum boyunca ekrandan korkunç büyüklükte geçen rakamlar dikkat çekti: 11 milyon, 10 milyon, 9 milyon, 8 milyon... Bunlar sadece İngiltere gibi gelişmiş(?) bir ülkenin, bir yılda yaptığı hayvan deneyleri katliamının resmi listesiydi.


En gelişmiş “katil ülke” İngiltere

Sunumda bol bol, İngiltere’nin "en gelişmiş” (?) hayvan refahı yasalarının uyguladığı ülke olduğu ve henüz Türkiye’nin bu gelişmişliğe(?) erişemediği anlatıldı. Ancak bir tane bile üzerinde deney yapılan hayvan fotoğrafının gösterilmemesi dikkat çekti. Hayvanlarla ilgili bir sunumun afişinde bile hayvan fotoğrafı yoktu. Kullanılan bütün görseller eğlenceli ve alaycı karikatürlerden seçilmişti. Gerçek bir deney hayvanı fotoğrafının gösterilmemesiyle neyi gizlemeye çalıştığı Örer'e sorulduğunda alınan cevap pek tatmin edici değildi. Herkesin tahmin edebileceği gibi bunun tek bir sebebi var oda öğrencilerin hayvanlarla empati yapmasını engellemek.
Hayvan deneylerinin gerçek yüzünü merak edenler; en gelişmiş “hayvan refahı” yasalarının uygulandığı İngiltere'deki hayvan deneyi eziyetiyle ilgili haberi ve videoyu inceleyebilir:

http://yeryuzuneozgurluk.blogspot.com.tr/2013/04/bilimde-dunya-oncusu-ingiliz.html



Vicdanlara seslenen tanıdık bir yüz: Köpek

Sunumda algıları zorlayan yerlerden birisi de 2008 yılında Türkiye'de yaşanan bir olayın anlatılması ve ona verilen tepkiydi. Van’da ayakları kırılan bir köpeğin belediye görevlileri tarafından önce boynuna kablo bağlanıp ardından da çöp kamyonuna atılmasını etik dışı bulan Örer, salona seslendi: Türkiye’deki hayvan hakları hala bu durumda! Gerçekten de salondan cık cık sesleri yükseldi!

Bir “cık cık”ta bizden! Hayvanları nasıl öldürdüğünüzü iyi biliriz!


Örer, bir hayvanat bahçesine hapsedilen 83 yaşındaki dünyanın en yaşlı fliamingosu Greater’ın, ağrılarına son verilmesi için ötanazi yapıldığını söyleyerek, deney hayvanlarına da tıpkı Greater gibi ötanazi yaptıklarını söyledi. "Hayvanın kendi esenliği açısından o hayvanın uyutulması gerekiyor” muş. Hatta hayvanlara kötü muamele deneyin kalitesini bozduğu için deney yapanların bu konuda da eğitim alması lazımmış! Bu konuda da ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Gerçekten trajikomik bir empati durumu!


Türkiye'de deney yapılan hayvanların yüzdesi: 

Örer, Türkiye'de deney yapılan hayvanların yüzdesini de verdi: %30 fare, %22 sıçan, %18 kuş %7 tavşan. Biraz araştırınca deney yapılan diğer hayvanlar arasında at, koyun, domuz, hamster, kobay, sığır, embriyolu yumurta, sürüngenler, balıklar, bıldırcın ve keklik olduğunu gördük.


Primat deneyleri nasıl bu noktaya geldi?

Birkaç hafta önce dünyanın 3 büyük ilaç firmasından biri olan Merck&CO şempanzelerde deney yapmayı bıraktığını açıkladı. Hakan S. Örer’e bu sorulduğunda, kendisi de primat deneylerine karşı olduğunu söyler. Ancak eminiz ki ne Merck&CO ne de Prof. Dr. Hakan S. Örer, 70’li yıllarda bu durumu akıllarına bile getiremezdi.


Cehenneme giden yol

Cehennemegidenyol.com sitesi, deney merkezlerine hayvan taşınmanın durdurulması için, tüm dünyada yapılan uluslararası bir protesto. Protesto sayesinde bugüne kadar Lufthansa, Airlines, Eithad ve Air China gibi 20'nin üzerinde havayolu şirketinin hayvanları deney merkezlerine taşımaktan vazgeçti. Deneylere ağırlıklı olarak primat taşıyan Air-France KLM'de şu anda protesto ediliyor. Detaylı bilgi için:

http://www.cehennemegidenyol.com/


Deneyle ilgili videolar: 





Sonu korkunç biten 10 psikoloji deneyiyle ilgili gerçekler: http://onedio.com/haber/sonu-korkunc-biten-10-psikoloji-deneyi-223567

Savunma sanayisinin hayvanlara yaptığı akıl almaz deneyleri de buradan inceleyebilirsiniz: http://issuu.com/videosabotaj/docs/sgk/1?e=0


İlerleme mi dayatma mı ?

Prof. Dr. Hakan Örer sunumu boyunca bilimin geliştiği ve teknolojinin ilerlediği gibi sürekli insan türünün “maddi ilerleme”lerinden bahsetti. Hatta manevi değerlere örnek olarak da hayvanları katlederken nasıl ‘daha az acı veririz’den bahsetti.(?) Oysa doğa ham madde deposu gibi kullanılamaz! İnsan sadece maddi ilerlemeden ibaret değildir. Ve insan sadece bilime indirgenemez. Bu insana has olduğu söylenen etik ve “insani” değerlerin altını doldurmuyor maalesef!

Örer salona bir yerde şu soruyu sorar; Su çiçeği, kanser aids konularında deney olmasa yol alabilir miydik ?
İngiltere’deki resmi raporlar zehirli madde (toksikoloji) deneylerinin sayısının 399.000’i bulduğunu ancak kanser için yalnızca 10.200 deney yapıldığını söylüyor. Ve Dünya Sağlık Örgüt’üne göre sadece 240 tane ilaç olması gerekirken piyasada tonlarca ilaç var. Bu bilgiler bile bilimin kim ve ne için çalıştığını gösteriyor. Ancak kaçırılan bir şey var ki… biz bunu istemiyoruz. Modern bilim kapitalizme hizmet eder, insanlığa değil. Hayatımıza kanseri sokup ardından da tedavi edicem diye ilaçları dayayan bundan ekonomik kazanç sağlayan yine bu düzenin ta kendisidir. Ve bütün bu talep ya da istek değil, dayatmadır. Kimse bu deli saçması dünyada yaşamak, ihtyaçmış gibi sunulan şeyleri istemiyor. Hele de herkesin yapay dünyadan uzaklaşıp organik yaşama geçmek istediği bir dünyada kimsenin bu ilaç ya da kimyasallara ihtiyacı yok.


Hayvan deneyleri: Bilimsel aldatmaca!

Hayvan deneyleri, bilim insanlarını ve doktorları her geçen gün daha fazla kaygılandırıyor. Her sene ilaçların beklenmedik yan etkileri nedeniyle her 6 kişiden 1’i hastanelere başvuruyor. Ecza devleri ise öngörülemeyen etkileri olan bu ilaçları piyasaya pompalamaya devam ediyor.  2004 Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) raporuna göre hayvan deneylerinden geçen 10 ilaçtan 9’u insanlar için tehlikeli veya faydasızdır. Bunun en büyük sebebi, insan hastalıklarının %98’ine insan dışı hayvanlarda rastlanmamasıdır. İngiltere’de her yıl reçeteli ilaçların yan etkileri yüzünden 10,000’den fazla insan ölmektedir. Amerika’da bu rakam 100.000’in üzerindedir. 2004 yılında artrit ağrı kesicisi Vioxx, 140,000’i ölümcül olmak üzere 320,000 kalp krizi ve inmeye neden olduğu için toplatıldı. Gerçekte hayvan testleri, bu trajedileri öngörme konusunda başarısız oldu! Oysa modern DNA çipleri, insan tabanlı testler, PET ve diğer tarayıcılar kullanılarak gönüllülerin izlendiği insan dokusu ve mikro-doz araştırmaları yapılsaydı hepsi önlenebilir ya da azaltılabilirdi. Penisilin hayvanlarda denenip başarısız olduğu için yıllarca kullanılmadı, tesadüfen ölmek üzere olan bir hastada denenerek sonuçları bulunmuştu. Hayvanlarda test edildikten sonra piyasaya sürülen Talidomid isimli bir ilaç yüzündense 10 bin çocuk sakat doğdu.


İngiliz Pharmagene firması (şimdiki adıyla Asterand) diyor ki:

‘İnsan genetiği üzerine yeni veriler elde edilmesi, ilaç araştırmalarını hayvanlar üzerinde yapmayı geçersiz kılıyor. Eğer insan genetiği üzerine bilginiz varsa, hayvanlara dönmenin ne anlamı var?’ felsefesinden hareketle sadece insan dokusu kullanır.


Not: 

Hayvan deneylerine karşı mücadele vermek deney yapmayan ürünleri kullanmak ve hand-made/el yapımı ürünler kullanmak olabilir ancak en etkili yol, deney yapan katil şirketleri, devletleri, sektörleri deşifre etmek ve bu sayede deneye son verilmesini sağlamaktır.




Kaynak: Cehenneme Giden Yol

23 Şubat 2014 Pazar

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili tasarı ve teklifler derhal geri çekilmelidir!

19 Şubat 2014 tarihinde, TBMM Çevre Komisyonu'nda, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun değiştirilmesi gündemi ile STK'ların da katılımı ile toplantı gerçekleştirilmiştir. Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden de bir gözlemci üyenin katıldığı komisyon toplantısında, ayrı ayrı olarak yasa tasarısı ve teklifi halinde komisyon gündemine alınan her iki metnin de birleştirilmesi ve yasa konusunda çalışacak bir alt komisyon kurulmasına karar verilmiştir.

Komisyon toplantısı sonunda, başta Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ve bu bakanlığın bürokratları olmak üzere, komisyon üyesi milletvekillerinin de hayvanların varoluştan gelen doğal haklarından ve gerek Türkiye gerekse dünya üzerinde yaşanan hayvan hakları ihlâllerinden bihaber oldukları kanaatine varılmıştır. Önümüzdeki günlerde tartışılacak olan yasa tasarısı ve teklifi hakkında yayımladığımız ve aşağıda yer verdiğimiz, farklı çalışma konuları ve mücadele alanlarından 46 STK, siyasî parti, sendika ve oluşumun imzaladığı ortak deklarasyonun hâlâ geçerliliğini koruduğunu, hatta revize edilen tasarının yasalaşması halinde önümüzdeki günlerde hayvanları çok büyük felaketler beklediğini duyurmak isteriz.

2011'in Aralık ayından başlayarak günümüze dek, başta hayvan deneyleri olmak üzere birçok hayvan refahı konusunda yürürlüğe sokulan yönetmeliklerin oluşturduğu meşru zeminde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde tüm hayvanlara soykırım uygulandığını ve eğer yasalaşır ise 5199 sayılı Kanun hakkındaki tasarının, zulmün ve soykırımın boyutlarını daha da arttıracağını kamuoyuna duyuruyoruz.

Bu soykırımdan, çıkartılan tüm yönetmeliklerin, komisyonlarda bekletilen tüm tasarı ve tekliflerin sebep olduğu ve olacağı tüm hak ihlâllerinden, T.C. devleti ve hükûmetini sorumlu tuttuğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Hayvanlara yönelik soykırımı ve zulmü meşrulaştıran tüm yönetmelik, yasa, kanun tasarısı ve teklifler geri çekilmelidir!

Devlet, tüm canlıların hakları ve bedenlerinin üzerinden kirli elini çekmeli; hakları esneterek, yok sayarak çıkardığı kanlı yasalarla uyguladığı zulmü, soykırımı meşrulaştırmaya son vermelidir!




5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda 
Değişiklik Yapılmasına İlişkin
ORTAK DEKLARASYON
05.06.2012

5199 sayı ile 2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu ile ilgili olarak, gerek basında gerekse hükûmet kaynaklarında birçok haber çıkmış, Kanunun hayvan hakları kuruluşlarını tatmin edecek şekilde düzenleneceği, hayvanların kapsamlı bir şekilde korunacağı ve zaten sahip olunan hakların geliştirilip gözetileceği kamuoyuna duyurulmuştur.

Şu anda TBMM Çevre Komisyonu’nda bekletilen iki adet kanun teklifi olmakla birlikte, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanmış başka bir değişiklik tasarısının da Başbakanlığa gönderildiğini ve görüşüldüğünü öğrenmiş bulunmaktayız. Meclis ihtisas komisyonlarında bekleyen tekliflerden 2 / 366 sayı numaralı olan düzenleme, bugüne kadar yürürlüğe sokulan ve görüşülmek üzere bekleyen diğer teklif ve tasarılar gibi, hayvanları korumaktan, yaşam haklarını gözetmekten son derece uzak, ülkeye özgü koşullar umursanmadan ve göz ardı edilerek, pek çok hayvan ırkını toptan yok edecek felaketlerin önünü açmak maksadı ile hazırlanmıştır.

        Söz konusu teklifle, hayvanların ne şekilde öldürüleceği hükme bağlanmakta, hayvanların korunması ve yaşatılması değil, hayvanlar için asgarî "lüks" standartlarından oluşan “hayvan refahı” düşüncesi şart koşularak, 5199 sayılı Kanunun maddeleri değiştirilmek istenmektedir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa sunulan “HAYVANLARI KORUMA KANUNUNDA VE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI” da diğer kanun tekliflerinde olduğu gibi beraberinde birçok hak ihlalini getirecektir:

Şöyle ki;

1- Evlerde kaç hayvan bulundurulacağı; “tehlikeli ırk” adıyla hayvanların yaftalanması; hayvanlardan kaynaklanabilecek sorunlara dair tedbirlerin (öldürme, toplu imha, izolasyon vs.) diğer bakanlıklarla birlikte belirlenerek yönetmeliklerin çıkartılması,

2- Hayvanların imhasına olanak sağlayan 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ile 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanununun yeni tasarıda da yer alması,

3- Deneylerde kullanılacak denek hayvanların etik kontrolden uzaklaştırılması, bu konuda mümkün olduğunda denetimlerin keyfiyete bağlanması,

4- Kanun tekliflerinin ve tasarının içeriği incelendiğinde, amacın hayvanları korumak ve hakları gözetmek değil, hayvanları bertaraf etmek olduğunu kanıtlanmaktadır.

Biz, aşağıda imzası bulunan STK ve oluşumlar,

Hem TBMM komisyonlarında bekletilen yasa tekliflerini hem de Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca hazırlanarak Başbakanlığa gönderilen yasa tasarısını, aşağıdaki nedenlerle desteklemediğimizi, tüm bu felaket tasarılarına karşı çıktığımızı ve tekliflerin bu hali ile yasalaşması halinde, uluslararası resmî teşkilatlarca (Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı vb.) uygulatılmak ve bizzat devletçe de uygulanmak istenen “hayvanlardan arınma” politikasının teşhiri için gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında her türlü propaganda aracını kullanacağımızı kamuoyuna ve ilgili makamlara duyururuz.

-   Amacı ve adı “HAYVAN KORUMA” olan bir yasada hayvanların sorun olarak görülmesi,  her canlının şahsına özgün fizikî ve karakter özellikleri, yetiştirilişi ve geçmişi, yaşadıkları incelenmeden, “tehlikeli” sıfatıyla yaftalanması asla kabul edilemez; basit, insanî mazeretlerle hayvanların öldürülmesi ve nasıl bertaraf edilecekleri de adı koruma olan bir kanunun ESASINI OLUŞTURAMAZ. Bu nedenle değiştirilmek istenen 5199 sayılı yasa, 5996 ve 1593 sayılı kanunlardan ayrı bir şekilde ele alınmalı ve bu kanunlar da 5199 sayılı yasaya göre güncellenmeli, bu yasaların içinde yer alan imha maddeleri derhal kaldırılmalıdır.

-       İnsanî bir seçenek, çözüm olarak sunulan, “uyutma” diye bilinen, solunumu durdurucu iğne ile öldürme yöntemi, bir hak değil, aksine yaşam hakkının sonlandırılmasıdır. Bu nedenle, hayvanların refahını sağlama adı altında yürürlüğe girecek herhangi bir yasanın içinde de bu maddeye yer verilemez. Bu hakkı, hiçbir kurum, kişi ve kuruluş, çok istisnai durumlar haricinde, tıbbî gerekçesiz, uygulayamaz.

-         Tasarı, yasalaştığı takdirde evlerde yaşayan hayvanların sayısına ciddi kısıtlamalar getirilecek ve muhtemelen bu sayı, tek bir hayvan ile sınırlandırılacaktır. Bir hayvan “sahibi”nin, evinde tek ya da birkaç hayvan bulundurma sınırlandırmasına, dayatmasına yasalar ile kesinlikle karar verilemez. Bu hayvan hakları ihlali olduğu kadar, aynı zamanda da bir insan hakları ihlalidir ve Anayasa’daki, mülkiyet hakkına aykırılık teşkil etmektedir.  Adı üzerinde, mevzuata göre “evcil”  olarak tanımlanan hayvan türleri, ferdin hanesinde, kendi tasarrufundadır ve mülkiyet hakkından ayrı düşünülemez. Şahsî mülkiyet edinmek de kişinin kendi tasarruf inisiyatifindedir. Anayasa ile koruma altına alınmış bu hakka hiçbir şekilde dokunulamaz.

-       Kısırlaştırma, yeni bir iş, istihdam, kolay para kazanma kolu olarak görülemez, bu konuda ihaleler açılamaz. “Sahipsiz” hayvanlara devletçe uygulanan kısırlaştırma işlemi, günümüzde bir “soykırım” haline dönüşmüştür. Zorunlu bir uygulama, şart haline getirilen bu işlemin, ciddi bir operasyon olduğu unutulmuş veya bilinçlice göz ardı edilmiştir. Operasyon öncesinde, sırasında ve sonrasında asgarî önlem ve işlemler dahi uygulanmamakta, bu da ciddi hayatî riskler ve eziyetli hak ihlallerinin ölümle sonuçlanmasına neden olmakta, kısırlaştırmayı bir imha aracı haline getirmektedir. Koruma, hayvanlara soykırım uygulayarak sağlanamaz.

-      Hayvanların, deneylerde kullanılması da başlı başına etik bir sorundur. Ancak mevzuat, etik sebeplerden dolayı oluşan bu karşıt görüşümüzü değil, devletin ve ilaç endüstrisinin çıkarları doğrultusunda hayvanların birer denek olarak kullanılmasını onaylamaktadır. Bakanlığın, Başbakanlığa sunmuş olduğu yasa tasarısında ise, hayvan deneylerinde veteriner hekimin bulundurulması zorunluluğu da ortadan kaldırılacaktır.

-          İşkence ve kötü muamele, idarî para cezaları ile geçiştirilmektedir. Yine Bakanlığın Başbakanlığa sunduğu tasarıda, hayvanlara işkence yapan kişi, sadece 750 TL’lik bir idarî para cezasını devlete ödeyerek bu fiilini gerçekleştirebilecektir. Hak ihlallerinin yasal hükümlerle önlenmesi gayesi taşınıyorsa cezaların caydırıcı olması ve yükseltilmesi şarttır.

-      Mevzuatça “tehlikeli ırk” olarak tanımlanan hayvanların, bakımevlerine teslim edilmesi zorunluluğu da Türkiye’de belli hayvan ırklarına karşı yapılmak istenen haksız bir yaftalamadır. Bu uygulama, insanlara yapıldığında ya da yapılacak olduğunda adı “soykırım” olurken, yasa koyucu, bu uygulamayı hayvanlar için çok rahat bir şekilde dile getirebilmekte, bunu bir çözüm olarak sunmaktadır. Hukuken ve vicdanen böyle bir uygulamanın meşruiyeti mümkün değildir.

-          Hayvanlar, sadece kedi, köpek gibi evcil hayvanlardan oluşmamaktadır. Ancak mevcut Kanun ve bu Kanunun değiştirilmesi için sarfedilen çabalar, daha çok evcil hayvanları kapsamaktadır. Her gün muazzam bir zulme maruz bırakılan, “çiftlik hayvanları” diye anılan ya da mevzuatça “kesim hayvanı” olarak tanımlanan hayvanlar, deneylerde sömürülen ve işkence edilen hayvanlar, “yarış hayvanları”, hayvanlı sirklerde, gösteri endüstrisinde sömürülen ve hak ihlallerine maruz kalan hayvanlar, hayvanat bahçelerinde hapishane koşullarında yaşayan yaban hayvanları için hiçbir olumlu düzenleme getirilmemektedir. Bu, büyük bir samimiyetsizlikten ve illüzyondan başka bir şey değildir.

-          AB müktesebatı dâhilinde hayvan refahı ile ilgili Türkiye’de yürürlüğe giren tüm mevzuat, hayvanların haklarını değil insanların refahını korumaktadır; insanmerkezci ve bencil bir düşünce yapısıyla hazırlanmıştır ve hayvanların “ekonomiye katkı payı” hesabı ile yaşatılmasına veya öldürülmesine karar verme yetkisini ısrarla otoritelere vermek istemektedir. Bu nedenle, maksat, yine hayvanları korumak değil “hayvan refahı” adı altında göz boyamak ve hayvanlara uygulanan zulmü, işkenceyi ve tahakkümün devamını sağlamaktır. Bu yüzden mevcut olan tüm mevzuatı reddediyor ve hayvan haklarını gözetmek iddiasıyla yürürlüğe konmak istenen mevzuatın hazırlanmasında rol alan hayvan refahı derneklerini, hayvanseverleri ve Bakanlık yetkililerini kınıyoruz.

-          Hiçbir dernek, federasyon ya da grup, hayvanları ya da hayvan hakları savunucularını tamamı ile temsil tekeline sahip değildir. İnsanlardan çok daha fazlasını hissedebilen, duyguları ve bilinci olan, acı çekme yetileri olan hayvanlar hakkında mevzuat çıkartılırken, hayvanlar mevcut yasalar karşısında birer eşya, mal olsalar dahi, onların gerçekte insanlar gibi acı çeken, hissedebilen, canlı bireyler oldukları unutulmamalıdır. Bu unutulduğu takdirde; insanın, doğanın önemli bir paydası olan, ekosistemde en az insanlar kadar bir yere ve doğal haklara sahip olan hayvanlar üzerindeki bencil hükümranlığının, basit ekonomik hesapların sonucundaki bilançonun iflas olacağı, bunun yaşama karşı ciddi bir suç oluşturacağı, bu suçun yasalar ile meşrulaştırılması ile de önce vicdanlarımıza, sonra da tüm canlılara karşı hiçbir şekilde hesabını veremeyeceğimiz ve telafisi olmayan ciddi zararlar doğacağı, acı gerçeğin ta kendisi olarak karşımıza çıkacaktır.

SONUÇ ve TALEP:

-        Hayvanlar aleyhinde olan, hem TBMM komisyonlarında bekletilen tekliflerin hem de Bakanlıkça Başbakanlığa sunulan tasarının ivedilikle geri çekilerek, hayvanlara ve yaşama karşı telafi edilemeyecek felaketlerin önlenmesini talep ediyoruz.

-      Hayvan koruma ve hak savunusu iddiası ile hazırlanan yasalar, adına yaraşır bir içeriği barındırmalı, ilkeleri ve amacı ile çelişmemelidir. Bu bağlamda, öncelikle hayvanı korumalı, hayvanları homojen bir toplam olarak kabul edip belli bir potada eritmemeli, hepsinin birer birey olduğunu kabul ederek ve Türkiye şartları (altyapının mevcut olmayışı, kadro yetersizliği, toplumun hayvana bakış açısı vs.) göz önünde bulundurularak, hayvanların YAŞAM HAKLARINI savunurken misyonunda ve vizyonunda samimi olan, amaçlarını faaliyetleri ile ispatlamış STK ve oluşumların görüşü alınarak, katılımcı ve çoğulcu bir perspektifle kaleme alınmalıdır.

İMZACILAR:

Alfabetik sıraya göre;

1.    Amargi Kadın Kooperatifi
2.    Animal Protection Group Arbeitsgruppe für Tierrechte e.V., Almanya
3.    Büyükçekmece Sokak Hayvanlarını Koruma ve Sevenler Derneği (SOHAYKOSEV)
4.    Çandarlı Hayvan Koruma Derneği (ÇANHAYKODER)
5.    Çeşme Doğa ve Hayvanseverler ve Koruyanlar Derneği
6.    Datça Çevre ve Turizm Derneği
7.    Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES)
8.    Doğal Yaşam Derneği
9.    Doğayı ve Hayvanları Seven Sevdiren Derneği
10.  Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD)
11.  Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği
12.  Etik Vegan Yaşam Grubu
13.  Ev-Eksenli Çalışanlar Sendikası (Ev-Ek-Sen)
14.  Feminist Sanatçılar Platformu
15.  Feministbiz
16.  Halkların Demokratik Partisi (HDP)
17.  Hayvan Hakları Aktivistleri Derneği (HAYVİST)
18.  Hayvan Hakları için Birleşim Hareketi (HAYİHAK)
19.  Hayvan Haklarını Koruma Derneği (HAYHAK)
20.  Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD)
21.  Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi (HÖİ)
22.  Hayvanları Doğal Ortamda Yaşatma Derneği (HAYDOY)
23.  Hayvanları Koruma Derneği Manisa (HAKDEM)
24.  Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği (HYHKD)
25.  İmece Evi - Doğal Yaşam ve Ekolojik Çözümler Merkezi
26.  İstanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği
27.  İzler Derneği
28.  İzmir Kent Konseyi Çevre Çalışma Grubu
29.  İzmir Yenikapı Tiyatrosu
30.  KaosGL LGBTT Dayanışma Derneği
31.  KESK - ESM (Enerji, Sanayi, Maden Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul Şubesi
32.  Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği
33.  Muğla Savaş Karşıtı Kadın İnisyatifi
34.  Sarıyer Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu
35.  Sinop Çevre Dostları Derneği
36.  Sokak Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği (HAYKUR)
37.  Sol Arayış
38.  Sosyalist Parti
39.  Türkiye HomeNet Ev-Eksenli Çalışan Kadınlar Dayanışma Ağı
40.  Validebağ Gönüllüleri Derneği
41.  Vegan Kolektif
42.  Yedikule Hayvan Dostları Derneği
43.  Yenişehir Mahallesi Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
44.  Yeryüzüne Özgürlük Derneği
45.  Yeşiller Partisi
46.  Yunuslara Özgürlük Platformu 

14 Şubat 2014 Cuma

Doğa savunucularına HES Fuarı'nda biber gazı

Barajlar ve HES Yapım Teknolojileri Fuarı’nın açılışında doğa katilleri karşılarında yaşam savunucularını buldu. 



Doğa ve yaşam savunucuları İstanbul Yeşilköy’de düzenlenen ‘Barajlar ve HES Yapım Teknolojileri Fuarı’nı protesto etti. Yeşilköy’de saat 11.30′da metronun DTM Fuar durağında buluşan eylemciler fuar alanına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında “Dereler özgürdür özgür akacak”, “HES yapma boşuna yıkacağız başına” sloganları atıldı.

Barajlar ve HES Yapım Teknolojileri Fuarı’nın yapıldığı 9. Hol önüne gelindiğinde basın açıklaması yapıldı. Eyleme katılan tüm kurumlar adına basın açıklamasını Arhavi Doğa Koruma Platformu’ndan Nazlı Demet Uyanık yaptı. Uyanık, Anadolu’nun her köşesinde yapılan HES ve baraj projelerinin doğayı, yaşamı ve kültürleri katlettiğini belirtti. Suları metalaştıran, yaşam alanlarına el koyan şirketlerin fuar yapmaya kalktığını belirten Uyanık, “Bu duruma sessiz kalmamız beklenemez” dedi.

Basın açıklaması sırasında fuar içerisinden çıkan bir kişinin “HES’leri protesto ediyorsunuz, ilkel mi yaşamak istiyorsunuz?” sözleriyle eylemi provoke etmesi üzerine doğa ve yaşam savunucuları tepki gösterdi. Tepki üzerine özel güvenlik birimleri provakatörü içeri kaçırdı.

Daha sonra eyleme katılan kurumlardan temsilciler yaptıkları konuşmalarda doğa katillerinin fuar düzenlemesinin kabul edilemez bir durum olduğunu vurguladılar. Konuşmaların ardından fuarın kapısında doğru dereleri temsilen mavi boyalı su atıldı.



Boyalı suların atılmasının ardından fuara doğru yönelen eylemcilerle polis arasında arbede çıktı. Arbede sırasında polis biber gazı sıkmaya başladı. Çıkan çatışmada polis bir eylemciyi gözaltına almaya çalıştı, ancak kitle eylemciyi polisin elinden aldı. Kısa süren çatışmanın ardından eylem sona erdi.

Kaynak: Politeknik.org.tr

12 Şubat 2014 Çarşamba

Veganarşist tutsak Osman Evcan'ın kitabı çıktı

“Vegan Tutsak” Propaganda Yayınlarından E-Kitap Olarak Çıktı!



Bu kitap, Osman Evcan ile yapılan bir nehir söyleşidir. Osman Evcan, bir vegan olarak hapishanede yaşadığı sorunlar, vegan yiyeceğe erişememesi, dolayısıyla açlık grevine girmesi ve sonrasında da adına düzenlenen  “Osman’a Vegan Yemek” kampanyasıyla 2 yıl önce siyasi gündemimize girmişti.

Bu kitap, Osman’ı daha yakından tanımak fikriyle ortaya çıktı. Osman’la uzun süredir, yazışan Can Başkent tutsağın kişisel öyküsüne dair pek bilgisi olmamasından yola çıkarak sonunda, bir nehir söyleşi yapmaya karar verdi. Mektuplaşarak yapılan bu çalışma ve arada Osman Evcan'ın cezaevi değiştirmesi süreci aksattı.

Osman’ın verdiği samimi ve uzun yanıtların yanında, kitabın sonuna medyada çıkan haberleri ve meseleye dair kimi yasal ve hukuki belgeler eklendi. Kitap, hem Osman’ı, hem de kampanyayı anlatan bir kitap oldu.

Bu kitap, kolektif bir emeğin eseri. Kapak, her zamanki gibi İç Mihrak’ın bir çalışması.

Eseri, ekitap olarak, sadece 5 Liraya satın alabilirsiniz: http://propagandayayinlari.net/osman.html Kitap, ayrıca Google Play, iTunes, Smashwords gibi uluslararası ekitap portallarında da bulunmaktadır.


Kaynak: Propaganda Yayınları web sitesi 

Osman Evcan'ın Yeryüzüne Özgürlük'e gönderdiği son mektubu şuradan okuyabilirsiniz.

1 Şubat 2014 Cumartesi

Cihangir'den Nişantaşı'na Air France Boykotu İçin Tutkal Ve Yazılar

31 Ocak 2014'ün ilk saatlerinde Cihangir'den Nişantaşı'na kadar İstanbul'da mümkün olan her zemine Air France - KLM şirketlerinin destek olduğu primat zulmü not edildi.

Talimhane çevresine AF - KLM biletlerini satın alması daha olası olan turistleri zulme karşı ayık hale getirmek için İngilizce yazılar da yazıldı.



Air France - KLM biletlerini satan Harbiye'deki Mika isimli acentenin anahtar deliği tutkallandı.


Air France - KLM'ye "halkla ilişkiler" hizmeti vererek halkın zihninden hayvanlara yapılan eziyeti silmeye çalışan Nişantaşı'ndaki Mede@m adlı PR ajansı da es geçilmedi. "Katiller: Kat 6-7" yazılarak dirikesim zulmüne destek olan bir başka firmanın adresi tespit edilmiş oldu.


Bitmek bilmeyen kuvvetli rüzgar ve devriye gezen ekipler eylem üzerinde fazla etkili olamadı. En etkili çıkış, Mede@m'in güvenlik görevlisinden geldi. Ajansın girişine bırakmak istediğimiz mesajlar bittikten sonra uyanan görevli kilidi açana kadar mekanı terk etmiştik.
Air France - KLM'nin İstanbul genel merkezini arayıp maymunları acımasız deneylere taşıyıp taşımadıklarını ne zaman sorsak "şirket politikası" gereği "yorum yok" duvarı ile karşılaşıyoruz. Hayvanları yorumsuzca laboratuvarlara taşıyıp sessizce kesiyorlar. O çığlıklar bize ulaşmadan kanlar deney laboratuvarı oluklarına akıyor. Kapitalist bilim can alarak ilerlemeye devam ediyor.

Biz her türlü işkenceyi "yorum"lamaya devam edeceğiz, göz yummuyoruz! Lütfen siz de zalimlere karşı baskı uygulayın. 0212 310 1919'u "yorum" alana kadar zorlayın, yorum yok duvarına her çarptığınızda size en yakın duvarlara yorumlarınızı yazmaktan çekinmeyin!

Son kafes kırılana dek hepimiz tutsağız.

Kaynak: Cehenneme Giden Yol 















19 Ocak 2014 Pazar

Maymun, hayvan olduğunu unutursa!




70'li yıllarda bir çay markasının reklamlarında oynayan Choppers isimli şempanzeye insan kıyafetleri giydirilerek, çeşitli ev işleri öğretilmişti. Reklamlarda Choppers çay servisi yapıyor, başka oyuncularla birlikte skeçlerde oynuyordu. Reklam kamuoyunun ilgisini çekmişti ancak maymunun davranışlarında pek çok değişikliğe neden olmuştu. Maymun artık insan gibi davranmaya başlamıştı!

Uzun süre insanlarla birlikte yaşadığı için insan gibi davranmaya başlayan Choppers tekrardan maymun olduğunu hatırlatacak şekilde eğitilmeye başlandı. Ve Choppers gibi eğitilen bütün primatların gönderildiği hayvanat bahçesine/hapishanesine gönderildi. Adı rehabilitasyon olsa da maymunlar orada üzerlerinde yaratılan tahribattan kurtulmaya çalışarak, mahvolmuşluğunu yaşamaya bırakılıyorlardı.

Üstelik reklamlarda oynatılıp insanlar gibi davranan bu maymunların davranışları diğer yabanıl maymunları da öfkelendiriyordu.

Choppers bugün 42 yaşında ve kendisi gibi reklam kurbanı olan oda/hücre arkadaşının ölümünden sonra yaşadığı travma onu yine ekranlara, gazetelere taşıdı. Choppers'ın yeterince "insanlaşmasına" izin verilmediği için bütün bunlardan habersiz olsa da, insan türünün yokedici kültürünü çok iyi tanıdığını düşünüyoruz.

3 yılda maymunluk eğitimi!
"Maymun olmayı sizden öğrenecek değiliz!"

Choppers gibi hayvanların tutulduğu yerlerde maymunlara 3 yıl boyunca insansı hareketler unutturulmaya çalışılıyor. Yani maymunlar önce insanın yapay kültürüne dair hareketlere zorlanıyorlar, ardından da doğalarına dönmeleri için bir eğitim alıyorlar! 
Eğitim, eğitim, eğitim eğitim!

Çünkü Choopers gibi maymunların konuşma, mimik, gülümseme gibi hareketler yapması insanları rahatsız etmişti.

Çünkü kendini doğadaki en "gelişmiş" hayvan olarak gören insanın yarattığı sembolik/yapay kültürünün başka hayvanlarda da olabileceği düşüncesi insanın egemenliğini sarsıyordu.

Çünkü doğanın bir parçası olduğunu unutup, efendisi gibi davranan insan bir gerçekle karşılaşmıştı: Aramızda bir fark yok!

İnsanlarla maymunların %98 aynı DNA'yı paylaşması bile insanın hegomonyasını yerle bir etmezken, dil,konuşma gibi yabancılaşmanın doruk noktaları, insan uygarlığı için bir tehdit olarak algılanıyor.

Elbette buna izin verilemez. Bilinen gerçekler sır gibi saklanmaya devam edilmeli.

Çünkü gerçekler ortaya çıkarsa hayvanlarla insanlar arasındaki uçurum gittikçe daralacak. Bu da insan egemenliğinin sarsılması demek. En basitinden konuşan hayvanlarda deney yapılması yasak. Bu yüzden yıllarca hayvanların acı çekmediği, hissedemediği yeterince zeki olmadığı bilim tarafından söylendi. Ve yine bilim tarafından bütün bunlar yalanlanıyor, her geçen gün hayvanlarla insanların benzerlikleri ortaya serilmeye devam ediyor. 

Örneğin 1980'de Washoe isimli şempanzeye konuşma öğretildikten sonra söylediği ilk şey "Beni serbest bırakın" olmuştur. Washoe defalarca kafesinden çevresindekilere bunu tekrarlayarak kafesinden onu serbest bırakmalarını istedi. Ancak böyle bir şey olmadı Washoe 42 yaşında kafesinde  öldü!

Türkiye'den de bir dönem fenomen olan Çarli'yi hatırlayacaksınız. Şu anda kaç kişi onun başına gelenleri biliyor ?

Çarli'de tıpkı Choppers gibi yıllarca dizilerde, tiyatrolarda, reklamlarda oynadı. Artık dizilerde oynayamayacağı kadar yaşlandığı için yapımcı şirketi en sonunda üzerinden çok para kazandığını itiraf ederek Çarli'yi İngiltere'deki bir rehabilitasyon merkezine "ücretsiz" verdiklerini açıkladı.

Katiller aranızda!
Patronlar, pazarlamacılar, reklamcılar, set ekipleri... Tecavüzcüleriniz, katilleriniz 3. sayfa haberlerinde, mahallenizde değil; televizyon ekranlarında, plazalarda!

Bir maymunun film stüdyosunda, dizi setlerinde, tiyatrolarda ne işi var?
Bir yere kapatılmaya, bir işte çalışmaya eğitim yoluyla uyum sağlayan 'bazı' insanlar, bütün canlıların da köleliğe rıza göstereceğini zannediyor.

Beni serbest bırakın diyen Washoe, Çarli, Choppers, Flipper, Lesi gibi binlerce hayvan dizilerde filmlerde kapitalizm tarafından kullanılıp bir yere atıldı. Tıpkı "Tanrılar Çıldırmış Olmalı" filminde oynatılan yerli kabileler gibi, tıpkı varoşlardan ünlenip üzerlerinde para kazanıp sonra huzur evinde ölümü bekleyen insanlar gibi hepsi kapitalizmin kurbanı.

Seyirci olmak, hareketsiz kalmak, tepki vermemek hayatımıza o kadar işlemiş ki, bu yönde o kadar eğitilmişiz ki; canlıların katline, canlıların acılarına pembe dizi muamelesi yapıyoruz. Bütün bu sirklerden, reklamlardan, canlıların türlü türlü acılarından hastalıklı bir haz alıyoruz. Kendi kökünden kopmuşluğumuzu, aidiyetsizliğimizi hayvanlarda da görmek istiyoruz.

Ne modern insanlar ne de hayatları çalınmış bu hayvanlar hiçbir yere ait değiller! Ne ormanlar ne de şehirler...

Katledilen yok edilen tüm canlılar için; son ekran kırılıncaya dek, son sahne yok olana dek, son ağaç kesilinceye dek, son plaza yıkılıncaya dek, son laboratuvar yanıncaya dek, son kafes boşalıncaya dek, uygarlık yok olana dek Uzlaşma Yok!


İnsana, hayvana yeryüzüne özgürlük 




Washoe

























17 Ocak 2014 Cuma

Etin Cinsel Politikası: Rüzgar gibi pişti!



Çok kısa bir süre önce hayvan özgürlüğü alanında çalışmalar yürüten Güray Tezcan ve Mehmet Emin Boyacıoğlu tarafından Türkçe'ye "Etin cinsel politikası" isimli bir kitap çevrildi. Kitap çok kısa sürede İdefix'te çok satanlar listesine girerek basında geniş yer buldu.  

Etin ataerki, cinsellik, sömürü, tahakküm ya da "Rüzgar gibi pişti" reklamında olduğu gibi "kadın/piliç" göndermesiyle bağlantısını göstermek için bu kitabı bir kez hatırlatmak istiyoruz. 

Etin Cinsel Politikası / Carol J Adams / Ayrıntı Yayınları

"Her on yedi saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Her bir saniyede yüzlerce hayvan öldürülüyor. "Dayak yiyen kadınlar" gerçekliği her gün yüzümüze çarpılıyor ekranlardan ve gazete sayfalarından. Çiftliklerin esir ettiği, mezbahaların katlettiği hayvanlar "marketteki et"e indirgeniyor günümüzde. Etin hem protein için zorunlu olduğuna hem de gücün kaynağı olduğuna inanmamız için örülen mit, aslında erkeğin potansiyel şiddet eğilimiyle üstünlük kurmasına neden oluyor. Etçilleri yiyen etçiller, kafamızdaki iktidar piramidinde en üste yerleştiriliyor ve bu haliyle gündelik hayatımızın her köşesine sızıyor. Reklamların neredeyse tamamında eti yenen hayvanların kadınsı temsil edilmesi ve erkek zihninde seks yapılacak kadının et veya piliç görüntüsünde olması yapbozu kendiliğinden tamamlıyor. 

İşte Carol J. Adams bu kitapta, yukarıda sayılan olguları ve genel olarak ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektiği çözümlüyor. Ona göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır; et yemek de bunun önemli bir aşamasını oluşturur. "Et yemek, erkek iktidarının her öğünde yeniden ilan edilmesidir." Onun kuramıyla, pornoda veya sof-rada (aslında erkeğin yazdığı tüm "metinlerde") parça parça tüketilen tüm adsızlar, "kayıp gönderge" olarak yeniden bedene kavuşuyor. 

Bu kitap, kadın ve hayvanın tüm yönleriyle eş olduğunu savunmuyor; yalnızca şiddet ve tahakkümden beslenen erkek egemen kültürün yeri yurdu olmadığının, zayıf bulduğu her şeyi ve herkesi "erkek" tanımının dışına atarak alt edilecek bir öteki ilan ettiğinin, özneden nesneye indirgediğinin altını çiziyor. Yiyecek/giyecek başka bir şey yokmuşçasına, birtakım canlılara yaşarken kafesi, ölürken ise kan gölünü reva gördüğümüz sürece savaşları ve ayrımcılığı olumlayan eril şiddet kültürünün ve hiyerarşinin aramızdan ayrılmayacağını hatırlatıyor. 

Bu kitapta ışık tutulan erkek şiddeti, kadın düşmanlığı, et yeme kültürü ve militarizm arasındaki bağlantılar, bugün de Carol J. Adams'ın yirmi yıl önce teşhis ettiği zamanki geçerliliğini koruyor."

Kitapla ilgili bugüne kadar yapılan röportaj ve incelemeleri aşağıdan inceleyebilirsiniz.









Kitabın yazarı Carol Adams ile yapılan röportaj ve haberleri ise aşağıdan inceleyebilirsiniz.



Lades Piliç'in yaptığı diğer görsel çalışmaları:




Hayvanlar, insan eğlencesi ya da çıkarı için kullanılamaz!

"Cinayet" adlı televizyon dizisinde bir köpeğin anesteziye alınarak ölü süsü verilip teşhir edilmesi, yine klasik bir insanmerkezcilik örneği olarak karşımıza çıktı. Hiçbir hayvan, ne eğlence ne de insan menfaati için kullanılabilir; hakları yok sayılamaz. İnsanlık, türlü bahanelerle ve göstermelik tedbirlerle bu suçlarını meşrulaştırmaya, suçlarının üstünü örtmeye çalışsa da şiddeti ne olursa olsun hiçbir insanmerkezci söylem kabul edilmemeli, reddedilmelidir. Kanal D yönetimini ve Cinayet dizisi yapımcılarını, bu suça ortak olan oyuncuları bir kez daha kınıyoruz!

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

___________________________________

Köpeklere, kedilere, atlara kıymayın efendiler!

'Cinayet' dizisindeki toprağa gömülü köpek sahnesi tepki çekmişti. Yapım ekibi köpeğe herhangi bir zarar gelmediğini açıkladı ancak uzmanlar uyutulmuş olsa bile bir köpeğin bu şekilde kullanılmasına karşı çıkıyor.


Köpekler, kediler, atlar, kuşlar… Dizi, film ve reklam sektöründe sıklıkla kullanılan bu hayvanların ortak noktası suiistimal edilmeleri... Konuyu yeniden gündeme getiren ise geçen hafta ilk bölümüyle ekrana gelen ‘Cinayet’ dizisinde kullanılan Kont isimli labrador cinsi köpek... İki dedektifin hayatını konu alan dizinin bir sahnesinde Kont, ormanlık alanda narkoz verilip toprağa gömülmüş halde görünüyordu. Peki, eğlence sektöründe hayvanların bu şekilde kullanılması doğru mu? Günlerdir tartışılan konuyu, uzmanlarına sorduk...

Çok zorunlu olmadığı müddetçe hayvanların uyutulmaması gerektiğini söyleyen Veteriner Hekim Timur Ergin, dizinin çekimleri sırasında Kont’un yanında tek bir veterinerin bulunmasını eleştiriyor. Klinik ortamında yapılmayan sakinleştiricinin büyük sorunlara yol açabileceğinin altını çizen Ergin, hayvanın aniden solunum ya da kalp yetmezliğine girmesi halinde veteriner hekimin yeterli olamayacağını, yanında mutlaka ekibinin ve cihazların olması gerektiğini anlatıyor.

Köpek psikoloğu Tamer Dodurga ise çekim sırasında uyutulmuş olduğu için Kont’un psikolojisinin kalıcı olarak etkilenmeyeceğini ancak bir köpeğin sağlık sorunu dışında sadece eğlence amaçlı uyutulmasını etik bulmadığını belirtiyor.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği aktivisti Burak Özgüner de hayvanların filmlerde ya da insan eğlencesi alanında kullanılmasını tasvip etmeyenlerden. “İnsan menfaati için hayvanlar kesilip biçiliyor, psikolojik deneylere maruz kalıyor. Hayvanlar her şekilde hor görülür, sömürülür ya da hakları ihlal edilirken insanlar gıklarını çıkarmıyor. Ama konu insan menfaatine geldiğinde hayvanların her şekilde kullanımında hiçbir sakınca görülmüyor” diyen Özgüner, sözkonusu sahneyi etik dışı buluyor.

Özgüner, hayvanın ölü vaziyetine getirilip dekor malzemesi yapılmasını kabul etmediğini aktarırken köpek eğitmeni Ali Yeşilırmak da dizi için maket kullanılabilecekken canlı hayvan kullanılmasına itiraz ediyor: “Köpeğim Max’le bir film çektik. Filmde Max’e çarpma sahnesi vardı, 25 bin lira verildi maket yapımı için. Halbuki iki saniye göründü ya da görünmedi. Bunlara dikkat edilmeli.” Hayvanların sadece sağlık amaçlı uyutulması gerektiğini söyleyen Yeşilırmak, bir örnek veriyor: “Hayvanın dişi sallanıyordur ama ağzını açtırmıyordur. Dişini çekmek için genel anesteziye gerek kalmadan 10 dakika uyutan bir ilaç verilebilir. Hayvan sadece bunun gibi basit işlemlerde uyutulmalıdır. Dizi ise ticari ve insanların gelir sağladığı bir konu. Söz konusu görüntüyü kabul etmek mümkün değil!”

‘Eğitimli köpek kullanılmalı’

Dizi ve film sektöründe ayrıca yapımcı ve yönetmenlerin kendilerini yormayacak, eğitimli köpekleri tercih ettiğini anlatan Yeşilırmak şöyle devam ediyor: “Eğitimli bir köpek sete eğitmeniyle gider, oyun gibi eğitimini yapar, sete gittiğinin farkında bile değildir. Artık ondan her ne isteniyorsa, beklemesi mi gerekiyor, havlaması mı gerekiyor, onu yapar... Eğitimli olduğu için de uyutulmasına da gerek yoktur. ‘Cinayet’teki sahnede gerçek süsü verilmek istenmiş ama normalde ‘Öl’ komutu bilen eğitimli bir hayvana ‘Öl’ dediğiniz zaman ölmüş gibi yatar. Belki gözleri açık olur ama gözlerini göstermeden çekilebilir ya da sonradan bilgisayarla halledilebilirdi.”

‘Çekim sadece 1 dakika sürdü’

Kont’un toprağa gömülü görüntüsünün büyük tepkilere yol açmasının ardından, yapımcı firma Adam Film, Kont’un bir veteriner eşliğinde sette bulunduğunu ve sahnenin veteriner gözetiminde kısa süreli uyutularak çekildiğini açıkladı. Kanal D’de ekrana gelen dizinin yapım sorumlusu Bahadır Atay ise dün bir gazeteye Kont’un sahne çekildikten sonra karavanda ayılmasının sağlandığını ve dizide görünen çürümüş köpek görüntüsü için bilgisayar efekti kullanıldığını söyledi.

‘Cinayet’te rol alan oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan da Twitter üzerinden bir açıklama yapmış ve “Sette sahibinin de gözetiminde, veteriner tarafından Kont’a uçakta seyahat edecek hayvanlara yapılan ve etki süresi 8-10 dakika olan –narkoz vs. değil- yatıştırıcı bir iğne yapıldı. Çekim bir dakika sürdü, Kont uyanırken üşümemesi için –veterinerin uyarısı doğrultusunda- battaniye içinde karavana alındı. Karavanda sıcak ortamda uyandı. Bu sürecin tamamı kamera arkası ekibi tarafından kaydedildi. Çekim sırasında Kont’a morarmış görünmesi için makyaj uygulanmadı. İzlediğiniz görüntü –dili de dahil- çekim sonrası bilgisayar -color correction- programları kullanılarak elde edildi. Kont setten sahibi ve veterineriyle geldiği gibi sağlıkla ayrıldı” ifadelerini kullanmıştı.

Haber: İpek İZCİ
Kaynak: Radikal

19 Ocak’ta Hrant için Agos’un önünde buluşuyoruz

19 Ocak'ta "Hrant İçin, Adalet İçin" demek istesek de artık sadece "Hrant için" Agos'un önünde buluşuyoruz. Çünkü adalete dair en ufak bir inancımız dahi yok. Unutmamak, unutturmamak için saat 13.30'da Taksim'den yola çıkacağız.

Unutmayacağız, Affetmeyeceğiz!



Hrant Dink katledilişinin 7. yılında anılıyor. Türkiye’nin pek çok yerinde Hrant Dink için anma etkinlikleri düzenlenecek. Hrant’ın Arkadaşları 19 Ocak’ta saat 13.30’da Taksim’den Agos’a yürüyecek.

Anma etkinliklerinin programına ulaşmak için tıklayın.


16 Ocak 2014 Perşembe

Lice katliamı davası ertelendi

Dönemin Jandarma Bölge Komutanı ile 16 köylünün ölümüne ilişkin açılan davada, sanıkların tutuklanması talebi kabul edilmedi. Sanık avukatları, davanın başka bir kente alınmasını talep etti.


Lice'de dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın ile 16 köylünün öldürülmesinin ardından açılan davanın ilk duruşması bugün Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Sanıkların tutuklama talebini reddeden mahkeme, duruşmayı 27 Mart'a erteledi.

Duruşmaya sanıklar, avukatları ve mağdur yakınları katılırken, sanık avukatlarının duruşmanın başka bir kente alınması için yaptıkları talebi değerlendiren mahkeme heyeti, dosyanın Adalet Bakanlığı'na gönderildiğini, oradan gelen cevabın bekleneceğini söyledi.

Mahkeme, sanıklar Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tunay Yanardağ'ın tutuklanması talebini ise, "Deliller bu aşamada yetersizdir" diyerek reddetti. Duruşma, 27 Mart'a ertelendi.

Lice Adalet Arıyor Platformu, duruşma öncesinde Diyarbakır Adliyesi'nin önünde açıklama yaptı, "Halkın evini bombaladınız korkmadınız, Allah'ın evini de mi bombaladığınız da korkmadınız" yazılı pankart açtı.

Platform Sözcüsü ve Lice Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Şaban Maltaş yaptığı konuşmada, 21 yıl önce Lice'de yaşanan olaylarda çok sayıda kişinin öldüğünü ve yaralandığını belirterek, binlerce kişinin ilçeyi terk etmesi nedeniyle büyük travmalar yaşandığını söyledi.

Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesince açılan davada dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tuncay Yanardağ'ın yargılandığını bildiren Maltaş, şöyle konuştu: "Dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş de bu dosyanın kapsamı içinde yargılanmalıdır. TBMM'de Lice olaylarını araştırmak amacıyla yeniden bir komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Dün alınan son bilgilere göre sanıkların mahkemenin naklini talep etmeleri gündeme gelmiştir. Bu nakil hukuka aykırı olup, faillerin hesap vermesine engel teşkil eden bir girişimdir."

Kaynak: ETHA

15 Ocak 2014 Çarşamba

SS Ay davasında "Yeter dosyası" kabul edilmedi

İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay'ın, ETHA hakkında açtığı davada, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, gözaltında işkenceyle öldürülen Süleyman Yeter'le ilgili gerekçeli kararı mahkemeye sunuldu. Hakim, Sedat Selim Ay'ın söz konusu davaya taraf olmadığını iddia etti. Oysa, Süleyman Yeter davasında hüküm giyen polisler, Sedat Selim Ay'ın emrinde çalışıyordu.


İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay'ın, ETHA hakkında açtığı "iftira ve hakaret" davasının 3. duruşması İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Duruşmada, Gezi soruşturmasından tutuklu bulunan ETHA Yazıişleri Müdürü Goncagül Telek ve avukatları ile Sedat Selim Ay'ın avukatı hazır bulundu. Duruşmaya ETHA emekçileri de katıldı.

Hakim Mustafa Yılmaz, Tekirdağ ve Edirne hapishanelerinde bulunan Bayram Namaz ve Ali Haydar Saygılı'nın tanık sıfatıyla alınan ifadelerinin mahkemeye ulaştığını bildirdi. Namaz ve Saygılı, ifadelerinde Sedat Selim Ay'ın başında bulunduğu TİM tarafından işkence gördüklerini anlattı.


Lice Katliamı 21 Yıl Sonra Yargıda

1993’te 16 kişinin öldürüldüğün Lice katliamında babasını kaybeden Hanım Tosun, “Eğer bir hukuk varsa tüm sorumlular yargılansın, bir daha Liceler yaşanmasın” diyor. Lice’yle ilgili davanın ilk duruşması yarın.


Lice katliamı ile ilgili yargılama, olaydan 21 yıl sonra, yarın başlıyor.

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993’te 16 kişi öldürüldü, çok sayıda ev ve işyeri yakıldı. Yüzlerce kişi göçe zorlandı.

Zamanaşımına bir gün kala tamamlanan iddianameye göre saldırıyı, o dönem yetkililerin açıkladığının tersine, PKK yapmadı. Dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Emekli Albay Eşref Hatipoğlu ile Üsteğmen Tünay Yanardağ olayın failleri olarak suçlanıyor, yarın ilk kez hakim karşısına çıkacaklar.

Peki 21 yıl önce o gün, Lice’de ne oldu?

“Bir daha Liceler yaşanmasın”

Lice’ye bağlı Licok (Çavundur) yaşayan ve katliamda babasını kaybeden Hanım Tosun, yaşadıklarını anlattı.

“O sabah köyden sabah 06:00 gibi çıktım, etraf asker doluydu yollarda panzerler vardı. Diyarbakır’a daha varmadık ki Lice’de olay çıktığı haberi geldi.”

“Ancak üçüncü gün köye dönebildim. Panzerler yolu kapatmıştı. Askerler ‘Lice’ye girmek yasak’ dediler. Köy yoluna girdik, korucular bırakmadı. Köye yaklaştığımızda yakılan evlerin dumanı yükseliyordu. Köyün girişinde teyzemi gördüm, bana ‘Başın sağolsun’ dedi, babamı öldürdüklerini böyle öğrendim.”

“Köye giren askerler, dağda veya cezaevinde çocuğu olanların evlerini yakmış. Biz de 10 ay önce ağabeyimi kaybetmiştik, korucular evimizi yakmaya gelince babam karşı çıkmış. Ona ‘Sen de teröristsin’ diyerek ahıra götürüp kurşuna dizmişler.”

“Bu olaydan sonra köyler de boşaldı, herkes göç etti. Şimdi bir hukuk varsa, Lice’yi yakanlar, insanları öldürenler ve onlara emir verenler yargılansın. Bir daha Liceler yaşanmasın.”

Yahya Berman da bianet’e yazdığı Lice ve Toplumsal Muhalefetin Yumuşak Karnı başlıklı yazısında “Bu olaydan birkaç ay önce ziyaret ettiğim kasabada devlet görevlileri, Lice’nin kurutulması gereken bir bataklık olduğunu söylemişti” diyordu.


Roboskî’deki Yürüyüşe Askerler Saldırdı

Askeri mahkemenin Roboskî soruşturması için takipsizlik kararını protesto etmek için yürüyen köylülere askerler saldırdı. Kafasına gaz kapsülü isabet eden bir kişi yaralandı.


Roboskî Katliamı’nda yakınlarını yitiren aileler Roboskî soruşturmasında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nın verdiği takipsizlik kararını ve Türkiye-Irak sınırına çekilen tel örgüleri protesto etmek için sınıra doğru yürüdü.

Sayıları 200’ü bulan köylüleri barikatlarla durduran askerlerle köylüler arasında çıkan ve askerlerin gaz bombaları kullandığı olaylarda gaz kapsülü kulağının arkasına isabet eden 17 yaşındaki Serhat Encü yaralandı.

Encü Uludere Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

28 Aralık 2011'de, Şırnak'ın Uludere ilçesindeki Ortasu/Roboskî ve Gülyazı/Bujeh köylerinden, 28'i aynı aileden 34 kişi savaş uçaklarının bombardımanıyla öldürülmüştü.

* Roboskî katliamıyla ilgili kronolojiye ve hukuki süreçle ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Bianet

Dünyanın en güzel işgal evi


Finlandiyalı fotoğrafçı Kai Fagerström, The House in the Woods isimli kitabında Finlandiya ormanlarındaki terk edilmiş evin, nasıl yavaş yavaş ama emin bir şekilde doğa ve yabanıl hayvanlar tarafından ele geçirildiğini gösteriyor. 

Onlar insanlar tarafından işgal edilen, katledilen doğalarına geri dönüyorlar. Bu yüzden bu işgal başka işgal! Bu yüzden bu işgal dünyanın en güzel işgali!

***
Devletler, egemenler ve sistem tarafından işgal edilen, çalınan hayatlarımıza karşı kırda kentte bu şekil mekanlara girip kendi doğanızı orada oluşturabilirsiniz. Freeganlar ve veganlar yolunuz açık olsun. 

Vee insan terk eder hayat başlar!